Konu:Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Yasama Yılı:4
Birleşim:4
Tarih:08/10/2013


KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kültür bir milletin yaşama biçimidir.

"Ben ki İdil'le konuşurdum, Nil'le konuşurdum.

'Sangaryos'u 'Sakarya' yapan,

'İkonyom'u 'Konya' yapan,

Dille konuşurdum." derken, tarihçinin "Viyana'dan Çin Seddi'ne kadar gidecek olursanız anlaşabilmeniz için sadece Türkçe bilmeniz yeterlidir." ifadesi bir büyük coğrafyadaki Türk kültürünün varlığını ortaya koyar. Bu kültür varlığı tabii ki yazıda, çizide, resimde, heykelde, binada, yontuda her alana yerleşmiş bizim kültür ve kültür varlıklarımızı oluşturmuş, tabiat varlıklarımızın zenginliğini sağlamış bir büyük hazinemiz. Tabii ki bu değerlerimizin korunması gelecek nesillere daha sağlıklı aktarılması adına bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmalar şüphesiz yeterli değildir. Bu çerçevede hazırlanmış ancak eksik hazırlanması, kanun yapma tekniğine yeterince riayet edilmemesi neticesinde yeniden Meclise getirilerek düzeltilmiş bulunmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak tasarıya olumlu oy vereceğiz. Sadece bu kanunla değil, birçok kanun gelmekte, tekrar yenilenerek Genel Kurul bu konuda meşgul edilmiş olmaktadır. Dileğimiz odur ki bürokratların, Bakanlığın bu konularda daha dikkatli, daha duyarlı olması ve düzgün kanun yapması konusunda gerekli hassasiyeti göstermesidir.

Değerli milletvekilleri, Anadolu coğrafyası içerisinde beş bin yıldır Türk milleti bu topraklarda bulunmaktadır. Ankara'nın Güdül ilçesine gittiğiniz takdirde orada Orhun Abidelerindeki yazıtları, oradaki resimleri göreceksiniz. Yine, Türk Tarih Kurumunun ortaya çıkardığı, Yüksekova'da milattan önce 1200 yıllarına ait balbalların, Türk mezarlarının olduğunu göreceksiniz.

Bu büyük coğrafya içerisinde, çevresini telle çevirin, neredeyse bir açık hava müzesi görünümündeki böyle bir zenginliğin farkına varmanın, bunu korumak adına duyarlı olmanın önemine işaret etmek istiyorum. Kanunlarla bu zengin kaynakların korunmasının çok zor olacağını düşünüyorum. Bu ancak topluma, insanlara verilecek bir bilinçle mümkündür. Bu bilincin verileceği yer de temelde okullardır. Hangi okulda, hangi müfredatta, hangi ünitede kültür değerlerimizin varlığı, bir Manas Destanı, tarihten günümüze gelen edebiyatın akışı içerisinde Hoca Ahmet Yesevi'den Hacı Bektaş Veli'ye, Yunus Emre'den Mevlânâ'ya, bizim gönül dünyamızın kapılarını açanların... Okumuş, üniversiteyi bitirmiş kaç çocuğa bunlarla ilgili temel sorular sorduğunuzda doğru cevap alabilirsiniz? Bu zengin tarihin, zengin kültürün ayakta duran eserlerini korumak adına bilinçlenmemiş insanların fırsatçılık yaparak, yağmacılık yaparak, başkalarının o zenginliklerini alıp ellerinden götürmesine göz yumarak, aracı olarak bu zenginliklerimizin dışarıya gitmesine, dışarıya kaçırılmasına neredeyse alet olan, bunun karşılığında menfaat güden zihniyetler bizim bu eğitim kurumlarımızda yetişti, bugünlere geldiler. Ülkemizde 15 bin höyük var, 15 bin höyük. Yani Amerika'ya bir kaymakam dostum gitmişti. Kendilerinin herhangi bir tarihî kalıntısı olmadığı için, sadece Kızılderilileri öldürdükleri okların, kamaların, kılıçların dışında bir eski ahşap yapının var olduğunu ve Türkiye'den giden heyeti oraya götürürlerken kaymakam bey "Herhâlde çok muhteşem bir tarihî eserleri var ki bizi böyle özenle götürüyorlar." diye ifade etmişti. Anadolu'nun şu an hâlâ ayakta duran bir köy evinin bir ahşap yapısından farkı olmayan, tarihi 100-150 yılı bulan bir yapının, kendilerinin çok değer verdiği bir zenginlik kaynağının bizim kültür değerlerimizle, bizim Anadolu'daki eserlerimizle kıyas dahi kabul etmeyeceği bir gerçektir.

Turizmi sadece güneş, deniz, kum diye gören, bu zengin kaynaklarımızı ifade etmekten aciz yapımız, bu zengin ülkenin fakir insanların kaderini bize yaşatmasına sebep olmaktadır. Çanakkale bölgesinde -Asos, Truva, Neandria, Kestanbol- milattan önce 2000-3000 yıllarından kalma, klasik çağdan önce, arkaik çağdan kalan, arabanızla giderken yolun sağında 12 metrelik granit sütunları gördüğünüz, lahitlerle oralarda karşılaştığınız bir manzara içerisinde bir zaman tünelinden geçer gibi kendinizi hissedersiniz. İnsanları makinalarla, çeşitli gösterilerle tarihe yolculuk yaptıracaklarına Anadolu'ya getirip Anadolu'da yolculuğa bu insanları sevk etmek gerekmektedir. Ancak bu tarihî yapıları koruma bilincinden yoksun insanlar o 2 metre çapında, 12 metre uzunluğundaki sütunu değirmene taş yapmak için keskiyle vurup kırarak şekilsiz bir hâle getirmiş. O çağda hangi teknolojiyle, hangi teknikle o 12 metrelik graniti 2 metre çapında pürüzsüz hâlde yonttuklarını bugün çözemeyen insanın en azından o güne bir saygı duyması gerekir.

Dünyanın yedi harikasından biri olarak adlandırılır Mısır piramitleri. UNESCO, bu değerlerin ortaya çıkması için büyük paralar harcamış, Türkiye'de de kiliselerin onarımına bu paralarını aktarmaktadır. Bu harikalara baktığımız zaman bir Türk olarak, dünyanın ihtişamlı gördüğü o piramitlerin, sırf bir firavunun zevkinin yerine getirilmesi adına, onu taşıyan, o taşları taşıyan kölelerin, o kölelerin yediği kırbaçların, o yolda ölen o insanların kanını, canını, emeğini görüp o insanın nefsinin yığınına harika diyemeyecek bir yapısı var bu milletin. Çünkü bu millet, yaratılana Yaradan'dan dolayı sevgi gösteren, saygı gösteren, değer veren, emeğe saygı gösteren Türk milleti. Süzülüp geldiği o medeniyetin içerisinde insana değer vermiş; yaptığı eserler, hanlar, hamamlar, köprüler, kemerler, bütün bunları insanlığın hep faydasına, insanların yararına olan eserler dünyaya getirmişlerdir. Bir Mimar Sinan'ın yapmış olduğu eserin günümüze kadar gelişi, insanlığın inançlarına, ibadetlerini yapmasına en güzel ortamı hazırlaması, öyle bir medeniyetin simgesi durumunda bulunması, bizlerin, kendi medeniyetimiz ve kültürümüzle övünmemize sebep olmaktadır.

Bu zengin coğrafyanın ayakta durmasında koruma kurullarına büyük görevler düşmektedir. Bakanlığın genel bütçe içerisinde kendisine verilen en az payla, en düşük payla bu koca coğrafyadaki kültür varlıklarımızı korumak, kollamak, ayakta tutmak adına vermiş olduğu mücadeleyi ancak alkışlamak gerekir çünkü böylesine dar bir bütçe, böylesine dar, az bir ekip ve ayakta tutmaya çalışılan, korunmaya çalışılan... Hatta yanlış bir anlayışla Almanya'nın bilmem ne üniversitesi geliyor, bir yerde kazı yapıyor.

Ben eğitimciyim, Çanakkale'nin bir ilçesinde görev yapıyordum. Bir okulun önünde bir arslan heykeli vardı, bir gecede arslan kayboldu gitti yani birileri çaldı bunu, birileri götürdü. Birileri -bizim veyahut da insanlığın ortak malıdır bu değerler, bu kültür varlıkları- ortaya çıksın da insanlık faydalansın diye değil, insanların gözünü bağlayıp kendi ülkelerine bunları kaçırmayı amaç edinen "eser kaçakçılığı" adıyla peşinen bu ülkeye gelen... Bu konuda tedbir almak adına, dikkatli olmak adına da Bakanlığımıza büyük görevler düşmektedir.

Türkiye'de, bu anlamda yetişmiş çok uzman kadromuz var, yetişmiş çok bilim adamımız var, Batı'nın böyle kadrolarına ihtiyaç duymayacağımız gerçekten bir birikimimiz var. Bunları, bu konuda, bu eserlerin ortaya çıkması adına daha duyarlı, daha dikkatli kadrolarımıza almamız gerekmektedir.

Son zamanlarda, AKP hükûmetleri dönemlerinde bir kilise muhabbetidir, edebiyatıdır almış gidiyor. İki yüz yıldır, üç yüz yıldır camiye dönüştürülmüş birçok kiliseyi tekrar kiliseye dönüştürme hevesleri var. Hangi Hristiyan'ın talebi ise bu bilemiyorum ama bu anlamda çok dikkat çekici, çarpıcı örneklerden size bahsetmek istiyorum: Safranbolu'nun Merkez Camii üç yüz yıllık bir cami, bu camiyi kiliseye çeviriyorlar. Bu camide yapılan tahribat değil midir? O yıldan bu yıla gelmiş, cami perspektifini kazanmış, o şekilde donatılmış bir yeri, şimdi, herhâlde Safranbolu'da Hristiyanlar ürettiniz ki onlara sunsun diye mi... Yoksa, hangi Batı'dan gelip de ibadet yapmak isteyen Hristiyan'a bu mekânı sunacaksınız bilemiyorum.

Daha ilgincini size ifade etmek istiyorum. İzmir Alaçatı'ya gideniniz var mı? Lütfen gidin. Alaçatı'da -merkez camide- bir camiye önceden "kilise" diye ortadan bir perde çekmişler, caminin bir tarafı cami, diğer tarafı kilise olarak kullandırılıyor. Sayın Kültür Bakanımızın da dikkatine sunuyorum, yani bu ibadethanelerimizi, artık yüzlerce yıldır Türk İslam medeniyetinin kültür yapısını oluşturan bu dokuları, İkonion'u Konya yaptığı gibi, Sangarius'u Sakarya yaptığı gibi o kiliseyi de cami yapan... Ancak gelen Hristiyanların ibadet ortamlarının çok bulunduğu bu yapıları, zoraki, illa hangisi bir şeyler bulup eski şekline dönüştürme çabalarını da... Yıkılan, ayakta durmakta mecali olmayan uyduruk projelerle belirli işletmecilere o tarihî yapıların içerisinde binalar kurdurarak o kendi kültür değerlerimizin yıkılmasına, tahrip olmasına onay veren mercilerin ceza almaları da kanunda yer alıyor. Bu anlamda daha dikkatli, daha duyarlı olmaları lazım bilhassa yerel yöneticilerin. Bu konuda duyarlılık tabii ki bir eğitimle ancak mümkün.

Ülkenin bu yapısı içerisinde bu ülkenin kimliğini, Türk kültürünün imzasını atan birçok tarihî yapılar var. Mesela, bir yeri yerleşim yeri olarak belirliyorlar, bir plan çiziyorlar ve imara açıyorlar. Orada bir Türk mezarlığı var ve tarihî bir mezarlık, orada bu mezar taşları bulunmakta. Bu tarihî kalıntılar o ülkenin geçmişi hakkında, tarihi hakkında hem senet hem de bu tarihi ifade eden oradaki belgeler mahiyetinde olan bu değerlerin korunması adına da Bakanlığın daha dikkatli, daha duyarlı olması gerekmektedir işte Yüksekova'dan Ankara'nın ilçelerine kadar, Sivas'ta, Erzincan'da bulunan koruganlara kadar.

Biz, öyle 1071'de Anadolu'ya gelen bir millet değiliz. O bin iki yüz yıl öncesi, beş bin yıl öncesi buralardaki Türk eserlerinin bugün tarih yüzüne çıkıyor olması, dünya kamuoyunda birçok bilim literatüründe yer almış olması, bulunması bu topraklara Türk mührünün vurulduğunun dünyaya bir ispatıdır. Bunu ispatlamak için aslında pek bir ihtiyaç, lüzum da hissedilmiyor. Bu ülkenin tarihî ve kültürel geçmişi içerisinde bu varlıkların bugün hâlâ dün olduğu gibi ayakta durmuş olması, geleceğe de dimdik, tutarlı, daha düzgün taşınmış olması, bizlerin, hepimizin sorumluluğu, hepimizin görevi.

Bakanlığımızın, bu anlamdaki bu kültürel mirasın korunması, bu zenginliklerimizin ileriye taşınması için yasal çalışmaların yanı sıra Millî Eğitim Bakanlığı ve ilgili bakanlıklarla da koordine içerisine girerek hem kaynakların ortaya çıkarılması hem sivil toplum kuruluşlarının katılımlarının sağlanması, özel idarelerin, belediyelerin, bunların da katkılarının alınarak ayakta durmakta güçlük çeken bu tarihî zenginliklerimizin yeniden hayata kazandırılması adına canlandırılması lazım.

Şehirlere bakıyoruz: Bir şehir, benim ilim Balıkesir; Zağnos Paşa Camii var. Yanına ucube binalar yapılmış, arkasında yine bir yatır var, onun yanında bir hamam var ama aralarına binalar yapılmış, sundurma. Orası şehrin merkezi.

Yani buralarda sadece belediyelere de bu anlamda imkân verilmemeli, yetki verilmemeli ancak tarihî eserlerin korunması konusunda -beni çok memnun eden, memnuniyetle gördüğüm- mesela, birçok MHP'li belediyede olduğu gibi Bursa'da şahit oldum, AKP'li belediyenin Bursa'nın tarihî eserlerinin korunması adına çok büyük gayret gösterdiğine şahit oldum ve çok memnun oldum, mutlu oldum. Bu gibi tarihî eserlerin, bu dokuların korunmasındaki duyarlılık sahibi kişileri de bırakmamak gerekiyor; sorumluluk, yetki vermek gerekiyor.

Bizim birçok tarihî eserin onarımında rölöve planı çıkartılmıyor, çıkartılması gerekiyor. Diyelim ki Gezi Parkı'nda kışlanın yapılması adına birtakım faaliyetler yapılıyor ama rölöve planı yok. Rölöve planı olmayan bir yerde eski şekline uygun nasıl bir şey yapılabilir? Bütün eserlerimizin, bütün tarihî, kültürel ve tabiat varlıklarımızın bu anlamda kayıt altına alınması, aslına uygun bir şekilde bakımının, onarımının sağlanması gerekmektedir.

Kişilere izin veriliyor veyahut da bu konuda duyarlı, tarihî eserlerin yapımı konusunda, onarımı konusunda uzman olmayan kişilere bu işler verildiğinde ucube bir yapı ortaya çıkıyor. Babakale Kalesi onarılmış. Orayı gittim gezdim. Kalenin aslı ayrı, ilavesi ayrı. Yani, eskisine benzetilmeyen, benzetilmeye çalışılan bir yapı.

Şimdi bizler burada kiliselerin onarımı konusunda Türkiye Cumhuriyeti devleti kaynaklarını aktarırken Midilli Adası'nda camilerimiz hayvan damı olarak kullanılıyor. Geçtiğimiz dönem Bakanlığa bu anlamda önerge verdim, "Şurada şu cami, eski Türk camisi eşek damı olarak -affedersiniz- kullanılıyor." diye Bakanlığın dikkatini çektim. Bu gibi ülkemizdekileri korumakla birlikte, dışarıdakiler de bizim zenginliklerimiz, kültür varlıklarımız, bunların da değerlendirilmesi, korunması adına özen gösterilmesini istiyorum.

Tabii ki bunun için değerli milletvekilleri, güncel olan konu Andımız. Andımız'ın okullardan kaldırılması bugünden itibaren sağlandı. Huzurlarınızda andı tekrarlamak istiyorum bir öğretmen olarak.

Türk'üm, doğruyum, çalışkanım.

İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymaktır.

Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir.

Ey büyük Ata!

Açtığın yolda hiç durmadan, hedefe kadar varacağıma ant içerim.

Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

Ne mutlu Türk'üm diyene!

(CHP ve MHP sıralarından alkışlar)