Konu:5 Haziran Dünya Çevre Günü'ne İlişkin
Yasama Yılı:3
Birleşim:116
Tarih:05/06/2013


5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ'NE İLİŞKİN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

SENA KALELİ (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken Miraç Kandili'nizi kutluyor, Gezi Parkı eylemlerinde yaşamını yitiren doğa şehitlerine Allah'tan rahmet diliyor, Gezi gazilerine de acil şifalar diliyorum.

Yüce Yaradan'ın yarattığı aklımızı, sağlığımızı, ekosistemimizi, doğal kaynaklarımızı, kültürel ve tarihî değerlerimizi en büyük zenginliğimiz olarak geleceğe taşımakla sorumluyuz. Çevre bilinci ve sorumluluğu bireyler kadar idarenin de üzerinde hassasiyetle durması gereken, kutuplaştırıcı olmayan ve katılımcılığı esas alan anlayışla yürütülmelidir. Hele, bu konuda duyarlı olanların hegemonik ve şizofrenik bir anlayışla marjinalize edilmesi, tahrik ve tahkir edilmesi, terörist muamelesi görmesi kabul edilemez bir durumdur. Üstün kamu yararı ve ekonomik yararlar gibi farazi gerekçelerle havamız, suyumuz, toprağımız ve ağaçlarımız ocaklara, kışlalara, HES'lere, TOKİ'lere, turistik tesislere ve AVM'lere kurban edilmektedir. Toplumun yapaylığa değil, nefes almaya, temiz suya ve gıdaya ihtiyacı vardır. Doğal alan ve kaynaklar rant aracı olmaktan çıkarılmalıdır. Bu dünya, bu vatan hepimizin ortak biyotopudur. Bu ağaçlar, bu hava, bu toprak ve bu dereler hepimizin ortak habitatıdır.

Gezi Parkı direnişi göstermiştir ki çocuklarımız, gençlerimiz geleceklerini dikilen binalarda değil, doğanın ve insanın özgürleşmesinde görüyorlar. Gezi Parkı'nda şiddetsiz eylem için gösterilen hassasiyet ve dağıtılan bildirilerdeki samimiyet ne yazık ki devlet tarafından tolere edilmemiştir. Şiddete başvuran varsa kınıyoruz. Buradan hiç kimsenin kendine veya partisine olumlu veya olumsuz bir pay çıkarması da doğru değildir. Gençler bu bilince eriştiyse; doğasını, çevresini koruyor, halk ve özgürlüklerine sahip çıkıyorsa ne mutlu onlara. Ancak, en insancıl talepler karşısında takınılan tavır, uygulanan öfke ve şiddet göstermiştir ki, yaşananları hâlâ 3-5 ağacın kesilmesi ya da yer değiştirmesi olarak okuyanların ülkeyi yönetme ehliyeti de kalmamıştır. Kendine bile demokrat olamayanların demokrasi daniskası adına verecekleri hiçbir şeyin olmadığı bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

Kendimizde olan oy, boy, soyla böbürlenmek insan olmaya yakışan bir davranış biçimi olmadığı gibi, bize benzemeyeni tahkir etmek ciddi bir provokasyondur. Kendimize baskı yapılmasını istemiyorsak başkasına da baskı yapmamalıyız. Bir ülkede "Ben devletim, ben yaparım, ben kirletirim." mantığıyla hareket ediliyorsa, hak arama kanalları tıkanmışsa, HES'lere, AVM'lere ve köprülere önem verildiği kadar insana ve doğaya değer verilmiyorsa yalnız meydanları dolduran insanlar değil yakında doğa da isyan edecektir. Gençler, birlik olunduğunda rahmet ve bereket, ayrılıkta azap olduğunu bize göstermişlerdir. Şimdi, öz eleştiri zamanıdır. Gezi Parkı'nda geceleyen, biber gazı yiyen, İstanbul'dan sabah gelen ve kırk saattir uykusuz bir çapulcu olarak ben kendi payıma düşen dersi aldım. Kendimizi sorgulamak yerine hâlâ yurt içinden, yurt dışından suçlu aramak ise gaflettir, aymazlıktır. Doğanın ve çevrenin korunması, temel hak ve özgürlükler için mücadele bütün insanlık içindir. Bu mücadeleyi ideolojik kavramlara sıkıştıran zihniyetin de demokrasi anlayışını yeniden gözden geçirmesi gerekir. Tarih geçmişimiz değil, geleceğimizdir. Yenilenen ya da yeniden yapılan, tarihî eser olmaktan çıkar; orijinalini koruma sorumluluğumuz vardır. Doğa ise vazgeçilemez, tahrip edildiğinde ise yerine konulamaz değerimizdir. Kuruyan, kirlenen sulak alanlar, ekilebilir alanlar maalesef tükeniyor.

İpoteksiz vicdanlara seslenerek saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)