Konu:TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ARAMA VE KURTARMA HİZMETLERİNİN KOORDİNASYONUNA DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA
Yasama Yılı:4
Birleşim:17
Tarih:14/11/2013


TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ARAMA VE KURTARMA HİZMETLERİNİN KOORDİNASYONUNA DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nda değişiklik öngörüyor.

4734 sayılı Kanun, 2002 yılında 57'nci Hükûmet döneminde çıkarılmıştır. Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde çıkarılan bu kanun, saydamlık, eşit muamele ve rekabet gibi Avrupa Birliğinde olan ve bütün gelişmiş demokrasilerde olan temel ilkeleri hedef alan, ayrıca kamu kaynaklarının etkili ve verimli kullanılması gibi yine olması gereken bir kuralı bizim sistemimize getiren bir kanundur. Ama o tarihten bu yana, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde, AKP hükûmetleri her fırsatta bu kanunda bir değişiklik yapmıştır.

Bugüne kadar AKP hükûmetlerinin bu kanunda yapmış olduğu değişiklik sayısı 30'dur. Yine bu kanunun hemen sonrasında çıkarılan Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nda -bu kanunun ayrılmaz bir parçasıdır- 4 adet değişiklik yapılmıştır. 34 kanunla, bu kanunların toplam 170 maddesi değiştirilmiştir. Diğer kanunlarla, yani Kamu İhale Kanunu veya Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nda değişiklik öngörülmeksizin dolaylı olarak ihale sistemini düzenleyen, Kamu İhale Kanunu'nda öngörülmüş olan saydamlık, eşit muamele, açıklık gibi kuralların dışında düzenleme öngören kanunları da dikkate aldığımızda toplam kanun sayısı 56'dır. Bu olağanüstü yüksek bir rakamdır. Bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde gazetelerde pehlivan tefrikaları vardı. Sizin, AKP Hükûmetinin bu Kamu İhale Kanunu değişiklikleri pehlivan tefrikasına döndü; bitmiyor, yapılacak her ihale bir istisna hükmüne dönüştürülmek suretiyle yapılmaktadır.

Devletin kamu harcama sistemini düzenleyen iki grup kural vardır: Birincisi, bütçe kanunu ve diğer mali mevzuatla getirilen kurallar. Bunlar, kamu harcamalarına ilişkin, kamu gelirlerine ilişkin genel kuralları ve bu kurallar çerçevesinde ayrıntıları düzenler. İkinci grup kurallar da devletin harcamalarını düzenleyen, onun ihale sistemini düzenleyen kurallardır. Yani, devletin mal ve hizmet alımını ve bu mal ve hizmet alımına ilişkin olarak da birtakım yapım işleri sözleşmelerini düzenleyen kuralları kapsamına alan bir sistemdir kamu ihalelerine ilişkin sistem. Bu iki alan, devletin kamu harcamalarının büyüklüğünü oluşturan alandır ve bu devasa bir büyüklüğe sahiptir. OECD yani Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatının hesaplarına göre, ülkelerde kamu alım sistemi aşağı yukarı gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 15'ine tekabül etmektedir. Türkiye'de bu rakamı OECD yüzde 10 olarak tahmin etmektedir. Yani, bu, aşağı yukarı, dolar cinsinden ifade edecek olursak 86 milyar dolarlık bir büyüklüğe tekabül eder. Yıllık büyüklüğü söylüyorum, 2014 yılı için söylüyorum. Yani 2014 yılı için kamunun yapacağı mal ve hizmet alımının tutarının büyüklüğü dolar cinsinden 86 milyar dolardır, Türk Lirası cinsinden 1 trilyon 700 milyar TL'dir. Bu kadar büyük bir alım yapmaktadır devlet.

Alımları sadece, ihaleleri Kamu İhale Kanunu kapsamında veya Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarılan ihaleler olarak düşünmemek lazım. Bu kanun kapsamında düzenlenmeyen ya da çeşitli kanunlarla bu kanuna getirilen istisna hükümlerinin kapsamında olmayan ama çok büyük alımları ihtiva eden, kapsayan birçok ihale vardır, birçok mal ve hizmet alımı vardır; yap-işlet sözleşmeleri, yap-işlet-devret sözleşmeleri, yap-işlet-kirala sözleşmeleri, imtiyazlar, kamu özel ortaklıkları. Bütün bunlar kamunun piyasada ne kadar büyük bir alım gücüne sahip olduğunu gösteren düzenlemelerdir ama saydığım alanların hepsi Türkiye'de kamu ihale sisteminin dışına çıkarılmıştır. Yap-işletler, yap-işlet-devretler, yap-işlet-kiralalar ve diğer imtiyazlar, kamu-özel ortaklıkları; bütün bunlar saydamlık, eşit muamele ve rekabet ilkelerine göre düzenlenen Kamu İhale Kanunu'nun kapsamı dışına çıkarılmıştır.

Getirilen özel düzenlemeler saydamlık, eşit muamele ve rekabet ilkelerine dayanmamaktadır; tamamen subjektif gerekçelere, Hükûmetin kişisel tercihlerine, ihale makamlarının, siyasi otoritelerin kişisel tercihlerine dayalı olarak yapılmaktadır ve Avrupa Birliği ilerleme raporlarında Türkiye'nin kamu ihale sistemindeki durumu devamlı eleştiri konusu olmaktadır. Saydamlık, eşit muamele ve rekabet ilkelerinin Hükûmet tarafından ihlal edildiği ve bu piyasada, kamu ihale piyasasında, kamu ihalesi alanında bağımsız, düzenleyici ve denetleyici bir kurum olan Kamu İhale Kurumunun denetim yetkilerinin kısıtlandığı; bu kurumun bu alımları, bu piyasayı, bu kadar büyük bir alanı denetleyemediği yazılıdır, Avrupa Birliği ilerleme raporlarında bunlar yazılmaktadır.

Bakın, Avrupa Birliği ilerleme raporlarındaki birkaç eleştiriyi sizinle paylaşmak istiyorum: "Türkiye'de AKP hükûmetlerinin getirmiş olduğu istisnalarla doğrudan alım yöntemi, davetiye usulüyle alım yönteminin limiti 14,5 milyon TL olarak belirlenmiştir." Yani tutarı 14,5 milyon TL'nin altında olan mal ve hizmet alımları, yapım ihaleleri davetiye usulüyle yapılabilir. Bu, olağanüstü bir şekilde Kamu İhale Kanunu'nun ruhunu ortadan kaldırmaktadır. Şu anda işleyen sistem budur. Siyasi makamlar kendi tanıdığı, istediği kişilere, iş adamlarına "Ben şu ihaleyi sana veriyorum." tercihini kolaylıkla yapabilmekte, söyleyebilmekte ve ihaleleri buna göre sonuçlandırabilmektedir. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Böylesi bir ihale sisteminin varlığını kabul etmek mümkün değildir. Bu, kamu kaynaklarının, vatandaşın ödediği vergilerin Hükûmetin, siyasilerin istekleri doğrultusunda istenilen kişilere aktarılmasıdır.

AKP hükûmetleri döneminde Türkiye'de servet yeniden dağıtılmıştır. Servetin dağıtımında Hükûmet iki araç kullanmıştır: Bir, teşvikleri kullanmıştır, istediği gibi, istediği kişilere teşvik vermiştir. Teşvik sistemi saydamlıktan yoksundur, eşit muameleden yoksundur, kamu kaynaklarının doğruluk ve verimlilik ilkesi çerçevesinde kullanılması gibi bir ana anlayıştan yoksundur. Teşvik sistemi, doğrudan kamu eliyle servet dağıtımının, istenilen kişilere servet aktarılmasının bir aracı olarak kullanılmaktadır. Tabii ki aktarılan servet, aktarılan kaynak vatandaşın kamu hizmetlerini karşılamak üzere ödediği vergilerdir. Servet dağıtımında ikinci kullanılan yöntem ihaledir. Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarılan her ihale, Hükûmetin, siyasilerin siyasi takdirleriyle uygun görülen kişilere verilmektedir. İşte, problem buradadır. Bu yolsuzlukları gizlemek için de Kamu İhale Kurumunun denetim yetkisini elinden alıyorsunuz.

Bakın, 2008 yılında bir düzenleme yaptınız. 2008 yılına kadar, Kamu İhale Kurulu, idarelerin yapmış olduğu ihalelerin sadece şikâyet veya itiraz üzerine iptal edilmesi üzerine kendisine yapılan şikâyetleri, itirazları inceleyerek karar vermiyordu. İdare tek taraflı da ihaleyi iptal edebilir, kimsenin itirazı, şikâyeti olmaksızın idare iptal edebilir. Elbette, idare objektif nedenlerle bir iptal yaparsa hiçbir sorun yok ama "Bu ihaleyi benim istediğim kişi almadı, bir kaza oldu, yanlışlık oldu, o hâlde ben bunu iptal ediyorum. " takdiriyle Türkiye'de ihaleler iptal edilebiliyor. 2008 yılından önce bu tip ihale iptallerine yapılan itirazları Kamu İhale Kurulu inceleyebiliyordu ama kanunu değiştirdiniz. "Kamu İhale Kurulu bu tip itirazları incelemeyecek, idarenin tek taraflı iptal ettiği ihaleleri incelemeyecek." şeklinde bir kanun çıkardınız, bunu savundunuz. Bu yıla kadar bu sistem böyle geliyor. Kamu İhale Kurulunu Maliye Bakanlığının bir genel müdürlüğü hâline dönüştürdünüz. Orada, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin temsilcisi vardı, TİSK'in -Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonunun- temsilcisi vardı; iki temsilci vardı sivil toplumdan gelen, çıkardınız onları. Neden? "Ben istediğim gibi karar vereceğim, itirazları da istediğim gibi sonuçlandıracağım."

Değerli milletvekilleri, yapılanın seçimle hiçbir ilgisi yoktur. Burada, yine bilinen kişiye bir ihale yapılacaktır. Bu seçimin olacağı beş yıl önceden belliydi. "Zaman kalmadı" gibi bir gerekçeyi kabul etmiyorum

Teşekkür ediyorum, saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)