Konu:KAMU FİNANSMANI VE BORÇ YÖNETİMİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
Yasama Yılı:3
Birleşim:87
Tarih:03/04/2013


KAMU FİNANSMANI VE BORÇ YÖNETİMİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı "Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Düzenlemesi" ismiyle başlayan ve yaklaşık bir paragraf uzunluğundaki kanun teklifinin ikinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle bu torba kanun gerçekten yasama iradesini artık yok edecek bir noktaya geldi. Kanunun adı, gördüğünüz üzere paragraf. Bu, yasama tekniği açısından doğru bir durum değil. Bunu, iktidar partisi sürekli yapıyor ve kalitesiz yasalar çıktığı için de sürekli biz eski yasaları değiştirmek üzere mesai harcıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu kanun siyasal olarak Sayın Ali Babacan tarafından gündemimize getirilen, idari anlamda da Hazine Müsteşarlığı tarafından takip edilen bir yasa tasarısı. Bugün yine Sayın Ali Babacan yok ama Hazine Müsteşarı burada. Öncelikle şunu söyleyeyim: Hazine Müsteşarlığı makroekonominin belkemiği bir kuruluştu değerli arkadaşlar ama 1995 yılından itibaren Hazine Müsteşarlığının yapısında sürekli değişiklikler oldu, sürekli yetkileri tırpanlandı, sürekli genel müdürlükleri ayrıldı ve bugün, -geldiğimiz gün itibarıyla- Hazine Müsteşarlığı Kamu Finansmanı, Kamu İktisadi Teşebbüsleri, Dış Ekonomik İlişkiler temel genel müdürlükleri üzerinde dar bir yapıya sıkıştı.

Değerli arkadaşlar, Hazine Müsteşarlığı personeli, devletin ekonomik ve finansal zekâsını oluşturan son derece iyi yetişmiş bürokratlardı ama ne yazık ki son on yıl içerisinde, diğer meslek gruplarıyla karşılaştırdığınızda, özlük haklarında çok ciddi geri gidişler oldu, atamalarında ne yazık ki siyasi kayırmacılıklar başladı ve devletin ekonomik ve finansal zekâsını oluşturan Hazine bürokrasisi yavaş yavaş erimeye başladı. Diğer bütün kurumların özlük haklarında nispeten iyileşmeler yaşanırken, ne yazık ki, Sayın Ali Babacan -kabinedeki gücüne rağmen- Hazine Müsteşarlığı personeli başta olmak üzere, Dış Ticaret Müsteşarlığı personeli yani uzmanları ve Devlet Planlama Teşkilatı -yeni adıyla Kalkınma Bakanlığı- uzmanlarının özlük hakları konusunda hiçbir adım atmadı, atamadı. Sanıyorum ki bu konuda Sayın Başbakan da çok ilgisiz kaldı. Bu son derece önemlidir makroekonomik yönetimimiz açısından. Umuyorum ki, yakın zamanda, Hazine uzmanları ve Hazine kontrolörlerini de içerecek şekilde yeni ve özlük haklarına yönelik düzenlemeler yapılabilir.

Bir diğer sorun, Hazine Müsteşarlığında yıllarca emek vermiş, mesai harcamış, önemli kararlara imza atmış bürokratların ne yazık ki kıyıma tabi tutulması. Herhangi bir iddianamenin herhangi bir yerinde, kendilerinin bilgisi dışında adı geçtiği için Hazinede görevden alınan personel var. Yazıktır, gerçekten beraber çalıştığımız insanlara bunları yapmamalıyız.

Değerli arkadaşlar, bir diğer sorun şu: Makroekonomik yönetimin 2 temel kuruluşu var; Ekonomi Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı. Şu gün, üst üste bir binada yaşıyorlar, 5 uzman aynı odada oturuyor. Odada 3 tane sandalye var, biri oturuyor, diğeri kalkıyor. Sayın Bakan, Sayın Müsteşar; bu sorunu bir an önce çözmeniz lazım. Artık o bina fiziken de bu yapıyı taşımıyor ama ne yazık ki biz de çalışırken hep şunu söylerdik: Oda sorunu olanların yetkisi yok, yetkisi olanların oda sorunu yok. Bir an önce o iki yapı birbirinden ayrılmalı, Hazine o binada kalmalı ve Hazine uzmanlarının ve Hazine kontrolörlerinin görevlerine layık ortamlarda çalıştırılması gerekmektedir. Bunu da bilgilerinize sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Hazine Müsteşarlığı şu gün itibarıyla kamu finansmanından kamu iktisadi teşebbüslerine kadar çok önemli bir alanda görev yapmaktadır ve kamu bankalarını yani Ziraat Bankası, Halk Bankası, Eximbank, Kalkınma Bankası gibi kurumları politik olarak yöneten Hazine Müsteşarlığıdır ve Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanlığıdır.

Değerli arkadaşlar, biz Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda görev yapıyoruz. Anayasa'ya göre, bizim kendi Komisyon yasamıza göre, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye göre ve Bankalar Kanunu'na göre, bizim bankaları denetleme yetkimiz var ve biz bu bankaları denetleme yetkisini kullanırken sorduğumuz her soru karşısında aldığımız cevap: "Bankacılık sırrı".Değerli arkadaşlar, bu "bankacılık sırrı" ve "ticaret sırrı" kavramları, Türkiye'deki yönetimi karanlıklaştıran, bir sürü suistimal iddiasını ortadan kaldıran bir hâle geldi.

Şimdi ben, sayın iktidar partisi milletvekillerine soruyorum: Ben Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasının araç kiralama ihalesini soruyorum, Halk Bankasının güvenlik ihalesini soruyorum, gelen yazılı cevapta "Bu bir bankacılık sırrıdır." deniliyor. Değerli milletvekilleri, ne zamandan itibaren araç kiralama ihalesi, bilgisayar satın alma ihalesi, güvenlik ihalesi bankacılık sırrı olmuştur? Velev ki bankacılık sırrı dahi olsa Anayasa bana diyor ki: "Sen bunu denetlemekle yetkili ve sorumlusun." ve biz buraya gittiğimizde, belirli krediler hakkında bilgi sorduğumuzda sürekli söylenen, bankacılık sırrı. Vahşi sermayenin sırlarını kapatan kurumlar hâline gelinmiştir ve daha ileride önümüze çıkacak, bankalarla alakalı yönetim sorunlarının temelinde bu sorun vardır.

Peki, bu bankacılık sırrı neleri saklamıştır? Değerli arkadaşlar, cumhuriyet tarihinin batan en yüksek kredisi sizin döneminizde olmuştur, ne yazık ki sizin döneminizde olmuştur. 285 milyon avro kredi Ziraat Bankası tarafından bir alışveriş merkezi inşaatına tahsis edilmiştir. Ziraat Bankası yani çiftçiye kredi vermesi gereken kamu bankası 285 milyon avro kredisini İstanbul'da bir alışveriş merkezine vermiştir ve ne yazıktır ki bu alışveriş merkezine kredi verilmesi sırasında istihbarat raporlarında değişiklik yapılarak proje fizibil bir proje hâline gelmiştir ve bu projenin aslı itibarıyla, evraklardan gördüğümüz kadarıyla -yönetimi de suçlamak istemiyorum ama- fizibil olmadığı kredinin bugün yaşadığı süreçte ortaya çıkmıştır. Bugün yüzde 99'u bitmiş bir tesisin, 285 milyon avro kamu kredisiyle yapılmış bu tesisin kapısında kilit vardır değerli arkadaşlar ve şu an itibarıyla bu tesisin el değiştirmesine yönelik olarak bir baskı olduğuna, hatta bu kredinin kötü yönetildiğine yönelik çok ciddi bilgiler vardır. Umuyorum ki Sayın Başbakan Yardımcısı Ali Babacan Hazine kontrolörleri aracılığıyla da bu konuyu inceletir.

Değerli arkadaşlar, bankalarda yaşanan sorunlar bununla sınırlı değil. Ben bunu bir kere daha anlattım, basın huzurunda da anlattım. 7 milyon liralık seri krediler var, faizsiz tarım kredileri. Bu kredilere baktığınızda hemen hemen bütün kredilerin aynı kişi tarafından yönetildiği ortaya çıkıyor ve üzücü olan şudur ki: Çiftçinin kredi alamadığı, çiftçinin bugün finansman yükünün altında ezildiği dönemde henüz daha kurulmamış veya kurulma aşamasında olan şirketlere yedişer milyon lira kredi verilmiştir değerli arkadaşlar ve bu krediler aynı şahıs tarafından takip edilmektedir. Bu kredilerin ulaştığı boyut 100 milyon lirayı geçmiştir değerli arkadaşlar.

Şimdi konunun başına dönelim. Ben anayasal yetkimi zamanında kullanmış olabilseydim, eğer ki iktidar partisinin Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu veya iktidar partisi grubu yasal olarak bu yetkimi kullanmama engel olmasaydı belki bu kredilerin kullanılması aşamasında bizler milletvekili olarak müdahil olacaktık. Şunu unutmayınız: Siz, iktidar yetkisini temsilen kullanıyorsunuz. Bu varlıklar halkın varlıkları, bizler de halkın milletvekilleriyiz ve Anayasa bize demiş ki: Ey halkın milletvekilleri, halkın varlıklarının hukuka ve usule uygun olarak kullanılıp kullanılmadığını denetleyiniz. Sizlerin bu yetkiyi bizim elimizden alma hakkınız yok.

Bugün yine başka bir kurumun denetimindeydik, her kurumda aynı sorunla karşılaşıyoruz. Toplu Konut İdaresinde aynı sorunla karşılaşıyoruz. Ondan sonra olay büyüyüp, büyüyüp önümüze çıktığında, biz bunu anlattığımızda sizler üzülüyorsunuz. Bu üzüntüden, kurtulmamızın, bu varlıklarımızın yok olmasının önüne geçmemizin yolu, hep birlikte yolsuzlukla, usulsüzlükle, hukuka aykırılıkla ortak bir mücadele etmemizdir. Bu ortak mücadelenin önündeki en önemli etken ne yazık ki siyasi iradenin bu konudaki eksikliğidir.

Şimdi bu kanunun diğer maddelerinde, özellikle kamu bankalarında ve özelleştirmeyle alakalı, Hazine Müsteşarlığını ilgilendiren konularda tekrar söz alacağım ve bu konuları size anlatmaya devam edeceğim.

Ben hepinizi saygıyla selamlıyorum, çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.