Konu:TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ İÇTÜZÜĞÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR İÇTÜZÜK TEKLİFİ
Yasama Yılı:4
Birleşim:16
Tarih:13/11/2013


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ İÇTÜZÜĞÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR İÇTÜZÜK TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA MÜLKİYE BİRTANE (Kars) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Meclis İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, burada bugün tartıştığımız konu bir özgürlük adımı olarak sunulabilir. Bize göre ise kafa karıştırmaya dönük, üzerinde tartışma yapılması bile utandıran bir durum ve şekilsel bir geri kalmışlığı topluma özgürlük olarak sunma çabasıdır. 21'inci yüzyılda böylesi bir sorunu tartışmak demokrasinin neresinde olduğumuzu göstermesi açısından önemlidir, ki biz daha başındayız. Hükûmetin bu adımları "demokratik adımlar" olarak nitelendirmesi, kadın özgürlüğünü pantolon ve başörtüsü arasına sıkıştıracak kadar dar bir çerçevede gördüğünün de bir pratiğidir. Bir açıdan ise Hükûmetin kadına gerçek bakış açısını örtmeye dönüktür. Yıllardır devam eden başörtü sorunu üzerinden siyaset yapan iktidar, bu sorunu çözmeyi kendi siyasi stratejilerine göre şimdi uygun görmüştür. Oysaki bu durum, toplum nezdinde sorun olmaktan çoktan çıkmıştır. Çağdaş ve demokratik ülkelerin yüz yıl öncesinden bıraktığı bu tartışmalar, AKP'nin demokratikleşme paketinin ana eksenini oluşturur konumda. Türkiye demokrasi sınavını, Kürtlerin, Alevilerin, Süryanilerin ve diğer özgürlük ve yasal statü talepleri olan halkların sorunları hakkında verecektir. Kadınların giyim tarzını tartışmak, hangi yönde karar çıkarsa çıksın müdahaleye açık bir durum olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye'nin en can alıcı sorunlarının tartışılmasının önünü tıkayıcı bir şekilde gündeme getirmek ise sorunları ağırlaştırmaktan başka bir katkı sunmayacaktır. "Kürt sorununa demokratik çözüm bulma" sözü ile başlayan sürecin geldiği kritik aşamada bugün tartışmamız gereken, demokratik siyaset yapma koşullarının yasal dayanaklarını oluşturmaktır. Çözüm olarak adlandırıldı ancak çözüme dair tek adım atmayan Hükûmetin başörtü, pantolon serbestisi ile oyalanması, süreci ciddiye almadığını göstermektedir. Bugün tartışmamız gereken, ana dilde eğitim sorunu olmalıydı, Alevilerin talepleri, demokratik siyasetin önüne konulan en büyük engel olan TMK'nın kaldırılması olmalıydı. Örgütlenme ve siyaset yapma hakları elinden alınan, yıllardır tutuklu bulunan Kürtler ve yirmi otuz yıldır cezaevlerinde tutulan PKK'li hükümlü tutsakların genel ve sağlık durumları olmalıydı. Cezaevlerinde on yılda bine yakın kişi hayatını kaybetti, ancak, hâlâ, hasta tutsaklar hakkında tek adım atılmıyor. Türkiye bir gün gerçekten demokratikleştiği zaman Adalet Bakanlığının bu konudaki tutumu utançla anılacaktır. Hasta tutsaklara yasal düzenleme yapılmasına rağmen âdeta gizli tanıkla "TMK ile geldin, tabutla çıkarsın." deniliyor.

Değerli milletvekilleri, 20'nci Dönem bitmek üzere. Halkın ezici bir çoğunlukla seçtiği milletvekilleri dönemlerini cezaevinde bitirmektedirler. 28 Aralıkta Roboski katliamının üzerinden iki yıl geçecek. Sorumlular ortada, ancak hiçbiri yargı önüne çıkarılmadı. Kışlalarda Kürt, demokrat, Alevi askerler şüpheli ölümlere kurban gidiyor, mevcut iktidar bununla ilgili herhangi bir çaba içerisinde değil. Biz bu tabloya rağmen, önceliği ne giyilip ne giyilmemesi tartışmalarına veriyorsak bu konuda da birkaç şey söylemek isterim.

Bugün kadınlar istediği gibi örtünebilmekte, ancak, istediği gibi giyinememektedirler. Dün, kapalı olduğu için okullara alınmayan kız öğrenciler vardı; bugün, askılı giyindiği için dolmuştan indirilen kadınlar, kız arkadaşına sarıldığı için tokatlanan erkekler, bankta yan yana otururken elinde evlilik cüzdanı taşımak zorunda olduğunu hisseden kadınlar ve erkekler var. Dün türbanlı kadınlar devlet dairelerine çekinerek girerlerdi, şimdi mini etek giyinen kadınlar aynı durumda. Dün cemaat evleri basılırdı, bugün ise öğrenci evleri basılıyor. Dün devletin irtica korkusu vardı, bugün Gezi Parkı direnişçileri korkusu var. Dün zikir getirmek yasaktı, bugün içki içenler kendisini baskı altında görüyor. Dün toplum şeriatla insanları korkuturdu, bugün ise Kadıköy'de vapurdan inen kadınlarla, kadınlı erkekli evlerle korkutuluyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sistem muhafazakâr ve Kemalistler, statükocular arasında el değiştirdikçe kaderi değişmeyenler ise Kürtler, Aleviler ve kadınlar oldu. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde Kürt iş adamları, siyasetçileri katledilirdi, faili meçhul sayılırdı. Başbakan Erdoğan zamanında Roboski'de sınır ticareti yapan 34 Kürt çocuğu faili belli savaş uçakları ile parçalanarak can verdi. Kürt siyasetçiler ise belediye başkanları, milletvekilleriyle birlikte cezaevlerine konuldu.

1990'lı yıllarda 17 bin faili meçhul cinayet yaşandı, köyler yakıldı, insanlar göçe zorlandı, Başbakan Erdoğan zamanında 12 yaşındaki Uğur Kaymaz, üniversite öğrencileri Aydın Erdem, Şerzan Kurt ve daha niceleri sokak ortasında öldürüldü. Van depremzedeleri göç ettirildi, çaresiz insanlar yıllardır çadırlarda bekletilmeye mahkûm edildi. Köylerde hayvancılık, tarım bitti, köylüler metropollerde inşaat işçisi olarak çalışmak, kaldıkları çadırlarda iş cinayetlerinde can vermeye mahkûm edildi. Yıllardır süren savaş nedeniyle her karışına mayın döşenen topraklarda yüzlerce Kürt çocuğu mayınla sakat kaldı, can verdi. Başbakan Erdoğan zamanında, Ceylan Önkol koyun otlatırken bedeni şarapnelle parçalandı, dört aylık Mehmet Aytun annesinden süt emerken gaz fişeğiyle öldü. Enes Ata ve İsmail Erkek adındaki 8 yaşındaki çocuklar 2006 yılında Başbakanın "Kadın da olsa, çocuk da olsa..." talimatıyla Hükûmetin polisleri tarafından öldürüldü.

AKP iktidarından önce Aleviler Dersim'de, Maraş, Çorum, Sivas'ta katledildi, AKP zamanında ise Gezi direnişi eylemleri sırasında öldürülen Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük ve Ali İsmail Korkmaz adında 4 genç de Alevi idi. Aleviler o zaman ölümle tehdit ediliyordu, şimdi ise Alevilerin evleri işaretlenip yeni katliam sinyalleri veriliyor. Değişen ne oldu? Önceki iktidarlarda gazeteciler katlediliyordu, şimdi ise cezaevlerinde tutuluyor ve baskı altında bırakılıyorlar. 1990'lı yıllarda Irak'ta Kürtlerin statü elde etmesinden korkuluyordu, senaryolar yazılıyordu, bugün ise Rojava Kürtleri ile savaşılıyor, çeteler destekleniyor; Türkiye, Suriye'deki savaş ortamından çıkar elde etmeye çalışıyor. Bu politikanın da Kürtlerin vermiş olduğu mücadele ile boşa çıkarılacağı gerçekliğinin unutulmaması gerektiğini bir kez daha vurgulamak isterim.

Daha önceleri Bakur ve Rojava Kürtleri arasına çekilmiş tel örgüler Kürtlerin mücadelesi ile nasıl anlamsızlaştırıldıysa, dünyada yıkılan duvarların bugünkü iktidarın dâhiyane politikaları ile Kürtler arasına örülmek istenmesi de Kürtlerin mücadelesi ile anlamsızlaştırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarlar, oylarını aldıkları kesimin taleplerine göre değil, tüm toplumun temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almak, taleplerine kulak vermek, onları hayata geçirmek için vardırlar. "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." söylemiyle insanın yaşamını ancak devletin yaşaması için malzeme yapan devletçi anlayış, sakat olduğu kadar "Yaratılanı Yaradan'dan ötürü seviyoruz" sözü de bir Başbakan tarafından telaffuz edildiğinde kibrin, aşağı görmenin ve insanı yok saymanın, dışlayan bir tutumun tezahürü olduğunu göstermektedir. Halkı ya devleti yaşatmak ya da Yaradan hatırına seven bir iktidarın demokrasi sınırlarını nereye kadar çizdiği açıktır. Kendi ideolojisi, kendi anlayışı ve kendi siyasi pozisyonuna göre toplumu iyi ya da kötü insan tipi, azınlık ve çoğunluk, ahlaklı-ahlaksız tarifi yaparak kategorize eden bir iktidar, herkesi, her kesimi kucaklamayacağı gibi, hizmet verdiği grupları ve kesimleri de kendisine bir oy deposu olarak görür, hizmeti oya satan bir anlayışla hareket eder. Zaten, bugüne kadar, Alevilere dönük en ufak taktiksel bir adım ya da göz boyayan tek icraatının olmaması, Alevilerin kendilerine oy vereceğine dair en küçük bir umudunun olmamasından kaynaklıdır diye düşünüyoruz. Hiçbir vatandaş, bir iktidara kendisi dışında kalan kesimler üzerinden baskı kurması için oy vermez. Otorite ve baskı, halk iradesinin ve çoğunluğun talebi değildir. O yüzdendir ki baskıcı rejimler geçicidir ve demokrasiye gelince, toplumun genel sorunlarını, bireyin kendini mutlu ve güvende hissetmesi için onun tüm sorunlarını çözen bir sistemdir ki o yüzden demokratik gelişim bir süreklilik arz eder.

İktidar, kadının kaç çocuk doğuracağına, aile içi ilişkilerine müdahale etmekle değil, kadını her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı koruyabiliyor, ona bir yaşam güvencesi sunabiliyorsa demokratiktir. Demokratik iktidar, tecavüz sonucu hamile kalmış bir kadını o çocuğu doğurmak zorunda bırakan değil, kadınları tecavüze karşı koruyan, tecavüzü caydırıcı düzenlemeler yapan iktidardır. Demokratik iktidar, Roboski katliamından kürtaj yasağı çıkaran değil, katliamın sorumlularını bulan, halkından özür dileyen iktidardır. Baskı rejimleri ve halkı kendine göre şekillendirme anlayışına sahip iktidarlar başarılı olabilselerdi, şimdi, Hitler, Pinochet, Saddam Hüseyin, Franco, Yavuz Sultan Selim rahmetle anılırlardı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP'nin kadın yaşamına müdahale üzerinden işleyen muhafazakâr anlayışı, erkekle kadının bir aradayken her koşulda cinsellik yaşayabileceği bilinci olup toplumu alenen karalamaktır. 18 yaşını aşmış erkekle kadının aynı sınıfta, aynı evde, aynı yurtta kalmasının aşka, sevgiye ve cinsel birlikteliğe vesile olacağından kaygı duyuyor ancak evlenme yaşını 16'ya indiriyor; liselerde emzirme odaları yapmayı planlıyor. Bu evli olan üniversiteli öğrencilere evlenme bursu vermeyi demokratik adım olarak göstermeye çalışıyor. Ancak, gençlerin dinî nikâh ya da devlet tescilli belge ile bir arada olmasına müsaade eden iktidar resmî makamlar tarafından onaylanmış cinselliği kadın ahlaksızlığı olarak tanımlıyor.

"Kız kardeşleriniz, kızlarınız okullarda neler yapıyor neler." deyip âdeta topluma kadın ve öğrenci düşmanlığı enjekte ediliyor. Toplumun namusa bakışının kadın üzerinden şekillenmesini yeniden yeniden örgütlüyor.

"Bu çocuklar bizim sorumluluğumuzda." deyip 18 yaşını geçmiş gençleri gönüllü ve bilinçli birliktelikler üzerinden vuran Başbakan toplumun en temiz, en masum, en sevimli yanına yani gençlere savaş açıyor. Gençleri 18, 19 yaşında evlendirmek, kadınları 16'sında çocuk sahibi yapmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Gençler üretimden koparılıyor, üniversite gençleri üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulamaz durumda bırakılıyor. Sayın Başbakana soruyorum: Üniversite gençleri sizin sorumluluğunuzda ise üniversiteyi bitirdikten sonra işsiz dolaşan mühendisler, atanmayan öğretmenler, asgari ücretle çalışanlar sizin sorumluluğunuzda değil midir?

"Karışık yurtlar uygun değil." diyorsunuz da Dicle Üniversitesi öğrenci yurdunda kalan kadın öğrencilerin tecavüze uğraması, cinsel taciz ve tecavüze maruz kalması hiç mi sizi ilgilendirmiyor? 2009-2011 yılları arasında yaşanmış 29.980 tecavüz suçu sizin sorumluluğunuzda değil mi? Buna müdahale etmek işinize mi gelmiyor? 2009-2012 yılları arasında cinayete kurban giden 1.411 kadın sizin sorumluluğunuzda değil mi? Koruma emri çıkartıldığı hâlde sokak ortasında katledilen kadınların sayısından haberdar mısınız?

80 yaşındaki erkeklere 6'ncı, 7'nci kadın diye verilen 13-14 yaşındaki kızlar sizin sorumluluğunuzda değil mi?

Bir resmî nikâh üç dört dinî nikahla bir binanın her katında, her şehirde bulunan her evinde ayrı ayrı dinî nikahlı eşler bulunduran, üç dört kadını kendine eş yapan erkekler sizin sorumluluğunuzda değil midir?

Evet, bütün bunlar yaşanırken AKP bir pantolon bir eşarpla oy hesabı yapıyor. Kadınların istedikleri gibi giyinmesini değil de, örtünmek isteyenlerin istediği gibi giyinmesini kadın özgürlüğü temelinde ele alıyor. Bir taraftan kadın milletvekillerine giyim konusunda sınırlı da olsa bir özgürlük tanımakta diğer tarafta insanların evlerinin içindeki yaşam şekline müdahale edilmektedir.

Muhafazakâr anlayışını giyim, düşünce biçimi, cinsel yönelim ve sosyal yaşama istikamet çizme unsuru olarak kullanan iktidar, kendi anlayışına ters düşmeyen bireyler yaratmak için toplumu çeşitli yöntemlerle etkisi altına almaya çalışmaktadır ve toplumun gerçek sorunlarını gizlemek için bu yönlü suni gündemlerle uyutmaya çalışıyor.

Bizler gerçek demokrasi mücadelesi veren iktidarlara ihtiyacımızın olduğunu belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)