Konu:Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Ve Devlet Memurları Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:3
Birleşim:134
Tarih:08/07/2013


BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ VE DEVLET MEMURLARI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Değerli milletvekilleri, biraz önce, 1976 yılında kabul edilmiş olan 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'da değişiklik yapan bir önergeyi kabul ettik. Şimdi aynı kanunda bir başka değişikliği öngören ve yeni madde ihdası niteliğindeki bir konuyu görüşüyoruz. Ancak bu konuyu görüşürken, 65 yaşın üzerindeki vatandaşlara bağlanan aylık miktarında birtakım iyileştirmeleri görüşürken bu sistemi, sosyal güvenlik sistemini, sosyal dayanışma sistemini, sosyal koruma sistemini ve Hükûmetin bu sisteme bakışını zamanın izin verdiği ölçüde irdelemek istiyorum.

2022 sayılı Kanun yani 65 yaşın üzerinde olup da muhtaç, güçsüz ve kimsesiz olan vatandaşlara aylık bağlanması hakkındaki kanun cumhuriyet tarihinin en önemli kanunlarından birisidir, 1976 yılında çıkarılmıştır. Dönemin Başbakanı Sayın Süleyman Demirel'i burada şükranla anıyorum.

Kanun şöyle bir yaklaşımı getirmiştir: Eğer vatandaş 65 yaşın üzerindeyse, kendisine kanunen bakmakla yükümlü herhangi bir kimse yok ise, kendisine nafaka bağlanmamış veya nafaka bağlanma imkânı yok ise ve sosyal güvenlik kurumlarının herhangi birinden, hangi nam ve isim altında olursa olsun, herhangi bir gelir elde etmiyor ise ve bu vatandaşın muhtaç olduğunu ilgili sosyal dayanışma vakıfları belgeliyor ise bu vatandaşa kanunun öngördüğü bir rakam aylık olarak ödenir. Görüldüğü gibi dönemi için yani 1970'li yıllar için son derece ileri sayılabilecek bir düzenleme ancak sosyal devletin, sosyal koruma sisteminin, sosyal dayanışma sisteminin ulaştığı seviye ve gelişmeler dikkate alındığında onun gerisinde kalmış olan bir sistem. Neden? Çünkü, nafaka esasına dayanmış yani kişinin o kişiye bakacak olan bir yakını var ise, nafaka bağlanma imkânı var ise ona bu kanuna göre herhangi bir şekilde maaş bağlanamaz.

İnsanlığın tarihine baktığımızda, insanlığın tarihinde iki tür hak grubu olduğunu görüyoruz. Birinci grup, sivil güvenceler olarak isimlendirebileceğimiz bireyin hak ve özgürlüklerini düzenleyen ve bu çerçevede onu hukuk devleti veya hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde güvence altına alan ve bu sayede mülkiyeti ve kişinin geleceğini, özgürlüğünü, bütün hayatını güvence altına alan güvenceler. Bu, birinci grubu oluşturuyor.

İkinci grup güvenceler ise sosyal güvenceler olarak isimlendirebileceğimiz ve kişinin yaşamında karşılaşabileceği birtakım risklere karşı onu güvence altına alan, onu sigortalayan güvenceler. Hastalık, kaza ve benzeri riskler yani önceden planlanması mümkün olmayan, önceden görülmesi, tahmin edilmesi mümkün olmayan risklere karşı da sosyal güvenceler gelişmiştir. Bunun en gelişmiş şekli sosyal devlettir, sosyal koruma sistemleridir. Bu, çok önemli.

Ve yine, insanlığın tarihine baktığımızda tarihî gelişim içerisinde ilkin insanlık tarihinde sivil hakların geliştiğini görüyoruz ki bu 18'inci yüzyılın olduğu dönemdir. Bunu takiben, siyasal hakların geliştiği bir dönem görüyoruz, 19'uncu yüzyıldır. 20'nci yüzyılda da sosyal hakların geliştiğini görürüz. Yani sivil vatandaşlıktan siyasal vatandaşlığa, siyasal vatandaşlıktan da sosyal vatandaşlığa geçiş insanlığın gelişim sürecini gösterir.

Sosyal devlet insanlığın vardığı en son, en gelişmiş aşamadır ama sosyal devletin, sosyal koruma sitemlerinin bugün sigortalayamadığı, güvence altına alamadığı birçok risk vardır. Sosyal güvenlik sistemleri bütün ülkelerde tartışma konusudur. Sosyal devletten hiçbir ülkenin vatandaşı fedakârlık etmek istememektedir ama sosyal güvenlik sistemlerinin, sosyal koruma sistemlerinin kapsamadığı riskler var. Örneğin, sosyal devlet, sosyal sigorta sistemleri kısa süreli işsizlikleri güvence altına alır ama küreselleşme süreci uzun süreli kitlesel işsizlikleri yaratmaktadır artık. Bir kişi beş yıl, on yıl, on beş yıl gibi sürelerle işsiz kalabilmektedir ve böyle bir riski sosyal sigorta sistemleri sigortalayamamaktadır, sigortalamamaktadır.

Toplumun kişiyi dışlaması yine sosyal güvenlik sistemlerinin sigortalayamadığı bir diğer risktir.

Birtakım çevresel felaketler, Çernobil gibi, sınır ötesi meydana gelen felaketler nedeniyle insanların karşı karşıya kaldığı riskler yine sosyal güvenlik sitemlerinin sigortalamada yetersiz kaldığı risklerden birisidir.

Yaşlıların bağımlılık problemi bir diğer risktir.

Uygun yaşam çevresinde yaşama hakkı bir diğer risktir. Kişi astım hastasıdır, Karadeniz ikliminde yaşaması mümkün değildir, bir başka iklime göç etmesi gerekir ama sistem onu bütün emeklilerle, bütün herkesle aynı sayar.

Bu tip risklere karşı yeni bir sigorta, yeni bir dayanışma, yeni bir toplumsal dayanışma sözleşmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Hükûmet, bu çerçevede, 65 yaşın üzerindeki yoksul, kimsesiz, güçsüz vatandaşlara yönelik olarak daha ileri bir adım atması gerekirken, tam tersine, mevcut düzenlemeden çok daha geriye giden bir adımı atma çabası içerisindeydi. Nafaka sistemini daha geliştiren bir tasarıyı Hükûmet getirdi, şu anda komisyonlarda bekliyor. Şu an görüşmekte olduğumuz bu önergeler o komisyonda bekleyen tasarı veya teklifte yer alan maddelerin buraya uyarlanmış hâlidir.

Bu maddelerin -biraz önce kabul ettiğimiz madde dâhil- ilk şekli şöyleydi: Nafaka sistemi daha geliştiriliyordu. 65 yaşın üzerindeki bir vatandaşın, örneğin asgari ücretle çalışan bir oğlu var ise devlet 65 yaşın üzerindeki vatandaşa bu kanun uyarınca bir ödeme yapacak, bir maaş ödeyecek, bir aylık, bir gelir ödeyecek ama dönüp o asgari ücret tutarında gelir elde eden çocuğuna devlet nafaka davası açacaktı. Bunun kabulü mümkün değildi. Bu önerge de bu şekilde geldi buraya. Cumhuriyet Halk Partisi olarak itirazımızı ifade ettik.

Yapılması gereken nafaka sistemini kurumsallaştırmak değil, tam tersine, sosyal devlet ilkesini çok daha güçlü bir şekilde hayata geçirmektir. Tabii ki o düzeltmeden, daha doğrusu nafaka sistemini daha ileriye götüren düzenlemeden Hükûmet bunun üzerine vazgeçti, elbette bu olumlu bir gelişme. Ama görüştüğümüz önerge bu yönüyle mevcut durumu muhafaza eden bir önerge yani oradan, 2022 sayılı Yasa'daki düzenlemeden daha ileriye giden, sosyal yardımları, kişinin, ihtiyaç sahibi kişinin bir geliri elde etmesini, vatandaşın bir hakkı olarak gören bir anlayış yok burada. Modern demokrasiler, gelişmiş ülkeler kişilerin o ülkenin vatandaşı olması nedeniyle bir geliri elde etme hakkına sahip olduğunu kabul eder yani kişi, ihtiyaç sahibi fakir, muhtaç olduğu için değil, bizatihi o devletin vatandaşı olduğu için, o ülkenin sınırları içerisinde yaşadığı için, bir insan olduğu için gelir elde etme hakkına sahiptir, kural budur. 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Evrensel Bildirgesi bu kuralı koymuştur ve "Sosyal yardımlar kişinin devlete karşı ileri sürdüğü bir hak değil, devletin kişiye karşı bir borcudur." anlayışı ta o zaman uluslararası bir belgeye, 1789 tarihli bildirgeye geçmiştir. Dolayısıyla, yapılması gereken bu yardımları, bu vatandaşların hakkı olarak değil? Bu, belki yeni bir şey söylüyor gibiyim ama hayır, bunlar devletin o vatandaşa karşı borcudur, devlet bu borcunu ödemektedir.

Ben, Hükûmete bu çerçevede bu sistemi yeniden gözden geçirmesini, bu sistemi daha ileriye taşımasını öneriyorum. Sürem bittiği için sözümü burada bitiriyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)