Konu:İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın (2/216) Esas Numaralı Türk Medeni Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin
Yasama Yılı:3
Birleşim:98
Tarih:30/04/2013


İSTANBUL MİLLETVEKİLİ MAHMUT TANAL'IN (2/216) ESAS NUMARALI TÜRK MEDENİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ'NİN DOĞRUDAN GÜNDEME ALINMASINA İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Medeni Kanun'un 187'nci maddesinde değişiklik yapılmasına yönelik olarak vermiş olduğumuz kanun teklifine yönelik olarak lehte konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, Medeni Kanun'un 187'nci maddesine göre bir kadın evlendikten sonra kocasının soyadının yanı sıra kendi soyadını da taşıyabilir, güzel. Ancak, kadın, bu maddeye göre sadece kendi soyadını taşıyamaz.

Bakın, ben size kendimden bir örnek vereyim. Ben uzun yıllar iş hayatında kendini var etme mücadelesi vermiş olan bir arkadaşınızım ve iş hayatında Aylin Coşkunoğlu olarak tanındım. Daha sonra, evlendikten sonra tekrar çaba harcamam gerekti; kendime önce çift soyadı kullandım fakat her iki soyadım da birleşik isim olduğu için, hem "Coşkunoğlu" hem "Nazlıaka" çok uzun oluyordu, o yüzden "Nazlıaka" soyadını kullandım ve kendimi tekrar iş hayatında ispat etmem gerekti, Dolayısıyla, bu uygulamayla, aslında kadının kimliği ve kütüğü evlendikten sonra tamamen değişmektedir. Bu yönde açılmış olan bazı davalar vardır ve bu davalara baktığımızda, mesela, 2. Aile Mahkemesi, bir ret gerekçesinde, bunun, kadının evlendikten sonra kocasının soyadını kullanmasının hem bir yükümlülük hem de bir hak olduğunu ifade etmiş değerli arkadaşlar.

Şimdi, burada "hak" kelimesine özellikle dikkatinizi çekmek isterim çünkü son günlerde Mecliste gözümü yaşartan bir tablo söz konusu. Bakıyorum, son günlerde, Mecliste, böyle, kadın hakları savunucuları çıktı yeni yeni. Tabii, bu, bir yandan çok sevindirici olurdu eğer ikiyüzlü bir politika olmasaydı, eğer samimi bir politika olsaydı ancak burada "hak" kelimesine özellikle dikkatinizi çekerim ve şunu da göreceğiz: Eğer gerçekten sizler kadın hakkı savunucusuysanız, o zaman, bugün, bizim verdiğimiz bu kanun teklifine de oylama esnasında olumlu oy verirsiniz. Ha, ama gidip gene onu da Başbakana sormanız gerekiyorsa o zaman bilemem tabii, genel uygulamanızı değiştirmek bize düşmez, bunu tartmak bize düşmez diye düşünüyorum değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir şey söylemek istiyorum: Az önce kızdınız ama yani bakın arkadaşlar, hak savunuculuğu kolay iş değildir, meşakkatli bir iştir. Hak savunuculuğu tutarlılık ister, hak savunuculuğu samimiyet ister, gerçeklik ister. Onun için, en önemlisi de hak savunuculuğu yürek ister, yürek! O da sizde yok maalesef. (AK PARTİ sıralarından "O yürek sizde var!" sesi, gürültüler)

MEHMET SAĞLAM (Kahramanmaraş) - Tahrik ediyorsunuz.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Bakın, mağduriyet hikâyesinden beslenenler, 25 Nisan Perşembe akşamı burada yaşananlardan birdenbire kendilerine yeni bir öykü yaratmaya çalıştılar, bir kahramanlık öyküsü yaratmaya çalıştılar ama tabii, samimi olmadıkları için kimseyi inandıramadılar. Eğer biraz sosyal medyadan gelen tepkileri, köşe yazarlarını takip ettiyseniz samimi olmadığınızın herkes tarafından anlaşıldığının da, önemli bir kesim tarafından anlaşıldığının da farkındasınızdır. Neden samimi olmadınız? Eğer samimi olsaydınız, dört ay önce, Bülent Arınç, buradan bana sözlerin en ağırını söylerken, en çirkin kişisel saldırılarda bulunurken de sesinizi çıkartırdınız, o zaman da hak savunucusu olurdunuz. Ama tabii siz hak savunucusu değilsiniz, size yönelik olunca olay, aslan kesiliyorsunuz, başkalarının hakkı söz konusu olunca kedi oluyorsunuz. Yazık, oradan, durduğunuz yerden, oturduğunuz yerden konuşmayın, gelin de burada konuşun. Ama tabii o akşam, dört ay önce yaşananlardan sonra, burada ne özür dilendi ne bir kınama cezası verildi.

Gene bir başka olayı anlatayım: Eğer siz hak savunucusu olsaydınız, gene Bülent Arınç, Meclis Başkan Vekilimiz Güldal Mumcu'nun odasını bastığında da sesinizi çıkarırdınız. Eğer siz hak savunucusu olsaydınız, kendi il başkanınızın 8 Martta yayınladığı yazıda "Kadın hafifçe hırpalanabilir." cümlesine de isyan ederdiniz. Eğer siz hak savunucusu olsaydınız, genel başkanınız "Ben kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum." dediğinde, başınızı deve kuşu gibi kuma gömmezdiniz, çıkar yüreklice konuşurdunuz, "Ne diyorsunuz siz Başbakan!" derdiniz. Eğer siz hak savunucu olsaydınız, "3 çocuk, 5 çocuk doğurun." denildiği ortamda da "Ne diyorsunuz!" diye hakları savunurdunuz.

Değerli arkadaşlar, dediğim gibi, hak savunuculuğu yürek ister ve hak savunuculuğu samimiyet ister. Onun için, ben diyorum ki bu cesaret sizde yok. Ancak, şunu hatırlatmak istiyorum sizlere: Cesaretin bittiği yerde esaret başlar arkadaşlar, çok dikkat edin, cesaretin bittiği yerde esaret başlar.

Sizi bu gerçeklikle baş başa bırakıyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)