Konu:Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Ve Devlet Memurları Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:3
Birleşim:129
Tarih:03/07/2013


BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ VE DEVLET MEMURLARI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MUSTAFA ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6'ncı madde üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Yüce dinimiz İslam, hem âlemşümul hem de zamanşümul bir dindir. Hazreti Peygamber'e indiği tarihten kıyamet kopana kadar bütün insanlığın manevi ihtiyaçlarına çözüm üretecek niteliktedir. Aynı zamanda, sadece indiği coğrafyada değil, dünyanın ve bilmediğimiz âlemlerin de tamamını kuşatacak bir niteliktedir ama onun bu sırrı, onun içerisindeki bu gizemlilik; onun içerisindeki, insana hayat veren, ona dünya ve ahiret saadetini temin eden ilkeler ve umdeler ancak bilim adamlarının, din adamlarının ondan yaptığı çıkarımlar ve onun günün insanının ihtiyaçlarına sunulması şekliyle mümkündür. Bundan dolayıdır ki merhum Mehmet Akif "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alarak ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı" ifadesini kullanırken aynı şekilde dinin yaşayan bir din hâline gelmesini arzu etmiştir.

Günümüzde Kur'an'ın ve onun temel ilkelerinin hayatiyet kazanabilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığımızın ve onun da Din İşleri Yüksek Kurulu üyelerinin katkı, gayret ve çalışmalarıyla mümkündür. Ancak, eğer bu kurum, kendisini doğrudan Allah'a değil de kendisini oraya tayin edenlere duygusal, siyasi veya idari bir zaruretle bağımlı hissederlerse, Kur'an içerisinde gizli olan bu güzelliklerin ve hayati anlam ifade eden değerlerin insanlığın idaresinde ve iradesinde tecellisi mümkün olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Din İşleri Yüksek Kurulunun, Temmuz 2010 yılında Diyanet Teşkilat Yasası'yla alakalı olarak yapılan yeni kanunda, "İkinci kere beş yıl seçilebileceği" ifadesi vardır ama buna mukabil şu andaki torbanın içerisinde, pek çoğunun neler olduğunu bilmediği bu yasalar toplamının arasında, Diyanet İşleri Başkanlığımız Din İşleri Yüksek Kurulu üyelerinin ikinci kere beş yıllık süreyle seçilebilmelerini öngören bir madde gelmiştir. Şimdi ben bunun hangi amaca matuf, hangi eksikliği tamamlamak, hangi ulvi hedefe ulaşmak için buraya derç edildiğini, konulduğunu anlamakta güçlük çekiyorum. Eğer, Din İşleri Yüksek Kurulu üyelerimizin bilgi, birikim ve faziletleri ikinci kere Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliklerine seçilmelerini öngörüyorsa, zaten daha önceki teşkilat yasasında buna imkân var. Hâl böyle olunca, acaba -kusura bakmayın, burada biraz düşünmek zorunda kaldığım için paylaşmak istiyorum- dini siyasi çalışmaları için basamak yapanlar, Müslüman Türk toplumunun din duygusallığından yararlanmak isteyenlerin, yapageldikleri küresel güçlerle iş birliklerine bir kamuflaj oluşturmak üzere, Diyanetin ve onun da bu alandaki karar organı olan Din İşleri Yüksek Kurulunun himmetine ihtiyaçları mı var, bunu merak ediyorum. Eğer böyle bir ihtiyaç söz konusu ve onların da ikinci kere bu kurula seçilme zaafları devreye girecek ve bundan dolayı da bir minnet ve mihnet söz konusu olacak ise hem Diyanete hem Din İşleri Yüksek Kuruluna hem de din adamı, bilim adamı şerefiyle orada oturanlara bir haksızlık ve onlara karşı bir saygısızlık olacaktır.

Dolayısıyla, daha önce Diyanet İşleri Başkanının da seçilebilme hakkına imkân veren yasada böyle bir gayret ve hassasiyet olmadığı hâlde, Din İşleri Yüksek Kurulu üyelerine ikinci kere bu hakkın verilmesi yolundaki talebin hangi gerçek bir beklentiye sebep olacağını düşünmenizi ve böylesine basit uygulamalara vesile olacak bir kanuna önayak olmamanızı tavsiye eder, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)