Konu:Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Ve Devlet Memurları Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:3
Birleşim:129
Tarih:03/07/2013


BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ VE DEVLET MEMURLARI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLİM SARI (Devamla) - Şimdi, bu torba yasaları görüşürken hep aklıma bir şey gelir, siyaset biliminde 19'uncu yüzyılda özellikle sosyolojik bir kavram olarak keşfedilen bir kavramı hatırlarım, bu kavram "yabancılaşma"dır.

İşçi sınıfının yapmış olduğu siyasal mücadelede, işçi sınıfının emeği ve emeğine yabancılaşma süreci açıklanırken bu kavram 19'uncu yüzyılda Karl Marx tarafından siyaset bilimi ve sosyoloji terminolojisine armağan edilmiştir. Aynen şunu söyler: "Bir yabancılaşma süreci yaşar insan. Bu yabancılaşma süreci insanın emeğinin ürününe yabancılaşmasıyla başlar. İnsan önce ürettiklerine yabancılaşır çünkü üretim sürecinin tamamını göremez, üretilen ürünlerin tamamını göremez, ürettiği ürünün anlamını bilemez. Üretim süreci ve üretilen ürünler o kadar karmaşıklaşmıştır ki insan, emeğinin ürününe yabancılaşmaya başlamıştır. Emeğinin ürününe yabancılaşan insan bir müddet sonra kendi emeğine yabancılaşmaya başlar, kendi emeğine yabancılaşan insan bir müddet sonra kendine yabancılaşmaya başlar, kendine yabancılaşan insan bir müddet sonra kendi türüne yabancılaşmaya başlar ve bu böyle devam eder."

Şimdi, bu torba yasaları görüşürken ben hep bunu hatırlarım. Bu kadar çok birbirine benzemez konuda, bu kadar çok birbiriyle alakalı olmayan konuda, bu kadar çok kanunu değiştiren, bu kadar çok kanun hükmünde kararnameyi değiştiren bir yasa taslağı önümüze geldiğinde bu yasa taslağına oy veren, bunun için elini kaldıran, elini indiren parlamenterleri ben hep kendi emeğine yabancılaşmış insanlar olarak görürüm. Bunu bu kadar doğru bir şekilde algılamak, kendi elini kaldırdığı ve onay verdiği yasanın içeriğinden bihaber olarak bunu yapmanın hep böyle bir süreç olduğunu düşünürüm.

Düşününüz ki, bir kanun tasarısı ya da teklifi var ki -ikisi de birleştirilmiş- önümüzde yaklaşık 75 tane kanun ya da kanun hükmünde kararnameyi değiştiriyor ve bunların hiçbirisinin birbiriyle alakası yok. Alt komisyona ilk geldiğinde teklif 46 maddeden oluşuyor, daha sonra alt komisyonda 59 maddeye çıkıyor, Komisyonda 76 maddeye çıkıyor, şimdi Genel Kurul aşamasında kaç maddeye çıkacağını bilmiyoruz, bunun ucu açık.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) - 140, 140.

MÜSLİM SARI (Devamla) - Daha da büyüyebilir, daha da büyüyebilir.

Yani, bir kanun düşünün ki, bir maddesi 17 sayfadan oluşuyor. Bir maddesi bile 31 tane kanun ve kanun hükmünde kararnameyi değiştiriyor. Neredeyse o maddenin alt bentlerini kurgulamak için, tanımlamak için, sınıflandırmak için alfabede harf kalmıyor. Teklifi getirenlerin, teklifi sunanların teklifin içeriğinden haberdar olmadığı alt komisyon çalışmalarında da, üst komisyon çalışmalarında da hepimizin malumlarıdır. Teklifi getirenlerin sık sık bürokratlara baktığı, söyledikleri şeyin bürokratlar tarafından onaylanmasına ihtiyaç duyduğunu hepimiz kendi gözlerimizle gördük. Bu o kadar özensiz bir kanun hazırlama tekniği ki, öyle şeylerle karşılaştık ki? Gerekçe var, gerekçe yazılmış ama gerekçenin maddesi kanun maddesinin içinde yok. Ya da bir düzenleme için bir kanun maddesi getirilmiş ama aynı düzenleme aynı kanun maddesiyle şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde olan ya da Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş olan bir kanunun içerisinde var. Yani bu kadar özensiz, bu kadar içerikten yoksun, bu kadar ilginç bir düzenleme AKP'nin sıklıkça uygulaya geldiği bir düzenlemedir ve bu aslında Hükûmetin, iktidar partisi parlamenterlerinin kendi emeklerine, ki burada bulunan bütün Parlamentonun da yine aynı şekilde, kendi emeğinin ürününe, bir müddet sonra kendi emeğine, bir müddet sonra kendine, bir müddet sonra içinde yaşadığı topluma yabancılaşma sürecidir. Aslında burada yasal düzenlemelerle yapmış olduğumuz şey, bu torba yasaların Türkiye sosyolojisine kazandırdığı şey de budur.

Yasanın ilginç maddeleri var, ben on dakika içinde bunların hepsine değinme fırsatı bulamayacağım ama birkaç tane düzenleme ile ilgili düşüncelerimi anlatmak istiyorum:

Son dönemlerde önümüze gelen torba yasalarda Diyanetle ilgili düzenlemelerin sürekli olarak yapıldığını görüyoruz; gerek teşkilat yasasında, gerekse Diyanetin başka birtakım uygulamalarında bazı düzenlemelerin önümüze getirildiğini görüyoruz. Hükûmetin Diyanete özel bir ilgisinin olduğu açık ve burayı düzenleme iddiasında olduğu açık fakat Diyanete dair daha genel olan sorunları, daha makro olan sorunları, daha Türkiye'nin gerçeklerine uygun olan sorunları konuşmuyoruz; onların etrafında dönüyoruz, onları yok sayıyoruz, onların üstünü örtüyoruz ama daha palyatif, daha küçük, daha mikro sorunlarla ilgilenmeyi tercih ediyoruz ve hemen hemen her yasal düzenlemenin de içine, her torba düzenlemesinin de içine bunları getiriyoruz ama iktidar partisi mensupları hiçbir zaman bunu sorgulamıyor, en azından vicdanlarında sorguluyor mu bilmiyoruz. Diyanet İşleri gibi Türkiye'deki bütün vatandaşların vergisiyle kurulan ve onlara din hizmeti vermek üzere vatandaşların vergisiyle finanse edilen bir kurumun sadece bir mezhebin, hatta bir mezhebin de bir meşrebinin düşünceleri doğrultusunda, dinsel anlayışları doğrultusunda ve inançları doğrultusunda kullanıldığını tartışmıyoruz. Bu ülkede gayrimüslim vatandaşların ya da Sünnilik mezhebinin dışında bulunan mezheplerden olan vatandaşların din hizmetlerini de yerine getirmek zorunda olan bir kurumun bu özelliğe kavuşması için herhangi bir girişimde bulunmuyoruz. Tek tek arkadaşlarımızla konuştuğumuzda "Tamam haklısınız, bu böyle olmalı." diyorsunuz ama bununla ilgili bir düzenleme yapmaya sıra geldiğinde hiçbir şekilde kılınızı kıpırdatmıyorsunuz.

Bununla ilgili çalıştaylar düzenlediniz sözgelimi, yıllarca tartıştınız. İşte Sayın Bakan da burada, o çalıştayları yönetmişti yanlış hatırlamıyorsam eğer. Vatandaşların istekleri belli, talepleri belli. Aslında bunlar için uzun boyutlu çalıştaylar yapmaya da gerek yok ama bu çalıştayların sonuçlarını yerine getirmiyorsunuz ya da oradaki talepleri görmezden geliyorsunuz. Dolayısıyla, yapılması gereken, Diyanet İşleri Başkanlığının yasal statüsünün mutlaka tartışmaya açılması, eşit, anayasal yurttaşlık çerçevesinde Türkiye'deki herkese din hizmeti verebilecek çerçeveye kavuşturulmasıdır ama bunları tartışmıyoruz.

Sonra, 9'uncu madde yine enteresan bir madde. Sanki Hükûmet tasarısıymış gibi, Hükûmetin getirmiş olduğu bir düzenlemeyle eklenen bir madde. Bu maddeyle 96.505 sözleşmeli personelin -ki bunlar mahallî idarelerde ya da merkezî idarelerde bulunan kişiler- kadroya alınması. Bu güzel bir düzenleme ancak güzel bir düzenleme olduğu kadar eksik bir düzenleme. Yapılması gereken, KİT personeli, kurumsal personel gibi, hatta 4/C gibi -ki sayıları 23 bin kişidir- bunların hepsinin kadroya geçirilmesidir, bununla ilgili bir düzenlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirilmesidir.

Yine, aynı şekilde, kamuda taşeronlaşma uygulamasından bir an önce vazgeçilmesidir. 21'inci yüzyılın koşullarında taşeron işçi ya da taşeronlaşmanın kamu kurumu eliyle, devlet eliyle yapılması asla kabul edilemez, bununla ilgili düzenlemelerin de önümüzdeki süreçte mutlaka getirilmesi gerekir. Bu düzenlemenin aynı zamanda zamanlaması da manidardır. Yerel seçimlerden önce böyle bir adımın atılması hiç kuşkusuz bazı şüpheleri gündeme getirmektedir.

Yine, 43'üncü madde önemli. Benden önce konuşan diğer konuşmacı arkadaşlar da buna değindiler. 28 Şubat 1997 öncesi verilen disiplin cezaları dolayısıyla memuriyetten atılan kişilerin yeniden memuriyete kazandırılması konusunda aslında bir iadeiitibar düzenlemesi gibi görülen bir düzenlemedir. Bu düzenlemenin kapsamına itirazımız var çünkü 28 Şubat süreciyle beraber ortaya çıkan mağduriyetler Türkiye'deki tek mağduriyetler değildir, bunları daha geriye götürmek gerekir, 1971'den başlayan bir süreçtir ve bütün bu süreçlerde mağdur olan kişilerin itibarlarının da iade edilmesini önemsiyoruz. Aynı zamanda, bunun sadece 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'yla ilişkilendirmeksizin askerî personel yönünden de ele alınmasını önemsiyoruz.

Bu yasayla ilgili daha söylenecek çok şey var kuşkusuz. 100 küsur, 144 maddeye ulaşmış olan bir yasa. Her maddesine ilişkin öneriler var ve her maddesine ilişkin önerilerde söylenecek sözler var. Ben şahsım üzerine bu genel çerçevede birkaç tane önemli noktaya değinmeye çalıştım ve son söz olarak tekrar şunu söylüyorum ki AKP hükûmetlerinin son zamanlarda Parlamentoya dayattığı torba düzenlemeleri kesinlikle ve kesinlikle milletvekillerinin ürettikleri ürünlerin sürecine, onların emeklerine, emekleri üzerinden kendilerine, kendileri üzerinden de kendi toplumlarına yabancılaşma sürecini açmaktadır.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)