Konu:Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
Yasama Yılı:3
Birleşim:109
Tarih:23/05/2013


BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önemli ölçüde alkollü içkilerin sınırlandırılmasına yönelik düzenlemelerin olduğu bir torba yasa teklifini görüşüyoruz.

Torba yasa teklifinin Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri sırasında Cumhuriyet Halk Partili Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri teklifi olabildiğince iyileştirmek, düzeltmek adına oldukça büyük bir çalışma, çaba sergilediler. Bu çabalarının bir bölümünde başarılı olabildiler ama bir bölümünde başarılı olamadılar. Başarılı olamamalarının nedeni tabii ki Hükûmetin ve iktidar partisinin tutumundan dolayıdır.

Komisyon görüşmeleri sırasında, teklif Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun talebiyle alt komisyona havale edildi. Alt komisyonda grubumuzu temsilen İstanbul Milletvekili Sayın Aydın Ayaydın bulundu ve çok yoğun bir çalışma ortamı içerisinde geceli gündüzlü diyebileceğimiz bir çalışmada çok büyük çabalar sarf etti, önemli ölçüde bazı maddelerin düzeltilmesi yönünde önerilerde bulundu, önergeler verdi ve bunların bir bölümü kabul edildi.

Gerçekten teklifin ilk şeklini dikkate alacak olursak son derece sakıncalı, son derece antidemokratik, son derece, alkollü içkiler sektörünü ve bu içkileri tüketen vatandaşlarımızı hiçe sayan, demokrasiye aykırı anlayışla bir teklifin hazırlanmış olduğunu görürüz.

Bir bölümü, ifade ettiğim gibi, Plan ve Bütçe Komisyonundaki çalışmalar sırasında düzeltildi ama hâlen düzeltilmeye ihtiyaç duyulan birtakım maddeler burada bulunuyor.

Sayın Aydın Ayaydın Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bu konuşmayı yapacaktı ama kendisi rahatsızlığı nedeniyle buraya gelemedi, ben kendisine buradan geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Onun yapmayı düşündüğü konuşmayı da Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ben yapıyorum.

Değerli milletvekilleri, alkollü içkiler sektörü, dünya genelinde düzenleme ve denetleme kavramlarının birlikte kullanıldığı sektörlerin başında gelmektedir. Hemen hemen birçok ülkede alkollü içkiler sektörü bir düzenleyici, denetleyici kurum veya kamu idareleri tarafından düzenlenir, belirli kurallar altında çalışması sağlanır. Alkollü içkiler sektörünün düzenlenme ve denetlenme ihtiyacı alkollü içki kullanımının, daha doğrusu, bu içkinin aşırı ölçüde kullanımının insan sağlığına, dolayısıyla da toplum sağlığına vermiş olduğu zarardan dolayıdır. Bu, bütün medeni ülkelerde, demokratik ülkelerde bu şekildedir. Alkollü içki kullanımına yönelik olarak muhtelif sınırlamaları her ülke kendi ihtiyacına ve kültürüne göre getirir. Sınırlamalar birkaç şekilde yapılabilir. Birincisi, alkollü içki tüketebilmek için o içkiyi satın alma konusunda vatandaşların, bireylerin belirli bir yaşın üzerinde olması aranır. Bu, önemli bir unsurdur. Örneğin Türkiye'de bu yaş 18'dir, teklifte de 18 yaş korunmaktadır, 18 yaşın altındaki kişilere herhangi bir şekilde alkollü içki satışı yapılmayacaktır. Bu tabii ki doğru bir düzenlemedir.

Yine, alkollü içkilere yönelik reklam faaliyeti çeşitli ülkelerde sınırlama konusu olabilir. Örneğin, Avrupa Birliğine üye birçok ülkede televizyon reklamı yoktur. Türkiye'de de yoktur ama diğer alanlarda tanıtım ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Bu teklif ise alkollü içkilerin tanıtımını tamamen yasaklamaktadır. Amaç, alkol ve alkollü içkiyle mücadele değil, alkollü içki bağımlılığıyla mücadele olmalıdır ama teklifin temel esprisine, temel gerekçesine baktığımızda, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin ideolojik bir yaklaşımla, alkol ve alkollü içki kullanımıyla mücadele şeklinde bir anlayışla bu teklifi düzenlediği anlaşılmaktadır. Bu yanlıştır. Alkollü içki kullanımı insan sağlığına önem veren hiçbir ülkede özendirilmez ama bireylerin alkollü içki kullanma yönündeki tercihlerine de devlet engel olmaz. Devlete düşen görev, alkollü içki kullanımının insan sağlığına vereceği zararı insanlara, topluma anlatmaktır. Devlet bunun ötesine geçerek, kendisini bireyin yerine koyarak, onun yaşam alanına, özgürlüklerine müdahale ederek onun alkollü içki kullanmasını uzun vadede yasaklayacak şekilde, alkollü içki üretimini ve tüketimi ortadan kaldıracak şekilde bir görev üstlenemez.

Hiç kimse inançlarıyla diğer uygulamaları birbirine karıştırmasın. Bir insan inancı gereği içki içmeyebilir. İslam dini alkollü içkiyi haram sayar, günahtır ama devlet günah kavramından hareketle bir yasal düzenleme yapamaz. Devlet alkollü içki kullanımının, aşırı alkollü içki kullanımının veya alkol bağımlılığının insan sağlığına vereceği zararı bireylere, vatandaşlarına anlatmakla görevlidir. İçki içmek bir erdem değildir, içmemek de bir erdem değildir. Sağlığına önem veren insanlar alkollü içki içmeyebilir, hiç içmeyebilir, az içebilir, bazıları sağlık nedeniyle değil inancı gereği alkollü içki içmeyebilir. Demokratik bir toplumda, demokratik bir ülkede bunların hepsi saygıdeğerdir. Devlet, yönetimler, hükûmetler bireylerin bu tercihlerine saygı göstermek zorundadır ancak teklifin yaklaşımı maalesef böyle olmamıştır. Teklif ideolojik bir yaklaşımla, inanca dayalı bir yaklaşımla alkolü ve alkollü içki tüketimini Türkiye'nin gündeminden kaldırmak istemektedir. Teklifin ilk hâli dikkate alındığında bu yaklaşımın çok rijit, çok katı bir şekilde olduğunu görüyoruz.

Teklifin ilk şeklinden birkaç örnek vermek isterim. Örneğin, bütün alkollü içki tüketilen hizmet işletmelerinin ruhsatlarını mülki amirler verecekti, teklif böyle bir düzenlemeyi getiriyordu yani kaymakamlar, valiler bu izni verecekti. Oysa, oturmuş bir uygulama var, bir hizmet işletmesi alkollü içki de verecek olsa iş yeri açma ruhsatını belediyeden alır, daha sonra alkollü içki verme ruhsatı alabilmek için de Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunun yetkilendirmesiyle bunu ticaret odalarından, esnaf odalarından alır, sistem bu şekilde işliyor. Ama teklifin getirmiş olduğu yaklaşım şu: "Hayır, bu doğru değil. Biz bunu mülki amirlere vereceğiz." Neden? Şu nedenle: "Çünkü İzmir belediyeleri -İzmir'i örnek vereceğim- Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, İzmir'deki ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, elbette partisi nedir bilemem ama, bireyin özgürlüklerine son derece saygı gösteren kişilerden, yönetimlerden oluşuyor. Eğer ruhsat verme yetkisi onlarda olursa onlar o ruhsatı rahatlıkla verirler. Oysa Hükûmetin emrindeki valilere ve kaymakamlara bu yetkiyi verirsek, bu ruhsatı biz dilediğimize veririz, dilediğimize vermeyiz." Teklifin yaklaşımı, teklife hâkim olan temel felsefe budur. Bunların bir kısmı düzeltildi, örneğin ruhsatlara ilişkin bu madde Plan ve Bütçe Komisyonundaki yoğun itirazlarımız, eleştirilerimiz sonucu düzeltildi. Veya ibadethanelere, dershanelere, kurslara, okullara, üniversitelere 100 metre mesafede olan yerlerde alkollü içki ruhsatı verilmeyecek. Bu 100 metre mesafesi şu anda da var. Buraya dershaneler eklendi. Üniversite öğrencilerinin gittiği bir dershanenin 100 metre yakınında alkollü içki veren bir hizmet işletmesi var ise bunun ruhsatı neredeyse ortadan kalkacaktı. Sonra "Evet, bu kazınılmış hakları koruyalım, bari o kalsın." dendi. Ama diyelim ki o hizmet işletmesinin sahibi ileride orayı yürütemedi, işletemedi veya vefat etti. Vefat etmesi hâlinde bu ruhsat mirasçılarına geçmiyor veya ruhsatı kimseye devredemiyor. Kentlerimiz değişiyor, gelişiyor. Bugün hizmet işletmelerinin yoğun olduğu bir yer, yarın konut bölgesi olabilir. Bugün konut bölgesi olan bir yer, yarın iş yerlerinin yoğunlukta olduğu bir bölgeye dönüşebilir. İhtiyaçlar değişebilir. Şehirler de bir canlı organizma gibi sürekli değişim dönüşüm hâlindedir. Bu değişim dönüşümün, onun gerektirdiği ihtiyacı karşılayacak düzenlemeleri yapmak gerekir ama teklif bunları kestirmiş atmış, bunları hiç dikkate almayan bir yaklaşıma sahip. Bir kısmı iyileştirildi, dediğim gibi, ama bir kısım sorunlar hâlen devam ediyor.

Eğer bir insan kendi dinî inançlarının herkes için geçerli olduğuna inanıyor, onu kabul ediyor ve bu inanç ve ona uygun pratikleri yaymayı kendisine görev kabul ediyorsa, bunu topluma kabul ettirmeyi görev kabul ediyorsa o kişi demokrat olamaz, aydın olamaz. Demokrat, karşıdaki insanın yaşam tercihlerine, yaşam hakkına saygı duyan kişidir. Çok kullanıyoruz şimdi bu "demokrasi", "demokrat", "liberalizm" kavramlarını, "özgürlük" kavramlarını. Adalet ve Kalkınma Partisinin sözcülerine de baktığımızda onlar da çok sık kullanıyorlar. İşte, Anayasa Uzlaşma Komisyonunda "Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bireyin hak ve özgürlüklerini merkeze alan bir anayasayı yapmak istiyoruz." diyoruz. Bu özgürlüklere müdahale edebilecek en büyük güç, bu özgürlükleri korumakla görevli olan devlettir. Ama özgürlükleri korumakla görevli olan devlet aynı zamanda özgürlüklere müdahale edebilecek en büyük güç olduğu için bir anayasada devletin gücü sınırlanır, biz bunu söylüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi de her ne kadar öyle söylüyor ise de onlar gerçekte tabii, Sayın Başbakanı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı merkeze alan, onun başkanlığını tasarlayan bir anayasayı yapmak istiyorlar. Lafa gelince Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüleri liberal, lafa gelince demokrat. Liberalizm yasaların ne olması gerektiğine ilişkin bir doktrindir, bir sistemdir. Demokrasi ise yasaların ne olması gerektiğine nasıl karar verileceğine ilişkin rejimin adıdır. Problem burada: Yasalar ne olmalı, nasıl olmalı ve buna nasıl karar vermeliyiz?

Adalet ve Kalkınma Partisi, seçimlerde almış olduğu yüzde 49,8'lik oy oranına dayanarak geri kalan yüzde 50,2'nin yani çoğunluğun düşüncelerini almaksızın belki kendisine -belki değil, mutlaka- oy vermiş olan kesimlerin de, önemli bir kesimin de yaşam alanına müdahale eden düzenlemeleri yapmak istiyor. Bunları doğru bulmuyoruz.

Alkol, alkollü içkiler sektörü, elbette bir denetim altında olacaktır. Alkollü içki tüketimini devletler özendirmezler, buna yönelik önlemleri alırlar. İçki satan dükkânlar, işletmeler dışarıdan görülecek -içki satan işletmeleri kastediyorum, hizmet işletmelerini kastetmiyorum- içki kullanımını cezbedecek şekilde bir vitrin tasarlamamalılar. 18 yaşın altındaki çocuklarımız içki satın alma olanağına sahip olmamalıdır. Bunlar hep düzenleyici çerçeve içerisinde yapılması gereken işlemlerdir.

Öte taraftan, yine medeni ülkeler, modern ülkeler, modern demokrasiler bir başka yöntem daha kullanırlar, vergileri kullanırlar, özel tüketim vergilerini kullanırlar. Özel tüketim vergileri, bir yandan hazineye gelir sağlamak amacı ile kullanılır, öte taraftan da tüketici davranışlarını etkilemenin, onları değiştirmenin bir yöntemi olarak kullanılır. Özel tüketim vergileri -konumuz olduğu için onu da sınırlı olarak ifade edeceğim- alkollü içkiler üzerinden, tütün mamulleri üzerinden bütün ülkelerde alınır. Avrupa Birliği vergisidir. Bu ülkelerde, bu ürünler üzerinden -başka ürünlerden de var tabii ama onlara girmiyorum şimdi- özel tüketim vergisi alınır. Devletlerin devlet olduğu tarihten bu yana bu tip bir vergi alınmaktadır. Bugün Avrupa Birliğinin direktiflerini düzenlediği modern bir vergidir. Türkiye de bu vergiyi çok başarılı bir şekilde uygulamaktadır. 2002 yılında o zamanki 57'nci Hükûmetin uygulamaya koyduğu bir vergidir.

Alkollü içkiler ve sigara sağlığa zararlı olduğu için, bu vergilerin oranları biraz yüksek tutulur, bu doğaldır. Amaç, buradaki cazibeyi azaltmaktır yani herkes bunu tüketmesin demektir. Ama, bu artırımı olağanüstü ölçülere vardırırsanız bu da yanlıştır, bu da o zaman bir ideolojik yaklaşımı akla getirmektedir. Maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda özel tüketim vergisine bu alanda çok fazla yüklenmiştir. Bunları doğru bulmuyoruz.

Teklifte son derece yanlış bulduğumuz düzenlemeler vardır. Örneğin, bu alkollü içki bağımlılığıyla birlikte düzenlenen bir madde var. Yeşilayın yanında bir de Yeşilay Vakfı kurulacak. Teklif, komisyonda değiştirilmiş, biraz daha belki iyileştirilmiş gibi gözüküyor ama bütün sakıncalarıyla duruyor. Öyle anlaşılıyor ki Hükûmet, resmen yapamadığını, "Ya, bu içkiyi kullanmayın, bu doğru değildir." diyemediğini Yeşilay Vakfıyla yapmak istiyor, Yeşilay Cemiyetiyle yapmak istiyor. Sayın Başbakan kendine yakın bir yönetimi de oraya yerleştirmek suretiyle bu teklifle ve daha önce yasalaşan bir düzenlemeyle de Yeşilay Cemiyetine ve Yeşilay Vakfına kaynak aktarmak suretiyle orada olağanüstü geniş bir manevra alanı kendisine kuruyor.

Yeşilay Vakfına ilişkin yanlışlar şunlardır: Birincisi, Yeşilay Vakfı kanunla kuruluyor, vakıf hayır için kurulur. Bırakın, eğer bu konuda içki, alkol bağımlılığıyla mücadele etmek isteyen kişiler var ise onlar bir araya gelsinler vakıf kursunlar. Öyle el kesesinden, devlet kesesinden kaynak verilecek, birileri de gelecek o vakıfta makam sahibi olacak, bu paraları harcayacak. Bunu kabul etmek mümkün değil. Vakfa devlet bütçesinden kaynak aktarılacak, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun bir temel ilkesi var. Herhangi bir vakfa, kamuya yararlı derneğe, bir yere kaynak aktarılırsa devlet bunu denetleyecektir, bunun sonuçlarını da kamuoyuna açıklayacaktır. Teklif diyor ki: "Hayır, Yeşilay Vakfına aktarılan paraların nasıl harcandığını devlet, Sayıştay denetlemeyecektir, kimse bilmeyecektir orada ne yapıldığını." Böyle bir şeyin kabulü mümkün değildir. Karanlık, kapalı bir alan, geniş bir manevra alanı yaratılıyor. Bütçeden büyük fonlar aktarılacak, ne yapılacağı belli değil. İstanbul'un en güzel, en tarihî binalarından Sepetçiler Kasrı, Sayın Başbakanın bir talimatıyla Yeşilay Cemiyetine verildi. Uluslararası organizasyonların yapıldığı tarihî Sepetçiler Kasrı, şimdi, Yeşilay Cemiyetinin üssü oldu.

Yeşilay Cemiyetine kaynak aktarılacak bütçeden, Yeşilay Vakfına aktarılacak. Yetmiyor, Yeşilay Vakfı, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıfların yararlandığı bütün imtiyazlardan yararlanacak. Böyle bir şeyin kabulü mümkün değil. Maliye Bakanlığı, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıfların işlemlerini çok sıkı bir şekilde denetler. Kamunun yükünü bir vakıf üstleniyor ise onu inceler Bakanlık, şartları taşıyor ise, mal varlığı tutuyor ise ve gelirlerinin önemli bir kısmını, üçte 2 civarında bir kısmını kamu hizmeti için ayırıyor ise, buna vergi muafiyeti verilmesini Bakanlar Kuruluna teklif eder. Bakanlar Kurulu uygun görürse bu muafiyeti verir, ondan sonra bu muafiyetin gerektirdiği imtiyazlardan yararlanır ama muafiyet şartlarını kaybettiği zaman da yine Maliye Bakanlığı Bakanlar Kuruluna teklif eder, muafiyete ilişkin Bakanlar Kurulu kararı iptal edilir.

Şimdi, Yeşilay Vakfı için bu yok, kanun diyor çünkü; isterse kendisine verilen kaynağı har vursun harman savursun, Avrupa'ya, Amerika'ya gitsin gelsin, dolaşsın, keyif yapsın, temsil harcamalarında kullansın, işte, arada bir de birkaç panoya "İçki sağlığa zararlıdır." diye afiş assın, önemli değil, o yine vergi muafiyetinden yararlanacak, vatandaşın vergisi, Yeşilay Vakfındaki, Yeşilay Cemiyetindeki Hükûmet yakınlarına bağışlanacak, hediye edilecek. Bu, padişahlıkta bile yok, Osmanlı padişahları bile hukuka bağlı insanlardı. Bugün, kural, kanun, hukuk tanımayan bir yönetim var, bir anlayış var. Sayın Başbakanın talimatıdır bunlar. Sayın Başbakan istedi, bu yasa hemen görüşülecek, çıkacak burada.

Kamulaştırma Kanunu'yla ilgili düzenlemenin Anayasa'ya aykırılığını burada ifade ettim. Bu yanlış, kamulaştırmasız el atmalara hukuki bir temel kazandıran bu düzenlemeyi yanlış buluyoruz. İmar planlarına konu düzenlemeler nedeniyle vatandaşın mağduriyetini giderecek düzenlemeleri yapalım ama onun dışındaki kamulaştırmasız el atmaları, 1983 yılından sonra da meşrulaştıracak kademeleri işte burada yapmayalım.

Evet, sürem bitti. Söyleyeceklerim vardı ama daha sonra devam ederim.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)