Konu:Chp Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin "genel Görüşme Ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" Kısmında Yer Alan, Öğretmenlerin Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Verilmiş Olan Meclis Araştırması Önergesinin (10/332) Görüşmelerinin, Genel Kurulun 26 Kasım 2013 Salı Günkü Birleşiminde Yapılmasına İlişkin
Yasama Yılı:4
Birleşim:21
Tarih:26/11/2013


CHP GRUBUNUN, TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ GÜNDEMİNİN "GENEL GÖRÜŞME VE MECLİS ARAŞTIRMASI YAPILMASINA DAİR ÖNGÖRÜŞMELER" KISMINDA YER ALAN, ÖĞRETMENLERİN SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN (10/332) GÖRÜŞMELERİNİN, GENEL KURULUN 26 KASIM 2013 SALI GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE YAPILMASINA İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu, öğretmenlerin sorunlarının araştırılmasıyla ilgili önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi, bizi izleyen öğretmenlerimizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öğretmeni sorun olarak gören bir iktidarın öğretmenlerin sorunlarına eğilme konusunda ne kadar ciddi olabileceğini sizin takdirlerinize sunuyorum. Öğretmeni tanımayan, öğretmeni yan gelip yatan, öğretmeni üç ay tatil yapan, "Maaşı ona yetiyor." diyen, "Pedagojik eğitim alan bir kişi para için öğretmenlik yapmaz." anlayışı içerisinde kul köle gören bir yapının öğretmenin sorununu çözmesi mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, on bir yıllık AKP iktidarı döneminde millî eğitim yazboz tahtasına çevrilmiştir. Liyakatsiz, konunun ehli olmayan, bilgisiz, alandan gelmeyen, sınıf, okul, tebeşir tecrübesi olmayan, "Akademik eğitim almış kişilerle eğitimi yöneteceğiz." düşüncesiyle üniversiteden Bakanlığa getirilen bürokratların dayattıkları sistemle içinden çıkılmaz hâle gelmiştir millî eğitim. Uluslararası yarışmalarda ders bazında sürekli gerileyen, matematikte, fizikte, fende gerileyen, ülke içerisinde sınavlarda başarısız olan, 2 milyon insanın girmiş olduğu üniversite sınavında 500 bini kazanırken 1,5 milyonunu görmezden gelen ve her sene artan millî eğitimdeki bütçeyle övünen bir anlayışın biraz daha tutarlı, daha ciddi olmasını tavsiye ediyorum.

4+4+4 diye -Sayın Başbakanın "444" diye ifade ettiği- bir sistem getirildi. AKP'nin grup başkan vekiline, değerli arkadaşıma Millî Eğitim Komisyonunda dedim ki: Allah rızası için, sizin tayin etmiş olduğunuz, atadığınız 10 okul müdürünü getirin karşınıza, bunları sorun. "Böyle bir sistem Türkiye'ye uyar mı, uymaz mı? Derslik, öğretmen bazında buna baktığınızda, bu bir çözüm mü?" diye sorun. Ne derlerse ben o kararı destekleyeceğim diye ifade ettim. Muhalefetin her dediğini peşin olarak reddeden bir anlayış. 6 yaşında çocukların okula başlamasının başarısız olacağını ifade ettim, ikna ettim. Bilim, üniversite diyor ki: "El kasları 6 yaşına kadar ancak gelişir." Oradaki temsilciler kabul ettiler. Sayın Başbakan Adana'dan dedi ki, oradan bildirdi: "Evet, 6 yaşında başlanacak." Komisyonun kararları, düşünceleri, hepsi rafa kaldırıldı, Sayın Başbakanın dediği uygulamaya geçildi.

Değerli milletvekilleri, bir okula buradan çıkınız gidiniz, bir ortaokula, bir ilkokula gidiniz. Okul müdürüyle görüşünüz, saat on ikiyle bir arasında okula gidiniz. Yukarıda, okul müdürünün odasına çıkamazsınız. Ben dün bir ortaokula gittim, 1.800 mevcudu var. Saat yarım sularıydı, okul müdürünün odasından dışarıya ben çıkamadım; 900 çocuk inmeye çalışıyor, 900 çocuk çıkmaya çalışıyor, böyle bir okul! Müdür diyor ki: "Getirdiniz böyle bir sistem, ek dersler koydunuz, akşam yedide 6 yaşında, 7 yaşında çocuğu ben buradan, okuldan çıkarıyorum." 900 veli okulun önünde, 900 araba orada, trafik altüst olmuş ve buna siz "eğitim" diyorsunuz, "Bu kadar para ayırdık." diyorsunuz ve eğitimde iyi işler yaptığınızı ifade ediyorsunuz. Emin olun, kendinizi aldatıyorsunuz. Bunun içindeki öğretmen, yüreği kanayan öğretmen, o çocuğu gören öğretmen, o derslikten çıkan öğretmen her gün yeniden hükûmet kuruyor, hükûmet yıkıyor, "Bu nasıl iş, akıl tutulması mı var? Neden bunu bu hâle getirdiler?" diyor. Ama, maalesef, bu konuyu bilmeyen -dediğim gibi- siyasetçi, bürokrat, el birliğiyle millete kıyafet biçiyor. Neticede gelinen nokta bu, değerli milletvekilleri.

Öğretmenlik çok kutsal bir meslek. 24 Kasımda öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü'nü kutladık. 350 bin tane, o açtığınız üniversitelerden biz öğretmen yetiştirdik. O çocukların da Öğretmenler Günü'nü kutluyorum ben, onlar da "Öğretmen olacağız." hayaliyle yetiştiler ama bugün, onları sokaklara saldınız, onlara alan açmadınız.

Sayın Bakan diyor ki: "51 bin ücretli öğretmen var." 51 bin ücretli öğretmen, öğretmen değil; gidin, bir kısmı hemşire, bir kısmı hasta bakıcı, bir kısmı veteriner, bir kısmı ilçede avukat. Böyle bir öğretmenlik olur mu? Diğer çocuklar bekliyor, onları atamıyorsun, ona ödenek ayırmıyorsun; diğer tarafta bununla işi götürmeye çalışıyorsunuz.

Öğretmenlik kutsal bir meslek. Dünyanın her yerinde öğretmenlik özenilen bir meslektir. Her modern ülkede, her ilerlemiş ülkede herkes öğretmene saygı duyar çünkü toplumda en yüksek ücreti öğretmen alır, öğretmen en yüksek konfora sahiptir, öğretmenin eğlenmesi, dinlenmesi, kendisini yetiştirmesi konusunda kaynağa ihtiyacı yoktur. Öğretmeni huzurlu ve mutlu olmayan bir devletin, güvenirliği, etrafında itibarının olması mümkün değildir, kalkınması da mümkün değildir. Çeşitli rakamlarla kendi kendimizi aldatarak ülkenin kalkındığını, insanların refah seviyesinin yükseldiğini ifade ediyoruz.

Biraz gerçeğe dönüp, uygulanan bu yönetimde, ülkede öğretmenlerin içinde bulunduğu haksızlıkları maddeler hâlinde ifade etmek istiyorum:

Öğretmen meslekteyken bankalar promosyon verir. Emekli olan öğretmene neden promosyon vermiyoruz değerli milletvekilleri?

Öğretmen 3000 ek göstergeyle maaş alır. Niçin, diğerleri gibi 1'inci dereceye gelen bir öğretmen 3600 ek göstergeye sahip olmaz? Bunu yapın, birçok öğretmen emekli olacaktır, yerine de genç öğretmenler gelebilecektir.

Ormancının yıpranması vardır, itfaiyecinin yıpranması vardır, askerin, polisin yıpranması vardır, yıpranma zammı alır, yıpranma payı alır; bunları yetiştiren, geceleri uykusu kaçan, görevi olmadığı hâlde çocukların başından ayrılmayan öğretmene bu tanınmaz. Kanun teklifi hazırladım, Meclise veriyorum. Öğretmenlerin de bu yıpranma payından almalarını ve kendilerine emekli olduklarında bir katkıda bulunmasını sağlayacak bu kanuna da desteklerinizi bekliyorum.

Değerli milletvekilleri, öğretmenler, atamasından tutunuz yetiştirmelerine kadar sorunlar yumağı içerisindedir. "Öğretmenler, eş durumu, sağlık, eğitim özürlerinden dolayı senede bir defa atanacak." diyor yönetmelik. Anayasa Mahkemesi Bakanlığın bu kararını iptal ediyor. Sağlık hiç bir sene sonrayı bekler mi? Eş durumu, eşler ayrı kalmış, "Şimdi tayin olamazsın, eylülde seni tayin edeceğiz." Böyle bir anlayış olabilir mi? Bunlar, zamana sığmayacak, anında yapılması gereken atamalardır. Öğretmen ataması yapıyoruz, alıyoruz, branş öğretmenlerinden alıyoruz. Türkiye'de asıl temel eğitimi sağlayacak sınıf öğretmeni ihtiyacının karşılanması konusunda bir çabanın, gayretin, bir kapasitenin artırılması konusunda çabanın olmadığını görüyoruz. Bakanlığın, Hükûmetin bu şubat atamalarında mutlaka bir öğretmen ataması yapması ve bunda da sınıf öğretmenlerini atama konusunda daha hassas davranmasını tavsiye ediyorum.

Değerli milletvekilleri, maaşların düşüklüğü herkesin malumudur. Hükûmet, 2014 yılı için -iyileştirme adına- 75+75 lira olmak üzere, bir iyileştirme ifade ediyor yani bir yıl içerisinde, öğretmenin maaşı 150 lira artacak. Öğretmenlere buradan sesleniyorum: Almayın bu 150 lirayı. Hükûmet, mutlaka, daha acil -Suriyeli mülteciler- birçok konuda ihtiyacı olanlar var, onlara bunu versin, o eksikler tamamlansın. Ama, bir gerçeğe dönelim. Öğretmenlerin sorunlarını çözmek için herkesi gayretli ve çabalı olmaya davet ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)