Konu:Ödeme Ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri Ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun Tasarısı (s. Sayısı: 473)
Yasama Yılı:3
Birleşim:123
Tarih:20/06/2013


ÖDEME VE MENKUL KIYMET MUTABAKAT SİSTEMLERİ, ÖDEME HİZMETLERİ VE ELEKTRONİK PARA KURULUŞLARI HAKKINDA KANUN TASARISI (S. SAYISI: 473)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, üzerinde konuştuğumuz bu kanun tasarısı, biliyorsunuz, Avrupa Birliği müktesebatına uyumla ilgilidir. Fakat, Avrupa Birliği siyasi kriterleri, biliyorsunuz "Kopenhag Kriterleri" olarak anılmaktadır. Öncelikle, bence, şu anda ülkemizin içinde bulunduğu en önemli sorun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde tanınan temel insan hakları ihlalleri ve yargı bağımsızlığı sorunudur. Yirmi günü geçti, ülkemizin gündemindeki Gezi Parkı'yla başlayan ve tüm yurda yayılan, Hükûmeti istifaya çağıran, meşru, barışçıl, makul protestolar üzerine, Hükûmetinizin, daha doğrusu Hükûmetin de değil -Hükûmetin içinde de makul insanlar olduğunu biliyorum- Sayın Başbakanın bizzat kendi, olayı kişiselleştirerek şahsi kararıyla "Bunları dağıtın, susturun, bastırın, evlerine yollayın." şeklindeki bir tavrıyla olaylar büyümüştür. Sayın Başbakan diyor ki: "Ne yapacaktı güvenlik güçleri? Bütün dünya da, Avrupada gaz kullanıyor."

Değerli arkadaşlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği bir karara göre, güvenlik kuvvetlerinin güç kullanarak müdahale etmeleri gerektiği durumlarda bu müdahale kesinlikle orantılı ve ölçülü olmalıdır. AİHM, bir dizi kararında, biber gazının kapalı ortamlara, hastaneler dâhil kapalı yerlere atılmasının orantılı olmadığına, temel insan haklarının ihlali olduğuna karar vermiştir.

Ben yaklaşık on gün Taksim'deydim. Öğleden sonra gittim, sabaha kadar, şafağa kadar oradaydım. Değerli arkadaşlar, savaşta bile, savaş hâlinde bile tedavi merkezleri, hastaneler dokunulmazdır, buralara dokunulmaz. Gezi Parkı içinde kurulan revire 2 tane gaz bombası atıldı. Bir doktorun yanında oksijen tüpü vardı. Allah korusun, bir oksijen tüpünde patlama bir faciaya neden olabilirdi. Hastaların üzerine gaz bombası atıldı. En son, Gezi Parkı'nın Başbakanın İstanbul mitingi öncesi boşaltılması talimatından sonra ben Divan Oteli'nin oradaydım. Divan Oteli'ne sığınan yaralılar, kadınlar, yabancı gazeteciler, yabancı siyasetçilerle birlikte oradaydık. Polis iki tarafını da ablukaya almıştı ve TOMA'yla dışarı çıkmak isteyen insanların -Gezi Parkı'na gitmek istemiyorlar, dikkat edin, polise karşı bir şiddet de yok, sadece dışarı çıkmak istiyorlar, alana yayılmak istiyorlar- üzerine su sıktı. Milletvekili arkadaşımız, Genel Başkan Yardımcımız Sezgin Tanrıkulu milletvekili kimliğini göstermesine rağmen özel olarak hedef seçilerek su sıkılmıştır. Yani hakikaten, bu Parlamento öncelikle kendi üyelerinin statüsüne, onuruna sahip çıkmalıdır. Bu, polis devletidir yani bugün bize, yarın size. Bu, uygun değildir. Bir polisin, oradaki bir polis amirinin inisiyatifiyle milletvekillerinin üzerine gaz sıkmasını, efendim, su sıkmasını, öncelikle sizin reddetmeniz gerekiyor. "Efendim, orantısız güç var." İyi de orantısız güç varsa gereğini yapın yani problem orada, gereğini yapmıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bakın, size bir örnek vereyim: Yine cumartesi günü, normal vatandaş, sağır ve dilsiz, engelli bir yurttaşımız Mahmut Ayyıldız, raporu elinde, çocuğuyla birlikte Mecidiyeköy'de dolaşıyor, polis plastik mermiyle yaraladı, yere düştü bu engelli yurttaşımız, gitti, copladı. Raporu burada, isterseniz Hükûmet yetkililerine takdim edebilirim. Rapor ne diyor? "Dış merkezden refere edilmiş hasta, sağır ve dilsiz. Yakınları aracılığıyla tıbbi öyküsü alındı. Yaklaşık iki saat önce polisin açtığı ateşle, plastik mermiyle yaralandığı ifade ediliyor. Sol yanakta, mandibula anglusunun 5 santimetre üzerinde, 2 santimetre çaplı, kenarları düzensiz, kanamalı, açık yara." Yani şimdi bu nedir? Bu, efendim, yok, işte, polise şiddet kullanan, polise taş atan, polise gaz atan bir vatandaş değil, bir yurttaşımız Mecidiyeköy'de.

Bakın, bu zulümdür. Samimi söylüyorum zulümdür. Yani, Allah'a inanan, Allah inancı olan zalim olmaz. Zalim adamın imanında problem var. Bırakın dinini de İslam'ını da yani, hangi dine inanırsa inansın bir adam Allah'a inanıyorsa Allah'ın yarattığı eşrefi mahlukat olan insana zulmetmez. Biz buna karşı çıkıyoruz. Dolayısıyla, lütfen Sayın Başbakanı uyarın, kendi insanına karşı bu zulümden vazgeçsin diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)