Konu:2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
Yasama Yılı:4
Birleşim:27
Tarih:10/12/2013


2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizleri televizyonları başında izleyen değerli yurttaşlarım; hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.

Bugün billboardlarda bizim bir ilanımız olacaktı. İlanımız şuydu değerli arkadaşlar: "Vatandaş vergisini veriyor, Hükûmet de hesabını verecek." (CHP sıralarından alkışlar) Ve Başbakana bir çağrı vardı "Sayıştay raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine gelsin." diye. Bu duyurumuz, üzülerek söylüyorum, maalesef yayımlanmadı, Hükûmetten korktular. Efendim, Sayın Başbakan ürkermiş, Sayın Başbakan kızarmış! Elinizi vicdanınıza koyup düşünün, vatandaşın vergi ödediği bir ortamda Hükûmet hesap vermeyip de ne yapacak? Bunu istemek ne zamandan beri suç olmaya başladı? Bunu yayımlamak ne zamandan beri korkunun bir unsuru hâline gelmeye başladı? Nasıl bir iktidardır, nasıl bir yapıdır, bunu anlamakta zorlanıyorum değerli arkadaşlarım.

Bir vatandaşın en doğal hakkı şudur demokrasilerde: "Benim ödediğim vergileri nereye harcadınız?" Demokrasinin çıkış kaynağı da budur. Bir yurttaş bunu sormayıp da neyi soracak? Bu ülkede doğan her yurttaş doğduğu andan itibaren vergi öder; annesi altına bez alır, vergi öder; mama verir, vergi öder; su içirir, vergi öder; sadece, teneffüs ettiği havada vergi yoktur. Vergi bir insanın yaşamında bu kadar önemlidir. Mademki vergi ödüyor bu vatandaş, bu vergilerin nereye harcandığını da sorma hakkına sahiptir. Nasıl öğrenecek bunu? Çağdaş demokrasiler bunun yolunu bulmuşlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetimi doğrudan Başkanlığa bağlı olan Sayıştaya vermişler. Gidin, Amerika'da da bu böyledir, Japonya'da da böyledir, Rusya'da da böyledir, Fransa'da da böyledir. Dolayısıyla, bizim adımıza, yasama organı adına denetim yapacak olan kurum Sayıştaydır ve Sayıştayın raporu da Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmek zorundadır.

Değerli milletvekilleri, bütçe yasası diğer yasalar gibi değildir, bütçe yasasının bir özelliği vardır. Bu özellik sadece adının "bütçe yasası", adının "kesin hesap kanunu" olmasından kaynaklanmıyor. Anayasa'da da özel düzenleme yapılmıştır. Diğer tasarıların nasıl yasalaşacağı bellidir ama bütçe yasasıyla ilgili özel düzenleme yapılmıştır. Örneğin, Anayasa'nın 162'nci maddesi der ki: Yılbaşından yetmiş beş gün önce Bakanlar Kurulu bütçe tasarısını Parlamentoya sunmak zorundadır. Elli beş gün Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmek durumundadır. Yani "Bütçe yasasını getirip torba yasa gibi on dakikada Parlamentoda geçiremezsiniz." diyor Anayasa. Aynı şekilde, kesin hesap kanunu için de "Yedi ay sonra Bakanlar Kurulu hükûmete sunmak zorundadır kesin hesap tasarısını." diyor. Değerli arkadaşlarım, bunları niye getiriyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi, yani yasama organı yürütmeyi sağlıklı bir süre içinde denetlesin diye. Elli beş gün Plan Bütçe Komisyonunda, Genel Kurulda yıl sonuna kadar değerlendirsin, tartışsın, ayrıntılarına baksın ve ondan sonra gereğini yapsın.

Değerli arkadaşlarım, işin özü şudur: Hesap vermek bir iktidar için zül değildir, hesap vermek bir iktidar için onurdur, namuslu bir görevdir hesap vermek, tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmaktır hesap vermek ama siz hesap vermekten korkan bir Hükûmeti destekleyeceksiniz, en büyük endişem bu. Bu Hükûmet hesap veren bir Hükûmet değildir. Hesap vermeyen Hükûmet "yolsuzluklara bulaşmış Hükûmet" demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

2001 krizini biliyorsunuz, hepimiz biliyoruz, Türkiye'nin neleri yaşadığını hepimiz gördük. O krizden sonra devlet yeniden yapılandırıldı. Bankalar vardı, Bankalar Kanunu yoktu, Sayıştay sağlıklı denetim yapamıyordu, Kamu İhale Yasası yasa olmaktan çıkmıştı. Rahmetli Bülent Ecevit o dönemin koalisyonu içinde bütün bunları büyük ölçüde gerçekleştirdi. Bankalar Yasası çıktı, BDDK kuruldu, diğer bağımsız ekonomik kuruluşlar kuruldu. Böylece politikanın Kurumlara doğrudan müdahalesi büyük ölçüde engellenmiş oldu.

2010 yılında bir Sayıştay Yasası geldi, tasarı olarak geldi. Niçin geldi? Uluslararası denetim standartlarına göre kamu harcamalarını ve gelirlerini Sayıştay denetlesin diye. Kim adına? Türkiye Büyük Millet Meclisi adına. Değerli arkadaşlarım, sonra, Avrupa Birliği kriterleri esas alınsın, biz AB üyesi olmak istiyoruz, onların kriterlerine uygun bir Sayıştayı oluşturalım diye. Yasa geçti. Yasanın 38'inci maddesini size okuyorum değerli arkadaşlarım, şu anda yürürlükte olan Sayıştay Yasası'nın 38'inci maddesi: "Dış denetim genel değerlendirme raporu ile Kurulca görüş bildirilen kamu idarelerine ilişkin denetim raporları -altını bir kez daha çiziyorum- Sayıştay Başkanınca genel uygunluk bildirimi ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur."

Değerli arkadaşlarım, bu var, kamu idarelerine ilişkin denetim raporları, şu: Gümrük ve Ticaret Bakanlığının denetim raporu, gerçek denetim raporu, gerçek denetim raporu. Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen rapor hangisi? Şu, arkadaşlar. İkisini gösteriyorum size. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, kul hakkı yemenin günah olduğunu söylüyorsunuz değil mi? Yolsuzlukları en başta bu Parlamentonun engellemesi gerektiğine inanıyorsunuz değil mi? Elinizi vicdanınıza koyup oy kullanacaksınız değil mi? Şu soruyu niye kendinize sormuyorsunuz: Bu rapor niye gelmiyor da bu rapor geliyor? Bu raporu bu hâle kim getirdi, nasıl ayıklandı bunlar? İkisi de aynı rapor, ikisi de Sayıştayın ama bu geliyor Parlamentoya. Niye geliyor değerli arkadaşlar, hangi gerekçeyle geliyor? Bir Allah'ın kulunun çıkıp Parlamentoya bunu izah etmesi lazım. Benim yasama yetkimi yürütme organı kısıtlayamaz, böyle bir yetkisi yoktur. Eğer siz "Hayır, biz milletvekili değiliz, iktidar bizi istediği gibi yönlendirir, ben zaten buraya milletvekili seçildim, bir kişi beni seçti, o ne emrederse ben onun gereğini yaparım; yolsuzluk olmuş, ülke batmış, kul hakkı yenmiş benim için hiç önemli değil, ben kendimi robot bilirim, 'El kaldırın.' derler, el kaldırırım, 'El indirin.' derler, el indiririm." (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Bir Genel Başkana yakışıyor mu?

BAŞKAN - Lütfen, arkadaşlar...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Güzel, güzel! İtiraz ettiğiniz için çok mutluyum. Sizi yürükten kutluyorum, itiraz ettiğiniz için.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Sayın Başkan, saygı sınırlarını zorlamayın lütfen!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Buna önce sizin izin vermemeniz gerekir, benim istediğim o.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Bırakın da biz ona karar verelim.

BAŞKAN - Lütfen...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Güzel! İzin vermemeniz gerekir.

Bakın, bu raporların nasıl düzenleneceğine dair Sayıştayın kendi iç düzenlemesi, iç düzenlemesi arkadaşlar, rapor nasıl düzenlenir diye? Denetim bulguları -az önce 38'inci maddeyi okudum sizlere- ve önerileri bu raporda var, bu raporda yok. Mali yönetim iç kontrol sistemine ilişkin değerlendirme bu raporda var, bu raporda yok; kamu idaresi tarafından düzeltilen hususlar bu raporda var, bu raporda yok; rapora ilişkin kamu idaresinin cevabı bu raporda var, bu raporda yok; daha pek çok konu var, burada var, burada yok.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, eleştiri yapınca haklı veya haksız itiraz ediyorsunuz. Eleştiriye yaşam boyunca hep saygı gösterdim. Eleştiriden de bir politikacının ders alması gerektiğine inanan birisiyim ama ben sizin vicdanınıza sesleniyorum. Yürütme organı bunu değil de Parlamentonun önüne bunu getiriyorsa sizin bir düşünmeniz lazım arkadaşlar. Ben düşünüyorum, sizin de düşünmeniz lazım. "Kul hakkı yemeyeceğiz." diyorsunuz, peki nasıl yemeyeceksiniz arkadaşlar? Bana bir Allah'ın kulunun çıkıp izah etmesi lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMET UÇMA (İstanbul) - Birazdan izah ederiz Sayın Başkan.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bakın, Adalet Bakanlığının raporunu okuyayım size arkadaşlar. Şu, Adalet Bakanlığının raporu, son bölümünü okuyorum: "Denetim görüşü oluşturabilmek için gerekli mali rapor ve tabloları ile bilgi ve belgeler yukarıda 'Kamu idaresi mali tabloları ile denetim dayanağı amacı, yöntemi ve kapsamı' başlıkları altında açıklandığı üzere kamu idaresi yönetimi tarafından sağlanamadığı için -kamu idaresi yönetimi tarafından sağlanamadığı için- Adalet Bakanlığının 2012 yılına ilişkin mali raporu ve tabloları hakkında görüş bildirilememektedir."

Peki, değerli arkadaşlarım, benim adıma, yasama organı adına, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu harcamalarını denetleyen bir kuruma görüş beyan etmeyen, bilgi vermeyen Adalet Bakanlığının bütçesini siz hangi gerekçeyle kabul edeceksiniz? Hangi gerekçeyle? (CHP sıralarından alkışlar) Bizim iyi niyetli olmadığımızı düşünebilirsiniz "Siz muhalefetsiniz, her şeye itiraz edebilirsiniz." diyebilirsiniz. Baştan şunu söyleyeyim: Asla böyle bir niyetimiz yok. Doğrunun arkasından gitmek gibi bir görevimiz var bizim. 2011... Bakın 2011, bu raporlar gelmedi. Biz itiraz ettik mi? Hayır. Niçin? Çünkü Sayıştay dedi ki: "Yasa yeni çıktı, biz hazırlığımızı bitiremedik." Eyvallah, hiç itiraz etmedik. Geçen yıl itiraz ettik "Ya aradan bir yıl geçti kardeşim, niye gelmiyor?" diye. Ben, bu kürsüden, yine "Sayıştay raporları gelmedi." diye itiraz ettim.

Ne oldu biliyor musunuz değerli arkadaşlar? 132 rapor düzenlendi, 132 rapor; 1'i bile Meclise gelmedi. Suçlulardan birisi de -kimse kusura bakmasın- Türkiye Büyük Millet Meclisi koltuğunda oturan Sayın Cemil Çiçek'tir; kimse kusura bakmasın. (CHP sıralarından alkışlar) 132 raporu, soru önergesi verdik, istiyoruz, vermediler. Bilgi isteme yasasına göre istedik vermediler. Türkiye Büyük Millet Meclisinden, milletvekillerinden Sayıştayın raporu hangi gerekçeyle saklanır? Tertemiz olsa bütün raporları önümüze koyarlar, içinde kirli sayfalar var, kirlilikleri gösteren sayfalar var. Yürütme organı, yasama organına hesap vermek istemiyor, bunun için sakladılar, vermediler. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Torba kanun çıktı bu Parlamentodan. Torba kanuna -4 Temmuz 2012- bir madde eklendi, Sayıştayın denetim yapma yetkisi sınırlandırıldı 132 rapor gelmesin diye. Sizlerin oylarıyla oldu bu arkadaşlar. Bana, sakın bir daha bir başka yerde "Biz kul hakkı yemiyoruz." demeyin, kimse kusura bakmasın! (CHP sıralarından alkışlar) Sizin oylarınızla gelmedi. Ne oldu biliyor musunuz, ne oldu? Biz, Anayasa Mahkemesine gittik. Hani, kızıyor ya Sayın Başbakan "Siz hep Anayasa Mahkemesine gidersiniz!" diye. Anayasa Mahkemesine gittik ve dedik ki: "Sayıştayın denetim yetkisini kısıtlayamazsınız, yoksa yasama organı yürütme üzerindeki denetimini kaybeder." Anayasa Mahkemesi ne karar verdi değerli arkadaşlar, okuyayım size, şunu söylüyor gerekçeli kararında: "1) Yasama organına tanınan bütçe hakkı, sadece bütçenin yapımını değil, bütçenin uygulanmasının denetlenmesini de kapsamaktadır.

2) Sayıştay denetimi, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan Sayıştay raporlarıyla sonlanan bir süreci kapsamaktadır." Yani "Raporlar, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden olmaz." diyor.

"3) Yasama organının yürütme organı üzerindeki bütçe denetimi büyük ölçüde Sayıştay tarafından yapılan bu denetimlere dayanmaktadır." E, denetimi kaldırıyorsunuz.

"4) Öte yandan Sayıştay denetimi, demokratik devlet ilkesinin bir gereği olarak yürütmenin, halka ve yasama organına hesap verme sorumluluğunun işlevselleştirilmesinin en önemli araçlarındandır.

5) Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarını denetleyen Sayıştayın bu görevini ifa ederken yürütme organından tamamen bağımsız olarak hareket etmesi gerektiği de kuşkusuzdur." Ve iptal etti. İptal etti, biz yine istedik, yine vermediler.

Ben merak ediyorum değerli arkadaşlar: Hadi muhalefet olarak biz itiraz ediyoruz ve raporları istiyoruz; siz iktidarsınız, niye siz istemiyorsunuz? Siz milletvekili değil misiniz? Milletvekilisiniz. Başımızın üstünde yeriniz var. Yürütme organı yani şu arkada oturanlar bu Parlamentoya saygı göstermiyorlar, saygı gösterseler benim adıma denetim yapan organın bana raporunun gelmesini engellemezler. Siz bu engellemeye destek veriyorsunuz. Biz itiraz etmeyeceğiz de kim itiraz edecek?

Değerli arkadaşlarım, ne oldu biliyor musunuz? 2013'te yani bu yıl bir yasa daha geldi Sayıştayın denetim yetkisini tamamen kaldırmak için. Biz itiraz ettik, medya itiraz etti, sivil toplum örgütleri itiraz etti, Sayıştay itiraz etti, o şimdilik bekliyor bir köşede, çıkmadı. Raporların gelmesi gerekiyordu buraya, şu raporların, bunların değil.

LÜTFİ ELVAN (Karaman) - Orada yargılamaya esas hususlar da var, o rapor gelemez.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Ne oldu? Sayıştay üyelerini bu kez devreye koydular. 50 Sayıştay üyesinin 42'sini bu Hükûmet seçti ve içindeki bütün yolsuzlukları ayıkladılar. Bir kısmı medyada çıktı, bizim elimizde de var. Ama, bizim elimizde olması önemli değil, bu Parlamentonun bilgisi içinde olması lazım. İktidar milletvekillerinin de "Ya, ne oluyor arkadaşlar?" demesi lazım, sorgulaması lazım. Sizi bakan koltuğuna oturttuk, ne diye? Yolsuzlukları örtün diye değil, dürüst davranın diye, her kuruşun hesabını Parlamentoya verin diye oraya oturttuk sizi ama tam aksi yapıldı.

Değerli arkadaşlarım, bu bütçe meşru bir bütçe değildir. Bütçesi meşru olmayan bir hükûmetin, parlamentoda hesap vermeyen bir hükûmetin meşruiyeti her zaman tartışılır. Bütün demokrasilerde bu böyledir, hangi ülkeye giderseniz gidin. Sadece bunun istisnası totaliter rejimlerdedir. Orada parlamento, yasama organı sadece göstermelik bir kurumdur çünkü yürütme organı parlamentoyu istediği gibi yönlendirir.

Güçler ayrılığı ilkesinden az önce bir arkadaş bahsetti. Hangi güçler ayrılığı ilkesi arkadaşlar? Sizin bilgi alma hakkınızı engelliyorsa yürütme organı, hangi güçler ayrılığından söz ediyoruz?

Değerli arkadaşlarım, Sayıştay da Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermeyerek o da ayrı bir suç işlemiştir.

Diyeceksiniz ki değerli milletvekilleri, sadece yasa dışılık bu kadar mı yani? Bununla olsa hadi idare edelim, bir şey olmaz. Ne olacak yani? Biraz yolsuzluk olmuş, dosyalar örtülmüş, kapatılmış, bununla idare edelim. Bakın, değerli milletvekilleri, bu Parlamentonun sorması gereken bir şey var. Bu yürütme organı bu Parlamentoya saygı duymuyor. Bu yürütme organı, bu Hükûmet bu Parlamentoya saygı duymuyor, değer de vermiyor. Neden? Bakın, Hükûmet bir yasa çıkardı, Orta Vadeli Plan, Orta Vadeli Mali Plan şu tarihlerde ilan edilecektir diye. İlan edilecek ve Meclise gelecek bunlar. İlk çıkardıkları yasada mayıs sonuna kadar Orta Vadeli Program gelecekti, Orta Vadeli Mali Plan da haziran sonuna kadar gelecekti. Hiç buna uymadılar. Yasama organı yasa çıkarmış, "hikâye" dediler, "Yasama organı ne olacak, ben ne dersem onu yaparlar." Sonra ne yaptı? Baktı ki bir türlü olmuyor, bir kanun hükmünde kararname çıkardılar, dediler ki: "Orta Vadeli Program'ı mayısta değil de biz eylül ayı sonuna kadar götürüp verelim; Orta Vadeli Mali Plan'ı da haziran ayı sonuna kadar değil de 15 Eylüle kadar verelim." Buna bile uymadılar arkadaşlar, buna bile uymadılar. Kim uymadı? İşte bunlar uymadılar, bu Hükûmet uymadı.

Şimdi, sizin şu soruyu kendinize sorma hakkınız yok mu: "Ya, biz burada yasama organıyız, yasa çıkarıyoruz, vatandaş uymadı mı burnundan getiriyoruz..." Peki, bunlar uymadığı zaman ne oluyor? Siz el kaldırıyorsunuz, bunları aklıyorsunuz. Vicdan sahibi olan herkese, herkesin vicdanına seslenmek istiyorum: Bunlara oy verip el kaldırmak... Yasama organına değer vermeyen bir iktidara hangi gerekçeyle siz değer vereceksiniz, el kaldıracaksınız ve bunların bütçesini aklayacaksınız? Sadece bu mu? Bu da değil arkadaşlar, bu da değil. Çünkü yasama organı diye bir organı tanımıyorlar.

Bir örnek daha vereceğim. Ekonomik Sosyal Konsey rahmetli Ecevit'in döneminde kurulmuştu. Bütün çağdaş ülkelerde var benzer kuruluşlar. Sonra, bir yasası çıktı. Sayın Başbakan dedi ki: "Ekonomik Sosyal Konsey çok önemlidir, bunun anayasal kurum hâline gelmesi lazım." Eyvallah. Anayasal kurum hâline geldi, Anayasa'da çıktı, Ekonomik Sosyal Konsey de var.

Bakın, değerli arkadaşlar, kanunu okuyorum: "Konsey Başkanı Başbakandır" diyor. Üç ayda bir toplanması lazım. Eğer acil bir durum çıkarsa daha erken de olağanüstü toplanabilir. En son ne zaman toplandı değerli milletvekilleri, bilen var mı? 5 Haziran 2009. 2009, 2010, 2011, 2012, 2013; üç ay değil, beş ay değil, üç yıl değil, beş yıldır toplanmıyor.

Peki, değerli arkadaşlar, bir anayasal kurumu iğdiş eden bu Hükûmete siz nasıl "evet" diyeceksiniz? "Anayasal kurumu, tanımıyorum bu kurumu ben." diyor. (CHP sıralarından alkışlar) E, ben size şu soruyu sormak istiyorum: Siz el kaldırdınız, bu yasa çıktı. Ne diye yasa çıkarıyorsunuz? Hükûmet uygulasın diye. Hükûmet yasaları çiğnerse vatandaşa ne diyeceğiz biz?

Değerli arkadaşlarım, bu Hükûmetin çok defosu var. Sayın Başbakan kalktı, 19 Kasım 2013'te bir konuşma yaptı AKP Grubunda. Efendim, diyor ki konuşmasında: "Amerika Birleşik Devletlerinde, Oregon'da, 5 bin kişiye su temin edecek depo ve tesisatın kurulması için TİKA'yı devreye koyduk." Oregon'da bir Kızılderili kabilesi var, Kabile Şefi Moses, buna 200 bin dolarlık çek vermişler, Kızılderililer su içsin diye. Güzel, bizim Kızılderililere yardım yapılmasın diye bir düşüncemiz yok zaten. Eğer bunlar susuzsa, Amerika Birleşik Devletleri bunlara su sağlamıyorsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin devreye girip su sağlaması bizi mutlu eder. Ama biz de baktık ya, bu Kızılderili kabilesinin nesi var, nesi yok diye. Okuyorum size değerli arkadaşlarım, kendi İnternet sitelerinden okuyorum:

1) Tatil köyleri var.

2) Kumarhaneleri var.

3) Orman ürünleri işletmesi var.

4) Plazaları var.

5) Kompozit ürün fabrikaları var.

6) Risk sermayesi şirketleri var.

7) İnanamayacaksınız, Oregon'un en büyük barajlarına da sahipler bunlar ve siz oraya su götürüyorsunuz.

Ya, arkadaşlar, neden bu Sayıştay raporları buraya gelmiyor, hiç düşündünüz mü? (CHP sıralarından alkışlar)

Ayrıca, bu Kızılderili kabilesinin enerji ve su şirketi var.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayıştay raporları buraya gelse herhâlde bütün gerçekler daha farklı bir şekilde çıkacak ortaya. Bunlar ortaya çıkmasın diye buraya getirmiyorlar. Sizi aldatıyorlar, kimse kusura bakmasın, sizi aldatıyorlar, size doğruları söylemiyorlar.

Kızılderili kabileye su götürmek için 200 bin dolar para harcayan şu Hükûmete sormak isterim: Ordu merkeze bağlı Gökömer köyünde su yok, Ordu Merkeze bağlı Gökömer köyünde. (CHP sıralarından alkışlar) Antalya Gazipaşa'ya bağlı Küçüklü'de su yok arkadaşlar. Sen kalkmışsın, taa Kızılderiliye, kumarhanesi olan, barajı olan, su şirketi olana 200 bin dolar çek veriyorsun. Pes yani! Ne diyeyim, Allah akıl fikir versin. Bunun hesabını soracak mıyız? Ya, arkadaşlar, yasama organı olarak soracağız, muhalefet olarak değil. Biz Hükûmetin, yürütme organının bütçesini burada görüşüyoruz, güçler ayrılığı ilkesi var; siz yürütme organının bir parçası değilsiniz. Genelde iktidarı destekleyen arkadaşlar kendilerini yürütme organının bir parçası olarak görüyorlar. Sizin göreviniz bunları denetlemektir. Denetlemezseniz demokrasi olgunlaşmıyor, demokrasi sağlıklı bir raya oturmuyor. Har vurup harman savuruyorlar ve sizler seyrediyorsunuz. Bu olmaz.

TİKA ne yapmış sonra? Tunus'a da yardım yapmış. Ne yardımı biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Diyeceksiniz "Mutlaka oradaki yoksullara yardım yapmış." Yok, arkadaşlar. 6 adet TOMA aracı göndermiş oraya. (CHP sıralarından alkışlar) Toplumsal olay kalkanı göndermiş polisler kalkan kullansınlar diye, vücut koruyucu kalkan göndermiş, Robocop elbiseleri. Poliüretan cop göndermiş Tunusluları iyice dövsünler diye ve bir de 5 bin adet de kelepçe göndermişler. TİKA'nın görevi bu mu Allah aşkına, bu mu TİKA'nın görevi, kelepçe mi göndermek? Şimdi, ben bunu bu Hükûmete sormayacağım da kime soracağım? Tamam, siz bunu bu açıklıkla soramazsınız, bari kapalı kapılar ardında sorun arkadaşlar. "Hadi demokrasi" diyorsak böyle bir yapı olmaz ki. Bunlar Sayıştay raporlarının buraya neden gelmediğinin gerekçeleridir. Bunun için gelmiyor.

Yalnız, bu Hükûmeti takdir ediyorum. Bakın, Hükûmet kadar halkı aldatma konusunda becerikli, ben Türkiye'de böyle bir Hükûmet görmedim. Müthiş bir şey, müthiş bir şey! (CHP sıralarından alkışlar) Rakamlarını vereceğim, Sayın Başbakanın da gelip bu rakamları düzeltmesini çok arzu ederim.

Bakın, değerli arkadaşlar, en büyük başarı ne diyorlardı: "Biz şu kadar para harcadık, gelirler arttı, şöyle oldu, Türkiye büyüdü, mucizeler yarattık." Değil mi, bunu söylüyorlardı. 1946-2002 ortalama büyüme hızı -geometrik ortalamaya göre yapıyorum çünkü kamu da geometrik ortalamaya göre yapıyor, bizim rakamlarımız değil kamunun rakamları- yüzde 5,1. 2003-2013 arası ortalama büyüme yüzde 4,8. 5,1; 1946-2012, darbeler oldu, moratoryum ilan edildi, 5 sente muhtaç dönemler yaşandı, ortalama büyüme 5,1; şimdi 4,8.

Olabilir, bakın, biz 4,8'lik bir büyümeyi küçümsemiyoruz, onun da altını çizelim. Ne dedik? Doğruya doğru, eğriye eğri. Ama ben 4,8 büyümeyi benimle beraber yola çıkan ülkelerle kıyaslarım. Biz bu sürede 4,8 büyüdük, bizimle aynı konumda olan ülkeler yüzde kaç büyüdü? 6,4. Arzu eden arkadaşlara bütün bu ayrıntılar verilebilir.

Soru şu değerli arkadaşlar: 4,8 büyümek için kaç lira kaynak kullanıldı? Bu rakamları da değerli milletvekili arkadaşlarımın not etmesini isterim. 2003-2013 arasında bu hükûmetlerin kullandığı kaynağı söylüyorum: 133 milyar dolar iç borç kullandılar, 2013'ün ilk altı ayı için verdiğim rakam. 238 milyar dolar dış borç kullandılar 2013'ün ilk altı ayı için. 50,5 milyar lira özelleştirme yaptılar 2013'ün Kasım ayı itibarıyla. 1 trilyon 257 milyar dolar vergi topladılar Ekim 2013 itibarıyla. Toplam 1 trilyon 678 milyar dolar kaynak kullanıldı 4,8 büyümek için.

Peki, yüzde 5,1 büyüyen o 1946-2002 döneminde kaç lira kullanıldı, ne kadar kaynak kullanıldı? Rakamlar var, onları da söyleyeyim. 775 milyar dolar para kullanıldı. 1 trilyon 678 milyar lira kaynak kullandılar, 4,8 büyüdüler; 775 milyar dolar kaynak kullandılar, yüzde 5,1 büyüdüler. Bu kaynağın hesabını sormamız gerekmiyor mu? Gerekiyor. Neden bu Sayıştay raporları gelmiyor? Bunu sorgulamayalım diye gelmiyor arkadaşlar. Onun için gelmiyor, Hükûmet korkuyor.

Bakın, on bir yılda ne oldu ayrıca? On bir yılda sanayi tabanı eridi, sanayi tabanı eridi Türkiye'de. Benzer ülkelerle örnek vereceğim size: Brezilya'da sanayi tabanı -98-2011 rakamları bunlar çünkü Dünya Bankası rakamları, diğer yıllar yok- 1,8 büyümüş, Endonezya'da yüzde 2, Meksika'da yüzde 7, 8, Çin'de binde 4, Hindistan'da yüzde 1; Türkiye'de 7,7 küçülmüş, sanayi tabanı erimiş. Ben söylemiyorum, Dünya Bankası söylüyor. Bu kafayla ilk 10'a girebilir miyiz? Diyorlar ya "İlk 10'a gireceğiz." diye.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) - Ne dediysek yaptık.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bu kafayla ilk 10'a girmeyi unutun arkadaşlar, bu kafayla ilk 10'a girmeyi unutun. Neden, biliyor musunuz?

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Gireriz inşallah. Temenni edin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Temenni ediyoruz. Bunlarla giremez diyoruz yoksa ilk 10'a girebiliriz. Üretime endekslerseniz Türkiye'yi, tüketime değil; üretime endekslerseniz... Üstelik, üretim sıradan üretim de değil, ona da geleceğim biraz sonra.

Bakın, Güney Kore ile Türkiye'yi kıyaslıyorum, Güney Kore-Türkiye:

1980: İlk 20 içinde Türkiye 18'inci, Güney Kore 24'üncü sırada. Bu rakamlar da bana ait değil, Dünya Bankasına ait rakamlar. 1987: İlk 20 içinde Türkiye 14'üncü sırada, Güney Kore 15'inci sırada. 24'ten geldi 1 puan altımıza. Geçiyorum, 2002: Türkiye 17'inci sırada, geriledik; Güney Kore 14'üncü sırada. 2015; Türkiye 16'ncı sırada Güney Kore 12'nci sırada. Dünya Bankasının tahminleri: 2018: Türkiye yine 16'ncı sırada Kore 11'inci sırada.

Değerli arkadaşlarım, Güney Kore'yle Türkiye'yi niye kıyasladım? Biz Güney Kore'den önce otomobil yapan bir ülkeyiz. Bugün Güney Kore'nin dünya çapında 3 tane otomobil markası var, Türkiye'nin yok.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) - Sayın Genel Başkan, burada demir ağı kim kapattı, Türkiye'nin ürettiği uçağı kim kapattı? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Hayır, lütfen arkadaşlar. Sayın Külünk... Sayın Külünk...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Gelirsiniz burada konuşursunuz. Açık çek veriyorum, Sayın Başbakan arzu ederse sadece ekonomiyi konuşmak üzere bu Parlamentoda yan yana gelebiliriz, arzu ederse, Sayın Başbakan da arzu ederse. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) - Lütfen 1940'ların Cumhuriyet Halk Partisine bakın.

BAŞKAN - Sayın Külünk... Sayın Külünk.. Değerli arkadaşlar, böyle bir âdetimiz yok, Sayın Genel Başkanın sözünü kesmeyin lütfen dinleyin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Gerçekler acıdır arkadaşlar, acı olduğu için söylüyorum.

Bakın, sanayide neden bu hâle geldik, neden bu hâle geldik? Örnek vereceğim size. Sanayide kullanılan akaryakıtın ton fiyatını veriyorum dolar bazında, Uluslararası Enerji Ajansının rakamlarıdır, benim değil. Meksika'da 2002'den 2013'e;. Meksika'da 2012'de tonu 625 dolara sanayici kullanırken 2013'te bu 568 dolara düşüyor. Oranları veriyorum: Değişme Meksika'da 9,1 sanayicinin lehine, düşüyor fiyat, Macaristan'da yüzde 10,3 düşüyor, Kore'de yüzde 13,3 düşüyor, Polonya'da yüzde 3,9 düşüyor, İspanya'da yüzde 5,1 düşüyor, İsveç'te 2,3 ton başına akaryakıt fiyatı dolar bazında düşüyor, Türkiye'de yüzde 1,7 fiyat artıyor. Bu sanayici ne yapacak? Belki dersiniz ki: "Ya akaryakıttır, işte bunun için fiyatlar yükseldi, dolar yükseldi, biz bunu yaptık vesaire."

Elektrik fiyatlarını da vereyim size, yine Uluslararası Enerji Ajansının rakamları: Meksika'da yüzde 1,7; Macaristan'da yüzde 1,5; Çek Cumhuriyeti'nde yüzde 9,4; Polonya'da yüzde 5,7; İsveç'te yüzde 14,4 fiyatlar düşüyor sanayici lehine, Türkiye'deki artış -bırakın düşmeyi- yüzde 6,5 arkadaşlar. Sanayici neyi üretecek? Üreten insanı cezalandırıyorsunuz.

Rekabet gücü: Öldürdünüz sanayicinin rekabet gücünü. Yine rakam vereyim: 100 dolarlık bir malı imal etmek için -100 dolar- 2002'de 27 dolar ithal malzeme kullanılıyordu, 2007'de bu 39 dolara çıktı, 2011'de 43 dolara çıktı arkadaşlar, ithalat cazip hâle geldi.

Sadece sanayicimiz mi dertli değerli arkadaşlar? Sizden rica ediyorum, özellikle iktidar partisinin grubundan rica ediyorum, gidin, şu narenciye üreticisini bir dinleyin, bir sorun hâlini, "Memnun musunuz?" diye sorun. Çiftçinin hâlini bir sorun, "Memnun musunuz?" diye sorun, deyin ki: "Biz iktidar milletvekiliyiz, sizin refahınızı istiyoruz, sizin mutluluğunuzu istiyoruz, varsa bir derdiniz bize anlatın." Gidemezsiniz arkadaşlar.

HARUN KARACA (İstanbul) - Hep oradayız biz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Gidin. Gidemezsiniz. Narenciye üreticisi gelsin buraya, şu kürsüye çıkarın "Biz hayatımızdan çok memnunuz." derse ben de memnun olacağım.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Bu kürsüye çıkamaz ki narenciyeci, başka kürsüye çıkabilir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Dünyanın en pahalı akaryakıtını satıyorsunuz bu çiftçiye, en pahalı gübresini satıyorsunuz, en pahalı ilacını satıyorsunuz. Bakın, 34 milyon hektar arazi şimdi ekilmiyor, 2002'den bu yana, 34 milyon hektar arazi, 2 Trakya büyüklüğünde. Niye ekilmiyor?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Tamamı 24 milyon hektar. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Bakan, bakanların söz atması âdetten değildir. Kusura bakmayın!

Lütfen, arkadaşlar...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Sayın Bakan, kusura bakma, sen bu ülkeye saman ithal eden bir bakansın, saman, saman; saman ithal eden bakansın. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Yapmayın, yapmayın!

Buyurun, devam edin Sayın Kılıçdaroğlu.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Başbakan sana ne dedi? "Matematiği unutturdun bana." dedi Başbakan. Başbakan öyle demedi mi sana?

BAŞKAN - Lütfen...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Çıkacak oraya... Bu ülkenin toprağı mı yok Sayın Bakan, arazisi mi yok, ovası mı yok? Bir düşün bakalım ya, bu ülke nasıl saman getirdi? Nasıl saman getirdi buraya? Kalkmışsın orada konuşuyorsun. Git sor bakayım besicinin derdini.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) - Sayın Bakan, dinlesene!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Hiç önemli değil, çiftçi haciz kıskacında.

Az önce bir arkadaşım dedi ki: "Vatandaş memnun." Olabilir, olabilir.

2002 rakamını veriyorum. Sayın Başbakan buraya çıktığında veya grupta konuşma yaptığında 2001 öncesinden örnekler verir. "Faiz şöyleydi, gecelik faiz şu kadardı." Doğru, hiç itirazımız yok ama iktidarı devraldığında faiz yüzde 35'e kadar inmişti. Şimdi, gelelim 2002 rakamına; Halkbank, 2002: Esnafa açtığı kredinin faizi yüzde 45. Borcunu ödemeyen esnaf sayısı 60 bin. Geçiyorum 2013'e, eylül ayı rakamlarını veriyorum: Faiz yüzde 5; 45 değil, yüzde 5. Borcunu ödemeyen esnaf sayısı ne kadar? 60 bin değil, 280 bin arkadaşlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) - O zaman kaç kişi kredi kullanıyordu? Kullanan sayısını da söyle, kredi kullanan sayısını da söyle o zaman.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Hiç önemli değil.

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen, lütfen...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Hiç önemli değil. O rakamları da çıkarın, onları da çıkarın. Gidin esnafa sorun bakayım ya, hayatından memnun mu ya? Ya bunları hep bize mi gelip şikâyet ediyorlar, size hiç şikâyet etmiyorlar mı?

Esnaf borcunu ödemiyor. Bakın...

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - İhtiyaçlar sabit değil ki.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Peki, başka bir örnek vereyim. İtiraz edemezsiniz arkadaşlar.

Bakın, 2002; 2001 krizinden Türkiye yeni çıkmış, Başbakanlığın önünde yazar kasa atıldı, Siteler'de esnaf yürüdü. 2002'de icra dosyası ne kadar biliyor musunuz, benim değil, Adalet Bakanlığının verileri: 8 milyon 266 bin icra dosyası. Geçiyorum 2012 sonuna, devriiktidarınıza geçiyorum: 21 milyon 6 bin. Hani bu ekonomi çok iyiydi. Yahu, nasıl oluyor da krizden yeni çıkmış bir Türkiye, icra dairelerinde 8 milyon dosya var; güllük gülistanlık olan bir Türkiye'nin icra dairelerinde 21 milyon dosya var.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Niye bunlara rağmen oy almıyorsunuz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Onu bırak şimdi, ona da geliriz gerekirse. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Daha garip olan ne biliyor musunuz? Gerçekten şu Hükûmete hayranım, gerçekten hayranım, gerçekten profesyonel bir iş yapıyor. Ya, siz hiç dünyada -dünyada, bakın- icra dairelerini törenle açan bir iktidar duydunuz mu? (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) - Kapattığımız yerler de var icra dairelerini.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Yani vatandaşın boğazını sıkmak için icra dairesi açıyorsunuz, bakanlar gidiyorlar, törenle icra dairesi açıyorlar. Ne diyeyim ben arkadaşlar?

RECEP ÖZEL (Isparta) - İcra dairelerinin kapandığı yerler de var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Ne diyeyim ben buna? Yok arkadaşlar. Bakın, siz bir konuyu araştırın: 2002'de kaç icra dairesi vardı, şimdi kaç icra dairesi var?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Daha az, daha az.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Gidin, bir araştırın bakalım, sayının ikiye katlandığını göreceksiniz, ve Hükûmete hayranım dedim, hayranlığımı gizlemiyorum bakın. İcra dairelerini törenle açıyorlar.

Sayın Başbakan da Diyarbakır'a gitti, Diyarbakırlılara hapishane sözü verdi, unutmayın. Size "Eski hapishaneyi yıkacağım." dedi. Biz yıkmayacağız, oraların müze olmasını istiyoruz, insan hakları müzesi olmasını istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Başbakan gitti, dedi ki: "Burayı yıkacağım, Diyarbakırlılara söz, modern bir hapishane yapacağım."

HARUN KARACA (İstanbul) - Sözü orada verin, orada, Diyarbakır'da.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Ve hakkını teslim etmek lazım, oyunu da artırdı. Diyarbakırlılara da selam gönderiyor, demek ki hapishane ihtiyacınızı Sayın Başbakan yakında giderecek ve siz de kurtulacaksınız.

Değerli arkadaşlar, sadece devlet mi borçlandı? Vatandaş da borçlandı gırtlağına kadar. 2002, Türkiye'nin krizden yeni çıktığı dönem 2002, vatandaşın bankalara borcu 6,6 milyar lira. Geçiyorum 2013 Ekim ayına, vatandaşın borcu 6 milyar değil, 322 milyar lira. 6 milyar, 322 milyar. Borç artışı ne kadar biliyor musunuz? Yüzde 4.781. Buyurun, açıklayın. Bana sormayın bu soruyu, bunlara sorun, bunlara sorun.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Stokları var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bunlara sorun bakalım, ne diyecekler?

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Envanteri var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - "Vatandaşın stokları var." diyor. Buradan bütün vatandaşlar duysunlar -sizin söyleminizi dile getiriyorum- "Vatandaşın stoku var, o nedenle borçlanıyor." diyor.

Hangi bölgenin milletvekilisiniz Beyefendi siz?

MUHARREM İNCE (Yalova) - Söyleyemez, korkar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Bitlis Milletvekili.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Bitlis.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bitlis Milletvekili, güzel.

Bitlis tütünü ne oldu? Bitlis fabrikası ne oldu? Bitlis'in sorunu yok mu? Ne oldu Bitlis'in beş minaresi? (CHP sıralarından alkışlar)

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - İnsanımızın sağlığı önemli Sayın Başkanım. Sağlık olmadıktan sonra parayı ne yapayım?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Daha başka bir şey: Japonya'nın millî geliri Türkiye'nin 7,5 katı, millî geliri Türkiye'nin 7,5 katı. Ama bizim dolar milyarderimiz Japonya'nın 2 katı. Hiç elinizi vicdanınıza koyup "Ya burada bir yanlışlık var." diye sormayacak mısınız kendinize? Nasıl oluyor bu? Nasıl gerçekleşiyor bu?

Ne diyordu? "Yırtık ayakkabıyla siyasete girdik." diyordu. Şimdi dünyanın en zengin başbakanlarından birisi. Nasıl oluyor bu arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

Ben yırtık ayakkabıyla siyasete girmedim. Göreve başladığım andan itibaren, İstanbul Belediye Başkanlığı dâhil, Sayın Başbakandan daha fazla aylık aldım ben. Ama ben öyle dünyanın en sayılı, en zengin kişilerinden birisi değilim. Milletvekili seçildiğim gün de mal varlığımı İnternet siteme koydum çünkü tamamı benim alın terimin eseriydi. Bu böyledir. (CHP sıralarından alkışlar)

İşveren memnun değil, sanayici memnun değil, esnaf memnun değil, çiftçi memnun değil, emekli memnun değil. Bu gerçek.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) - Siz niye oy alamıyorsunuz o zaman?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Vergi denetimini bir silah olarak kullanıyorsunuz, vergi denetimini bir silah olarak kullanıyorsunuz. Vergi denetimi silah olarak kullanılamaz arkadaşlar, silah olarak kullanılamaz.

Gelir İdaresi Başkanlığını yeniden yapılandıracağız inşallah. Vergi denetimini siyasetin dışında bırakacağız. Vergi ödeyen her vatandaşı saygıyla anacağız. Bu ülkeye vergi veren, bütçeye katkı yapan her vatandaş eli öpülecek vatandaştır, dövülecek adam değildir. Siz dövüyorsunuz, siz dövüyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Ne zaman yaptınız?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) -Ben onu çok yaptım Beyefendi, hiç meraklanmayın.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Ne zaman yaptınız?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Çok yaptım.

Merkez Bankası kesinlikle özerkleştirilecek. Ne diyordu Merkez Bankası Başkanı? Karar almadan önce Başbakanla görüşüyor; olmaz, bütün dünyada itibarını kaybetti, bütün dünyada itibarını kaybetti. Ne diyordu: "Yıl sonunda dolar 1,92 olacak." Oldu mu? Olmadı. Merkez Bankası başkanları konuşmazlar, fazla konuşmazlar, siyasete bulaşmazlar, sıcak siyasetin dışında kalırlar; itibarı bu yüzdendir Merkez Bankası başkanlarının.

Ayrıca bir şey daha söyleyeyim: Burada eleştiriyoruz ama bu Parlamentoya bir kesin hesap komisyonu gerekiyor, kesin hesap komisyonu yani bütçe gerçekleşmelerini tartışacak bir kesin hesap komisyonu. Bizim düşüncemiz şu Cumhuriyet Halk Partisi olarak: Kesin hesap komisyonu kurulmalı ve onun başkanlığı mutlaka muhalefete verilmeli çünkü iktidar hesap vermeli. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Ve biz yine şunu söylüyoruz: Kesinlikle, kesinlikle siyasi ahlak yasasını çıkaracağız. Siyasi ahlak yasasının olmadığı bir parlamentoyu kabul etmiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) El kaldırıp indirme mekanizmasının dışına çıkaracağız bu Parlamentoyu, söz veriyoruz.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Hadi oradan, hadi oradan! Ne zaman yapacaksınız, ne zaman?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Birazdan göreceğiz.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Ne zaman, ne zaman?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Birazdan göreceğiz.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Tarih ver, ne zaman?

BAŞKAN - Sayın Özel, bakınız, biz...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bütün ülkelerde...

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, bir dakikanızı rica edeceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova) - O kadrolu. Sayın Başkan kadrolu o orada, onun işi, kadrolu...

BAŞKAN - Arkadaşlar, bakınız, burada bir görüşme yapılıyor, en son konuşma da Hükûmet adına yapılacak. Yani oralardan laf atarsa, kim atıyorsa, bugüne kadar ne faydasını gördü de şu müzakerenin ahengini bozuyoruz ve işimizi zorlaştırıyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) - O maaşlı...

BAŞKAN - Yapmayın arkadaşlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Başkan, maaşlı o, kadrolu.

BAŞKAN - Efendim, kim olursa olsun.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Laf başı çalışıyor.

BAŞKAN - Buyurun devam edin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, millî eğitim yani eğitim sistemi bütün dünya ülkeleri için stratejik bir alandır. Eğitimi, sabah yatıp akşam şekillendiremezsiniz çünkü çocuklarımızın geleceği artı ülkemizin geleceği millî eğitime bağlıdır. Siz ne yaptınız? 4+4+4'ü buradan geçirdiniz. Kalkınma planlarında var mıydı? Yoktu. Millî Eğitim Bakanlığının stratejik planında var mıydı? Yoktu. Peki, Millî Eğitim Bakanlığında görüşülmüş müydü? Hayır, görüşülmemişti. Bakanlar Kurulunda görüşüldü mü? Hayır, görüşülmedi. Grubunuzdan 5 değerli milletvekili bu kanun teklifini verdi; hiçbirisi eğitimci değildi, hiçbirisi.

5 yaşındaki çocuğu okula gönderdiniz, 5 yaşındaki çocuğu. Tuvaletini yapabilecek mi o çocuk, merdiveni çıkacak mı? Hiç bunu dinlemediniz. Çünkü, talimat gelmişti, "El kaldıracaksınız bu tasarıya." diye ve el kaldırdınız, geçti. Sonra ne oldu? Anneler 5 yaşındaki çocuklarını okula göndermemek için rapor almaya kalktılar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Kaç kişi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Başbakan çıktı, o anneleri suçladı "Sizin çocuğunuz geri zekâlı mıdır?" diye. Yüreğinde insan sevgisi olan, çocuk sevgisi olan bir insan, annelerin çocuklarına ne kadar titrediğini bilen bir insan o annelere dönüp, rapor alan anneye dönüp "Sizin çocuklarınız geri zekâlı mıdır?" diye suçlar mı Allah aşkına, böyle bir şey olabilir mi, insan bunu kabul edebilir mi? (CHP sıralarından alkışlar) Başbakan da biraz sonra bu kürsüye gelecek, bütün o annelerden özür dilemesini istiyorum, bütün annelerden. Her annenin çocuğu onun gözünde asla tartışılamaz. Onu suçladınız, anneyi "Rapor alıyor." diye. Ne oldu? Sonra bundan vazgeçtiler. O çocukları siz denek olarak kullandınız ya, denek olarak kullandınız. Vicdan sahibi insan o çocukları denek olarak kullanır mı? Üstelik hakaret ettiniz, hem çocuğa hem annesine hakaret ettiniz.

Değerli arkadaşlarım, PISA sonuçlarını gazetelerden siz de okuyorsunuz. Türkiye'de çocuklar neden en diplerde geziyor? Matematikte neden en diplerde? Fen bilimlerinde neden en diplerde, en sonlarda yer alıyoruz? Okuduğunu anlama yetisinde neden bizim çocuklarımız en diplerde?

SIRRI SAKIK (Muş) - Sabahleyin hepsi yalan ant içtikleri için. "Türküm, doğruyum, çalışkanım" derse böyle olur!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Sonuç eğitim sisteminden kaynaklanıyor değerli arkadaşlar. Oturup adam gibi bir eğitim sistemi kuramadık. 5 Millî Eğitim Bakanı değiştirdiler, her bakan ayrı telden çaldı ve siz 4+4'e izin verdiniz hiçbir yerde tartışılmadan. Yazık günah değil mi bizim o çocuklarımıza? Yazık günah değil mi o annelere? Sabahın köründe o çocukları hangi koşullarda okullara gönderdiler?

Ve gerçekten bu Hükûmete hayranım, bir Bakanları var, çıktı bir konuşma yaptı "Efendim, biz Müslüman ülkeyiz, bizden mucit çıkmaz, biz ara eleman yetiştireceğiz." diyor. Allah akıl fikir versin, ne diyeyim ben başka? (CHP sıralarından alkışlar) Ne demek "Bizden mucit çıkmaz." arkadaşlar? Ne demek "biz ara eleman yetiştireceğiz?" Bu ne demektir biliyor musunuz? Biz sadece parya yetiştiririz, düşünce adamı yetiştiremeyiz, bilim adamı yetiştiremeyiz demektir. Bence onu Millî Eğitim Bakanı yapsın Sayın Başbakan, iyi olur yani.

Değerli arkadaşlarım, vatandaş konuşmaktan korkuyor, iş adamı konuşmaktan korkuyor ama Başbakan da korkuyor. Bir yere gidiyor, valileri var ya, sıkıyönetim ilan ediyorlar o ilde, Başbakan gelecek, sokağa çıkmak yasak. Başbakan gelecek, bunlar eylem yapabilir, onları gözaltına alın. Başbakan gelecek, valiler seferber. Hangi çağda yaşıyoruz, hangi çağda yaşıyoruz? Demokrasiden gittikçe uzaklaştığımızın farkında değil misiniz arkadaşlar? Parlamentoya gelirken bile Sayın Başbakan 150 korumayla geliyor. İnsaf ya, insaf, 150 koruma! Bence, bakanları dışarı çıkarsın, korumalarla buraya otursun. Siz gerçek tabloyu öyle görün. (CHP sıralarından alkışlar) Bir kısmı ayakta kalacak ama başka çaresi yok, 150 kişilik yer yok burada. Böyle bir tablo olabilir mi? Vali diyor ki: "Başbakan gelecek." E, gelsin, ne olacak yani, Başbakandır, vatandaş saygı gösterecek, ülkenin Başbakanı, seçimle gelmiş. Sıkıyönetim gibi bir tablo uygulanabilir mi? Emin olun, Kenan Evren bile bunu yapmadı, Kenan Evren döneminde bile bunlar olmadı.

İstihbaratla devlet yönetilmez arkadaşlar. Devleti yönetecek adamın yüreğinde önce insan sevgisi olacak, önce budur, kural budur. (CHP sıralarından alkışlar)

"Gençler eylem yaptı." Ya, gençler bütün dünyayı eylem alanı olarak kullanırlar, bütün dünyada vardır demokrasilerde bu. Gezi eylemlerinde söylemediği kalmadı, yapmadığı kalmadı. O gencecik çocuklar, ellerinde karanfil, elinde pet şişe, su şişesi, elinde kitap... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir dakika, bir dakika, bir dakika...

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen müdahale etmeyin, değerli arkadaşlar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Doğru bilgi verelim Başkanım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Ne oldu? Çadırlarını yaktınız o çocukların, çadırlarını. Ne oldu? Fiyakasını bozdular, mizahla bozdular fiyakasını.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Mizah demeyin Sayın Başkan.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bütün dünyada saygınlığını sıfırladılar, bütün dünyada. Bakın, ister Japonya'ya gidin ister Rusya'ya, ister Amerika'ya ister Papua Yeni Gine'ye gidin, Gezi olayları Türkiye demokrasi tarihine vurulmuş silinmez bir damgadır artık, bunu herkes böyle bilsin. (CHP sıralarından alkışlar)

O gençler bizim gençlerimiz. Böyle 2 kişi kalkacak, itiraz edecek, yılmazlar. O gençler idam sehpalarından geçtiler, yılmadılar; işkencelerden geçtiler, yılmadılar; yaşları uzatıldı, idam edildi, yılmadılar. Senin TOMA'larından, biber gazından, kelepçenden, polisinden mi korkacaklar? (CHP sıralarından alkışlar) Asla korkmazlar, onlar bu ülkenin çocukları çünkü. Korkmadılar zaten, tarih yazdılar onlar. Korkan, burada oturan Başbakan, korkan bu. Ne diyor? Ya, 7 kişi öldü, 7 kişi, 10'dan fazla kişi gözünü yitirdi. Ne diyor Başbakan? "Vay, şu canım canım seramikler gitti. Otobüs durakları gitti." diyor. Ya, insan ölmüş, sende hiç vicdan yok mu ya, insan ölmüş ya! Polis öldürüyor üstelik. İnsan ölmüş, onun derdi insanda değil, ölen insanda; seramiklerde. Ya, seramiği gene yaparsın, otobüs durağını da yaparsın.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Polis de öldü.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Polis de öldü, o da bizim kardeşimiz. Sizin yüzünüzden öldü orada. Yani, pardon, affedersiniz, sizin değil, bunların yüzünden öldü, bunların yüzünden öldü. Biz, hiç ayrım yapmadık, bak, "Ölen" derken onu da dâhil ettik.

Değerli arkadaşlar, sormak istiyorum: Mala acıdığın kadar Sayın Başbakan, biraz da cana acısan ne olur, ne olur yani? (CHP sıralarından alkışlar) 14 yaşındaki Berkin hâlâ yoğun bakımda. Beyefendinin derdi ne? Seramikler gitti. Ya, bu kadar mala hayranlığı anlamak mümkün değil. Köşeyi döndünüz, zengin oldunuz yani villalarda oturuyorsunuz. Ya, bu gariban bir çocuk, 14 yaşında ya!

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Hiç yakışmıyor.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Mısır'da ölen kıza ağlarsın, burada 7 kişi hayatını kaybetmiş, yoğun bakımda var, gözünden yaş bile akmaz ya ve dönersin dersin ki: "Şu seramiklere yazık oldu, şu otobüs duraklarına yazık oldu." Bu düşünceyi anlamak mümkün değil değerli arkadaşlarım.

Son zamanlarda bir şey daha çıktı: "Elimde belge var, açıklayacağım." Daha önce bir konuşma yapmıştı Gezi olayları sırasında. Efendim, Kabataş İskelesinde, 40'a yakın, elleri meşin eldivenli insanlar türbanlı bir kız ya da anne, yanında çocuğu, çocuk arabasında, üstüne saldırıyorlar, 40'ı birden dövüyor, kadın bayılıyor, bir de üstüne idrarlarını yapıyorlar ve Başbakan çıktı bunu anlattı.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Ziyaret edecek misiniz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bana gazeteciler sorduğunda, bunu yapanların insan tanımına girmeyeceğini söyledim. (CHP sıralarından alkışlar) Ve onların yakalanıp hapse atılması, en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini söyledim. Cuma gününü bekledim, gerçekten. Nedir bunlar, kim bunu yapanlar? Cuma yok, ondan sonraki cuma da yok, ondan sonraki cuma da yok. Bir Başbakana ne yakışır? Doğruları söylemek yakışır. Elinde belge varsa, bilgi varsa, doküman varsa neden götürüp vermiyorsun bunları? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Olmamış mı bu olay?

BAŞKAN - Lütfen... Lütfen... Arkadaşlar...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Böyle bir olay varsa savcının harekete geçmesi lazım.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Var, var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Şu iktidar niye oturuyor burada? Bunlar niye oturuyor burada?

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yapmayın ya!

BAŞKAN - Sayın Kacır, lütfen...

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Beraber gidelim, ziyaret edelim o evi.

BAŞKAN - Sayın Kacır...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Sen bırak onu... Evi ziyaret etmekle olmaz bu iş. O işi yapanları cezalandıracaksın sen kardeşim. Ne demek "Ziyaret edin." Ziyaret eden doğruyu söylemiyorsa ne yapacağız? MOBESE kameralar çalışmıyormuş. Bu iktidar döneminde caminin imamını sekiz saat terörle mücadele şubesinde tutmak hangi vicdanın işidir? (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

"Belgesi var, açıklayacağım." Geçen gün gene bir şey daha, 25 Ağustos 2004 tarihli bir -biliyorsunuz- Millî Güvenlik Kurulu belgesi yayımlandı. "Efendim, bizim de elimizde belgeler var, açıklarsak yer yerinden oynar." Buradan söyleyeyim, belki duyar, Sayın Başbakan, açıklamadan bir gün önce haber ver de bari vatandaşlar evden çıksınlar, depremden zarar görmesini istemeyiz, öyle değil mi?(CHP sıralarından alkışlar) Yahu, elinde belge varsa niye açıklamıyorsun, niye açıklamıyorsun? "Belge var, yer yerinden oynar." Senin belgelerini gördük biz ama yayımlanan belgelerin hiçbirisine sahte diyemedin sen. Tıpış tıpış gittin 25 Ağustos 2004'te Millî Güvenlik Kurulu belgelerinin altına imzanı attın. Ne dediler? "Efendim o günün şartları öyleydi." Erbakan'a niye diyordun "Niye dik durmadın." diye? Üstelik tek başına iktidarsın. Millî Güvenlik Kurulu değişmiş...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Bunların cevapları verildi Sayın Başkanım.

BAŞKAN - İlave süre veriyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - ...Genel Sekreter sivilleşmiş.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakana verdiğiniz kadar vermeniz lazım.

BAŞKAN - Müsaade edin ben takdir ederim onu.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - On dakika, on dakika verin.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Efendim, neymiş? "Kararı imzaladık ama uygulamasını yapmadık." Arkadan uygulama belgeleri çıktı. Ne dedilerse arkadan belgeleri çıktı. Şimdi ne oluyor? Gazeteye ve gazeteciye suç duyurusunda bulundular; MİT, Millî Güvenlik Kurulu ve Başbakan suç duyurusunda bulundu. Ne diye? Belgeyi açıkladı diye. Halkı ilgilendiren belge suç unsuru değildir arkadaşlar. Veren suçludur, bakın, veren suçludur ama yayımlayan dünyanın hiçbir demokrasisinde suçlu konumuna gelemez. Bugüne kadar hiçbir gazeteci, dünyanın hangi demokrasisini ele alırsanız alın yayınladığı belge dolayısıyla hapse girmemiştir. Sizin devri iktidarınızda girebilir mi? "E, girebilir tabii, ne olacak? Yargıya talimat verdik, savcı bunu yapacak, e, onlar da hapse girecekler." diyor. Ama bunun arkası gelecektir. İki yüzlü bir siyaset izledi bu Hükûmet, iki yüzlü, size başka şey söyledi, kapalı kapılar ardında başka belgeler imzaladı. Siz, hâlâ, bu Hükûmete güveniyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından "Güveniyoruz, güveniyoruz." sesleri)

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) - Millet güveniyor.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Çok basit bir soru soracağım, çok basit bir soru soracağım: 2004'teki belgeyle ilgili suç duyurusunda bulundunuz ve bunu yayınları da vatan haini ilan ettiniz, güzel. 28 Şubat kararları yayınlandığında niye itiraz etmediniz? Niye "Onu yayınlayanlar vatan hainidir." demediniz? Siyasette çifte standart var mıdır? Çifte standart güden bir politikacının güven vermediğini hepimiz bilmiyor muyuz? Türkiye'yi yarı açık cezaevine döndürdünüz arkadaşlar.

Bakın, sahte isimlerle mahkemeden karar çıkartıp gazetecilerin telefonlarını dinlediler. Ne dediler? "Efendim, hâkimlerle iş birliği yaptık..." Yarın iktidar değişti, herhangi bir iktidar gelip sizin telefonlarınızı dinlemek için mahkemeden sahte isimlerle karar alırsa, siz buna "Evet" diyecek misiniz? Biz, o zaman da "Hayır" deriz, o zaman da "Yanlış" deriz, "Demokrasilerde bu olmaz." deriz. (CHP sıralarından alkışlar) "İnsan hakkı ihlalidir." deriz. Ama siz buna ses çıkarmıyorsunuz. Sorunumuz da bu değerli arkadaşlarım.

Biliyorum, Sayın Başbakan, biraz sonra gelecek buraya, 1930'lardan, 1940'lardan bahsedecek, "Şöyle oldu." diyecek, "Böyle oldu." diyecek vesaire, vesaire...

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Gelir, gelir, biraz sonra gelir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Söylesin, hiç umurumda değil, söyleyebilir de ama ben kendisine çok basit bir soru sormak isterim: 2013, Ankara'da...

BAŞKAN - Son defa süre veriyorum Sayın Kılıçdaroğlu, süreniz bitti.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - ...doğal gazı hangi gerekçeyle karneye bağladınız? Bunu öğrenmek istiyorum. Savaş hâli mi var? Yok. Doğal gaz sıkıntısı mı var? Yok. Doğal gazı niye karneye bağlıyorsunuz Ankara'da? E, herhâlde mantıklı bir cevabı öğrenmiş olacağız.

Dış politika da iflas etti, dış politika da. Ben, Dışişleri Bakanı için "çapsız" sözcüğünü kullanmıştım, kendisi de mahkemeye verdi beni. "çapsız" sözcüğünü kullandım, ya, galiba biraz yanlış yapmışız. Çünkü "Komşularla sıfır sorun." deyip de bir süre sonra bütün komşularla kavgalı hâle gelmek için bir adamın çapının olması lazım, o çap da onda var. Nasıl oluyor böyle bir şey? Suriye, kavgalı; Mısır, kavgalı; İsrail, kavgalı; Irak, kavgalı; İran, kavgalı. İran'da Başbakanı bir gün beklettiler, hiçbiriniz itiraz ettiniz mi buna? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını İran'da bir gün beklettiler görüşmek için. Putin'le yaptığı görüşmeyi, yorumlarını acaba Rusya'dan ve Türkiye'den izleyebiliyor musunuz? Başbakanın hangi konumda olduğunu izleyebiliyor musunuz?

Suriye konusunda en son bir tır yakalandı, uyuşturucu ihbarı nedeniyle yakalandı. Baktılar ki içinde Suriye'ye gidecek bir sürü silah var. Tır şoförünün ifadesini okuyorum arkadaşlar, mahkemede verdiği ifadeyi: "Ben bu malzemeleri daha önce 2 defa Reyhanlı'ya götürüp teslim ettiğim yer jandarma kontrolünün korumasında olan, etrafı çevrili bir yerdi. Zaten, oraya girebilmek için jandarma kontrolünden geçiyordum. Ancak, o aracı aramadılar, kasasına bakmadılar, bizim tırı götüren önde bir araç duruyordu, o araçla konuştular. Sonra, o karakol binasının 200 metre ötesinde etrafı çevrili bir alana bu yükü boşalttım. Boşalttığım yüklerin hepsi ambalajlı ve sarılıydı."

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine yasa dışı örgütlere silah sağlamak düşer mi? Bu, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin yani bu Hükûmetin meşruiyetini tartışma konusu yapmaz mı bütün dünyada? El Kaide'yle iş birliği yapıyorsun. Niye yapıyorsun sen? Suriye'de akan her kanın sorumlusu işte bu Hükûmettir. (CHP sıralarından alkışlar) Her damla kanın sorumlusu bu Hükûmettir. (CHP sıralarından alkışlar) "Mısır'da darbelere karşıyım." dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, ikinci defa verdiğim süre de bitti. Lütfen toparlayınız konuşmanızı.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Lütfen, rica edeceğim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - "Mısır'da darbeye karşıyım." dedi; eyvallah. Biz de darbeye karşıyız. Parti meclisinde Mısır'da yapılan darbeyi eleştirdim. Neden? Tahrir Meydanı'ndaki özgürlük ve demokrasi isteyen kitlelerin sesini kestiği için. Ben, yalnız merak ediyorum: Mısır'da, güzel, darbeyi eleştiriyorsun. El Ezher Şeyhi'ni lanetledi Sayın Başbakan. Mısır'da asıl derin kırılma yaratan budur. El Ezher Şeyhi bütün Mısır halkı için çok önemlidir. Ben bir soru sormak istiyorum, gelip bu kürsüde cevap vermesini istiyorum: Darbeye karşısın; eyvallah. Ömer El Beşir'i sen hangi gerekçeyle Türkiye'ye getirdin, altına kırmızı halı serdin? (CHP sıralarından alkışlar) Ömer El Beşir, tuğgeneral rütbesiyle darbe yaptı Sudan'da. 4 Mart 2009'da Savaş Suçları Mahkemesinde yargılandı ve mahkûm oldu. Birleşmiş Milletler rakamlarına göre 300 bin kişi Sudan'da öldürüldü, 2 milyon 700 bin kişi de evlerinden oldu. AIlah aşkına, 300 bin kişinin katilini, Savaş Suçları Mahkemesinde mahkûm edilen bir insanı, bir darbeciyi sen Türkiye'ye getirip, altına kırmızı halı seriyorsun, Mısır'la ortak tarihimiz, ortak kültürümüz var, bizi bu hâle getiriyorsun Mısır'la. Bana çıkıp bunun hesabını vermek zorundadır Başbakan çünkü Mısır'la biz ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, Irak'la ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, Suriye'yle ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, İsrail'le ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, İran'la ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz. Gerçek anlamda bu coğrafyada yurtta barışı, dünyada barışı sağlamak zorundayız; hedefimiz bu. Bir Dışişleri Bakanı getirdiler, felaket. Benim bir tavsiyem var Sayın Başbakana: Mademki Suriye'de El Kaide militanlarına silah gönderiyorsunuz, bundan sonra size tavsiyem Dışişleri Bakanını o tır şoförünün yanına oturtun, uyuşturucu ihbarı bile gelse polis onu aramaz ve böylece hiç değilse gün yüzüne çıkmadan silahları siz El Kaide'ye göndermiş olursunuz. Başka çaresi yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, işsizliği siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Bunlar iktidar olurken "işsizliği önleyeceğiz" demişlerdi. Hangi işsizliği önlediler? Eminim bize geldiği kadar, bize gelenin 3 misli size geliyordur "İş bulun." diye. Sormuyor musunuz kendinize, 1 trilyon 678 milyar dolar para harcayan bu Hükûmet niye işsizliği çözemedi, niye çözemedi? 1 trilyon 678 milyar dolar. Ne yaptılar? Bu soruyu bir sorun. Neden bu Sayıştay raporları buraya gelmiyor? Bütün bunlar için gelmiyor arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım...

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, üçüncü defa verdiğim süre de doldu. Eğer bitirdiyseniz sözünüzü... Lütfen...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Toparlıyorum. Bazı arkadaşlarımız...

BAŞKAN - Nasıl olsa son konuşmaları sizlerin yapma imkânınız var.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, toparlamak için, selamlamak için efendim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Tabii, bitiriyorum Sayın Başkanım. Selamlayacağım efendim.

BAŞKAN - Birer saat diye kararı alan sizlersiniz. Ben onu uyguluyorum, ona ilave verdim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Gerçekler acıdır değerli arkadaşlarım. Bizim görevimiz, olabildiğince bu ülke yurttaşının çektiği sorunları Parlamentoda dile getirmektir. Eksiğimiz olabilir, yanlışımız olabilir, kusurumuz olabilir ama bizim bir özelliğimiz var: Biz kul hakkı yemeyiz, kul hakkı yiyenlerden de hesap sorarız. Bu bizim görevimizdir. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)