Konu:Chp Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi Ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce Tarafından Gezi Parkı Olaylarında Orantısız Güç Kullanımına İlişkin Kanunsuz Emir Verenler İle Bu Emirleri Yerine Getirenlerin Belirlenmesi Ve Siyasi İktidarın Basın Üzerindeki Baskılarının Ortaya Çıkarılması Amacıyla 3/6/2013 Tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Verilmiş Olan Meclis Araştırması Önergesinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı Günkü Birleşiminde Okunmasına Ve Görüşmelerinin Aynı Tarihli Birleşiminde Yapılmasına İlişkin
Yasama Yılı:3
Birleşim:121
Tarih:18/06/2013


CHP GRUBUNUN, GRUP BAŞKAN VEKİLLERİ ANKARA MİLLETVEKİLİ EMİNE ÜLKER TARHAN, İSTANBUL MİLLETVEKİLİ MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ VE YALOVA MİLLETVEKİLİ MUHARREM İNCE TARAFINDAN GEZİ PARKI OLAYLARINDA ORANTISIZ GÜÇ KULLANIMINA İLİŞKİN KANUNSUZ EMİR VERENLER İLE BU EMİRLERİ YERİNE GETİRENLERİN BELİRLENMESİ VE SİYASİ İKTİDARIN BASIN ÜZERİNDEKİ BASKILARININ ORTAYA ÇIKARILMASI AMACIYLA 3/6/2013 TARİHİNDE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN, GENEL KURULUN 18 HAZİRAN 2013 SALI GÜNKÜ BİRLEŞİMİNDE OKUNMASINA VE GÖRÜŞMELERİNİN AYNI TARİHLİ BİRLEŞİMİNDE YAPILMASINA İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İlk anda bir çevre hareketi olarak başlayan, sonrasında gelişen süreçte Sayın Başbakanın baskıcı ve otoriter uygulamaları nedeniyle bir anda özgürlük merkezli bir harekete dönüşen Taksim Gezi meydan hareketi Türkiye'nin gündeminde olanca ağırlığıyla yer almaya devam ediyor. Türkiye, bu sorunu çözmeden, bu soruna demokratik bir bakış açısıyla yaklaşmadan demokraside ve diğer alanlarda herhangi bir yol alamaz. Türkiye, bu sorun yokmuş gibi, meydanlarda, kitlelerde, vatandaşta herhangi bir sorun yokmuş gibi davranarak yoluna devam edemez. Bu hareketi, bu harekete bağlı olarak yapılan protesto eylemlerini, bunun arkasındaki nedenleri iyi analiz etmek, iyi değerlendirmek, bundan gerekli dersleri çıkarmak demokrasimiz ve ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

Özellikle Sayın Başbakan ve ona yakın çevreler bu hareketi "birkaç çapulcunun hareketi" ya da "marjinal grupların hareketi" olarak değerlendirirken, içinde daha önce Adalet ve Kalkınma Partisine destek vermiş olan kişilerin ve kesimlerin de bulunduğu çok daha geniş bir kitle, sorunun daha büyük olduğunu, daha derinlerde olduğunu ifade ediyorlar. Sorun "marjinal örgüt" değerlendirmesi yapılarak geçiştirilebilecek bir sorun değildir. Soruna bu şekilde yaklaşanlar sorunu eksik değerlendirmiş olurlar.

Meydanlar insanlarla dolu. Yirmi iki gündür Türkiye'nin her yerinde bütün meydanlar vatandaşlarımızın protesto hareketlerine sahne oluyor. Bunlara Türkiye'nin kulak vermesi gerekir, bunlara Sayın Başbakanın, Hükûmetin, yetkililerin, ilgili bakanların kulak vermesi ve aldıkları sorunları, tespit ettikleri sorunları demokratik bir yaklaşımla çözecek şekilde bir uygulamayı geliştirmeleri gerekir. Ancak, özellikle Sayın Başbakan bu olaylara "marjinal örgüt" yaklaşımıyla yaklaşmaktadır. Hemen şunu önermek istiyorum Sayın Başbakana ve diğer yetkililere: Lütfen, bu olaylara "marjinal örgüt" sendromuyla yaklaşmayın, bunu bir kenara atın. Ancak ve ancak otoriter rejimler hak ve özgürlük talep eden kitlelere şiddetle yaklaşırlar, ancak otoriter yönetimler güvenlik politikalarını marjinal örgüt sendromu üzerine kurarlar, ancak otoriter yönetimler, statükocu yönetimler meydanlardan korkarlar; demokratik yönetimler hiçbir zaman meydanlardan korkmazlar. Meydanlarda eğer bir hareket var ise, millet meydanlara çıkmış ise demek ki yönetimde bir sorun vardır. Sayın Başbakanın ve ekibinin yapacağı budur, meydanlara kulak vermektir. Bu hareketi küçümsemek, bu hareketi birkaç marjinal örgüt düzeyine indirmek, bu hareketi yokmuş gibi varsaymak, o şeklide davranmak Türkiye'yi çıkmaza götürecektir.

Çok yanlış değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu hareketi Türkiye'nin 1980 öncesindeki anarşik eylemleriyle ilişkilendirmeye çalışanlar, o bakış açısıyla bu harekete bakanlar vardır; özellikle Sayın Başbakanda ve Hükûmette böyle bir yaklaşımın olduğunu görüyoruz. Bu, meydanları anlamamak demektir, sorunun nerede olduğunu görmemek demektir.

Yine, bu harekete çevresel duyarlılığın veya mimari kaygıların ifadesiyle sınırlı bir hareket olarak bakanlar yanılmaktadırlar; o nedenle çıkmıştır ama geldiği nokta itibarıyla artık, bir mimari kaygının, bir çevresel duyarlılığın ifadesinin ötesine geçerek hak ve özgürlük talebine geçen bir hareket olmuştur.

Yine, bu hareketleri bir bohem yaşamın dışa vurumu ya da siyaset dışı bir hareket olarak görmek o meydanlardaki kitlelere yapılacak en büyük haksızlıktır. O meydanlardaki insanlar, gençler, toplumun bütün kesimini temsil eden insanlar bir başka taleple Türkiye'nin gündemine gelmişlerdir. Meydanlar özgürlük talep ediyor ve özgürlük en büyük siyasal taleptir. Özgürlük talebi hiçbir zaman siyaset dışı bir talep olarak değerlendirilemez. Unutmayalım ki insanlık tarihi özgürlük mücadelesinin de tarihidir. Hareketi bu şekilde küçümsemek, bu hareketi şiddete bulaştırmaya çalışarak provoke etmek, bu hareketi lekelemeye çalışmak son derece yanlıştır. Bu hareketi şiddete bulaştırmak isteyenler olabilir, bu şekilde münferit birtakım kişiler, gruplar birtakım davranışlarda, eylemlerde bulunabilirler. Bunların hiçbirisini tasvip etmiyoruz ancak olayın özünde kitlelerin, meydanların, yüz binlerin, milyonların "Artık, benim hayatıma karışma, özgürlüğümü istiyorum." talebi vardır. Bu talebi hiç kimse görmezlikten gelemez.

Değerli milletvekilleri, bu, ne 68 Fransız başkaldırısının benzeri bir harekettir ne New York'ta meydana gelen Occupy Wall Strett (Wall Strett'i işgal et) hareketinin bir benzeridir ne Arap Baharı'dır ne Arap Baharı'na öykünen bir isimle Türkiye baharıdır, bunların hiçbirisi değildir, hepsinden belki biraz var ama Türkiye'nin şartlarına özgü özgün bir hareket var. Bu hareketin özünde, merkezinde insanımızın, milyonlarca insanımızın özgürlük talebi vardır. Bunu görmeyenler, bu hareketi şiddetle tasfiye etmeye çalışanlar siyaset sahnesinden kendileri tasfiye olacaklardır.

Hareket, Taksim Gezi Meydanı'ndaki bu hareket Sayın Başbakan ile Gezi Platformunun ve daha sonra Taksim Dayanışmasının yapmış olduğu görüşmeler sonrasında belli bir istikamete doğru yönleniyordu, gidiyordu. Gezi Meydanı'nda bir büyük çadır kurulacak ve o hareketin içinde bulunanlar o meydanda, Gezi Meydanı'nda protesto eylemlerine devam edeceklerdi. Bundan neden rahatsızlık duyuluyor? İngiltere'de, Parlamento binasının yanında yıllardır bir insan bir çadır kurmuştur, bir protesto eylemini gerçekleştiriyor. Hiçbir İngiliz güvenlik görevlisinin, İçişleri Bakanının aklına da o çadırı oradan kaldırıp o vatandaşı oradan atmak şeklinde bir düşünce gelmiyor. Ama, Taksim Gezi Meydanı bu şekilde, demokratik bir şekilde ve bütün kitlelerin desteğini alabilecek bir şekilde bir yöne doğru giderken, bir gecede o çadırlar, o meydan yerle bir edildi. Yetmedi, Sayın Başbakan daha sonraki konuşmalarıyla, mitingleriyle Türkiye'yi yerle bir etmeye devam ediyor. Bakın, Sayın Başbakanın mitingleri bu milleti bölecektir, istediğiniz kadar "Biz seçim mitingi yapıyoruz." deyin. Taksim'e karşı, Türkiye'nin bütün illerinde -neredeyse bütün illerinde- meydana gelen bu harekete karşı bir Başbakanın miting organize etmesi milleti bölmekten başka bir şey değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başbakanı ben sağduyuya davet ediyorum, bunlar yanlıştır. Kazlıçeşme mitinginde yaptığı konuşma beni ülkem adına, milletim adına endişeye sevk etti. Bir İslam coğrafyası içerisinde Asya ülkesi olarak Türkiye'nin tanımını yaptı, Batı medeniyeti ile Avrupa Birliği hedefi ile hiçbir ilgisi olmayan bir Türkiye tarifi yaptı; din, bayrak, milliyet, cami gibi kavramları sıkça kullandı. "Camilerde içki içtiler." yalanına -kusura bakmayın- yeniden başvurdu. Olur mu bu? Dolmabahçe'deki o camimizin müezzini bunu yalanladı, bırakın bunu.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) - Resimler var, resimler var.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Hani? Getir o zaman.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) - Getiririm.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Yazıktır, günahtır.

Siz, eski, 22'nci Dönem Milletvekiliniz Sayın Süleyman Gündüz'ün Yeni Şafak gazetesinde yazdığı yazıya bakın. Sayın Süleyman Gündüz, o müezzinin cümlelerini aktararak "Böyle bir şey yoktur." diyor.

Değerli milletvekilleri, böylesine olağanüstü bir süreci soğukkanlılıkla...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Sayın Başkan, süre vermiyorsunuz ama bir dakika talep etsem.

BAŞKAN - Vermiyoruz, evet.

Buyurun, siz sözünüzü tamamlayın ama herkes talep eder sonra, kusura bakmayın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, son cümlelerimi ifade edeyim.

Şimdi, bu şiddete son vermek gerekir. Biraz önce, birkaç kez bir bilanço verdim, ne kadar ölü, ne kadar yaralı, ne kadar ağır yaralı vardır. Bunların içerisinde vatandaşlarımız olduğu kadar güvenlik güçlerimiz de var.

SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Başkan, bir dakika verin, bizden verin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Gelin, bu meydanlara kulak verin. Sayın Başbakan bu şiddete son verin. Yapacağınız tek şey, Türkiye'yi daha fazla demokrasiye götürmektir, daha fazla hak ve özgürlüklere götürmektir, taşımaktır. Bunun dışına çıkarsanız, toplumu kutuplaştırmak gibi bir siyaset güderseniz, siz kaybedersiniz. Sizin kaybetmeniz bir şey değil, Türkiye kaybedecektir. Ben buna üzülüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)