Konu:TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ARAMA VE KURTARMA HİZMETLERİNİN KOORDİNASYONUNA DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA
Yasama Yılı:4
Birleşim:17
Tarih:14/11/2013


TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ARAMA VE KURTARMA HİZMETLERİNİN KOORDİNASYONUNA DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 493 sıra sayılı Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, elimizdeki kanun, seçimlerde kullanılacak, başta filigranlı oy pusulası olmak üzere, çeşitli malzemelerin alımını düzenleyen bir kanun. Başından belirtmek istiyorum ki, bu yasa, hem kamu ihale mevzuatını hem de seçim mevzuatını gölgeleyecek hükümler getirdiği için, yolsuzluklara ve güvenli ve demokratik bir seçim yapmaya engel teşkil edebileceği için, bu yasa teklifine Cumhuriyet Halk Partisi olarak karşıyız.

Yasanın iki yönü var: Birinci yönü, kamu ihalelerini düzenlemektedir; diğer yönü ise seçimlerde kullanılacak malzemeler dolayısıyla seçimleri ilgilendiren hükümler taşımaktadır. Ben ağırlıklı olarak kamu ihaleleri yönünde konuşacağım, benden sonra partimiz adına konuşacak milletvekilleri, bunun seçim güvenliğiyle ilgili boyutları konusunda sizleri bilgilendirecekler.

Öncelikle, her zaman olduğu gibi, bu kadar önemli bir kanun da önümüze teklif olarak geldi, tasarı olarak gelmedi. Bu ne demek? Tasarı Bakanlar Kurulundan -ağırlıklı- gelir ve bütün bakanlıkların görüşleri alındıktan sonra komisyonlarda görüşülür. Teklifler ise genelde milletvekilleri tarafından verilir, bir usuldür ama özel bir usuldür ve bu şekilde de bakanlıkların görüşü içerisine alınmaz. Son derece önemli kanunlar ne yazık ki önümüze hep teklif olarak geliyor, tasarı olarak gelmemektedir.

Diğer bir eksiklik, kanunun yapılışı sırasında... Kanunun iki tane boyutu var: Birincisi, ekonomik boyutu yani ihaleleri ilgilendiren boyutu, ki bunun yönüyle ana komisyonun Plan Bütçe Komisyonu olması gerekiyordu; ikinci boyutu ise, bu yasanın seçimlerle alakalı hukuki boyutu, ki bu da Adalet Komisyonunda görüşülmesi gerekiyordu; her ikisi de olmadı. Konu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonundan bize geldi. İlgisiz iki tane de bakanımız söz konusu burada, bu konuyla ilgisi olmayan bakanımız söz konusu.

Şimdi, değerli arkadaşlar, şu kamu ihaleleriyle ilgili son on yıllık karanlık tarihi beraber hatırlamamız gerekiyor. 2002 yılında, daha öncesinden gelen kötü yönetimlerin sonucunda çok ağır krizler yaşadık ve bu ağır krizlerden sonra bir dizi yasalar yaparak "ekonomide saydamlık", "şeffaflık" ve "hesap verilebilirlik" kavramlarını yasalarımızın içine soktuk. Bunların başında ne geliyordu? Kamu İhale Kanunu, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve Bilgi Edinme Kanunu gibi kanunlar geliyordu. Bu 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, bütün ülkelerde uygulanan bir kanundu, Avrupa Birliği direktiflerinde vardı, Dünya Bankası talimatlarında vardı ve yolsuzlukları zorlaştıran bir kanundu.

Devri iktidarınızda, on yıllık süre içerisinde 100'e yakın defa bu Kamu İhale Kanunu Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin oylarıyla değiştirilmiştir arkadaşlar. "100'e yakın" diyorum çünkü Adalet ve Kalkınma Partisinin yöneticileri de dâhil, kaç kere değiştirildiğini hesaplamakta zorluk çekeceklerdir. Hemen hemen her torba kanun içerisinde gizli bir şekilde İhale Kanunu'nu değiştiren hükümler konulmaktadır ki, İhale Kanunu der ki: "Bu kanunda yapılacak tüm değişiklikler bu kanun metninde olmak zorundadır." Yani kendi çıkardığınız kanuna karşı geliyorsunuz, kendi çıkardığınız kanunu deliyorsunuz ve torba kanunlarla Kamu İhale Kanunu'nu değiştiriyorsunuz.

Peki, ne yapılıyor bu değişikliklerde? Bu değişikliklerin ağırlıklı bir kısmında ya yapılan yolsuzluklar aklanıyor ya da yapılacak yeni yolsuzluklar kolaylaştırılıyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, bunu örnekleriyle anlatacağım. Mesela, bu kanunun çok önemli bir 3'üncü maddesi var, 3'üncü maddesi istisna maddesi demek. Eğer herhangi bir kurum 3'üncü madde kapsamına girerse bütün bu kamu ihale mevzuatının uygulanmasından istisna edilmektedir. Peki, şimdi baktığımızda, bu madde ne kadar değiştirilmiştir? Sadece bu madde AKP iktidarında 18 defa değiştirilmiştir, 1 madde 18 defa değiştirilmiştir. Mesela, kimler kapsama alınmıştır? 3'üncü maddenin (r) bendine baktığınızda, hangi kurumları kapsama aldığını görüyorsunuz.

Fakir ailelere kömür yardımının yapıldığı işlerdeki ihaleler bu madde kapsamına alınmış ve ihale dışına çıkarılmıştır. Peki, niye çıkarılmıştır? Arasında benim de bulunduğum 3 yüksek kurumun, 2 bakanlık ve Sayıştayın "Yolsuzluklar var." dediği, "İhaleye fesat karıştırılmış." dediği kömür yolsuzluğu, bu madde içine konularak yargıda aklanmıştır değerli arkadaşlar. 3'üncü maddenin sadece (r) bendiyle 2-2,5 milyar dolarlık kömür yolsuzluğu aklanmıştır değerli arkadaşlar. Yolsuzluk aklama, sadece bunlarla sabit kalmamaktadır.

Değerli arkadaşlar, kamu ihalelerinde, baktığınızda, 3 çeşit ihale yöntemi görülmüş. Kamu ihalesinin talimatı şudur: Açık ihale yapmak zorundasın. Velev ki, şartlar çok bastırmışsa -ani bir deprem oldu, yangın oldu, sel oldu- davetiye usulü ihale yaparsın ve burada da eğer davetiyenin dışında kimse gelirse ihalelere katarsın diyor.

Bizim tespit edebildiğimiz, Türkiye'de son on bir yıl içerisinde 610 milyar liralık -Başbakanın çok sevdiği kavramla söylüyorum, 610 katrilyonluk- ihale yapılmış. "Bu 610 milyarlık ihale bizim bilebildiğimiz" diyorum, çünkü siz de bilemezsiniz. Niye bilemezsiniz? Çünkü kamu ihalelerinin yarısının yasal dayanağı yok. Kim ne yapmış, ne almış belli değil. Sadece 4734 sayılı Kanun kapsamında Kamu İhale Kurumu Başkanlığına bilgi verilen ihalelerden bahsediyorum. Bilgi verilmeyen ihaleler de bir o kadar.

Bu 610 milyar liralık ihaleye baktığınızda, bunun sadece 410 milyarlık kısmı açık ihale; kalan 200 milyar liralık, bütün ülkemizin geleceğini kurtarabileceğimiz bir para, kapalı kapılar arkasında, rekabetçi olmayan yöntemlerle ihale edilmiş durumda değerli arkadaşlar. Ve Avrupa Birliği bu rezaleti her yıl düzenlediği ilerleme raporunda ortaya koyuyor, "Böyle bir durum olamaz, bu sizin üyeliğinize engeldir." diyor ama Hükûmet bu konuda çıtını çıkarmıyor.

Muhalefet olarak sürekli biz bu konuyu gündeme getiriyoruz. Çünkü bizim seçmenlerimizin veya sizin seçmenlerinizin, bütün yurttaşların vergileriyle finanse edilen bir ihale sisteminde yolsuzluğa açık 200 milyar net kaynak var. Diğer 410 milyar liralık açık ihaleler temiz görünüyor mu? Hayır. İhalelere baktığınızda, ağırlıklı firma veya mal tarifinin yapıldığı şartnamelerde şikâyetleri sizler de almaktasınız değerli arkadaşlar.

İhale yolsuzluklarının, yasayla yapılan ihale yolsuzluklarının belki de en üzücüsü, en utandırıcısı, en düşündürücü olanı 2012 yılında gerçekleşti. Bunun çok uzun bir öyküsü var, kısaltarak size anlatacağım değerli arkadaşlar.

Çeşitli bakanlıklarda yapılan ihalede ihaleye fesat karıştırıldığı tespit edildi. Bu ihaleye fesat karıştırma sadece belge üzerinden değil, dinleme tutanaklarıyla, görüntülerle, rüşvet tutarlarıyla, otellerdeki görüntülere kadar özellikle Enerji Bakanlığı ihalelerinde tespit edildi. Bu tespit, polis ve savcılık tarafından 2005 yılında iddianame hâline getirilerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildi değerli arkadaşlar.

Bu soruşturmayı yapan polis müdürü Hanefi Avcı'ydı. Daha sonra bu Hanefi Avcı'nın Ergenekon davası dolayısıyla başına neler geldiğini hepiniz benden daha iyi biliyorsunuz. Ve bu iddianame dolayısıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında bir dava açıldı. Davada geçen ibareler hepinizin milletvekili olarak şapkasını önüne koyup düşünmesini gerektiren ibareler. Çünkü devri iktidarınızda atadığınız bürokratlara ne yazık ki ihale baronları rüşvet olarak kadın bile ikram etmişlerdir. Bunun görüntüleri vardır. Bu çok üzücü bir durumdur. Sadece para, içki değil, bürokratik rant transferinden bahsetmiyorum; bunlar iddianamede olan, dinleme tutanaklarına geçmiş, hepimizin üzerinde konuşması gereken, bu Meclis kürsüsüne getirirken de gerçekten hicap duyduğum ama bu ülkenin gerçeğidir. Peki, İhale Yasası'na göre, bu şekilde rüşvet içerisine bulaşan firmalara ne yapmak gerekiyordu? İhale Yasası'na göre, yetimin hakkı hiçbir şekilde riske edilmeden, bütün bu şirketlerin ihalelerden yasaklanması gerekiyordu; Kamu İhale Kanunu'nun 58 ve 59'uncu maddelerine göre, bu şirketlerin ortakları olan şahısların ve bu şirketlerin yasaklanması gerekiyordu. Ne yazık ki bu şahıslar hakkında bir yasaklama kararı vermedi. Kararı vermek zorunda olan Enerji Bakanlığı bu kararı vermediği için bu şahısların ortağı olduğu ve ihaleden sonra ortaklıktan bilerek çıktığı şirketler tekrar aynı bakanlığın ihalelerine girdiler ve bu şirketlere sadece aynı bakanlıkta 500 milyon liralık ek ihaleler verildi değerli arkadaşlar. Verilen ihaleler bunlarla sınırlı değil; elektrik şirketlerimizi bu ihalelere fesat karıştırma davasının sanık ve hükümlüleri aldı, doğal gaz şirketlerimiz bunlara satıldı. Sizlerin mega projeleriniz, milyarlarca avroluk ihaleler işte bu şirketlerin o eski ortaklarının hâlen daha fiilen yönettikleri şirketlere verildi değerli arkadaşlar. Bu konuda hepinizin düşünmesi gerekiyor ama düşünmenizin önüne engeller konuldu.

Peki, bu şekilde yasa hükümleri ortadayken ne olması gerekiyordu? İhalelerden yasaklanmaları, haklarında yeni ihaleye fesat karıştırma davaları açılması ve teminatlarının irat kaydedilmesi gerekiyordu. Peki, siz ne yaptınız? Tek bir maddelik kanun teklifi getirdiniz ve içinizden bir milletvekiline bunu imzalattınız; yazıktır, günahtır o milletvekiline, eminim ki ömrü boyunca onun acısını çekecektir, o kanun teklifinin acısını çekecektir.

Getirilen kanun ne diyordu? Bu şekilde yargılanan firmaların teminatlarına el konulması gerekiyordu. 100 milyonlarca lira paradan bahsediyorum. Getirdiğiniz teklifle bu firmaların teminatlarına el konulmasının önüne geçtiniz. Dört kelimelik bir kanun teklifi getirdiniz değerli arkadaşlar önümüze. Bu dört kelime neydi biliyor musunuz? Kanun metninden söyleyeceğim size: "İdarelerce veya mahkeme kararıyla." Dört kelimelik bir kanun. Teknik olarak konuyu bilmeyen bir milletvekilinin bu kanunu bilmesi mümkün değil. 550 tane milletvekilinin içinde bu kanunu bilmek için çok teknik bilgiye sahip olmak lazım. Bu dört kelimeyle, birçok milletvekilinin bilgisi olmadan ihale yolsuzluklarını bu Meclise aklattı bu Hükûmet. Şimdi, dönüp, iktidar partisi milletvekillerinin "Muhalefet milletvekilinin söylediği doğru mudur?" diye kendi partisinin yönetimine sormasını rica ediyorum. Dönüp Kamu İhale Kurumu Başkanına, Ulaştırma Bakanlığı bürokratlarına, Enerji Bakanlığı bürokratlarına şunu sormasını rica ediyorum: "Böyle bir şey vardı da, bu firmaların teminatına el konulması durumu söz konusuydu da bu madde değişikliğinden sonra bu firmaların teminatına el konulmama durumu söz konusu mudur?" Hatta adres olarak ihale vermenizi rica ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarındaki ihaleyi sorabilirsiniz. "Böyle bir şey var mıdır?" diyebilir misiniz? "Kamu İhale Kurumunda yapılan aramalı teftişler sonucunda, yapılan soruşturmalar sonucunda, ihale çetesi içerisinde olan bir firmanın alınması gereken teminatı bu şekilde affedilmiş midir?" diye sorabilir misiniz? Sizlerden bunu sormanızı bir milletvekili arkadaşınız olarak rica ediyorum.

Değerli arkadaşlar, rezaletler bununla bitmiyor. Bakın, bir Kentsel Dönüşüm Kanunu çıkardı bu Meclis. Çıkarırken elimizden geldiğince sesimizi duyurmaya çalıştık. "Bakın, bu yasayı çıkarıyorsunuz ama, bu yasada hiçbir faşist devlette, krallıkta, padişahlıkta, hiçbir devlette olmayan yetkileri Toplu Konut İdaresine vermektesiniz. Vatandaşın buna dava açma şansı yok. Bin yıl önce alınmış derin demokratik en temel hak bu kanunla yok sayılıyor. İtiraz hakkı yoktur vatandaşın. Vatandaş TOKİ eliyle şirketlerin önüne atılmaktadır. Siz vatandaşımızın en temel haklarını alıyorsunuz, yapmayın." dedik.

Ve o yasanın görüşülmesi sırasında, bu Kentsel Dönüşüm Yasası'nın yaklaşık 400 milyar dolarlık bir rant üzerinde durduğunu ve bu 400 milyar dolarlık rantın kamu ihalelerinin pazarlık usulü kapsamı içerisine sokulduğunu ve bunun çok yanlış olduğunu söyledik, çünkü normalde yapılması gereken açık ihaleydi Ama Bakanınız buraya geldi, dedi ki: "Biz bunu hızlı yapmak için pazarlık usulü ihaleye sokuyoruz." "Yapmayın, etmeyin, bunu yaparsanız yolsuzluklara yol açarsınız." dedik. Bize ne dedi Bakanınız? Bize dedi ki: "Arkadaşlar, biz bunu hızlı olsun diye yapıyoruz ama şartname almaya gelenler olursa biz o şartnameyi vereceğiz, kimsenin katılmasını engellemeyeceğiz." Bakanın bu sözü tutanaklarda vardır, Sayın Erdoğan Bayraktar'ın konuşmalarının metni tutanaklarda vardır. Üzülerek söylüyorum ki Bakanın yalan söylediği daha sonra yine bu Meclisteki yasa görüşmeleriyle ortaya çıktı değerli arkadaşlar. Çünkü iki ay sonra bir başka yasa tasarısı bu Meclis gündemine geldi; gece üçte geldi, ek madde olarak geldi, hiçbir komisyonda görüşülmemişti. Yasa maddesi aynen şunu söylüyordu: "Davetiye verilmeyene şartname verilmez." Şimdi, bize Erdoğan Bayraktar ne söz vermişti? Her gelene şartname verecek ve ihaleleri rekabete açacaktı değil mi? Peki, iki ay sonra hangi yasayı getirdi? "Davetiye verilmeyene şartname verilmez." Bu demek ki ihaleye katılabilmek için sadece davetiyeniz olması gerekiyor. Peki, davetiyeler kime gidiyor? Üzülseniz de, kızsanız da, bozulsanız da yandaşlarınıza gidiyor, yandaş şirketlerinize gidiyor. Peki, bu şirketlerin patronları... Çıkıp da "Cumhuriyet Halk Partisi böyle kötüdür, MHP başarısızdır, BDP böyledir, referandumda 'evet' verin." dediğinizde ne hissediyorsunuz? Biz kendimizi çok kötü hissediyoruz çünkü hepimizin seçmenlerinin vergisiyle, hepimizin vergisiyle siz, antidemokratik bir şekilde, kaynakları böyle aktararak demokrasinin en köküne kibrit suyu dökmektesiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Allah, Allah!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Peki, pazarlık usulü ihalelere niye karşıyız? Çünkü yolsuzluklara açık ihale. İhalede yolsuzluk yapabilmeniz için ne yapmanız gerekiyor? Çok küçük bir şirket grubuna kimseye duyurmadan ihaleleri vermeniz gerekiyor. Açık ihale olursa bu ihale süreci duyulacağı için bütün ihaleleri pazarlık sürecine sokuyorsunuz ve sadece kentsel dönüşümde 400 milyar dolarlık rantı, yetim hakkını, vatandaşın vergisini bu şekilde tehlikeye atıyorsunuz değerli arkadaşlar.

Bu teklifi vermek gerçekten yürek yarası. Bu teklifi kabul etmek de sizler adına üzücü bir durum. Aranızdan birçoğunun bu teknik konulara hâkim olmadığını biliyorum. Sizden ricam şudur: Siz iktidar partisisiniz. Bürokratları çağırın ve bürokratlara deyin ki: "Dürüstçe, namusluca, kimseden korkmadan bu durumu anlat." Bakalım benim söylediğimden farklı bir şey söyleyecek mi size değerli arkadaşlar?

Şimdi, bu ihaleye fesat karıştırma işindeki firma aklamalarıyla ilgili biz ne yaptık? Bu işin baş sorumlusu Enerji Bakanı hakkında bir gensoru önergesi verdik. Bence son on-on beş yılın en sağlam gensoru önergesiydi ve düşürülmesi gerekiyordu Bakanın. Ama Bakan çok ilginç bir taktikle çıktı şeye, var olan, belgelerle ortaya koyduğumuz, kanunlarla ortaya koyduğumuz konuda, yine üzülerek söylüyorum ki gerçekleri değiştirdi -en nazik ifade budur- ve sizi kandırdı. Çünkü, o Bakan, ihaleye sokmaması gereken şirketleri ihaleye sokarak, yüz milyarlarca lira hepimizin kaynağını, yetimin hakkını, ihaleye fesat karıştırmaktan yargılanan ve hükümlü şirketlere verdi. Velev ki bu kanun hükmü olmasaydı arkadaşlar, içinize siniyor mu, bir bakanın ihaleye fesat karıştırmaktan hükümlü bir şirkete ihale vermesi içinize siner mi? Velev ki kanun hükümleri yok -ki var- bu ihaleyi engelleyecek hiç mi imkânı yoktu elinde? Ama, aynı Bakan "Sen bu adamların özel uçağıyla seyahat eder misin?" dediğimde "Biz onun faturasını ödüyoruz." dedi. Bir bakanın, ihaleye fesat karıştırmaktan yargılanan bir holdingin patronunun uçağında ne işi vardı değerli arkadaşlar? Bu, sizlerin yüreğini sızlatmamakta mıdır? Siz Adalet ve Kalkınma Partisi olarak yüzde 50 oy aldınız, böyle iş adamlarına ihtiyacınız olduğunu mu düşünürsünüz? Yazık, günah değil mi sizlere verilen oylara da? (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) - Aynı şeyler konuşuldu. Bakan cevap verdi bunlara ama hâlâ aynı şeyleri konuşuyorsun.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Recep Bey, üzgünüm ama senin aklın gerçekten yetmez bu işlere. Sen sadece sataşırsın! Bu, teknik bir konu.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Hep aynı şeyleri konuşuyorsun, farklı bir şey konuş.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, 4437 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikler bununla sınırlı değil ama vaktim kalmadı, en az bir saat daha bu önemde anlatabilirdim; şu mevcut yasaya gelelim.

Mevcut yasanın gerekçesine bakın. İki temel şey söylüyor bize, diyor ki: "Bir: Seçime çok az zaman kaldı. Bu seçime çok az zaman kaldığı için ben yetiştiremiyorum, beni Kamu İhale Kanunu'ndan istisna edin."

Şimdi, dönüp ben buradaki bütün bürokratlara soruyorum: Dört yıldır aklınız neredeydi beyler sizin? Bu seçimin yapılacağı dört yıl öncesinden belli değil mi? (CHP sıralarından "Bürokratlara değil, siyasetçilere sor." sesleri)

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bürokrata soru sorulur mu?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Milletvekillerine sor, bu teklifi verenlere sor.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Çok özür diliyorum. Siyasetçiye soruyorum, bürokrat arkadaşların affını rica ediyorum.

Dört yıl önce akılları neredeydi?

Bir diğer sorum şu...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Recep'e sor!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Bundan önce seçimleri hangi kanunla yapıyorduk? Bu kanunla yapıyorduk.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Bu tarafa sor, bu tarafa. Teklif sahibi burada.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Recep Bey, bu seviyesizliğe cevap vermeyeceğim. Ben vatandaşın vergisini anlatıyorum, istediğini yapabilirsin.

RECEP ÖZEL (Isparta) -Teklif sahibi burada.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Yani bu, şirazeyi bozmakla... Başarılı da olabilirsin, şirazemi bozabilirsin ama sadece vatandaşın vergisi yanar, tamam.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Cevap verme yetkisi olmayana niye soru soruyorsunuz?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, ikinci değişiklik ne üzerinden çıktı? Bunlar diyorlar ki: "Biz Kamu İhale Kanunu kapsamında ihale yapamıyoruz. Kamu İhale Kanunu kapsamında kalırsak bu ihaleleri bitirmemiz mümkün değil." İhale Kanunu'ndaki süreleri ben ortaya koyayım. Kırk ila altmış gün içerisinde ihale yapılabilir. Yirmi günlük bir süreden bahsedecekler, diyecekler ki: "Aday adını yazmamız için yirmi günlük süreye ihtiyaç var." Hemen, net söyleyeyim, bunların tamamını, Sayın Hükûmet, Sayın Komisyon, şartnameyle halledebilirsiniz. Eğer halledemiyorsanız, gerçekten, Komisyonuna getirin, Cumhuriyet Halk Partili üyeler olarak size nasıl halledebileceğinizi, yasal, sözleşme olarak bizler tarif etmek isteriz çünkü bizlerin de muhalefet olarak katkı verme sorumluluğu var.

Değerli arkadaşlar, bu kamu ihale sistemi bu ülkedeki karanlıkların yalnız parçası değil. Özelleştirmede, imar izinlerinde, imtiyazlarda, her yerde, personel alımında bir kirli düzen var ve bu kirli düzenin kurucuları, bu kirli düzenin oyuncuları ne yazık ki bu memleketi teslim almış durumda. Yine üzülerek söylüyorum ki yasamadan istedikleri kanunu çıkarabilecek durumdalar bunlar. Üzülerek söylüyorum ki suçüstü yolsuzluklarda dahi yargılanmadan kurtulabilecek kadar güçlü gruplar bunlar. Ama bu memleket çaresiz değil. Bu memlekette namuslular da namussuzlar kadar güçlü olacak. Ve halk size Gezi direnişinde bir ihtar verdi. Bu Mecliste tartışamadık. Halk, Gezi direnişinde, bu kirli düzene karşı size bir ihtar verdi. Eğer bu ihtarın gereğini yapmazsanız korkarım ki ihkakıhak süreci ortaya çıkar. Gelin, buna izin vermeyelim. Gelin, hep birlikte bu kirli sistemin üzerine gidelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)