Konu:MHP GRUBUNUN, TOKAT MİLLETVEKİLİ REŞAT DOĞRU VE ARKADAŞLARI TARAFINDAN SON GÜNLERDE IRAK TÜRKLERİNE VE DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİNE KARŞI YAPILAN SALDIRILARIN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA 1/7/2013 TARİHİNDE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN, GENEL KURULUN 3 TEMMUZ 2013 ÇARŞAMBA GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE OKUNARAK GÖRÜŞMELERİNİN AYNI TARİHLİ BİRLEŞİMİNDE YAPILMASINA İLİŞKİN
Yasama Yılı:3
Birleşim:129
Tarih:03/07/2013


MHP GRUBUNUN, TOKAT MİLLETVEKİLİ REŞAT DOĞRU VE ARKADAŞLARI TARAFINDAN SON GÜNLERDE IRAK TÜRKLERİNE VE DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİNE KARŞI YAPILAN SALDIRILARIN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA 1/7/2013 TARİHİNDE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN, GENEL KURULUN 3 TEMMUZ 2013 ÇARŞAMBA GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE OKUNARAK GÖRÜŞMELERİNİN AYNI TARİHLİ BİRLEŞİMİNDE YAPILMASINA İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Irak, Türk dış politikasının son dönemde gündeme çok gelen bir tabiriyle, kilit taşlarından biridir. Kilit taşıdır çünkü Irak, bu bölgede bir denge unsurudur. Irak, İran'a karşı bir denge oluşturur, Körfez'e karşı bir denge oluşturur ve Irak'ın bütün kalması hâlinde bu denge korunacağı için Türkiye'nin bu çok işine gelecek bir konumdur; aksi takdirde, bu bölgede dengeyi kurabilecek tek bir aday ülke vardır, o aday da Türkiye'dir. Türkiye'nin de böyle bir arzusu, böyle bir beklentisi olmaması gerekir çünkü Türkiye, bu bölgedeki başka hiçbir ülkenin karşı ağırlığı veya dengesi değil, bu bölgeye istikrar yayıcı, istikrar oluşturucu, kriz engelleyici ve oluşacak istikrar ortamında yumuşak güç kullanıcı bir bölge lideri olmak arzu ve emelindedir.

Şimdi, Irak, bu kadar önemli bir ülkeyken Irak'la ilişkilerin giderek ihmal edildiğini üzülerek görüyoruz. Irak harekâtından hemen sonra Türkiye, Irak'a çok ciddi bir şekilde ilgi göstermiş, "Irak'a komşu ülkeler" adlı bir mekanizma kurmuş, o mekanizmayla Irak'ın toprak bütünlüğünü, millî egemenliğini ve hâkimiyetini korumak için gerekli önlemleri almış ve bu önlemleri ilerletmişti. Öyle bir noktaya gelmişti ki, bu mekanizma bir zaman "Irak'a komşu ülkeler ve Güvenlik Konseyinin daimî üyeleri" şeklinde genişlemiş, buna Türkiye başkanlık ederek Irak'ın birliğini bütünlüğünü korumuştu.

Hepiniz biliyorsunuz, Irak toplumunun birkaç ana katmanı vardır. Irak toplumunun ana katmanları Şii Araplar, Sünni Araplar, Kürtler ve Türkmenlerdir. Irak toplumunun ana katmanları içerisinde hak ettiği konumu elde edemeyen, Irak toplumunun gerçek bir ana katmanı olduğunu kâğıt üzerinde olsun, fiiliyatta olsun, ortaya koyamayan bir tek topluluk Türkmenlerdir. Türkmenler, gene, bildiğiniz gibi Şii ve Sünni olarak ayrılıyorlar ve Şii Türkmenlerin sayısı da Sünni Türkmenlerden bir parça daha fazla. Acaba Türkmenlere ilginin azalmasının sebebi bu olabilir mi? Gerçi iktidar adına konuşan arkadaşlarımız gayet güzel ifadelerde bulunuyorlar, Irak'a ırk, dil, din, mezhep ayrımı yapmadan bakıldığını söylüyorlar ama gidişat bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Şimdi, baktığınız zaman, Irak'ta çok ciddi bir mezhep çatışması var. Bu mezhep çatışmasında, Hükûmetin Şii lider Maliki'ye karşı takınmış olduğu tavırla Maliki'yi Irak'a doğru itmiş olmasında ciddi payı bulunuyor.

Irak'ta her gün, her yerde patlamalar oluyor, suikastlar oluyor ve bu suikastlardan, maalesef, Türkmenler de nasibini alıyor. Geçtiğimiz günlerde Tuzhurmatu'da vuku bulan büyük patlamada hayatını kaybeden Irak Türkmen Cephesi Başkan Yardımcısı Ali Haşim Muhtaroğlu, çok önemli bir şahsiyetti ve Irak Türkmen Birliği içerisindeki Şii kanadın temsilcisi olarak Başkan Yardımcığında bulunuyordu.

Şimdi, Irak'la Türkiye'nin ilişkilerini düzenlemek için, hemen, Irak harekâtının başlamasıyla eş zamanlı olarak ihdas edilmiş olan bir "Irak Özel Temsilciliği" görevi vardı. "Irak Özel Temsilciliği" görevi hasbelkader, ilk defa benim tarafımdan üstlenilmişti ve biz burada Irak'ın birliğini ve bütünlüğünü sağlamak, diğer bütün toplum katmanları içerisinde Irak Türkmenlerinin de Irak içerisinde hak ettikleri yeri almalarına katkıda bulunmak için ciddi çaba gösteriyorduk.

Iraklı Türkmenlerin sayısı konusunda, yerleşik oldukları bölgeler konusunda çok muğlak bilgiler var. Niçin muğlak bilgiler var? Çünkü demin de söylediğim gibi bir kısmı Şii olan bu Türkmenler, Velayet-i Fakih müessesesinin etkisiyle Şii oylarıyla birlikte oy kullanıyorlar seçimlerde ve dolayısıyla bunların rakamları, sayıları Şiilerle beraber sayılıyor. Türkmen rakamı kaçtır, nedir, tam olarak bilinmiyor ama oradaki ciddi Türkmen ağırlığının her hâlükârda Türkler koruyucusu olması lazım, aynen Kürt ağırlığının koruyucusu oldukları gibi, Şii ve Sünni Arapların koruyucusu oldukları gibi, ayrımsız.

Hükûmetimiz, maalesef bu son dönemde "Irak Özel Temsilciliği" denilen görevi ortadan kaldırdı. Irak, Türkiye için önemini kaybetmiş değil. Bilakis, Türkiye için Irak'ın önemi gittikçe artıyor ama "Irak Özel Temsilcisi" diye Irak'a yönelik bütün çabaları koordine edecek olan görev, üst düzey görev ortadan kaldırılıyor. Buna karşılık, görüyoruz, hep çabalar Suriye'ye yönelmiş. Suriye'de de Türkmenler var. Onlarla ilgili ne yapılıyor? O da belli değil. Myanmar'dan Tunus'a kadar her yere yapılan yardımlardan bahsediliyor, katkılardan bahsediliyor ama hemen komşumuz yanı başımızda iç savaş benzeri bir karmaşa içerisinde bulunan Irak konusunda biz bu ilgiyi Hükûmetten göremiyoruz.

Arkadaşlar, başka bir şey daha var. Şimdi Uygur Türklerinden bahsedildi. Uygur Türklerinden de işte Çin'le yaptığımız müzakerelerde Uygur Türklerine yer veriyoruz falan? Bunların hepsi çok güzel de bir yandan da Hükûmet Şanghay Beşlisi'ne girmekten bahsediyor. "Şanghay Beşlisi" dediğimiz kuruluş, esas itibarıyla, terörle mücadele edilmek üzere kurulmuş olan bir güvenlik örgütü, bir güvenlik organizasyonu. Bu güvenlik organizasyonunun Çin açısından hedefi, Uygur Türkleri ve Uygur Türklerinin bağımsızlık hareketi. "Biz, Şanghay Beşlisi'ne gireceğiz." diyen Hükûmet, Şanghay Beşlisi ile Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı NATO'nun çelişmesini acaba görüyor mu? Birine girdiğiniz zaman öbüründe olmanız ihtimali yok.

İkincisi, acaba, Hükûmet, Şanghay Beşlisi'ne girdiği zaman Şanghay Beşlisi'nin hedeflerinden biri olan Uygur Türkleriyle mücadeleyi de kabul ediyor mu? Bunu bilerek mi, isteyerek mi yapıyor? Eğer bilmeyerek ve istemeyerek yapıyorsa o bilerek yapmasından biraz daha vahim. O zaman dış politikamızın ana istikametleri konusunda, Türkiye'nin öncelikleri konusunda yeterli bilgimiz yok diyebilir miyiz?

Bakın, geçtiğimiz günlerde Plan ve Bütçe Komisyonuna Dışişleri Bakanlığının meslek olmaktan çıkarılmasını öngören bir tasarı geldi, o tasarı reddedildi ama o tasarıyı getirmek demek, Dışişleri Bakanlığının da bir kariyer olmasına gerek görmemek demek. Dışişleri Bakanlığı kariyer değilse, buna benzeyen çok hatalar yaparsınız arkadaşlar. Şangay Beşlisi'ne girersiniz, "Savunuyoruz." dediğiniz Uygur Türkleriyle mücadele eder duruma girersiniz; Irak elden çıkarken, bölünme noktasına gelmişken Irak Türkmenleri başta, Irak'ta hiç kimsenin elinden tutmazsınız, işler ortada kalır. Bütün bunları bir kariyer, bir meslek, bir birikim sağlayan dışişleri teşkilatıyla korumak gerektiğini bu vesileyle burada bir kere daha söyleyeyim.

Şimdi, konuların önemli konular olduğunu iktidar adına konuşan değerli arkadaşım da biraz önce söyledi. Peki, bu konular çok önemli konularsa, o zaman Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergeyi niye kabul etmiyoruz, niye bir araştırma yapmıyoruz? Bunun önemi ortaya konsun, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu önemi ne kadar gördüğünü, ne kadar vurguladığını, buna ne kadar sahip çıktığını ortaya koysun. Onun için, "buna karşı çıkmak," "bu önergenin aleyhinde bulunmak" ile "konuya önem vermek" kavramları birbiriyle bağdaşmıyor. Biz bu önergenin çok yerinde bir önerge olduğunu düşünüyoruz.

Suriye konusu, zaten Orta Doğu'daki ilişkileri baştan sona zehirlemişken, bir de Irak konusunun bunun yanına yaklaşıp artık, Türkiye'nin, içinden çıkılmaz bir cenderenin içine çekilmesini engellemek için bu konuları mutlaka Meclis içerisinde araştırmak, mutlaka konuşmak, mutlaka tartışmak, doğruları bulmak ve bu doğrular üzerinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin birleştiğini göstermek gerekir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, dış politika millî bir konudur. Dış politika ancak millî bir konu, millî bir politika olduğu takdirde güç kazanır ve takip edilebilir ama bu uygulanan dış politikada muhalefetin bütün tekliflerini reddedip kendi bildiğini okumak, üstelik kendi bildiğini de muhalefetle aynı görüşteymiş gibi göstermek, hiç doğru bir davranış değil. Benim sizlerden samimi isteğim, bir kere olsun, Türkiye'nin etrafındaki bu ateş çemberine eğilecek bu konular üzerine siz de eğilin. Gelin, bu araştırma önergesini kabul edelim. Bu araştırma önergesini ciddiye alalım ve kalkıp burada, nedir, ne değildir, Türkmenlerin konumu nedir, niçin sahipsiz kaldılar, nereye doğru gidiyorlar, sahipsiz kalırlarsa ne olur, onları tartışalım.

Bu düşüncelerle sizleri bir kere daha bu konuyu düşünmeye davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)