Konu:Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:3
Birleşim:113
Tarih:30/05/2013


YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MUSTAFA ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 453 sıra sayılı Kanun Tasarısı'yla ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bizim kültürümüzde insanlar bilgi bakımından dört sınıfa ayrılırlar: Bildiğini bilen insan, bilmediğini bilen insan, bildiğini bilmeyen insan, bilmediğini bilmeyen insan. Bilmediğini bilmeyen insanlardan Allah'a sığınıyorum.

İkinci bir husus: Yüce Rabbim Kur'an'da buyurur ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Hazreti Ali Efendimiz buyururlar ki ona nispet edilir: "Yarın ahrette bilmeyenlere niçin bilmediği sorulmazdan önce, bilenlere niçin öğretmediği sorulacaktır." Bilginin öğrenileceği yer mekteptir, medresedir, okuldur, üniversitedir. Bilginin kaynağı oralardadır ve ilim erbabının da oralarda olması lazımdır.

Yine bizim kültürümüzde denilir ki: "Kemalât, kem alât ile olmaz." Yani kötüden iyi yapmak, çürük şeylerden bir sanat eseri meydana getirmek mümkün değildir. Hoca iyi olacak ki talebe iyi olsun, talebe iyi öğrenmeli ki bu topluma, bu millete, bu Meclise faydalı olsun. Hoca çürükse, medrese yıkıksa, talebe bozuksa ne bu toplum hayır görür ne bu millet hayır görür ne de bu Meclisten bir hayır gelir.

Değerli milletvekilleri, bizim millî eğitimimiz adına layık bir eğitim ortaya koymaz ise hangi 4+4'lükleri sıralarsanız sıralayın, hangi pedagojik formasyonu verirseniz verin o yetiştirilen elemanlardan ne anasına ne babasına ne dinine ne devletine fayda gelir. Öncelikle bizim, bizi biz yapan ruhu öğrenmemiz, bu devleti, bu milleti, bu vatanı bize emanet eden ecdadın eserlerinin bir emanet olduğu şuuruna ermemiz lazım gelir.

Eğitim kurumlarımızın sadece ve sadece laf olsun torba dolsun kabilinden yapılması, popülist, çıkarcı veya siyasi amaçlara kurban edilmesi, bu millete de, Türkiye Cumhuriyeti devletine de yapılmış en büyük saygısızlıktır. Özellikle vurgulamak istiyorum: Binası yok, hocası yok ama, talebesi çok bir üniversitenin, soruyorum hangi derdimize merhem olması mümkün, hangi açığımızı kapatmamız mümkün veya muasır milletler dediğimiz uluslararası arenada, pek çoğunu minnet borcu olarak ifade ettiğimiz küresel güçler karşısında bizi mukabil konuma çıkaracak ne var?

Şunu özellikle vurgulamak istiyorum ki: Öncelikle, üniversitelerimizin fiziki şartlarının uygun olması lazım, ihtiyaca göre üniversite ve ihtiyaç olan yere üniversite olması lazım. Kalkar, köye üniversite açarsanız, talebe bulamamaktan müşteki olan hocanın, neticede o bilgi ve birikimi köylü Ahmet ağaya, Mehmet ağaya vermesi bilim adına, insanlık adına, millet adına, devlet adına bize ne kazandıracak veya tam tersi talebesi var hocası yok bir üniversite kurduğunuzda talebe bilimi direklerden, eşikten ve kapıdan mı alacak yoksa gökten zembille gelen birisi ona ledünn? ilim dediğimiz birtakım hikmet yollarını mı öğretecektir?

Değerli milletvekilleri, üniversite hocalarımızın statüsü belirlenmeden, onlara bir şekilde üniversite hocası kariyeri sağlanmadan, onların hakları başkalarına el açacak şekilden kurtarılmadan bilimsel hayattan söz etmek ve üniversiteleri arzuladığımız düzeye çıkarmak mümkün değildir. Üniversite sayısı lise düzeyine indirilmişken üniversite hocalarının, bilim insanlarının, akademisyenlerin haftalık alacağı ders ücretlerini düşünür hâle getirilmesi, o insanların bilim adına bir araştırma yapıp yapamayacağını şayet bir araştırma yapıyor ise bunun bilime ve insanlığa katkısının, faydasının ne olacağını sizin takdirlerinize havale ediyorum.

Değerli milletvekilleri, öğrencilerine ders veremeyen bir hocanın, başkalarının himmetine muhtaç kalmış bir bilim adamının, maişet kaygısı veya geçim derdine düşmüş bir babanın, öncelikle düşünmesi gereken kendi hakkı ya da çoluğunun çocuğunun muhanete muhtaç olmaması konusundaki duyarlılığı olur. Şu anda üniversitelerimiz, gerçek anlamda böyle bir imkândan mahrumdur. Üniversitelerin başarısından söz ediliyor ise, yaptığı eserlere bakmak lazım gelir. "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" diyen Ziya Paşa'nın bize ilham kaynağı olması lazım gelir. Sayısal olarak 100'ü 200'e, 200'ü 400'e çıkarın ama uluslararası üniversiteler sıralamasında en altlarda nal toplayan -özür dileyerek söylüyorum- bir üniversite statüsüne sahip olmak, kemiyet olarak bu milleti kaybetmekten veya kandırmaktan başka bize ne sağlayacak.

Şuna da dikkatinizi çekmek istiyorum: Vakıf üniversiteleri, öncelikle, bir vakıf ruhunun zedelenmemesine özen göstermesi lazım. Geçmişte insanlığa hizmet amacıyla kurulan vakıfların sonradan kişisel çıkarların korunmasına yönelik araçlar hâline dönüştürüldüğünü tenkit ediyor isek, bugün de namını yürütmek, statüsünü artırmak, maiyetindekilere siyasi baskı yapmak için kurulan üniversitelerin veya doymak bilmeyen nefislerini tatmin etmek için garip gurebanın, fakir fukaranın çocuklarını sömürme amacına bir vakıf kurarak üniversite açmak, bu millete de bu milletin çocuklarına da yapılmış en büyük haksızlıktır, bunu göz ardı etmeyelim. Dolayısıyla, vakıf, bizim için kutsal bir müessesedir, bu müessesenin mahremiyetine halel getirilmemesi, şayet bir vakıf üniversitesi kurulacak ise amacın çıkar değil, öncelikle Allah'ın rızası ve bu milletin evlatlarının eğitim düzeyinin yükseltilmesi olması lazım gelir.

Değerli milletvekilleri, bir başka hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum: İster vakıf isterse devlet üniversitesi olsun, üniversitelerimizin ikinci öğretim uygulamalarına dikkatinizi çekmek istiyorum. Üniversite hocalarımızın, maişet kaygısıyla gündüz eğitimlerini asistanlara vermesi, ders ücreti alabilmek için gece eğitimini tercih ettiği bir uygulamanın yapılması eğitim adına bu millete yapılmış en büyük haksızlıktır. Eğer üniversite hocaları buna tevessül ediyor ise onları buna zorlayan sebepleri araştırmamız lazım gelir.

Bir başka husus: İster vakıf üniversitesi isterse devlet üniversitesi olsun eğer altyapı sağlam değil ise bilimi zembille indirseniz o çocukları eğitmeniz mümkün değildir. Şu anda 5 Millî Eğitim Bakanının bir AKP iktidarı döneminde değiştiğini düşünürseniz hangi istikrardan, hangi idealden, hangi model eğitimden söz edersiniz?

Biz tarihimizde -uzun süreli- devlet adamlarının başarılı veya başarısız olduğunu düşündüğümüzde, kullanabilme imkânı olan alanlardan sarfınazar ettiğini, devletine ve milletine gereken önemi veremediğini ama bundan sonra da lanetlendiğini görüyor ve tarihten ders almamız lazım geldiğini düşünüyorum. Bununla şunu ifade etmek istiyorum: Lisede vatan, millet, din ve devlet duygusu almamış bir üniversite hocasının netice itibarıyla bu devlete yükten başka bir katkısı olmayacağını düşünüyor, hepinizi sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)