Konu:Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi
Yasama Yılı:4
Birleşim:16
Tarih:13/11/2013


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ İÇTÜZÜĞÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR İÇTÜZÜK TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadın milletvekilleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bulunacak olan kadın kamu personelinin sadece tayyörle değil, ceket ve pantolon giyerek de Genel Kurula girebileceklerine ilişkin görüştüğümüz İç Tüzük düzenlemesi gerçekte iki yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna gelmişti. 6 Ekim 2011 tarihinde Anayasa Komisyonunda görüşüldükten sonra 11 Ekim 2011 tarihinde Genel Kurula gelen bu düzenleme Anayasa Komisyonunun talebi üzerine Genel Kuruldan çekilerek Anayasa Komisyonuna iade edilmiştir. Yani iki yıllık bir gecikme söz konusudur. Tam iki yıl önce yürürlüğe girebilecek olan bir düzenleme iki yıl gecikmeyle Genel Kurula gelebilmiştir.

Bu iki yıllık gecikme olarak tarif ettiğimiz sürenin son haftalarında bir gelişme oldu. İki hafta önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde 4 siyasi partinin mutabakatıyla, başörtüsüyle, türbanıyla Genel Kurula girmek isteyen kadın milletvekillerimiz Genel Kurula girdiler; herhangi bir sorun çıkmadı. Hemen ardından kadın milletvekillerimizin pantolon giyebilmesine ilişkin düzenleme Genel Kurula getirildi. İki yıl önce bu düzenleme Genel Kurula geldi. İki yıl önce biz bunu yürürlüğe koyabilirdik ama çoğunluk iradesi farklı yönde teşekkül etti. "Ancak ve ancak türban Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna girerse kadın milletvekillerimiz de pantolon giyebilir." anlayışıyla bu düzenleme bugün görüşülüyor. Bu maalesef rencide edici bir tutumdur. Bu özgürlükçü bir tutum değildir. İnsanların, kadınların, milletvekillerimizin, kadın kamu personelinin pantolon giyebilmesi düzenlemesini, böyle bir imkânı bir başka kıyafetin arkasına takarsanız, "Ancak o olursa pantolon da Genel Kurula girebilir." derseniz siz konuya özgürlükçü yaklaşmıyorsunuz demektir. Asıl tartışılması gereken konu budur.

Şimdi, bazı kadın milletvekillerimiz başörtüleriyle, türbanlarıyla Genel Kurula girdikten sonra, hemen onu takip eden pazartesi günü, yani geçen hafta, 4 Kasım 2013 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri, grup başkan vekilleri bir teklif verdiler. Yani sanki bu ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine geliyormuş gibi bir anlayışla bir teklif verildi. Hayır, iki yıl önce bu teklif, İç Tüzük değişiklik teklifi Anayasa Komisyonunda görüşüldü, Sayın Rıza Türmen ve Sayın Mustafa Şentop'un vermiş olduğu önergelerle son şeklini aldı, Komisyon bunu oy birliğiyle kabul etti, Genel Kurula geldi. Şimdi, iki yıl sonra, 4 Kasım 2013 tarihinde yeni bir teklif vermek bu gerçeği gizlemeye yetmiyor. Ayrıca, verilen teklif, Adalet ve Kalkınma Partisinin vermiş olduğu teklif satır satır, kelime kelime o teklifin aynısı. Zaten bir satırlık bir teklif, aynısı verilmiş durumda, hiçbir değişiklik yok. İki yıllık bir gecikme var.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda türbanı özgürlükçü bir anlayışla değil, demokratik bir anlayışla değil, insan haklarına saygı duyan bir anlayışla değil de mensup olunan siyasi geleneğin gelinen aşamasında laiklik, sekülarite karşısında bir zafer olarak görürseniz bu yanlıştır, bu yanlış. İki yıllık gecikmenin hesabını Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu burada vermek zorundadır. Özgürlükçü anlayışa sahip olanlar kadınlarımızın kıyafetini bir başka şarta bağlı kılmazlar. Eğer kılıyorsanız bu anlayış problemlidir, bu anlayış demokrat değildir.

Türkiye Büyük Millet Meclisindeki kıyafetleri, rövanş duygusuyla geçen bir siyasi yaşamın sonucunda, bugün gelinen aşamada alınan rövanş duygusuyla takdim edenlerin demokrasiyle, özgürlüklerle, insan haklarıyla problemi vardır. Bugün aslında konuşulması gereken gerçek konu budur.

Şimdi, bakın, bugünlerde Sayın Başbakan kendi otoriter anlayışıyla topluma istikamet vermeye çalışıyor, toplumu hizaya getirmeye çalışıyor. Sayın Başbakanın anlayışı bu, toplumu hizaya getirmek. Özgürlükçü bir yaklaşımla insanların, bireylerin özgürlük alanını genişletmek değil, tam tersine kendi anlayışına uygun olarak topluma istikamet vermeye çalışıyor Sayın Başbakan. Birden, türban uygulaması sonrasında Türkiye'nin gündemine kız öğrenci evleri çıktı, öğrenci yurtları meselesi geldi. Hemen akabinde, Sayın Başbakanın tutumundan görev çıkaran bir kısım valiler hemen uygulamaya geçtiler. Manisa'da bir evi polis gece basıyor, kimlik kontrolü yapıyor, kızlı erkekli o gençler orada oturmuş sohbet ediyorlar, hemen onlara bir gürültü cezası kesiliyor. Bir başka vali bir başka ilde daha farklı bir uygulama yapıyor, para cezası kesiyor.

Şimdi, Sayın Başbakanın sürekli olarak dine, dindarlığa vurgu yapmasını demokratik bir devlette kişisel bir tercih, kişisel bir düşüncenin ifadesi olarak alabiliriz elbette ama kendisini dindar olarak tanımlayan bir kişi, kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir kişi kendi inancını, onun gereklerini herkes için geçerli sayıyor ve bu inanç ve pratikleri herkes için geçerli olacak şekilde uygulamaya koyma konusunda görevli sayıyor ise bu demokrat bir tutum değildir. Din, inanç hepimizindir, kimsenin değildir. Kişiyle Allah arasında olan bir konudur ama dinî inancı bireysel tutum, bireysel inanç, bireyle Allah arasındaki bir ilişki olarak değil de toplumsal hayatımızın bütün alanlarını düzenleyecek bir kavram olarak görürseniz bu anlayıştan demokrasi çıkmaz.

Şimdi, Sayın Başbakan dünkü grup toplantısında çok vahim bir konuşma yaptı -Sayın Gülsün Bilgehan buna değindi, kendisine teşekkür ediyorum- "Tam iki yüz yıldır insanımıza bir dayatma yapılıyor." diyor. İki yüz yıl aşağı yukarı 1808 Senedi İttifak tarihine denk gelir, işte Türkiye'nin anayasacılık tarihinde ilk belge olarak kabul edilir. Anayasal belge midir değil midir ayrı bir tartışma konusu ama ilk belgedir ve II. Mahmut'la başlayan bir dönemdir Senedi İttifak sonrası. Yani Türkiye'nin modernleşme tarihi, insanımızın modernleşme tarihi oradan başlar, II. Mahmut'la başlar. Sayın Başbakan hedefi büyüttü, sadece cumhuriyet değil modernleşme nerede başlıyor ise problem orada vardır! (CHP sıralarından alkışlar) Yani modernleşme karşıtı bir düşünceyi ifade ediyor Sayın Başbakan. Ne var Senedi İttifak'tan sonra? 1808 Senedi İttifak, 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1876 Kanuni Esasi, Birinci Meşrutiyet, 1908 İkinci Meşrutiyet ve ondan sonra bizim işte 1921 Anayasamız, 1924 Anayasamız ve 1961, 1982 anayasalarımız. Sayın Başbakan hedefi büyüttü, Türkiye'nin modernleşme yolunda atmış olduğu adımlardan başlayarak hedefine onu koydu. Bir yandan diyeceksiniz ki: "Biz insanımıza hayat tarzı dayatmıyoruz, tam tersine hayat tarzı çeşitlemesi yapıyoruz." ama öte taraftan Türkiye'nin modernleşme tarihiyle hesaplaşma anlayışıyla bir anlayışı ortaya koyacaksınız, parkta yan yana oturan genç kızla genç erkeğin varlığından rahatsız olacaksınız ve kızları ve erkekleri, öğrencileri, onların anne ve babalarının duygularına yaslanarak mahalle baskısının objesi hâline getireceksiniz. Bu tutum demokratik değildir, özgürlükçü değildir. Eğer özgürlükçü olsaydınız bu pantolon düzenlemesi iki yıl önce gerçekleşirdi.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)