Konu:MHP GRUBU ÖNERİSİ
Yasama Yılı:3
Birleşim:111
Tarih:28/05/2013


MHP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz burada neyi konuşuyoruz arkadaşlar? Reyhanlı'da büyük bir terör olayı gerçekleşmiş, 52 vatandaşımız ölmüş, 100'ün üzerinde vatandaş yaralanmış, "Cumhuriyet Halk Partisine rehberlik eden şuymuş, buymuş?" "Rehberlik" ne demek bir kere, ne rehberliği arkadaşlar? Everest  Dağı'na mı çıkıyoruz, Gobi Çölü'nü mü geçiyoruz, rehber diye bir şey olabilir mi? Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri giderken Dışişleri Bakanlığına yazıyla müracaat etmişler, Türkiye Cumhuriyeti Şam Büyükelçiliğine yazıyla müracaat etmişler; gitmiş, görüşmelerini yapmışlar. Görüşmelerinde neyi konuşmuşlar? "Artık, bu şiddet işi Suriye'de bir son bulsun, Suriye'de diyalog yoluyla bir çözüm bulun." Ve görüştükleri Esad'a görevden çekilme dâhil, geniş opsiyonlar sunarak bu konularda kendisini yönlendirmek istemişler. Başlangıçtan itibaren yanlış yürütülen bir konudayız. Suriye'yle Hükûmetin hiçbir teması kalmadı, o teması biz yapıyoruz. Biz de sizler kadar bu memleketin sahipleriyiz, biz de sizler kadar Suriye'deki şiddetten şikâyetçiyiz, rejimin baskısını istemiyoruz ama yok "Cumhuriyet Halk Partisini şu götürmüş, bu getirmiş." Bunlarla vakit geçirmeyelim, Reyhanlı'yı konuşalım arkadaşlar. Bakın, Reyhanlı olayı, daha önce Cilvegözü olayı, ondan önce başka olaylar, hep öyle bir noktaya bizi getirdi ki şimdi, Türkiye'nin dışarıya vermiş olduğu görüntü: Orta Doğu'daki şiddet sarmalına Türkiye de katılmıştır.

Reyhanlı'daki hadiseyi kimin yaptığı da şüpheli. Sizler biliyor musunuz? Ben bilmiyorum, bildiğinize de emin değilim. Biliyorsanız lütfen bizimle paylaşın. Eğer size kapalı kapılar arkasında, kendi grubunuzda söylüyorlarsa "Şu yaptı, şöyle oldu, böyle oldu." biz de bilelim onu.

Bakın, 1960'tan itibaren Türkiye'nin bir geleneği var. O gelenek, dış politikanın millî politika olması. Geçenlerde Antalya'ya gidiyordum, yanıma tesadüfen eski Millî Eğitim bakanlarından Sayın Ali Naili Erdem oturdu, dedi ki: "1961 yılında biz muhalefetteydik, İsmet Paşa o zaman görevdeyken o zamanki Dışişleri Bakanına, Feridun Cemal Erkin'e, her cuma günü, Mecliste temsil edilen partilerin grup başkan vekillerine brifing verdirtirdi. O brifingde bizden de görüş alırlardı. Ben bunu merak ettim, genç bir politikacıydım o zaman, sordum `Neden böyle yapıyorsunuz Paşam?' dedim, `Dış politika çok önemli bir konudur, memleketin en önemli konusudur. Dış politika, memleketin bekasıyla yani sürekliliğiyle, devamıyla ilgilidir. Onun için böyle yapmak mecburiyetindeyim, sizin de görüşünüzü almam lazım.' dedi."

Siz bunları biliyor musunuz da konuşuyorsunuz? "Şu oldu, bu oldu, bu yaptı, şu yaptı?" Araştıralım diyoruz. Milliyetçi Hareket Partisinin önergesi, gelin, bunu hep beraber araştıralım. Bu nedir, bu nasıl iştir? Reyhanlı, Hatay, oradaki halk çok endişeli; biz gittik, gördük, oradaki halk diyor ki: "Yarın öbür gün benzer bir hadise gene olursa ne olacak?"

Bakın arkadaşlar, "Redhack" diye bir genç atılımcı hacker grubu jandarma istihbarat belgelerini çıkarttı; o bir şey söylüyor, Hükûmet yetkililerinin söylediği başka bir şey. Bunların hangisi doğru, nedir, ne değildir; bunları görelim. Yayın yasağı kondu; yayın yasağını böyle şeylerde koymamak lazım, insanların bunu görmesi, anlaması lazım.

Ayrıca, Hizbullah devreye girdi, İran hareketlendi, Rusya'nın durumu değişik. Öyle bir noktaya doğru gidiyoruz ki bugün Suriye'de iç savaş şeklinde başlayan olaylar, giderek bölgeyi sarar, bir bölgesel çatışma hâline geliyor. Artık, Türkiye'nin bunlardan uzak durma zamanı geldi. Artık, ne olur, sizlere bakın kaç kere söyledik, rica ettik; sizlerle aynı Parlamentonun çatısı altında birlikte görev yapıyoruz, milletvekillerisiniz; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun mutlaka ve mutlaka kendi Dışişleri Bakanını çağırıp bir sorması lazım "Ne yapıyorsun kardeşim, nereden geldik, nereye gidiyoruz, nedir bu?" demesi lazım. "Yok, Esad'ın annesinin tesiri altındaymış da öteki taraftan rehberlik yapan buna filan?" dedikoduyla iş görülüyor. Böyle bir şey olabilir mi? Onun için, bu Reyhanlı konusu üzerinde ciddi duralım.

Biz, ben şahsen, gene Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, 14 Aralık 2011'de -zabıtlara bakmak isteyen bakar- bütün arkadaşları ikaz ettim, dedim ki: Suriye'de uygulamış olduğunuz politika, bu politikanın kendi iç güvenliğimizi tehdit edecek şekilde bize dönmesine yol açabilir, acaba Hükûmet bunu nazara alıyor mu, bakıyor mu, bunu düşündü mü? Suriye Devlet Başkanının "Türkiye, hassas dengelere dayalı bir ülkedir. Bu hassas dengeleri nazara almadan hareket ederse başına büyük bela açar." şeklindeki tehditkâr sözlerine karşı, bu sözlere bir tedbir almak aklına geldi mi? Bakın, bütün söylediklerimiz? Haklı çıkmak her zaman güzel bir şey değil, ben burada haklı çıkmış olmaktan dolayı hiç memnun değilim. 52 vatandaşımız hayatını kaybetti, hâlâ "Cumhuriyet Halk Partisi Grubu şöyle gitti, heyet böyle gitti. Şu, birinci heyet şunu yaptı, ikinci heyet?" Bunlar değil arkadaşlar, Reyhanlı'da büyük bir tedhiş saldırısı oldu, Cilvegözü'nde büyük bir tedhiş saldırısı oldu, Akçakale'ye mermiler düştü. Ne yaptık biz bunların arkasından? Hiç bir şey yapmadık. Hepsi: "Büyük devlet reaksiyonu gösteriyoruz, büyük devlet tepkisi." Büyük devlet tepkisi susmak mıdır? Reyhanlı konusunda gördüğümüz kadarıyla üzerinde durulan asıl tepki veyahut da büyük devlet reaksiyonu tazminat araştırmak, "Bilmem ne şekilde tatmin edeceğiz, tazmin edeceğiz." Ama bu mudur, Türkiye buna layık mıdır, bu duruma layık mıdır?

Şimdi, arkadaşlar, bu sözlerimi dinleyin lütfen çünkü benim bu sözlerim, bir mesleğin uzun tecrübesinden geçip süzülmüş sözler. Onun için, ben, bunları burada politika yapmak için söylemiyorum. Bu memleket, demin de söylediğim gibi hepimizin, hepimiz el ele vermeliyiz. Saçma konulardan, dedikodulardan, şunlardan bunlardan çıkmalıyız. 52 vatandaşımız orada ölmüş, yüzlercesi yaralanmış. Benzeri hadiseler tekrar vuku bulmasın. Onun için, bizim burada bu soruşturmayı açmamız lazım. Ama ne oluyor? "Hayır efendim -çoğunluğun dediği oluyor- soruşturma açmaya lüzum yok; amirlerimiz yapıyor, memurlarımız yapıyor." Peki, memurlarımız yapıyor, bu hadise oldu. Hadiseden bir saat, bir buçuk saat sonra araçlar tespit edildi; ondan iki üç saat sonra faillerin büyük çoğunluğu yakalandı. Bu neyi gösteriyor arkadaşlar? Bilenler bilir, bu şunu gösteriyor: Demek ki güvenlik güçleri bu hadiseyi yapan grubu veya grupları izliyormuş, ama izliyormuş da demek ki yeterli istihbaratı sağlayamamış veya arasında koordine edememiş çünkü bu kadar büyük bir eylem yapacaklarını belki de bilmiyormuş. İzlenmemiş olsa bir saat sonra adam yakalanır mı, üç saat sonra adam yakalanır mı? Demek ki büyük aksaklıklar var. Bu aksaklıklara beraber çare bulmamız lazım diyoruz biz, başka bir şey söylemiyoruz. Kızıp bağırmanın bir sebebi yok benim bu söylediğim sözlere. Kimseyi itham da etmiyoruz, kimseye saygısızlık da yapmıyoruz ama diyoruz ki memleketimizi abrayalım.

Türkiye, çok kısa bir zaman önce bu bölgede çok ağırlıklı bir ülkeydi. Sözü dinlenen, sıkıntıya uğrayan memleketler tarafından ara buluculuğu istenen, sözüne güvenilen, bugün dostum dediğine yarın düşmanım demeyen böyle bir ülkeydi. Bir de gücünden çekinilirdi Türkiye'nin, şimdi gücünden de çekinilmiyor çünkü bir gücü de kalmadığı gözüktü, hiçbir şey yapamıyor. Uçağımız düşüyor, tık yok; Reyhanlı'da patlama oluyor, bir şey yok; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle İsrail Doğu Akdeniz'de petrol arıyor, tık yok. Artık o sıkıntımız da çıktı ortaya yani ağırlığımızı, varlığımızı, her şeyimizi kaybediyoruz, onun için birbirimize biraz daha fazla dikkat edelim. Söylenen sözlere parti açısından yahut da takım tutar gibi karşı çıkmayalım, "Ne demek istiyor acaba, bir bakalım." diyelim. "Bir bakalım." diyelim ve  kendi partimizde sorumlu olan arkadaşlarımıza da bunları en azından kendi partimiz içerisinde soralım nasıl bu noktaya getirdiniz bu memleketi diye. Adalet ve Kalkınma Partisi on seneyi aşkın bir süredir iktidarda ama son dört senedir bu noktaya geliyoruz ve gittikçe de aşağıya doğru gidiyoruz arkadaşlar. Bunlara dikkat etmek lazım.

Onun için, bu Reyhanlı olayını çok basit almayın, çok basite getirmeyin, başka yönlere çekerek hedef saptırmaya teşebbüs etmeyin, bu konunun üzerinde duralım, benzeri bir daha vuku bulmasın, Suriye politikamızı yavaş yavaş tamamen artık bu kirlilikten temizleyelim.

Dışişleri Bakanı, daha iki yıl önce, Nasrallah'ın sığınaklarında, bizim kendisini eleştirdiğimiz bir noktada, Nasrallah'la Saad Hariri arasındaki hükûmet ara buluculuklarına çalışırken bugün aynı Nasrallah'a ve aynı Nasrallah'ın başında bulunduğu örgüte, teşkilata, sizin gene o tarihte de kabinede bulunan bir Sayın Başbakan Yardımcınız "hizbuşşeytan" diyebiliyor. Bu kadar zikzak olabilir mi? Bir noktadan bir noktaya bu kadar gelinebilir mi? Bunları düşünün bu nasıl politikadır diye de o politikayı yapın, yapabilecek kapasitedesiniz, hepinizin bunu yapabileceğini biliyorum ama bir yanlış şey var, o yanlış şeyi bulun, görün ve onu düzeltmeye çalışın.

Onun için, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu Meclis araştırması önerisini destekliyoruz. Bu araştırma yapılsın, bunları daha uzun sürelerde, on dakika içinde değil, daha uzun sürelerde tartışalım. Sizler de bu konudaki görüşlerinizi gelin burada ifade edin, illaki parti tutar şeklinde değil, ortaklaşa ortak aklı bulalım da şu işlerin içerisinden memleketimizi kurtaralım, yeniden, eskiden olduğu gibi büyük, gururlu, ağırlıklı, güvenilir, saygın ve güçlü bir devlet olarak ortaya çıkalım. Aksi takdirde, zaman geçiyor, vakit geçiyor ve bir büyük bölgesel karışıklık olursa bunun için zamanımız kalmayacak.

Hepinize saygılar sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)