Konu:Ak Parti Grubunun, Genel Kurulun Çalışma Saatlerinin Yeniden Düzenlenmesine; 8 Ve 22 Ekim 2013 Salı Günkü Birleşimlerinde Bir Saat Sözlü Soruların Görüşülmesini Müteakip Diğer Denetim Konularının Görüşülmeyerek Gündemin "kanun Tasarı Ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" Kısmında Yer Alan İşlerin Görüşülmesine; 9, 23 Ve 30 Ekim 2013 Çarşamba Günkü Birleşimlerinde Sözlü Soruların Görüşülmemesine İlişkin
Yasama Yılı:4
Birleşim:2
Tarih:02/10/2013


AK PARTİ GRUBUNUN, GENEL KURULUN ÇALIŞMA SAATLERİNİN YENİDEN DÜZENLENMESİNE; 8 VE 22 EKİM 2013 SALI GÜNKÜ BİRLEŞİMLERİNDE BİR SAAT SÖZLÜ SORULARIN GÖRÜŞÜLMESİNİ MÜTEAKİP DİĞER DENETİM KONULARININ GÖRÜŞÜLMEYEREK GÜNDEMİN "KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER" KISMINDA YER ALAN İŞLERİN GÖRÜŞÜLMESİNE; 9, 23 VE 30 EKİM 2013 ÇARŞAMBA GÜNKÜ BİRLEŞİMLERİNDE SÖZLÜ SORULARIN GÖRÜŞÜLMEMESİNE İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni yasama yılının Parlamentoya, tüm siyasi partilere ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. İnşallah, milletin sorunları bu yeni yasama döneminde hiçbir gerginliğe meydan vermeden, medeni bir şekilde burada tartışılarak kabul edilen yasalar sonucunda çözülür.

Sözlerime başlarken, İstanbul Gülsuyu'nda uyuşturucu çetelerinin saldırısı sonucunda hayatını kaybeden Hasan Ferit Gedik'e Allah'tan rahmet diliyorum. Ailesine, yakınlarına büyük sabır diliyorum.

Uyuşturucu çetelerinin cirit attığı mahalleler var. Böylesi mahallelerin olduğu bir İstanbul'da bugün, rahmete intikal eden Hasan Ferit Gedik'in cenazesinin defni sorunu var. Güvenlik güçlerinin ailenin hissiyatına, duyarlılığına kulak vererek uyuşturucu çetelerine hiçbir şekilde müsaade etmeyerek ve bu cenazenin yasa dışı örgütler tarafından istismar edilmesine de izin vermeyerek bu defni gerçekleştirmesi, bu defne imkân verecek ortamı yaratması gerekir. Ama ailenin hissiyatına, yaşadığı acıya kulak vermeden böyle bir defni güvenlik güçlerinin zorlaması, o hissiyatı kulak ardı etmesi daha doğrusu, kesinlikle doğru değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bu yıl farklı bir şey oldu. Yasama döneminin açılışından bir gün önce Sayın Başbakan, Ddemokratikleşme paketi" adı altında bir paketi kamuoyuna açıkladı. Sayın Başbakanın, "demokratikleşme paketi" adını verdiği bu paket, demokrasi adına içine birtakım kırıntıların yerleştirildiği bir paketten başka hiçbir şey değildir. Paketin açıklanma şekli, açıklanma usulü, Sayın Başbakanın üslubu ve paketin içeriği, demokrasiyle yan yana getirilemeyecek kadar terstir. Sayın Başbakan, demokratikleşme paketini tüm basınının huzurunda açıklarken o salona birtakım gazeteler ve kanallar davet edilmedi, alınmadı. Sözcü gazetesi - bendeki bilgiye göre- o salonda yoktur, Aydınlık gazetesi yoktur, Yurt gazetesi yoktur, daha birçok gazete, ulusal gazete o salonda yoktur. Yine, Ulusal Kanal o salonda yoktur, Halk TV o salonda yoktur. Sayın Başbakan "demokratikleşme paketi" adı altında bir şey açıklıyor ama demokrasinin en önemli unsuru haberleşme özgürlüğünü engelleyen bir tavır içerisinde bir açıklama yapıyor! Ulusal kanallar arasında, ulusal gazeteler arasında ayrım yapan bir anlayış demokrasi paketi açıklayamaz.

Sayın Başbakanın açıkladığı paket toplam altmış beş dakika süren bir basın toplantısıyla açıklandı. Bunun kırk dakikası genel değerlendirme bölümüne yönelik kısmıydı. Sayın Başbakan kırk dakikalık bölümde "Bu son değil, devamı gelecektir." diyerek paketin boş olduğunun veya belli bir bakış açısını yansıttığının ipuçlarını verdi. Nitekim, daha sonra paketi açıkladı. Paketin açıklanma bölümü de yirmi beş dakikaydı; kırk dakika genel değerlendirme yaptı, yirmi beş dakika paketin açıklamasına verildi ve maalesef, paket, demokrasi adına umutlanılabilecek bir paket olarak çıkmadı. Son derece eksik, yanlış, külüstür bir demokrasi anlayışını yansıtan paket, Sayın Başbakanın kendi otoriter anlayışını yansıtan, bu otoriter anlayışın devamını amaçlayan paket, kendisinin demokrasiyle bağdaşmayan tutumunun, politikasının devamını amaçlayan paket, bir demokrasi ayıbı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin önünde duran "tutuklu milletvekilleri" gibi bir sorunu çözmeye yönelik hiçbir adımı içermiyor. Paket, bir hukuk devletinde olmaması gereken "özel yetkili mahkemeler" gibi mahkemelere son verilmesi gibi bir adımı kapsamıyor.

Paket, Gezi olayları nedeniyle ortaya çıkan özgürlük taleplerini karşılayacak bir ipucuna, bir düzenlemeye, bir işarete, bir müjdeye sahip değil; tam tersine, Gezi olayları nedeniyle Türkiye'nin bundan sonraki döneminde onu tekrar edecek şekilde ortaya çıkabilecek olan muhtemel hareketlere gözdağı vermeyi amaçlayan adımları kapsıyor. Sayın Başbakan diyor ki: "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nu değiştiriyoruz, katılımcı bir anlayış getiriyoruz." Vali sivil toplum örgütleriyle görüşecek ama son kararı yine kendisi verecek!

Sayın Başbakan bir adım atıp da "Toplantı ve gösteri yürüyüşü, ifade özgürlüğünün bir parçasıdır. Bu hak, ifade özgürlüğü hakkıdır aynı zamanda. Biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konudaki kararlarına uyacağız." diyemiyor çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları -Türkiye'deki 1 Mayıs olayları nedeniyle 2002'de vermiş olduğu karar- bir demokrasi abidesidir. Karar diyor ki: "Toplantı ve gösteri yürüyüşünü talep etmek, bir şehirde yaşama hakkıdır. Belli bir yeri istemek göstericilerin hakkıdır. Eğer talep edilen yerin tarihî bir önemi var ise, simgesel bir önemi var ise bu bir vatandaşlık hakkıdır. Bu bir özgürlüğün, ifade özgürlüğünün bir parçasıdır. Bunu engelleyemezsiniz. Taksim'de 1 Mayıs olaylarını anmak üzere gösteri yapmak isteyen vatandaşların bu hakkını elinden alamazsınız, onlara Kazlıçeşme'yi adres gösteremezsiniz." diyor.

Yine, Sayın Başbakan diyor ki: "Seçim barajını değiştireceğim." Üç seçenek sunuyor, diyor ki: "Birincisi, yüzde 10 seçim barajını muhafaza edeceğim." Oysa, yine, o basın toplantısında atıfta bulunduğu 2002 AKP kongresinde "2023 vizyonu" diye açıkladığı belgede "Temsilde adalet ilkesini getireceğim." sözünü vermişti. "Temsilde adalet ilkesini getireceğim." sözünü verenler, "Yüzde 10 barajıyla devam edeceğim." seçeneğini toplumun önüne sunmazlar. Temsilde adaleti getirecekseniz "Yüzde 10 barajını kaldırıyorum." dersiniz, ondan sonra kendi seçeneklerinizi sunarsınız. Devamında diyor ki barajla ilgili: "Yüzde 5'e indirelim seçim barajını ama 5'er milletvekilinden oluşan daraltılmış bölge uygulamasını getirelim." Bunun anlamı: "Yüzde 10'luk barajı yüzde 5'e indirmek suretiyle kaybettiğim milletvekillerini 5'er milletvekilinden oluşan daraltılmış bölgeyle geri alayım. Bir elimle verdiğimi öbür elimle geri alayım." ya da Türkiye'yi "550 seçim bölgesine ayıralım, öyle gidelim." Sayın Başbakan aslında demek istiyor ki: "Beyler, yüzde 10 seçim barajıyla devam edelim çünkü siz diğerlerini kabul etmezsiniz." Diğer öneriler daima küçük partilerin aleyhine işler. En çok zararı onlar görür. Partilerin oy oranları azaldıkça Sayın Başbakanın sunduğu ikinci ve üçüncü öneriler onların aleyhine sonuçlar verir.

İçinde demokrasi olmayan bir paket, içinde baş örtüsü var. Başörtüsü, kadınlarımızın inancı nedeniyle başlarını örtmek için taktıkları örtüdür, hepimizin saygı duyması gerekir ama Sayın Başbakan, başörtüsüyle burada demokrasi ayıplarını, demokrasi eksikliklerini örtmeye çalışıyor. Bu paket demokrasi paketi değildir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)