Konu:Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
Yasama Yılı:3
Birleşim:109
Tarih:23/05/2013


BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MUSTAFA ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12'nci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, konu alkol olunca bir televizyon haberini sizinle paylaşmak isterim. 2005 yılında Türkiye'de madde bağımlılığından tutuklananların sayısının 2.600 veya 2.500 kişi olduğu ifade ediliyor. Yine, aynı haber programında, 2012 yılı sonu itibarıyla madde bağımlılığı veya uyuşturucudan dolayı tutuklananların sayısının 76 bin olduğu ifade ediliyor. Ülkemizde, zina ile ilgili endişelerin olduğu, boşanmaların had safhaya çıktığı, bir şekilde uyuşturucu kullanımının arttığı bir dönemde sorumluluk mevkisinde olanların kendilerini sorgulamasının herhâlde Allah rızası için uygulanması gereken temel kural olduğunu duyuruyorum. Bu vesileyle de Kur'an ayetinin inananlara hitaben bölümünü "Ey iman edenler, niçin dediklerinizi yapmazsınız?" Allah katında en büyük günahlardan birisi, kişinin söylediklerini yapmaması olarak ifade edilir.

Şimdi gelelim Diyanet İşleri Başkanlığımızın ilgi alanına. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum ki Diyanet ve din ülkemizde çok hassas alanlardır. Özellikle, bilen bilmeyen, ilgili ilgisiz herkesin bu konu üzerinde fikir beyan etmesi hem dinimize hem Diyanetimize hem de millî birlik ve beraberliğimize gölge düşürmekte, zarar vermektedir. Elbette din alanının dışında resmî sorumluluk konumunda olmayanların bu güzide kurumu korumak gibi asli bir görev ve sorumluluğu varken, Diyanet İşleri Başkanlığında "din görevliliği" unvanıyla görev yapanların da bu kurumu korumaları, temsil ettikleri alanı kusursuz bir şekilde temsil etmeleri fevkalade üzerinde durulması gereken bir husustur. Özellikle, bizim kültürümüzde "şeref-ül mekân bil mekin" ifadesiyle, kurumların onları temsil edenler tarafından tanıtımına veya zarar görmemesine çok büyük önem verildiği ifade edilir.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığımız, zaman şümul ve mekân şümul bir dinin ebedî âleme gidenlere ışık saçtığı bir dönemde, seküler bir alanın göreceli uygulamalarıyla siyaset kurumu şeklinde ifadesini bulan bu alanda etki altına girmeleri ve dinî otoriteyi siyasi otoritenin altına alacak bir uygulamada bulunmaları, öncelikle yüce dinimize verilmiş en büyük zarar, sonra da bu millete yapılmış en büyük haksızlık olur.

Sayın Sağlık Bakanımız şu anda buradalar. Kendilerinin, kamuda şüyu bulan bir hususu buradan teyidini özellikle istirham etmek isterim. Ana sütü bankacılığı veya süt kardeşliği konusunda Diyanet İşleri Başkanlığımızdan fetva istediği ama sonradan buna olumsuz olarak cevap verildiği, arkasından da ikinci bir talepte bulunulduğu ve Din İşleri Yüksek Kurulunun da iki eksik üyeyle fetva değil, bir görüş, bir mütalaa sunduğu ifade ediliyor.

Burada dikkatlerinize arz etmek isterim, nasıl oluyor da Diyanet gibi bir güzide kurum, öncelikle Allah'a karşı sorumlu olması lazım gelirken bir siyasinin iradesine mahkûm olarak dinle ilgili hassas bir alanı bir polemik konusu hâline getirebiliyor?

Değerli milletvekilleri, yüce dinimizin kuralları "mevridi nasda içtihada mesağ yoktur" hükmüyle hakkında açık hüküm bulunan şeylerin yoruma mahal olmadığını bize ifade eder. Bununla birlikte, eğer hâlâ Diyanet kurumu bu özelliklerine saygı gösteremez ise sorumluları Allah'a havale ediyor, sizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)