Konu:TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN, BİR YIL SÜREYLE, IRAK'IN KUZEYİNDEN ÜLKEMİZE YÖNELİK TERÖR TEHDİDİNİN VE SALDIRILARIN BER-TARAF EDİLMESİ AMACIYLA, SINIR ÖTESİ HAREKÂT VE MÜDAHALEDE BULUNMAK ÜZERE, IRAK'IN PKK TERÖRİSTLERİNİN YUVALAN-DIKLARI KUZEY BÖLGESİ İLE MÜCAVİR ALANLARA GÖNDERİLMESİNE VE GÖREVLENDİRİLMESİNE ANAYASA'NIN 92'NCİ MADDESİ UYARINCA İZİN VERİLMESİNE DAİR BAŞBAKANLIK TEZKERESİ (3/199)
Yasama Yılı:2
Birleşim:8
Tarih:17/10/2007


TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN, BİR YIL SÜREYLE, IRAK'IN KUZEYİNDEN ÜLKEMİZE YÖNELİK TERÖR TEHDİDİNİN VE SALDIRILARIN BER-TARAF EDİLMESİ AMACIYLA, SINIR ÖTESİ HAREKÂT VE MÜDAHALEDE BULUNMAK ÜZERE, IRAK'IN PKK TERÖRİSTLERİNİN YUVALAN-DIKLARI KUZEY BÖLGESİ İLE MÜCAVİR ALANLARA GÖNDERİLMESİNE VE GÖREVLENDİRİLMESİNE ANAYASA'NIN 92'NCİ MADDESİ UYARINCA İZİN VERİLMESİNE DAİR BAŞBAKANLIK TEZKERESİ (3/199)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

 

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan,

çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün ülkemiz için, milletimiz için son derece hayati önemi olan bir konuyu müzakere ediyoruz.

Yapmakta olduğumuz bu görüşmelerin milletimiz için hayırlı sonuçlara vesile olmasını Allah'tan

diliyorum.

Bu müzakereyle istediğimiz şey şudur yüce Meclisten: Sınırlarımızın ötesinden, ülkemizin birliğine,

bütünlüğüne, huzuruna karşı bir terörist saldırı var, saldırılar var, tehdit var. Buna karşı uluslararası

hukuktan doğan haklarımız var. Bu haklarımızı kullanarak Irak'ın kuzeyinden ülkemize

yönelik bu tehditleri, bu saldırıları bertaraf etmek üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesi operasyonuna

ve müdahalesine imkân vermek üzere, Anayasa'nm 92'nci maddesine göre sizlerden izin

talep ediyoruz. Gösterdiğiniz ilgi ve destek için Hükümetim adına şimdiden teşekkür ediyorum.

Biliyoruz ki konuyu müzakere ederken yüreğimiz yanıktır, içimiz de buruktur. Bunun hepimiz

farkındayız. On binlerce insanını feda etmiş, şehit vermiş, daha fazlasını da kahraman gaziler olarak

aramızda ve gönlümüzde yaşatan bir milletin fertleri, vekilleri, temsilcileri olarak büyük bir sorumluluk

duygusu içinde aklımızı, temiz hislerimizin ve asil heyecanlarımızın önüne koyarak ve soğukkanlı

bir şekilde tartışmalı ve karara bağlamalıyız.

Evet, bu vesileyle ifade edildiği gibi, sabır taşı çatlamıştır. Yaşanan bunca üzücü olaylardan sonra

sabrımızın taştığı bir noktadayız, ama şunun da farkındayız: Biz, büyük bir milletiz ve büyük bir

devletin sahipleriyiz. Büyük millete yakışan, sabrın taştığı noktada sabır göstererek doğru yolu bulmak,

doğru hedefe kilitlenmektir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bunca zamandan beri yapmaya

çalıştığı iş, sabır taşının çatladığı noktada doğru kararı alabilmek içindir.

İfade edildiği gibi, biz bu kararları alırken, dün değil bugün alırken gözettiğimiz bir tek husus

var. Parti içi hesaplarımız, parti içi dengelerimiz yok, orada dengeler yerinde. Bizim gözettiğimiz, milletimizin

dengesi, devletimizin dengesi bozulmasın. Attığımız her adımda, aldığımız her kararda,

bazı kararlan dün değil de bugün niye alıyorsak gözettiğimiz tek husus budur, çünkü böylesine önemli

bir meseleyi konuşurken birbirimize inanmamız, birbirimize güvenmemiz lazım.

Değerli milletvekilleri, bu müzakereler vesilesiyle inanıyorum ki milletimizin önemli bir kısmı

buradaki konuşmaları dinliyor. Dolayısıyla, bazı hususları ortaya koymamız gerekmektedir. Arz edeceğim

hususlarda bir anlayış birliğine varamadığımız zaman, bundan, en çok, korumaya çalıştığımız

değerler, kavramlar, kurumlar, neticede milletimiz zarar görür. Çünkü, çok karmaşık, çok boyutlu

bir konuyu konuşuyoruz, bugünü değil, geleceği konuşuyoruz. Hata yapma lüksümüz de yok. Yaşadığımız

coğrafya, hata yapan toplumların acı hatıralarıyla doludur. Bunları unutmadan bu müzakereleri

yapmamız gerekmektedir.

Bu konuda evvela arz edeceğim husus şu: Terör konusu bir devlet sorunudur, uygulanan politikalar

da bir devlet politikasıdır. Bunun altını önemle çiziyorum. Eğer bu noktada anlaşamazsak, o takdirde

tartışmalar uzar gider, bundan da en büyük faydayı teröristler görür, terör örgütleri görür.

Özellikle, önünüze getirilen tezkere bir devlet politikasının sonucu olduğu için ve bir devlet talebi

olarak huzurunuza geldiği için, bu tezkere yazılırken öyle ayaküstü yazılmadı. Devletin ilgili

birimleri, başarıyı elde edebilmek adına nelere ihtiyaç varsa, uluslararası hukuk nelere imkân veriyorsa

onlar en ince teferruatına kadar düşünüldü ve o çerçevede huzurunuza gelmiş oldu. Dolayısıyla,

birinci anlaşmamız gereken husus o ki terör bir devlet sorunudur. Bu olumsuzluklar kalkmadığı

sürece bu politika sürdürülecektir.

düşünceden, her görüşten hükümetler geldi, görev yaptı, Türkiye'nin ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin

önündeki en önemli mesele, Millî Güvenlik Kurulu toplantılarının değişmez gündem maddesi

olarak bu belayı buldu. Dolayısıyla, sadece dün, bugün ortaya çıkan bir konuyu konuşmuyoruz. Her

hükümet uğraştı, biz de uğraşıyoruz. Bu tezkere zaten bu uğraşın, bu mücadelenin sonucudur, onun

bir parçasıdır. Eğer konu bu ölçekte ele alınmazsa, terörün tuzağına düşer, oyununa geliriz. "Ben gelirim,

terör biter, akan kan durur" deniliyorsa, bu söylemi de geçmişte yaşadık. Tam tersi, akan kan

durmadı, her gün ölü sayısı, hayatını kaybedenlerin sayısı daha fazla arttı.

Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir terör sorunu var. Bunun üstesinden gelmek için

alınması gereken birçok tedbir var. Biz, bugün, sadece sınır ötesi operasyonla ilgili, Türk Silahlı

Kuvvetlerinin sınır ötesinde müdahaleye imkân verecek yetkisini konuşuyoruz, o çerçevede terör

meselesini ele alıyoruz.

Terörle mücadele bir millî meseledir. Hep ifade edildiği gibi, tek bir partinin veya sadece bir

hükümetin değil, devletin tüm birimleriyle, tüm organlarıyla, milletimizin bütün fertleriyle birlikte

sürdürülmesi gereken bir mücadeledir. Böyle anlamadığımız takdirde, meseleyi yanlış bir zeminde

tartışmış oluruz. Partiler üstü, hükümetler üstü bir meseledir ve Türkiye'nin geleceğiyle ilgilidir.

Bunları sıralamamın sebebi, terörle ilgili tartışmaları yaparken kullanacağımız terminoloji, üslup,

onun şiddeti, dehşeti, netice itibarıyla bu konunun ne ölçüde, nasıl çözüleceğine de olumlu ya

da olumsuz tesir icra edecektir.

Bir başka hususu daha bu vesileyle ifade etmek istiyorum: Terörle mücadele meselesi bir mevsimlik

mesele de değildir. Yani, sadece bahar aylarında sürdürülen, kış gelince gündemden kalkan bir

konu değildir. Tabiatıyla Türkiye, gündemi sıkça değişen, öğleden evvel başka, öğleden sonra farklı

konuları konuştuğumuz bir ülke, ama şundan herkesin emin olması lazım ki biz Hükümet olarak,

gündeme geldiğimizden beri, bunu devamlı mücadele edilmesi gereken bir konu, bir sorun olarak ele

aldık, mevsimlik bir konu olarak görmedik ve sorunun kararlılıkla çözüleceğinin idraki içerisinde

olduk.

Tabiatıyla, terör konusunda çözüm ararken en evvel gömleğin ilk düğmesini doğru iliklememiz

lazım, eğer onu yanlış iliklersek sonuna kadar yanlış gider. O da şudur: Evvela terörün tanımında bir

anlaşmış olmamız gerekir. Eğer benim "terörist" dediğime bir başkası "özgürlük savaşçısı" diyorsa,

bizim "terör örgütü" dediğimize bir başkası onu tebcil anlamında başka bir şey söylüyorsa bir araya

gelip çözüm bulmakta zorlanırız. Dolayısıyla, eğer terör konusuna bir olumlu yaklaşım sergilenecekse

bundan rahatsız olan herkesin tanımında bir mutabakata varması gerekir. Aksi takdirde, farklı şeyleri

konuşuruz, farklı sonuçlara varırız. Ayrıca, terör gibi karmaşık bir konu için, zaman zaman

televizyon ekranlarında gördüğümüz, bazen "stratejisi", bazen "analist" filan diye altına bir kısım

önemli sıfatların yazıldığı bir kısım insanlar, böylesine karışık, karmaşık, çok boyutlu, derinliği olan

bir konu için sihirli çözümler üretmekte ve vatandaşımıza doğru bir bilgi vermemektedir. Şu an üzerinde

konuştuğumuz tezkere, âdeta terörle mücadele açısından yegâne bir çözüm yolu olarak kamuoyumuza

takdim edilmiş, bu da ister istemez bir kısım yanlış anlamalara, kendi içimizde bir kısım

farklı düşünmelere yol açmıştır. Hâlbuki bunun sihirli hiçbir çözümü yok. Askerî mücadele, askerî

müdahale sorunun bir yönünü ele almaktadır, çözümlerden bir tanesidir. Bunun, başkaca tedbirlerle

ve eş zamanlı olarak, koordineli olarak sürdürülmesi gerekmektedir ve şu an Türkiye Cumhuriyeti

hükümetleri olarak ve bizim Hükümetimiz olarak yapmaya çalıştığımız iş de bunları ortaya koymak

ve bunun gereğini yapmaktır.

oluyor. Zaman zaman teröristlerin sayısıyla ilgili bir kısım rakamlar telaffuz ediliyor; sayısı şu

kadardır, bu kadardır. Sanki Türkiye Cumhuriyeti devleti ve biz, sadece bu 3 bin kişiyle, 5 bin kişiyle

mücadele ediyoruz. "70 milyonluk bir ülke, bu kadar askerî gücü, bu kadar güvenlik gücü olan bir

ülke, sayısı bu kadar olan birileriyle niye başa çıkamıyor?"

O hâlde, bizi dinleyen vatandaşlarımızın da yakinen bildiği gibi, ifade etmek istiyorum ki terör

örgütleri, uluslararası politikanın bir enstrümanıdır, arkasında bir veya birden fazla devlet ya da uluslararası

güç yoksa bu şer odaklarının bir günden fazla yaşama şansı da yoktur. Dış destek olmadan

hiçbir terör örgütü varlığını sürdüremez. Bugün dünyadaki terör örgütleri içerisinde en fazla desteğe

sahip olan da PKK'dır. Onun için tarihin en kanlı terör örgütüdür. O nedenledir ki hiçbir terör örgütü

müstakil hareket edemez, müstakil karar alma kabiliyeti yoktur, destek verenlerin maşasıdır,

kuklasıdır, ipleri başkalarının elindedir, yaşamak için öldürmek zorundadırlar. Bunun en güzel örneği

de PKK'dır.

Şimdi, bu örgütün arkasında kimlerin olduğunu, hangi güçlerin olduğunu, kimin kimi kullandığını

söyleyerek bu Meclisin zabıtlarını karartmak ve kirletmek istemiyorum, ama şunu biliyoruz:

Birkaç gün evvel gözaltına alıyorsunuz, sonra, birkaç gün sonra serbest bırakıyorsunuz, sonra özel

uçaklarla Kandil Dağı'na gönderiyorsanız, bunun bir izahı olmuş olmalıdır.

Bir başkası: Türkiye, bizden evvelki hükümetler döneminde, biz de müteaddit defalar "Bunlar

terör örgütünün mensuplarıdır, yöneticileridir, bunları bize iade edin." dediğimizde, göstermelik sığınmacı

statüsüyle bunları iadeden vazgeçiyorlarsa ya da bir silahın otomatik mi yarı otomatik mi olduğuna

dört senede karar veremiyorlarsa oturup düşünmek lazım gelir, bunlar kimin hesabına, kimin

namına bu eylemleri ortaya koyuyorlar...

Onun için, değerli milletvekilleri, şunu ifade etmek istiyoruz: PKK kanlı terör örgütü bizim halkımızı

temsil etmiyor. Daha 1984'te Eruh'ta, Şemdinli'de ve daha başkaca yerlerde iki yaşındaki çocuğu,

seksen yaşındaki ihtiyarı, hamile kadınlan kurşuna dizebiliyorsa, o bölgenin insanlarını kurşuna

diziyorsa, kim ve nasıl, ne hakla onları temsil etmiş olacaktır?

PKK terör örgütü, bugün, en büyük zararı doğu ve güneydoğuda yaşayan vatandaşlarımıza veriyor

gelişmeyi ve kalkınmayı engelleyerek, yatırımları engelleyerek. Eğer bugün GAP projesi bitirilemediyse,

en büyük sorumluluk PKK'nındır. Bu projenin maliyetinin 10 mislini bu millet, bu

devlet terörle mücadeleye harcamıştır. Daha birkaç gün evvel gazetelerdeki miktar 300 milyar dolardır.

GAP projesinin toplam maliyetinin 32 milyar dolar olduğu dikkate alındığında, Türkiye, son yirmi

üç sene içerisinde 10 tane GAP projesini bitirebilirdi.

Bitince ne olurdu değerli milletvekilleri? O bölgede o proje kapsamı içerisinde 22 tane baraj

vardı; bunun 15'i bitti, 7'si bitmedi. 19 tane santral yapılacaktı; bunun sadece 9'u bitti, 10'u bitmedi.

1 milyon 800 bin hektar sulanacaktı.

Bakınız, o bölgenin bugün en önemli sıkıntısı işsizliktir, istihdam sorunudur. Bir kısım insanlarımız

size geliyor, bize geliyor, iş istiyor, aş istiyor. Dolayısıyla, eğer bu proje bitirilebilmiş olsaydı,

1 milyon 800 bin hektar arazi sulanabilecek -ki, bugün sadece bunun 360 bin hektarı sulanabiliyor-

3 milyon 800 bin kişiye de iş ve aş imkânı bulunacaktı.

Şimdi, kim kimi temsil ediyor? Kan dökerek, kin kusarak o bölgeyi geri bırakan, aç susuz bırakan

kimler?

Türkiye 1980 öncesi ve 1980 sonrası ve bugün de terörün her türlüsüyle mücadele ediyor. HerZannediyorum göz ardı ettiğimiz bir husus var. Bu, aynı zamanda devletimize de bize de haksızlık

Otoyollar, kara yolları, havaalanları, demir yolları, sanayi tesisleri, eğitim kurumlan, ihracat merkezleri,

bunların hepsi o bölgeye şimdiye çoktan gelmiş olacaktı. Dolayısıyla, o bölgenin refahı çok büyük

ölçüde artacak, Türkiye'nin millî geliri de şimdiye çoktan 1 trilyon doları bulmuş olacaktı.

Dolayısıyla, bugün Güneydoğu'ya en büyük zararı veren, oradaki insanlarımızın çektiği sıkıntıların

başlıca sorumlusu bu örgüttür. Bunun bilinmesi lazım.

Bir başka hususu daha ifade etmek istiyorum: Terör, hem ülkemizin hem bölgemizin hem de dünyanın

bir gerçeği. Hiçbir ülkenin teröre karşı yüzde yüz muafiyeti yoktur, korunması yoktur. 11 Eylül

gerçeği bunun en açık delilidir. Dolayısıyla terörle mücadelede uluslararası aymazlığın ortadan

kalkması lazım. Gelin, buradan bütün dünyaya, evvel kendi içimizde, ülkemizden, kim için, ne için,

ne maksatla, ne adına olursa olsun, terörün, lanetlenmesi gereken bir gerçek olduğunu bütün dünyaya

ifade etmemiz lazım... (AK Parti sıralarından alkışlar) ...ama içimizde hâlen bunu lanetlemeyenler

var. Bu örgüte destek verenler göstermelik dahi olsa bu örgütü "terör örgütü" olarak ifade

ettiği hâlde, hâlen buna "terör örgütü" diyemeyenlerimiz var. Bunu doğru bulamıyoruz. Kalıcı bir başarı

için muhakkak ve mutlaka uluslararası iş birliği, dayanışma, samimiyet şarttır. İkiyüzlü, alçakça

tavırlar terörün en büyük güç kaynağıdır. Millî çabalar, sonuç almak için tek başına yetmiyor. Bu

alanda da en büyük başarıyı sağlayan bizim milletimizdir, Türkiye Cumhuriyeti devletidir bu kadar

karmaşık bir konu karşısında. Dolayısıyla, biz, bugüne kadar terörle mücadelemizde hiçbir ülkeden

doğru dürüst, yeterli destek görmedik. Bu örgütü "terör örgütü" olarak ilan ederler, taziye mesajı

göndermenin dışında, ben, adım atanına rastlamadım.

Beş seneye yakın görevde bulunduğum süre içerisinde, bir tek terör örgütü mensubu Türkiye'ye

iade edilmemiştir, ama terörle mücadele adına söylenen laf çok, tedbir adına ortaya konan somut

bir netice yoktur. Dolayısıyla biz, bugüne kadar elde ettiğimiz başarıyı, milletimizin sağduyusuna, ferasetine;

güvenlik güçlerimizin ve silahlı kuvvetlerimizin üstün fedakârlığına borçluyuz. Bundan dolayı

da müsaade ederseniz hem kendi adıma hem sizler adına şükranlarımı ifade etmek istiyorum.

Dolayısıyla, desteğin ve dayanışmanın olmadığı bir konuyu konuşuyoruz, bunu da dünyada en iyi bilen

ülke biziz.

Uluslararası sözleşmeler var suçluların iadesiyle ilgili, maalesef bu sözleşme çalışmıyor. Adi

suçlar için bile işlemesi zor bir sözleşme, terör suçları için hemen hemen hiç işlemiyor. O nedenle

biz bu mücadeleyi, kendi imkân ve kabiliyetlerimizle sürdürdük, sürdürüyoruz, sürdüreceğiz ve şunun

idraki içerisindeyiz bir atasözümüzde ifade edildiği gibi: "Elden gelen öğün olmuyor, o da vaktinde

bulunmuyor."

Değerli milletvekilleri, bir şeyi daha ifade etmek istiyorum: Tabiatıyla, terör sorununu çözerken,

hukukun dışına çıkmadan, demokrasi içinde çözeceğiz. Kalıcı çözüm buradadır, demokrasi içerisinde

kalmaktadır; bunda hiç tereddüdümüz yok. Bunun dışında bir arayış içerisinde kim varsa, kim

olabilirse, terör meselesini çözmekten daha çok, terörü azdıracaktır. Onun için demokrasi, çözüm

için müsait bir ortamın hazırlanması bakımından önemlidir. Ancak, şunu da görmemiz lazım: Çözümü

demokrasi içerisinde bulacaksak, arayacaksak, doğruya böyle varacaksak, insanlığa karşı, milletimize

karşı suç işlemiş olanların bir demokratik tövbeye de ihtiyaçları vardır; bu da bu işin ön şartıdır.

Çünkü, eğer biz yanlış yaptıysak, hata yaptıysak, milletimizden özür dilemeyi bilemiyorsak, o zaman,

farklı dilden konuşuyoruz demektir. Zannediyorum demokrasi, bu manada, yanlıştan dönebilmek

için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAP bitseydi, kişi başına gelirde en az yüzde 209 bir artış olacaktı, millî gelirde kişi başına.

BAŞKAN - Sayın Bakan, süreniz bitti, ek süre veriyorum.

Buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Teşekkür

ederim Sayın Başkan.

Zannediyorum demokrasi, işin doğrusunu yapmak -kaybettiklerimizi belki geri getirmeyecek

ama- bundan sonraki önemli kazanımlar açısından, böyle bir nefis muhasebesine, demokrasinin sağladığı

imkânlardan istifade ederek, sorunun parçası olmak, belanın parçası olmak yerine, çözümün

bir parçası olmak adına önemli fırsatları önümüze koymuştur, koyacaktır. Bunu da iyi değerlendirmemiz

gerekiyor.

Tabiatıyla biz, bugün bu tezkereyi, ulusal güvenliğimizin korunması için istiyoruz. Ülkemizin

birliği, dirliği, huzuru ve barışı için istiyoruz. Dolayısıyla, şundan emin olasınız ki, bu izin verildiği

takdirde, ülkemizin menfaati neyi gerektiriyorsa, hiç tereddütsüz, bunun gereği yapılacaktır. Burada

bir kısım ifadelerin çok net ve açık olarak verilmemiş olması, tezkerenin bir kusuru değildir. Bilenler

bilir ki, her cümlenin bir sebebi, vürûdu vardır. Her şeyi burada açık açık söylemek de, tabiatıyla

yaptığımız işin gereği, icabı olarak doğru olmayacağını düşünüyoruz. Onun için, söylediğimiz şey,

bu tezkerenin hedefi, doğrudan doğruya terör örgütüdür; bu doğrudur. Biz geçmişte de yirmi dört

operasyon yapmışız. Masum insanlarla teröristleri bugüne kadar hep ayırdık, bundan sonra da doğru

olan budur. Aksi hâlde, zaten teröristlerin istediği, kendi taraftarlarını çoğaltmak ve dış dünyada

Türkiye'nin aleyhine bir kısım kampanyaların sürdürülmesini temin etmektir. Bu, onlara en büyük

kolaylığı sağlar. Onun için bilerek, istenilerek ve inanarak seçtiğimiz bir cümle vardır, o da "Bu tezkerenin

hedefi, Kuzey Irak'taki terör örgütüdür." Ama, şunu da biliyoruz: Hırsıza mâni olmayan,

hırsızın dostu olur. Bu da bir başka gerçektir, hayatın gerçeğidir.

Tabiatıyla, terör örgütüyle mücadele ederken alınacak yegâne tedbir bu değil. Göreve geldiğimiz

günden beri birçok tedbiri devreye soktuk. Bakınız, demin GAP projesiyle ilgili rakamları söylemeye

çalıştım. Bunun bir an evvel bitirilmesi lazım. Hükümet olarak önceliğimiz de zaten budur,

bu projelerin bir an evvel hayata geçirilmesidir. Eğitimde, sağlıkta ve en medeni ihtiyaçların karşılanması

için şu beş sene içerisinde önemli miktarda, bütçe imkânlarını zorlayarak, Güneydoğu 'ya yatırım

yaptık 5,5-6 katrilyon. Başka kaynaklardan da yatırımlar yapıldı. O bölge insanıyla her zaman

beraber olduk, üzüntüsünü paylaştık, sevincini paylaştık. Onun içindir ki, bugün terör örgütü azgınlaşmıştır,

aldığımız sonuçlardan rahatsızdır, demokratik açılımlardan rahatsızdır. Terör örgütünün

korktuğu, çekindiği en önemli şey demokrasidir. Yarasanın aydınlıktan çekindiği gibi terör örgütü demokrasiden

korkar ve kaçar, kaçınır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Biz ise demokratik açılımları sürdürmeye

kararlıyız ve sorunu demokrasi içerisinde çözeceğiz. Bundan da hiç kimsenin tereddüdü

olmaması gerekir.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti dün olduğu gibi bugün de ülkesi ve milletiyle

bölünmez bütünlüğünü koruma idealiyle, kendisine karşı yönelen her türlü tehdidi göğüsleyerek

üniter yapısını, toprak bütünlüğünü, cumhuriyetin temel niteliklerini muhafaza etme

azmindedir. Milletimizin desteği, güvenlik güçlerimizin cansiparane çalışmaları, tüm kurum, kuruluşlarımızın,

en başta yüce Meclisimizin yoğun iş birliğiyle, terörle mücadeleyi gelişen şartlara uygun

olarak en etkili şekilde sürdürmeye kararlıyız.

Bugün Sayın Elekdağ tarafından dile getirilen husus, bizim de memnuniyetle karşıladığımız bir

husustur. Başta da ifade ettim, biz bir devlet politikası sürdürmeye çalışıyoruz; eğer değerli partilerimizin

bu konuda burada dile getirmedikleri, vakit bulup getiremedikleri başkaca düşünceler varsa,

Hükümet olarak bunları almaya, bununla ilgili bir mekanizmayı işletmeye hazır olduğumuzu da bu

vesileyle ifade etmek istiyorum. Terörizmle mücadelenin çok boyutlu olduğunu, hukuki, siyasi, ekonomik

ve sosyal alanlarda bazı tedbirlerin alınması gerektiğini biliyoruz. Bugüne kadar birçok tedbir

alındı, bugün alınıyor, yarın da bunlara yenileri ilave edilecektir.

Bugün vereceğiniz izin yetkisinin, tezkerenin milletimiz için, üzerinde konuştuğumuz problem

için, sorun için hayırlı bir sonun başlangıcı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

(AK Parti sıralarından alkışlar)