Konu: GAZİANTEP MİLLETVEKİLİ AKİF EKİCİ’NİN, ÖĞRETMEN MAAŞLARININ İYİLEŞTİRİLMESİNE (6/436) İLİŞKİN MİLLÎ EĞİTİM BAKANINDAN, NİĞDE MİLLETVEKİLİ MÜMİN İNAN’IN, NİĞDE’DEKİ YATIRIMLARA, YEŞİL KARTLILARA VE YAPILAN YARDIMLARA (6/562) VE İLETİŞİMİN İZLENDİĞİ İDDİALARINA (6/812), KARAMAN MİLLETVEKİLİ HASAN ÇALIŞ’IN, DEMİR FİYATLARINDAKİ ARTIŞA VE İNŞAAT SEKTÖRÜNE (6/622), KÜÇÜK İŞLETMELERİN EKONOMİK SIKINTILARINA (6/701), EKONOMİK SIKINTILARA YÖNELİK ÇALIŞMALARA (6/712), YENİ BİR NATO ÜSSÜ KURULUP KURULMAYACAĞINA (6/784) VE BAZI YERLERDEKİ YATIRIMLARA (6/806), KAHRAMANMARAŞ MİLLETVEKİLİ MEHMET AKİF PAKSOY’UN, ÇEAŞ’IN KÜÇÜK HİSSEDARLARINA DAĞITILMAYAN TEMETTÜLERE (6/696) VE ÇEAŞ’IN KÜÇÜK HİSSEDARLARINA KAR DAĞITIMINA (6/710), GAZİANTEP MİLLETVEKİLİ YAŞAR AĞYÜZ’ÜN, TAKSİM’DE 1 MAYIS KUTLAMALARINA İZİN VERİLMEMESİNE (6/698) VE DEMİR BAŞTA OLMAK ÜZERE İNŞAAT GİRDİLERİNDEKİ FİYAT ARTIŞINA (6/734), TOKAT MİLLETVEKİLİ REŞAT DOĞRU’NUN, ÖZÜRLÜ AYLIKLARINA (6/749) VE TUNCELİ MİLLETVEKİLİ KAMER GENǒİN, BOLU VALİSİNİN GÖREVDEN ALINMASINA (6/786) VE DIŞİŞLERİ BAKANININ BİR KONUŞMASINA (6/787), İLİŞKİN SÖZLÜ SORU ÖNERGELERİ MÜNASEBETİYLE
Yasama Yılı:3
Birleşim:88
Tarih:12/05/2009


GAZİANTEP MİLLETVEKİLİ AKİF EKİCİ’NİN, ÖĞRETMEN MAAŞLARININ İYİLEŞTİRİLMESİNE (6/436) İLİŞKİN MİLLÎ EĞİTİM BAKANINDAN, NİĞDE MİLLETVEKİLİ MÜMİN İNAN’IN, NİĞDE’DEKİ YATIRIMLARA, YEŞİL KARTLILARA VE YAPILAN YARDIMLARA (6/562) VE İLETİŞİMİN İZLENDİĞİ İDDİALARINA (6/812), KARAMAN MİLLETVEKİLİ HASAN ÇALIŞ’IN, DEMİR FİYATLARINDAKİ ARTIŞA VE İNŞAAT SEKTÖRÜNE (6/622), KÜÇÜK İŞLETMELERİN EKONOMİK SIKINTILARINA (6/701), EKONOMİK SIKINTILARA YÖNELİK ÇALIŞMALARA (6/712), YENİ BİR NATO ÜSSÜ KURULUP KURULMAYACAĞINA (6/784) VE BAZI YERLERDEKİ YATIRIMLARA (6/806), KAHRAMANMARAŞ MİLLETVEKİLİ MEHMET AKİF PAKSOY’UN, ÇEAŞ’IN KÜÇÜK HİSSEDARLARINA DAĞITILMAYAN TEMETTÜLERE (6/696) VE ÇEAŞ’IN KÜÇÜK HİSSEDARLARINA KAR DAĞITIMINA (6/710), GAZİANTEP MİLLETVEKİLİ YAŞAR AĞYÜZ’ÜN, TAKSİM’DE 1 MAYIS KUTLAMALARINA İZİN VERİLMEMESİNE (6/698) VE DEMİR BAŞTA OLMAK ÜZERE İNŞAAT GİRDİLERİNDEKİ FİYAT ARTIŞINA (6/734), TOKAT MİLLETVEKİLİ REŞAT DOĞRU’NUN, ÖZÜRLÜ AYLIKLARINA (6/749) VE TUNCELİ MİLLETVEKİLİ KAMER GENǒİN, BOLU VALİSİNİN GÖREVDEN ALINMASINA (6/786) VE DIŞİŞLERİ BAKANININ BİR KONUŞMASINA (6/787), İLİŞKİN SÖZLÜ SORU ÖNERGELERİ MÜNASEBETİYLE
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) -Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

1'inci soru Millî Eğitim Bakanımızla ilgilidir, (6/436) esasnumaralı. Diğerleri, Sayın Başbakana değerli milletvekillerimiz tarafındansorulmuş sorulardır. Tabii bu soruların bir kısmı epey zaman evvel sorulmuşolup özellikle ekonomik konularla ilgili olanlar güncelliğini belli ölçüdekaybetmiş oluyor. Aslında bu tip sorular? Tabii değerli milletvekillerimizinkendi takdirleridir, ister yazılı sorabilir ister sözlü ancak yazılı sorularagüncelliğini koruyacak tarzda cevap verme imkânımız daha mümkün gözükmektedir.Aksi hâlde, şimdi gelirken baktım, Meclis gündeminde 469 soru önergesi var. Birsaatlik bir değerlendirme içerisinde 15 civarında soruya cevap verilebildiğihesaba katıldığında, demek ki sadece bugün gündemde olan sözlü sorulara cevapverebilmek için 31 gün zaman ayırmamız gerekiyor. Bunu da takdirlerinize arzediyorum.

İkinci arz edeceğim husus, soruya cevap vermezden evvel: TabiiSayın Başbakana sorulan soruların bir kısmı değişik kurumları ilgilendiriyor,bakanlıkları ilgilendiriyor. Belki doğrudan o bakan arkadaşlarımıza sorusorulmuş olsa bürokrasiyi biraz daha azaltmış olacağız çünkü önce Başbakanlığageliyor, biz ilgili bakanlıklara ya da kurumlara yazıyoruz, oradan gelenleriderledikten sonra sizlere burada arz etme imkânı oluyor.

Şimdi, (6/436) sayılı, Sayın Ekici'nin sorusuyla ilgili olaraksöylemek istediğimiz husus şudur: Tabiatıyla Türkiye birçok uluslararasıkuruluşla ekonomik, sosyal ve siyasi anlamda ilişkileri olan bir devlettir, birülkedir. Bu nedenle, zaman zaman, biz nasıl dünyada ilişki içerisinde olduğumuzülkelerle ilgili değerlendirmeler yapıyorsak, bu kuruluşlar da Türkiye'yleilgili değerlendirmeler yapıyor, tavsiyeleri olabiliyor ama bunlara karar veripvermemek tümüyle bizim elimizdedir, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin kendiverecekleri karardır. Bu nedenle, eğitim konusu, bizim Hükûmet olarak iş başınageldiğimiz günden beri en öncelikli konumuzdur. Nitekim, daha evvel, bütçesıralamasında Millî Savunma Bakanlığı birinci sıradayken 2003'ten bu tarafaMillî Eğitim Bakanlığı birinci önceliği almıştır ve doğru olanı da budur.Dolayısıyla bu, eğitime verdiğimiz önemi gösteriyor.

Eğitimin bir ayağı da hiç şüphesiz öğretmenlerimizdir. Yapılanbütün çabalara, iyileştirme faaliyetlerine, gayretlerine rağmen tabiatıyla nekadar ödeme yapsak, ne kadar imkân sağlasak böylesine kutsal bir hizmeti yapanöğretmenlerimiz bakımından verilenlerin yeterli olduğunu söylemek mümkündeğildir. Bu niyetle ifade etmek isterim ki tabiatıyla hem sayısal olarak hemde yaptıkları görevin kutsiyeti sebebiyle önemli bir ağırlığa sahip olanöğretmenlerimize Türkiye'nin imkân ve kabiliyetleri içerisinde, bütçe imkânlarıçerçevesinde bir ücret artışı getirilmeye çalışılmaktadır. Verilenleri yeterligöremeyiz ama bütçe imkânlarını da göz ardı etmeden yapılabilecek şeylerinfevkalade sınırlı olduğunu siz değerli milletvekili arkadaşlarımız da takdiredecektir. İnşallah, yeni dönemde bu konuda yeni adımları atma imkânınıbirlikte bulabiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (6/562) sayılı, Sayın Müminİnan'ın sorduğu, Niğde ilimizde 2008 yılında devlet tarafından hangi projelerene kadar yatırım yapıldığıyla ilgili sorulara cevap vermek istiyorum. Devlettarafından yapılan yardımlar, KÖYDES dâhil -soru önergesinin verildiği yılitibarıyla- 15 trilyon 838 bin 282 TL'dir. İl genelinde, 22 Temmuz 2007tarihinden sonra 8.538 adet yeşil kart iptal edilmiştir.

Üçüncü soru olarak da Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu'ndan2005, 2006 ve 2007 yıllarında ne kadar ayni ve nakdî yardım yapıldığı ve kaçkişiye bunların verildiği hususudur. 2005 yılında 10.941 kişiye, toplam olarak,ayni ve nakdî yardım 772 milyar 869 milyon -küsuratları var, onları arzetmiyorum- ödeme yapılmıştır. 2006 yılında 21.134 kişiye bu yardımgerçekleştirilmiş olup ödenen miktar 853 milyar 702 milyon liradır. 2007 yılıitibarıyla toplam 13.835 kişiye 924 milyar 070 milyon ödeme yapılmıştır. 2008yılı itibarıyla 19.377 kişiye 1 milyar 347 milyon 912 bin lira yardımyapılmıştır.

Üçüncü soru Sayın Hasan Çalış'ın (6/662) sıra sayılı soru önergesiyleilgili şu bilgileri arz etmek istiyorum: Evet, geçtiğimiz yıl içerisinde bellibir süre inşaat demiri fiyatlarında önemli bir artışın yaşanmış olmasısebebiyle? İnşaat demiri fiyatlarındaki bu artış inşaat sektörünün önüne âdetademirden bir ağ örmüştür. Bunun kaldırılması ve bu inşaat sektörününcanlandırılmasıyla ilgili üç tane soru önergesi var.

Değerli milletvekilleri, bununla ilgili olarak şunu ifade etmekistiyorum: Demir fiyatlarındaki artışlar piyasa bağlamında diğer sektörlerdekiekonomik gelişmeleri de zincirleme olarak tetiklediğinden, bu durum zaman zamaninşaat sektöründeki imalatlarda maliyet artışlarına neden olabilmektedir.İnşaat demirinde meydana gelen fiyat artışlarının serbest piyasa ekonomisikoşullarında oluştuğu dikkate alınır ise demir ithalatını teşvik ve ihracatınıda kısıtlamak suretiyle fiyat artışının bir miktar azaltılabileceği ya da önünegeçilebileceği genelde düşünülmektedir. Demir çelik ürünü fiyatlarınınyükselmesi sadece ülkemizde değil, dünya piyasalarında da etkili olmuştur.Dolayısıyla, Türkiye dünyadan kopuk bir ekonomik faaliyeti sürdürmediği içindış piyasalardaki olumlu ya da olumsuz her gelişme her alanda iç piyasayı da şuveya bu şekilde etkilemektedir. Bu nedenle, yurt içi demir çelik fiyatlarınınyurt dışındaki fiyatlardan bağımsız bir şekilde oluşması mümkün değildir.Ülkemizdeki demir çelik fiyatları, dünya demir çelik sektöründeki konjonktürebağlı olarak belirlenmektedir. Dünya demir çelik fiyatlarının oluşmasındaki arztalep dengesinin yanında, girdi ve navlun fiyatları da etkili olmaktadır. Girdifiyatlarındaki ve talepteki artışa bağlı olarak tüm demir çelik ürünlerininfiyatlarında artışlar yaşanmıştır. Dünya fiyatlarıyla yurt içi fiyatlarıarasında bir paralellik bulunmaktadır. Serbest piyasa koşullarında zamanlafiyatların dünya konjonktürüne bağlı olarak istikrar kazanacağı tahminedilmektedir. İnşaat sektöründe yaşanan durgunluk sadece demir çelikürünlerindeki fiyat artışına bağlı değildir. 2007 yılından itibaren bu alandabir durgunluk başlamış olup dünyadaki global kriz, diğer sektörleri olduğu gibiinşaat sektörünü de etkilemiştir.

Ayrıca, bu konuda alınması gereken önlemler ve uygulamayageçilmesi bağlamında, konuyla ilgili yatırımcı bakanlıkların katılımı sağlanmaksuretiyle yapılan değerlendirme toplantıları o tarih itibarıyla devam etmekteolup sorunun çözümü için 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu ve FiyatFarkı Kararnamesi'ne ilişkin hazırlık çalışmaları o zaman sürdürülmüş ve sonrada neticelenmiştir. Bundan doğan imkânlar da demir çelik fiyatlarınınartmasından doğan zararların belli ölçüde karşılanmasına imkân vermiştir.

Bu önergenin verildiği tarih itibarıyla 1 milyon 800 bin liracivarında olan demir, bu sabah gelirken sordum, 810 lira civarına düştüğünegöre bu da bizim yukarıda söylediğimiz hususları ifade etmektedir. Dünyadakigelişmelere paralel olarak demir fiyatları dünyada artıyorsa tabii olarakTürkiye'de de artıyor, düşme varsa Türkiye'de de düşüyor. Bir de ekonominingenel gidişatıyla ilgilidir. Ekonomide hangi tedbirleri aldığımızı, fırsatolursa biraz sonra bir soru önergesi vesilesiyle sizlere de arz etmeyeçalışacağım.

(6/696) sayılı, Sayın Mehmet Akif Paksoy'un ÇEAŞ'la ilgili, oradahissedar olanlara temettü ödenmesiyle ilgili sorusu var. Onunla ilgili, ilgilibakanlıktan aldığımız cevap şudur değerli milletvekillerimiz: Çukurova ElektrikAnonim Şirketinin gerek 3096 sayılı Kanun, ilgili yönetmelikler ve bu kanunadayalı olarak imzalanan imtiyaz sözleşmelerine aykırı tutumları gerekse 4628sayılı Kanun ve ilgili mevzuatın ihlalinden dolayı Enerji Bakanlığınca şirketarasında imzalanan görev verilmesine ilişkin imtiyaz sözleşmelerinin şirketinkusuru nedeniyle feshini düzenleyen 19'uncu maddesine istinaden sözleşmeninfeshine karar verilmiş ve şirketin bundan böyle görev bölgesinde faaliyetgöstermesi mümkün olmadığından 17/6/2003 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan2003/5712 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla şirkete görev verilmesine ilişkinkararname yürürlükten kaldırılmıştır. Hâl böyle olunca zaten bundan dolayı herhangibir temettü ödenmesi de bu tarih itibarıyla mümkün gözükmediği gibi, ayrıca bukonuyla ilgili olarak hem yurt içinde hem de yurt dışında açılmış pek çokdavalar vardır. Bu davalar da hâlen devam etmektedir. Davaların sonucuna görebu konularda karar verilecektir.

Yine Sayın Mehmet Akif Paksoy'un aynı konuya ilişkin (6/710) sırasayılı, başka bir tarihte, 6/5/2008 tarihinde verdiği önerge de aynı içeriğitaşımaktadır. Dolayısıyla birinci önerge için geçerli olan sebepler, bu soruönergesi bakımından da geçerli olmaktadır.

(6/698) sayılı Sayın Yaşar Ağyüz'ün önergesi, 1 Mayıs İşçi Bayramıkutlamalarını Taksim'de yapmayı günler önce açıklayan sendikal örgütlerden, birönceki yılda meydana gelen olaylar da dikkate alınarak verilmiş bir önerge."Taksim'i emekçiye neden kapattınız, Taksim'e çıkmayı önleme yerine,doğabilecek olayları önlemek için tedbir almanız daha doğru olmaz mıydı?" diyeo günün şartlarında verilmiş bir önergedir. Bu önergenin üzerinden bir yılgeçmiş oluyor. Bu sene de 1 Mayısı kutladık.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bir şeyi hepimizin kabul etmesilazım. Tabii Anayasa'mızda ister kişisel olarak isterse örgütler açısındankullandığımız, kullanmakta olduğumuz birtakım haklarımız var, özgürlüklerimizvar. Bir hakkı ya da özgürlüğü kullanırken Anayasa ve yasalar çerçevesindekullanmamız lazım. Aksi hâlde, herkes hakkını ve özgürlüğünü istediği şekildekullanmaya kalkıştığı takdirde bu, başka türlü hak ve özgürlük ihlallerini deberaberinde getirmektedir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak örgütlerimizin de,kişilerimizin de en temel haklarının başında geliyor. Bunun içindir kimevzuatımızda bu hususları düzenleyen, toplantıların, gösteri yürüyüşlerinin,mitinglerin nerede, nasıl yapılacağını düzenleyen bir özel yasamız var:Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası. Bu Yasa'nın esas amacı, bu hakkınkullanılmasını kolaylaştırmak ve teminat altına almaktır. Dolayısıylamitinglerin ve gösteri yürüyüşlerinin nerede yapılacağı bu Kanun'un ilgilimaddesinde çok açık olarak belirlenmiştir. Nitekim bizler, hepimiz partilerolarak daha yeni seçimden çıktık. 29 Mart seçimlerinde İstanbul'da hemen hemenseçime giren bütün partilerimiz, bu Yasa'nın hükümlerine uygun olarak, neredemiting yapmayı uygun gördülerse orada bu mitinglerini yapmışlardır, orada halkaseslenmişlerdir. Dolayısıyla, baştan beri söylenmek istenen, bir hakkınkullanılmasının engellenmesi değil, yasalar çerçevesinde bu hakkınkullanılmasının arzu edilmesidir.

Maalesef bir önceki yıl bu konuda bir anlayış beraberliğine varmaimkânı olmadığı için, devlet de yasaya aykırı bir gösteriyi, bir toplantıyıengellemek maksadıyla ve başka türlü sakıncaları da ortadan kaldırmak için bazıtedbirleri almak durumunda kalmıştır. İnşallah demokratik olgunluğa eriştiğimizsürece, zannediyorum bugün soru konusu olan hususlar önümüzdeki dönemde,önümüzdeki yıllarda ortadan kalkabilecektir. Nitekim bir önceki yıl 1 Mayıstatil değilken bu sene bunu bir bayram havasında sendikalarımız, emekçilerimizkutlayabilmişlerdir. Mühim olan, burada karşılıklı anlayış ve yasalara saygıfikrinin ve bilincinin de toplumumuzda yerleşmiş olması gerekmektedir. Bunda dasendikalarımızın, meslek örgütlerimizin, hepimizin öncü rolü oynamasında faydavar.

Bu Yasa, ihtiyacı karşılamıyor olabilir, doğru olmayabilir, yanlışolabilir, eksik olabilir. Bunu ortadan kaldırmanın yolu da yine yasalara uygunolarak bu konuda tepkilerimizi ortaya koymaktır. Bir önceki yıla nazaran budefa 1 Mayıs toplantısı daha demokratik bir ortamda geçmiştir. Ümit ediyoruz,önümüzdeki sene bugünkünden daha ileri bir noktada olabiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (6/701) sayılı -yine- SayınHasan Çalış arkadaşımız Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, SerbestMeslek Mensupları ve Yöneticiler Vakfı tarafından yapılan açıklamada, piyasadabir daralma yaşandığı, nakit sıkıntısı çekildiği ve bu nedenle küçükişletmelerin çeklerini bile ödeyemez duruma geldiğinden bahisle "Küçükişletmeleri rahatlatmaya yönelik herhangi bir çalışma var mıdır?" bunusormaktadır.

Ayrıca, Merkez Bankası verilerine göre şubat ayı içinde toplam59.944 adet olan ferdî kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerintoplamının 67.415'e, martta çıktığı ifade ediliyor. Dolayısıyla "Ekonomipolitikalarını yeniden gözden geçirmeyi düşünüyor musunuz? Bu konuda bir projenizvar mı?" diye bir soru.

Şimdi, birinci soruyla ilgili olarak KOSGEB, imalat sanayisektöründe faaliyet gösteren KOBİ'lere danışmanlık, eğitim, teknolojigeliştirme, yenilik, bilişim, kalite geliştirme, pazar araştırma, ihracatıngeliştirilmesi, uluslararası iş birliğinin geliştirilmesi, girişimcilik vebölgesel kalkınmaya yönelik destekler vermektedir. Ayrıca KOBİ'lerinihtiyaçları doğrultusunda bankalardan uygun koşullarda kredi temin edebilmeleriamacıyla 2003 yılından itibaren kredi-faiz destek programları başlatılmıştır.Bu kapsamda KOSGEB tarafından 8/4/2009 tarihine kadar verilen kredi-faizdestekleri belli ölçüde yeniden gözden geçirilmiştir.

KOSGEB, 2009 yılında da 2008 yılında etkisini artıran olumsuzküresel ekonomik gelişmelerin KOBİ'ler üzerindeki etkilerini hafifletmek veKOBİ'lerin bu dönemi mümkün olan en az hasarla atlatmalarını sağlamak amacıyla,icra komitesi kararları ve bütçe imkânları çerçevesinde KOBİ'lerin bankalardankullanacakları yatırım, işletme ve ihracat amaçlı kredilere yönelik faizdesteği uygulamalarını sürdürecektir.

KOSGEB'in iştirakleri arasında yer alan Kredi Garanti Fonu AnonimŞirketi aracılığıyla da işletmelerin kredi kullanma sürecinde teminatsorunlarına yönelik olarak banka nezdinde teminatlarını üstlenerek garantikefalet hizmeti de vermektedir.

Ayrıca KOSGEB'in imalat sanayi sektörü dışındaki KOBİ'leri dedesteklemesi için 3624 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair KanunTasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanayi, Ticaret, Enerji ve TabiiKaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda görüşülmüş ve Genel Kurulda da kabuledilmiş ve yürürlüğe girmiştir ve imalat sanayi sektörü dışındaki KOBİ'lere dedestek verme imkânı mümkün olmaktadır.

Kredi kartlarıyla ilgili olarak bankalar arası kart merkezininŞubat 2009 tarihli verilerine baktığımızda, piyasada 43 milyon 507 bin 583 adetkredi kartı olduğu görülmektedir. Her tüketicinin ortalama iki kredi kartıolduğu varsayımından hareketle, 22 milyon tüketicinin kredi kartı kullanıcısıolduğu söylenebilir. Kredi kartları kullananların, 2008 yılı içerisinde, 186milyar 550 milyon YTL tutarında, 1 katrilyon 691 trilyon 925 milyar 697 adetişlem yaptığı görülmektedir. Ferdî kredi ve kredi kartı borçlarınıödeyemedikleri için yasal takibe uğrayan tüketici sayısına ilişkinistatistikler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından tutulmaktadır.Kamuoyunda sicil affı olarak bilinen Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler veKredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması HakkındaKanun'un 20 Ocak 2009 tarih ve 27124 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe girmesiyle birlikte yasal takibe uğrayan tüketici sayısına ilişkinsöz konusu istatistiklerde fark edilebilir bir düşüş yaşanmıştır. Mesela, 3Şubat 2009 tarihli Merkez Bankası verilerine göre 2008 yılında kredi kartıborcunu ödeyemeyen kişi sayısı 635.523 iken bugün bu rakam 383.263 olmuştur.Ferdî kredi ve kredi kartı borçlarını ödeyemeyen tüketicilerin borçlarınınyapılandırılması amacıyla kanuni düzenlemeye gidilmesine yönelik bir çalışmabulunmamakta, ancak tüketicileri, gelirlerinin üzerinde borçlanma yapmamaları,bir kredi kartı borcunu başka bir kredi kartından borçlanarak kapatmamaları,kredi kartını bir nakit edinme aracı değil, ödeme aracı olarak kullanmalarıkonusunda eğitici ve bilinçlendirici çalışmalara ağırlık verilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (6/712) sayılı, yine SayınHasan Çalış'ın? Bir gazetede çıkan haber üzerine "İyice borca battık." şeklindehaberler gazetede yer alıyor. "Vatandaşın bankalara olan borcu 100,2 milyarYTL'yi aşmıştır. Merkez Bankası verilerine göre, yılın ilk üç ayında toplamtutarı 1 milyar 487,9 milyon YTL olan toplam 371.154 senet protestosu olmuştur.Karşılıksız çek sayısı ise 232.500'e çıkmıştır.

Bu bilgiler ışığında;

"1- ?vatandaşa kendini iyice hissettiren ekonomik sıkıntıkonusunda bir çalışmanız var mıdır? Bu konuda çalışma yapmayı düşünüyormusunuz?

2- İşçi, memur ve emekliğe yapılan maaş zamları fiyat artışlarıkarşısında iyice erimiş, kaderine terk edilen esnaf işyerini siftahsız açıpkapatır hale gelmiştir. Bu konuda nefes aldıracak bir çalışmanız var mıdır? Birçalışma yapmayı düşünüyor musunuz?" diye iki soru var.

Birinci soruyla ilgili olarak, değerli milletvekilleri, üretim,tüketim ve ihracatı hızla artan Türkiye ekonomisi büyüyen ve dinamik bir yapıyasahiptir. Artan ekonomik faaliyetle birlikte protestolu senetlerle karşılıksızçekler de artmaktadır. Bununla birlikte salt bu göstergelere bakarakekonomideki gidişatı yorumlamak doğru değildir. Yatırım ve ticaretin anafinansman kaynağı bankacılık sistemidir. Dolayısıyla konuyla ilgili dahasağlıklı bir değerlendirme yapmak için bankacılık sistemindeki takiptekialacakların gelişimini incelemek yerinde olacaktır. Takipteki alacaklarıntoplam kredilere oranı üzerinden bir değerlendirme yaptığımızda 2002'de butoplam kredilere oranı 21,3; 2003'te 13,0; 2004'te 6,4; 2005'te 5; 2006'da 3,9;2007'de 3,6; 2008'de ise 3,1'dir. Bu rakamlara baktığımızda 2002 yılından butarafa takipteki alacakların toplam kredilere oranı büyük ölçüde düşüşgöstermiştir. Bunu diğer ülkelerle mukayese ettiğimizde aslında -benzerkonumdaki ülkelerle- daha sağlıklı bir değerlendirme imkânımız olabilecektir.Mesela Brezilya'da takipteki alacakların toplam krediler içerisindeki nispeti3,1; Çek Cumhuriyetinde 3; Romanya'da 9,1; Rusya'da o tarih itibarıyla 2,6;Yunanistan 5,1; Fransa 2,8; Çin'de ise 6,6'dır.

Son yıllarda büyüyen ekonomi, artan reel gelir ve düşen faizlernedeniyle tüketiciler harcamalarını artan oranlarda tüketici kredileri ve kredikartlarıyla finanse etmeye başlamışlardır. Bunun sonucunda hane halkı borcununmillî gelire oranı 2007 yılında yüzde 11,7 seviyesine yükselmiştir. Bununlabirlikte ülkemizdeki borç yükü diğer gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerlekarşılaştırıldığında hâlen oldukça düşük seviyelerde bulunmaktadır. Hane halkıyükümlülüklerinin millî gelire oranı Türkiye'de 2004'te 5; 2005'te 8; 2006'da10 iken, 12 Doğu Avrupa ülkesinde 12; 17 ve 23 tarzında gerçekleşmiştir.

Öbür taraftan, esnafımızın durumunu iyileştirmek noktasında, onlarınrekabet gücünü artırmak büyüyen ekonomiye daha fazla katkı sağlarken, artangelirden daha fazla pay almalarını sağlaması için strateji ve eylem planlarıhazırlanmış, KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı ilan edilmiştir. KOBİ EylemPlanı'nı gerçekleştirmek üzere özellikle kümelenme stratejisi kapsamındaçalışmalar başlamıştır.

Esnaf ve Sanatkârlar Stratejisi ve Eylem Planı ise Sanayi veTicaret Bakanlığı koordinasyonu altında ve Maliye Bakanlığı, Devlet PlanlamaTeşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Halk Bankası Genel Müdürlüğü,KOSGEB ve TESK ile diğer kurumların katılımıyla oluşturulmaktadır.

Konuyla ilgili tüm tarafların katkısıyla nihai şekli verilecek veuygulamaya konulacak olan söz konusu eylem planları KOBİ'lerimiz ile esnaf vesanatkârlarımızın sorunlarına kısa vadeli çözümler sunmak yerine uzun vadeliçözümler üretmeyi hedeflemektedir. Bu yönde çalışmalar zaten günün şartlarınagöre güncelleştirilerek sürdürülmektedir.

(6/734) sayılı, Sayın Yaşar Ağyüz'ün, keza demir fiyatlarındaki-biraz evvel izah ettiğim- artışın inşaat sektöründe yarattığı sıkıntı ve talepdaralması hakkında Sayın Başbakandan sözlü sorusu var. Onunla ilgili olarak"2007 yılında 850 YTL/ton olan inşaat demiri şu anda 1.900 YTL/ton olmuştur."deniliyor. "Demirde yaşanan çok yüksek fiyat artışı inşaat sektöründe sıkıntıyaratıyor." diyor ve "İnşaat sektörünün işsizliği de büyük ölçüde absorbeettiği bilinen gerçek iken, özel konut üreten firmalarla, kamu müteahhitlerinive alıcıları zora sokan, seçim bölgem Gaziantep'te olduğu gibi tüm büyükkentlerimizde inşaatları durma noktasına getiren bu sorunun çözümü için tedbiralmak gerekmez mi, almayı düşünüyor musunuz?

Sorunlar kangren olmadan ve büyük bir ekonomik krize dönüşmeden,ilgili bakanlıklarda kısa ve uzun vadeli tedbirleri kapsayan ekonomik, teknikve yasal düzenleme çalışmaları yaptırmayı düşünüyor musunuz?"

Tabii, demin ifade etmeye çalıştım, önergenin verildiği tarihtedemir fiyatları gerçekten bu miktarda ama bugün itibarıyla 810-820, bu civardaseyrediyor dünyadaki gelişmeye paralel olarak, demek ki 1.900 liradan 800liraya kadar düşmüş. Eğer inşaat sektöründeki durgunluğun tek sebebi demirfiyatındaki artış ise demir fiyatları normal seviyeye düşmüştür. Şimdi bununotomatik olarak inşaat sektöründe de olumlu katkısının olması beklenebilir eğerbu durgunluğu tek bir sebebe bağlıyorsak. Onun için -yukarıda da bir soruönergesine arz ettiğim cevapta da ifade etmeye çalıştım- Türkiye'deki hemenhemen birçok malın fiyatı dışarıdaki gelişmelerden bağımsız olarak teşekkül etmiyor,dünyadaki gelişmeye paralel olarak bu fiyat istikrarı sağlanmış oluyor. Ancakgerçekten demir fiyatlarındaki artışın zikredilen rakamlara ulaştığı dönemde,4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında yapım sözleşmeleri devam edenmüteahhitleri de etkileyen, özellikle demir ve demir mamullerinde 2008 yılı ilkyarısında meydana gelen beklenmeyen fiyat artışlarının karşılanmasına yönelikolarak ilk etapta Kamu İhale Kanunu'nda değişiklik yapılmış, ilave fiyat farkıesasları Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla, 4735sayılı Kamu ihale Sözleşmeleri Kanunu kapsamındaki yapım işlerinde beklenmeyenfiyat artışları nedeniyle uygulanacak ilave fiyat farkı esaslarınınuygulanmasına ilişkin tebliğ de 4 Şubat 2009 tarihinde Resmî Gazete'de yayınlanmıştır.

Dolayısıyla, ülkemizin lokomotif sektörlerinden biri olan inşaatsektöründeki daralmayı aşmak için akılcı projeler üreterek özel yapılara vergiindirimleri getirilmesi, mortgage kredilerine destek verilmesi, Sanayi veTicaret Bakanlığının Can Suyu Projesi'nin bir benzerinin inşaat sektörü içinharekete geçirilmesi, yurt dışında yapılacak müteahhitlik hizmetleriyle ilgiliolarak özendirici birtakım tedbirlerin alınması ve kolaylıkların sağlanması,yurt dışındaki yatırımcıların ülkemizde inşaat ve müteahhitlik sektörüneyatırım yapmaları için özendirici tedbirlerin alınması gibi teşvik edicibirtakım önlemlerin daralmanın aşılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.İlgili bakanlık görev alanı dışındaki enerji, ulaştırma vesaire gibi altyapıçalışmalarının hızlandırılması, ülkemizde ihtiyaç duyulan kamu hizmetyapılarının tespit edilerek yeni yapım ihalelerinin açılmasının uygun olacağıdüşünülmektedir. Öncelikle, üretim ve ürün kalitesiyle uluslararası piyasalardaaynı konularda faaliyet gösteren firmalarla rekabet edebilecek düzeydeki yerlisanayicilerin desteklenmesi için üretilen yerli ürünlerin kamuda kullanımınıavantajlı hâle getirmek üzere 18 Nisan 2008 tarihli Resmî Gazete'de yayınlananKamu İhale Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile 4734 sayılıKamu İhale Kanunu'nun 63'üncü maddesinde yer alan, yerli malı olarak belirlenenmalları teklif eden yerli istekliler lehine yüzde 15 oranına kadar fiyatavantajı sağlanması hususlarında idarelerce ihale dokümanına hükümler konulmasınınönü açılmış ve Başbakanlık genelgesiyle de bu hükmün kamu kurum vekuruluşlarınca dikkate alınması hususunda kamu yöneticilerinin gerekenduyarlılığı göstermeleri istenmiştir. Bunu biz Hükûmette de kararlaştırdık,sonra Başbakanlık genelgesi olarak tüm kurumlara, özellikle de mahallîidarelerimize bunları açık olarak duyurduk ki bu yüzde 15 oranına kadar fiyatavantajı sağlayan yerli firmalarımızın ve yerli üretimin korunması açısından.

Şimdi, 29 Martta yeni mahallî idare seçimlerimizi yaptığımıza göre,göreve gelen belediye başkanlarımız ve özel idareler, ola ki, en başta işmakineleri olmak üzere birçok ihaleleri yapmaktadırlar. Zaman zaman bize deşikâyet geliyor bu genelgelere yeteri kadar uyulmadığı noktasında yerlifirmalar tarafından.

Şimdi, burada, sizlerin huzurunda, özellikle ekonomik daralmanınyaşandığı günümüzde yerli üreticilerimizi koruyacak, sanayimizi koruyacak buduyarlılığın tüm ihale kurumlarınca, ihale yapan kurumlarımız tarafındanhassasiyetle ele alınması gerektiğini bir defa daha ifade etmek istiyorum.

İnşaat sektöründe müteahhitlerin yanı sıra, sektörün diğeraktörleri olan inşaat malzemecileri, elektrikçiler, hazır beton üreticilerigibi kesimlerdeki daralmayı gidermek üzere izlenebilecek çalışmalar ikikategoride incelenebilir. Bu çalışmaların ilk adımı mevcut yapı stokununmevzuat çerçevesinde esaslı onarımlarla yenilenmesi çalışmalarınınbaşlatılması, bina ölçeğinde ise bireysel ekonomik teşvikler yoluyladesteklenmesidir.

Bilgilerinize bu konuyu da saygıyla arz ediyorum.

(6/749) sıra sayılı, Sayın Reşat Doğru'nun, özürlülere ödenen maaşartışı, ödenecek parada bir artış olup olmadığıyla ilgili bir sorusu var.

Tabii, bu konuda, demin öğretmen maaşlarıyla ilgili ifade etmeyeçalıştım, özelikle engelli vatandaşlarımız bakımından imkân ölçüsünde önemlidestekler bizim hükûmetlerimiz döneminde sağlanmaya çalışılmıştır. Hiçşüphesiz, bunların yeterli olmadığı söylenebilir ama niyetimizi ortaya koymakadına, gerçekten çok yönlü destek programları sürdürülmektedir.

Bu manada, soru önergesinde bahsedilen özürlülük oranı yüzde 70 veüzeri olanları yaklaşık 249 TL alırken daha sonra bu 272 liraya çıkarılmıştır,özürlülük oranı yüzde 40 ila yüzde 70 arası olanları ise 166 lirayken 181liraya çıkarılmıştır, yani neticede sabit bir rakama bağlanmış değildir,imkânlar ölçüsünde bu rakamlar yükseltilmektedir. Bundan sonra da aynıdüşünceyle bu yükseltmeler yapılabilecektir.

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir dakika?

Sayın Doğru sisteme girmişler. Ona sormak istiyorum: Cevap yeterlimidir, bir ek şeyiniz var mı?

REŞAT DOĞRU (Tokat) - Yeterli efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Buyurunuz efendim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) -(6/784) sayılı, yine Sayın Hasan Çalış Arkadaşımız "İtalya Napoli'deki NATOÜssü İzmir Urla'ya taşınıyor. 4 bin Amerikan askeri Urla'da ev tutmaya başladıbile. Büyük işgal projesi sebebiyle üs doğuya kaydırılıyor." diyor.

Bu haberden yola çıkarak;

"İzmir Urla veya başka bir ilimiz toprakları üzerinde NATO üssükurulması söz konusu mudur? Hükûmet olarak bu konuda verilmiş bir izin varmıdır? Bu konuda kamuoyunu aydınlatmayı düşünüyor musunuz?"

Şimdi, bu türlü haberler zaman zaman basınımızda çıkar amakesinlikle ifade ediyoruz ki: İzmir'de konuşlu NATO Karargâhının mevcutyapılanmasının değişmesi ya da başka bir ilimizde yeni bir NATO karargâhı veyaüssünün kurulması söz konusu değildir. Dolayısıyla bu haber biraz spekülatifbir haberdir. Konuya ilişkin olarak ne Brüksel'deki NATO Karargâhında ne deherhangi bir platformda alınmış bir karar da bulunmamaktadır.

(6/786) sayılı, Sayın Kamer Genç'in, "Bolu Valisi Ali Serindağ'lailgili olarak basında çıkan yazılarda, adı geçenin, Nakşi ve Kadiri Şeyhi'ninoğlu Ahmet Palazoğlu'nun cenazesine katılmadığı ve cuma namazına katılmadığınedenleriyle valilikten alındığı bildiriliyor.

Sayın Valinin valilikten alınmasında bu davranışlarının etkisiolmuş mudur?

Bu Valinin merkez valiliğine alınmasının nedenlerini izah edermisiniz? Hangi yetmezlik ve başarısızlıktan olmuştur?

Adı geçen Valinin merkeze alınmasında Alevi inançlı olmasınınetkisi olmuş mudur?"

Bir evvelki soru önergesinde de haber ne kadar spekülatif ise bukonuda da vereceğimiz cevap şudur: Türkiye, eksiği olsa da bir hukukdevletidir. Hangi işlemlerin nasıl yapılacağı, hangi usule bağlı olarak yapılacağıbilinmektedir. Dolayısıyla, valilik gibi bir önemli görevi yapmış olan birinsanın burada zikredilen sebeplerden dolayı alındığı tarzındaki husus bencedoğru değildir. Bir valinin nasıl alınacağı, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun6'ncı maddesi ile 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüneİlişkin Kanun'un 2'nci maddesine göre Bakanlar Kurulu kararı ve SayınCumhurbaşkanının onayıyla olmaktadır; usul budur. Kaldı ki ismi geçen SayınVali, biz Hükûmete geldiğimizde, Bolu'dan evvel bir başka görevdeydi.Dolayısıyla, orada hizmetlerinden istifade edilmiş, ondan sonra Bolu iline dedaha sonraki bir tayin tasarrufuyla, valiler kararnamesiyle oraya atanmış,orada da belli bir süre hizmet ettikten sonra -yukarıdaki usule göre- buataması gerçekleşmiştir. Bu atama işlemleri sadece onlar için değil, kamudagörevli pek çok kişinin zaman zaman görev yeri değişikliği olur veya merkezdehizmetlerinden istifade edilebilir. Kaldı ki idarenin, üç işlemi dışında, hertürlü eylem ve işlemi yargı denetimine tabi olduğuna göre, eğer bu işlemde birhukuki sakatlık var ise zaten konunun yargı yönünden de değerlendirilmesimümkün olabilecektir ama kesinlikle ifade ederiz ki Bolu ilinden alınmasındaburada zikredilen hususların hiçbirisi geçerli değildir.

(6/787) sayılı yine Sayın Genç'in "Dışişleri Bakanı; AvrupaParlamentosu Dış İlişkiler Komitesinde (Türkiye'de sadece gayrimüslimazınlıklar değil, Müslüman çoğunluğun da dini özgürlüklerle ilgili sorunlaryaşıyor) biçiminde konuştuğu -Dışişleri Bakanımızın- belirtilmiştir.

Bu konuşma doğru mudur?

Türkiye'de gayrimüslim azınlıklar ile Müslüman çoğunluğun diniözgürlüklerle olduğu öne sürülen sorunlar hangileridir?

Böyle bir söylemi onaylıyor musunuz?"

Şimdi, değerli arkadaşlarım, çağımız özgürlükler çağı. Bundan beşsene evvel, on sene evvel tanınmış olan haklar ve özgürlükler icabındayetmemekte, yeni özgürlük talepleri, hak talepleri gelmektedir, nitekimtoplumun her kesiminden gelmektedir. Bizler de Parlamento olarak zaman zaman buistekleri burada yasa konusu yapmaktayız hatta Anayasa konusu da yapmaktayız.Parlamentoların varlık sebebi zaten bu tip taleplerin de belli ölçüde teminataltına alınması, bununla ilgili mevzuat düzenlemeleri yapılmasıdır. Dolayısıylatoplumun geneli olarak ister azınlık veya isterse şu inançtan, bu inançtan veyaherhangi bir inanca da mensup olmayabilir, bunların hepsinin özgürlük taleplerivardır ve yetmediği noktada da tabii olarak bunları meşru yollardan dilegetirmektedir; bunda yadırganacak bir husus yok. Burada tartışılacak husus, butaleplere karşılık getirilecek çözümler tartışılabilir. Eğer bu çözümlerAnayasa'mıza, yasalarımıza aykırı çözümler ise üzerinde durulması gereken konubudur, değilse toplumun her kesiminin uygulamalardan şikâyet etmesi, şikâyethakkı Anayasa'da tanınmış bir husustur. Dolayısıyla görevi ne olursa olsuninsanlar şahsi düşüncelerini, fikirlerini söyleyebilirler. Nitekim, bu konuylailgili olarak da neyi ne maksatla söylediyse bunu da ilgili bakan arkadaşımızzaten umuma açık bir yerde, parlamenterlerin önünde söylemiştir. Dolayısıylabunun ayrıca bir yoruma ihtiyaç gösteren yanının olmadığı kanaatini taşıyorum.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - SayınBaşkan, evvela bir iki hususu ifade etmek isterim: İnsanların inançları kendibilecekleri iştir. Günümüz dünyasında hiç kimse kendi inancını bir başkasınadoğrulatmak mecburiyetinde değildir. Neye inanıyorsa kendisi inanır. Bu, insanhakları öğretisinin, doktrininin temel kuralıdır. Dolayısıyla bize düşen, kiminneye inandığı değil, her türlü inanca saygı göstermektir ama bir başka şey dahayapmamız lazım hep beraber, inançları da istismar etmemeliyiz. Birinci konubudur.

İkincisi: "Türkiye Cumhuriyeti'nin bir Dışişleri Bakanı orayaburaya yağ çekiyor." tarzındaki ifade bu Meclis çatısı altında kullanılacak birüslup değildir. Yani netice itibarıyla her ülkenin özgürlük sorunu var. Dünakşam haberleri dinlediyseniz, tesadüfen, İsveç'te -ki özgürlükler konusunda enönde gelen ülkelerden bir tanesidir- kendi yerli vatandaşlarıyla ilgili olarakaldığı bir karardan dolayı "Haklarımız kısıtlanıyor, özgürlüğümüzkısıtlanıyor." diye protesto yapılıyordu. Demek ki her ülkede özgürlük talebiolabilir, bundan dolayı hiç rahatsız olmamıza gerek yok. Türkiye'ninözgürlükler konusunda da dört dörtlük bir ülke olduğunu da hiç söyleyemeyiz.İstersek bunu söyleyelim, buna kimi inandırabiliriz? Bunu evvela kabul edelimde birlikte çözümü nasıl bulabiliriz? Birbirimizi itham etmeden işin o kısmınayönelsek daha doğru bir şey olacaktır.

Nitekim, 23'üncü Dönemde de toplumun belli kesimlerinin bir kısımözgürlük talepleri kısıtlandığı için, en başta eğitim-öğretim konusundasıkıntılar olduğu için burada Anayasa değişikliği dâhil birçok yasal düzenlemeyapmaya çalıştık. Bunlar dahi Türkiye'de bu tür sıkıntıların olduğunu söylüyor,söyleniyor, gösteriyor açıkça. Dolayısıyla bu gizli kapaklı bir şey de değil,bir konuşma da değil, herkesin önünde yapılmış bir değerlendirmedir, kişisel birdeğerlendirmedir. Bundan dolayı da "Oraya buraya yağ çekiyor." tarzındabirbirimizi incitmenin bir anlamı yok, emin olun. Yani burası şimdi 3'üncükanaldan da naklen yayın yapıyor, bu Meclisin üslubu bence çok önem arz ediyorParlamentonun saygınlığı açısından. Üstelik hakkında soru önergesi verdiğinizkişi de bu ülkede Dışişleri Bakanlığı yapmış olan birisidir. Daha derli toplubir üslup içerisinde bunları konuşabiliriz.

Sayın Başkan, sürem varsa sorulara devam edeceğim.

BAŞKAN - Bir saatimiz doldu Sayın Bakan fakat on dakika ek süreverebilirim ve soruları bitirebilirsiniz. Üç soru kaldı yanılmıyorsam.

Buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Evet,Sayın Hasan Çalış'ın bir sorusu var. "Ülkemizde artık zamlar birbiriyle çakışırhâle gelmiştir" diyor, verildiği tarih 3 Haziran 2008.

"Hükûmet, elektrik ve doğal gaz zammını temmuz ayındaçakıştırmamak için konutta yüzde 7,4; sanayide de 8,3 oranında doğal gazzammını öne çekerek haziran ayı içinde uygulanacak şekilde açıklamıştır" diyor,bununla ilgili üç tane sorusu var. "Yüzde 7,4'lük yeni doğal gaz zammının fakirfukarayı sıkıntıya sokacağını düşünüyor musunuz?

Kışı battaniyelerle geçiremezler mi? Bu kesimlere yakıt yardımıyapmayı düşünüyor musunuz?

Yüzde 8,3 oranındaki yeni doğal gaz zammı karşısında maliyetleriartan sanayinin rekabet gücü azalmış olmuyor mu? Bu gidişin sonu fabrikalarınkapanması olmayacak mı?" diyor.

1 Mayıstan itibaren de, yani o zaman yüzde 7,4 zam yapılmış ama, 1Mayısta da yüzde 25, yüzde 26 da doğal gazda indirim yapılmış oldu. Bu şunugösteriyor: Biz, hükûmet olarak, dışarıdan aldığımız herhangi bir malın, isterham madde ister mamul madde, zaruret olmadıkça hiçbir şeye zam yapmadık.Nitekim dört sene, dört buçuk sene, beş seneye yakın elektriğe zam yapmadık.Neden? Elektriğe zam gerekmiyordu. Yeri geldi doğal gaza da zam yapmadık, çünküo zaman ihtiyaç yoktu. Bunun bir kuralı var, bunun bir hesaplanma tarzı var.Dolayısıyla, o hesaplanma tarzına göre zam gerekiyorsa zam yapıldı, indirimgerekiyorsa indirim yapıldı. Şimdi, o takdirde, o tarihte zam yaptığımızdandolayı şikâyet ediyorsa, şimdi denmiş olması gerekir ki yüzde 25 de indirimyaptınız evlerde, sanayide yüzde 26. Bundan dolayı da herhalde o zaman sitemihak ettiysek şimdi de bir teşekkürü hak etmiş olmamız gerekir diye düşünüyorum.Bunu sizler de iyi biliyorsunuz ki bunlar dışarıdan aldığımız maddelerdir,dışarıdan ithal ediyoruz ve üç aylık, altı aylık ve dokuz aylık süreçlerlepetrol fiyatına bağlı olarak bu değişimler söz konusudur. Petrol fiyatlarındadüşüş olduğu zaman doğal gazda da tabii olarak düşüş olur, nitekim böyle birsürece girdik. O tarihlerde, hatırlarsanız, petrolün varili 146 dolara kadarçıkmıştı, şu günlerde 40'la 50 dolar arasında, bazen 50'nin üzerine çıkıyor,bazen 50'nin altına iniyor, buna paralel olarak da bu hesaplamalar yapılıyor.

Dediğim gibi, 1 Mayıstan itibaren de yüzde 25, yüzde 26 gibiönemli bir indirim yapmış olduk. Eğer fabrikalardaki sıkıntı doğal gazdankaynaklanıyorsa tek başına, şimdi bu indirimden sonra biraz daha piyasanınhareketlenmesi, canlanması lazım. İnşallah bunu da hep beraber ümit ediyoruz.

Yine Sayın Çalış'ın (6/806) sayılı Sayın Başbakan Erdoğan'ınmemleketi Rize'de yapılan yatırımlarla ilgili bir soru önergesi var. Güneysuilçesine 2002-2009 yılları arasında gerek hayırseverlerin gerekse kamununyaptığı yatırım şudur, bunları soruyor: 8 derslikli bir ilköğretim okulu, 50yataklı Güneysu Öğrenci Yurdu, 32 derslikli İstanbul Menkul Kıymetler Borsasıİlköğretim Okulu, 16 derslikli Şehit Kemal Mutlu Öğretmen Lisesi, 200öğrencilik öğrenci yurdu, 1 anaokulu 100 öğrencilik, ilköğretim okulu 8derslik, 1 tane de halk eğitim merkezi yapılmıştır.

Öbür taraftan, Kasımpaşa'ya ne yapıldığı soruluyor. İlköğretim veortaöğretim okulu yapılmış; mesleki ve teknik eğitim okulu yapılmış; 1 sporsalonu yapılmış.

Eğitimde önemli vurguladığımız ve buradan da sizlerin huzurundaşükranla kendilerini hatırladığımız hayırsever insanlarımız eğitime ve sağlığabüyük ölçüde katkı veriyorlar, destek veriyorlar. Nitekim hafta sonu benim dememnuniyetle katıldığım Develi'de 50 kişilik bir kız öğrenci yurdunu, öbürtarafta da ana çocuk doğum merkezi ve kadın doğum hastanesini 2 tane hayırsevervatandaşımız yaptırmış.

Dolayısıyla, Türkiye'nin her tarafında hayırsever insanlarımız buyatırımları yapıyor, bunlardan bir iki tanesi de Güneysu'ya yapılmışdurumdadır. Ümit ederiz başka taraftaki bu hizmetler de bu şekilde sürdürülmeyedevam eder.

Benim eğer sürem bittiyse bu kadar, değilse daha ilave edilecekcevaplar var, Sayın Başkan takdir sizin.

BAŞKAN - Üç dakikanız var efendim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Peki,efendim.

Bir sorusu daha var arkadaşımızın, Sayın Mümin İnan'ın: "2008Mayıs ayının sonlarında ve Haziran ayının başlarında, basına yansıyan bazımahkeme kararlarına göre herhangi bir alan ve kişi sınırlaması yapılmadan tümülke iletişiminin, bazı güvenlik birimlerimiz tarafından izlendiği haberleridoğru mudur?

Bu izlemeler yapıldıysa, Anayasa'nın haberleşme hürriyetinindüzenlendiği 22'nci maddesindeki istisna hükmünün ve 4422 sayılı Çıkar AmaçlıSuç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nun ilgili maddelerinin aşırı genişyorumlanarak ihlal edildiği gerekçesiyle, sorumlular hakkında adli ve idariişlemler yapacak mısınız?

Söz konusu mahkeme kararlarına dayanılarak, herhangi bir alan vekişi sınırlaması yapılmadan, tüm ülke iletişiminin izlenmesi faaliyetleri devametmekte midir? Bu uygulamanın, demokratik ve hukuk devleti ilkelerine uygunolarak, alan ve kişileri belirli olacak biçimde değiştirilmesi için herhangibir çalışmanız olacak mıdır?"

Değerli arkadaşlarım, son zamanlarda en çok tartışılan konularınbaşında bu dinlenmeler geliyor; ister önleyici dinlemeler isterse suçfaillerinin ortaya çıkarılması, delilleri elde etmek maksadıyla yapılandinlemeler.

Aslında, mevzuatımızda, bu alanda çok önemli değişiklikleri hemCeza Kanunu'nda hem de Ceza Muhakemesi Kanunu'nda, 2005 1 Haziranında yürürlüğegiren yasada düzenleme yaptık, sonra da önleyici dinlemelerle ilgili olarak daayrı bir yasada, Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nda yaptık. Dolayısıylamevzuatımızda bu konular ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup 2005'ten bu tarafaTürkiye'nin herhangi bir mahkemesinden alınmış genel bir kararla tüm Türkiye'yidinleme imkânı yoktur.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135'inci maddesinde hangi suçlar içindinleme yapılacağı belli ve hangi şartlarda dinleme yapılacağı belli ve üstelikbu dinleme kararlarını da kesinlikle hâkimlerin, mahkemelerin vermesigerekmektedir. Bu şartlar oluşmadan yapılan dinlemelerin tamamı kanunsuzdinlemedir. Mahkeme kararına dayanmadan elde edilen bilgi ve belgelerin dehüküm tesisinde kullanılamayacağını çok açık olarak ortaya koyduk. Nitekim,yüksek mahkemelerin de bu noktada kararları var.

Ayrıca, Ceza Kanunu'nun 132'nci maddesi kanunsuz dinlemelerleilgili cezai hükümler getirmektedir. Zaman zaman bize de soruluyor buhükümlerin yeterli olup olmadığı, cezai müeyyidelerin yeterli olup olmadığıbakımından. Eğer konu sadece ceza hukuku tedbirleriyle çözülebileceksetabiatıyla cezalar artırılabilir. Kaldı ki yeni ceza hukuku sistemimizde,eskiden cezalar alt sınırdan veriliyordu, şimdi mahkeme olayın vahametine,suçun işleniş tarzına, işleyen kişi ya da kişilerin durumuna bakarak en üsthadden bunu verebileceği gibi, zaten basın yoluyla, vesaire, ağırlaştırıcısebepler de devreye girdiği takdirde önemli miktarda cezalar verilebilmektedir.

Bir şeyi ifade etmek istiyorum: Bu tip suçlar herhangi bir izne detabi değildir. Cumhuriyet savcılarımız kendiliklerinden bu tip suçlarla ilgili soruşturmalarıyaparlar, yapıyorlar ve yapmaları da gerekmektedir. Dolayısıyla, eğer ilave birdüzenleme gerekiyorsa bu ihtiyaç ortaya çıktığında bunu da düzenlemeye hazırız.Bu noktada gerekli adımları da atabiliriz çünkü en başta özel hayatın gizliliğidâhil pek çok hak ve özgürlükler açısından bu dinlemelerin, kanunsuzdinlemelerin sorun çıkardığı ortadadır. Onun için, yeni düzenleme gerekiyorsabunu yapabiliriz. Bu noktada kanunsuzluğun size göresi, bana göresi,savunulacak bir yanı da olmaz, el birliğiyle bu noksanlıklar varsa bunları dagidermeye hazır olduğumuzu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİsıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çiçek.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkanım, usul hakkındabir şey söylemek istiyorum. Milletvekillerine haksızlık yapılıyor Başkanlıkça.Hükûmete bir saat süre veriliyor. Diyelim ki milletvekilinin beş sorusu varsabu beş soruya bir dakika veriliyor. Bunu bir kez daha -sizin şahsınızda değil-dile getiriyorum.

BAŞKAN - Hayır efendim, şöyle söyleyeyim, bir dakika: Öyle birsoru oluşmuşsa eğer, bir saat sorular soruluyor ve cevap veriliyor, bir saatiaşkın, en az bir saat ama biz cevapların hepsi olsun diye ekstra on dakika dahasüre verdik. Şimdi, soruları sadece soran milletvekillerine, -sizin herhâldedikkatinizden kaçtı- ben tek tek sordum "Yeterli bir şeyiniz oldu mu?" diye.

Sizin son sorunuzu atladık galiba, son sorunuzdan sonra şeyyapacaktık.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) - Sekiz sorum vardı, hiçbirine cevapverilmedi.

BAŞKAN - Yanıt veremedi, o zaman bir daha? Sizin sorunuzda kaldık,süremiz yetmedi Sayın Çalış, son sorunuzda.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) - Sayın Başkanım, sekiz soruma cevapverilmedi.

BAŞKAN - Biliyorum? Bütün sorular bittikten sonra size soracaktımfakat süremiz yetmedi. O sorunuz geldiği zaman, tekrar size sözlü sorugeldiğinde tekrar sorularınızı sorarsınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Bitti ama, cevap verilmediSayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) - Efendim ama cevap veremedi SayınMilletvekilimiz.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) - Sayın Başkanım, doğru yaptınız.

BAŞKAN - Cevap veremediyse eğer tekrar nasıl yapacağız? Bu kadarvermiş cevapları.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkanım, usul hakkında,sizinle ilgili değil, genel.

OKTAY VURAL (İzmir) - Görüşünü belirtemedi. Hiç olmazsa SayınBakana teşekkür edebilirdi belki de.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Baştanettik, siz sonradan geldiniz.

BAŞKAN - Şimdi onun için buradaki şey böyle usule uygundur SayınAslanoğlu.

OKTAY VURAL (İzmir) - Teşekkür ederken eleştirisini deyöneltebilirdi.

Efendim, uzatalım biraz daha. Sayın Bakan buradayken belki sayınmilletvekillerimizin bir daha böyle bir sözlü soruya cevap verme imkânıolmayacak. Sayın milletvekillerimiz, hiç olmazsa soru soran milletvekillerimiz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Bengelirim, gruplarına da gider, sorularına cevap veririm.