Konu:Ak Parti Grubu Önerisi
Yasama Yılı:3
Birleşim:109
Tarih:23/05/2013


AK PARTİ GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin bugünkü ve eğer devam edecek olursa yarınki Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemini belirlemeye yönelik grup önerisi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade edeceğim.

Her zaman olduğu gibi, Adalet ve Kalkınma Partisi kendi Parlamento çoğunluğuna dayanarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini belirlemektedir. Seçimlerde yüzde 49,8 oranında oy almış olan parti, toplumun yüzde 50,2'sinin kendisine oy vermediği gerçeğini bir kenara atarak yüzde 50'2'yi dikkate almayan, onun görüşlerini kale almayan düzenlemeler yapmak istemektedir. Bugünkü Meclis gündemine konu olan düzenlemelerden biri de budur. Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisine oy vermiş olan seçmenimizin yani toplam seçmenin yüzde 49,8'inin de AKP'nin yapacağı, yapmak istediği bu düzenlemelerin arkasında olup olmadığı da tartışmalıdır.

Bu yıl cumhuriyetin 90'ıncı yılını kutlayacağız, cumhuriyetin yüzüncü yılına doğru gidiyoruz. AKP'nin iktidar olduğu tarihten bu yana toplam on bir yıllık bir süre geçmiştir. On bir yıllık süre içerisinde Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye'yi özgürlükler açısından daha iyi bir noktaya getirdiğini söylemek mümkün değildir; on bir yıllık süre içerisinde ekonomik açıdan geçmişteki hükûmetlerin ekonomik performansını geçecek şekilde, Türkiye'yi daha iyiye getiren, taşıyan bir performans sergilemiş değildir.

2002'de Adalet ve Kalkınma Partisinin söylemlerini gayet iyi hatırlıyorum. Hak ve özgürlükleri merkeze alan, bireyin hak ve özgürlüklerini öne çıkaran, devletin gücünü sınırlandırmak isteyen, kısaca, özgürlükçü bir çerçeveye sahip bir sistemi kurmak isteyen bir yaklaşımı sergiliyorlardı ve yine o tarihte, Avrupa Birliği projesine destek veren, Avrupa Birliği projesini sahiplenen bir Adalet ve Kalkınma Partisi vardı. AKP kadrolarının millî görüş geleneğinden geliyor olmaları, onların Avrupa Birliği projesi konusunda söylediklerinin samimiyetini tartışmalı bir hâle getiriyordu. Kimse emin değildi; millî görüş geleneğinden gelen bir partinin Avrupa Birliği projesine sahip çıkması, gerçekten inandırıcı mıydı, değil miydi? Çünkü, millî görüş kadroları, temel olarak Avrupa Birliği projesine karşıydı. Bugün de o kadrolar Avrupa Birliği projesine karşıdır.

Seçimler yapıldı, AKP iktidar oldu ve hiç kimsenin beklemediği şekilde, Adalet ve Kalkınma Partisi Avrupa Birliği projesine sahip çıktı, bu konuda "Acaba?" gibi soru işareti ortaya koyanları şaşırttı. Millî görüş geleneğinden gelen kadrolar Avrupa Birliği projesine sahip çıkmış ve Türkiye'yi Avrupa Birliğine taşıyacak şekilde bir hedefi milletimizin önüne koymuştu; bu, gerçekten şaşırtıcıydı. Ama, ilerleyen zamanda, AKP'nin Avrupa Birliği manevrasının gerçekte çok doğru olmadığı, çok samimi olmadığı, AKP'nin insan hak ve özgürlüklerini merkeze alan Avrupa Birliği demokrasilerini kendisine örnek almadığı ortaya çıktı. Bir dönem topluma heyecan veren Avrupa Birliği projesi, bugün artık AKP'nin gündeminde değildir ve topluma heyecan veren bir dinamik olmaktan da çıkmıştır.

2007 seçimlerini hatırlıyorum, 2007 seçimlerine girerken AKP'nin Avrupa Birliği diye bir projesi kalmamıştı. O dönemin seçim propagandası iki esas üzerine kuruluydu: Bir, dindar birinin Cumhurbaşkanı olması; iki, ekonomide istikrarın devamı. 2011 seçimlerini yaptık. Bir sivil anayasa taahhüdü vardı AKP'nin; Cumhuriyet Halk Partisinin de vardı, diğer partiler de böyle bir yaklaşıma olumlu bakıyorlardı. Sivil anayasa yapmak için, hak ve özgürlükleri merkeze alan bir anlayışla, devletin, bireyin hak ve özgürlükleri karşısında gücünü sınırlayan bir anlayışla masaya oturduk. Ama anlaşıldı ki Adalet ve Kalkınma Partisinin anayasa projesi, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ölene kadar başkan olmasını amaçlayan bir başkanlık sistemi projesinden başka bir şey değil.

Şimdi, biz, Türkiye'de aslında tek adam yönetimini yaşıyoruz. Her şeyimize karar veren, milletin her şeyine karar veren, özel yaşam alanlarına müdahale eden bir anlayış var iktidarda. İstanbul'da nereye cami yapılacak? İstanbul'da havaalanı, üçüncü havaalanı nereye yapılacaktır? Üçüncü köprünün güzergâhı ne olacaktır? Kars'taki heykelin ucube olup olmadığına kim karar verecektir? Tabii ki Sayın Başbakan karar veriyor. "Ucube" sıfatını o heykele yapıştırmak suretiyle heykeli yıkmıştır. İstanbul'da silüetlerin, o İstanbul'un tarihî silüetinin ortasına hangi iş adamı gökdelen dikecektir? Bunların kararlarını hep Sayın Başbakan veriyor. 1 Mayıs gösterileri, daha doğrusu 1 Mayıs kutlamaları nerede yapılacaktır? Taksim Meydanı nasıl şekillenecektir? Topçu Kışlası'nın yerine ne inşa edilecektir? Belediyelerin emsal uygulaması ne olacaktır? Nereye, hangi imar verilecektir? Yaşamımızın bütün alanlarına müdahale eden bir anlayış vardır, bir Sayın Başbakan bugün Türkiye'nin yönetimindedir. Yani, daha başkanlık sistemi olmadan tek adam yönetiminin baskıcı bütün taraflarını Türkiye yaşıyor. Düşünün ki bir de Türkiye'de bir başkanlık sistemi olduğunu, Türkiye demokrasiye veda edecek demektir. Bunların gerçekleşme şansının mümkün olmadığını, milletimizin büyük bir dirençle başkanlık sistemine, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığını tasarlayan modele "hayır" diyeceğini düşünüyorum. Referanduma bile gitmeden, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bunların geçmeyeceğini düşünüyorum, buna inanıyorum. Ama, tek adam yönetiminin, yaşamımızın her alanına müdahale etmek isteyen, yaşam alanlarımızı gasbetmek isteyen bir anlayışın bugün yasama organındaki tavrını görüyoruz.

Görüşeceğimiz teklif 463 sıra sayılı Teklif'tir. Bu sabah itibarıyla, öğlen saatlerinde ancak milletvekillerine ulaştırılabilmiştir ve biz şimdi bu teklifin görüşmelerine başlayacağız. Milletvekillerine buna hazırlanma imkânını bile tanımayan bir anlayışın teklifini görüşeceğiz. Elbette ki bu teklifle ilgili görüşlerimizi, iyileştirme önergelerimizi, değişiklik önergelerimizi vereceğiz, bunu amaca uygun hâle yani toplumun arzu ettiği, toplumun ihtiyaç duyduğu bir şekle dönüştürmenin gayreti içerisinde olacağız. Ama, şu ortaya çıkmıştır: 2002'de Avrupa Birliği projesine sahip çıkarak toplumun önüne çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi, on bir yıl sonra Avrupa Birliği projesini Türkiye'nin gündeminden çıkarmıştır ve Şanghay Beşlisi gibi demokrasiyle sorunlu ülkeler kulübü olarak ifade edebileceğimiz bir ekonomik ortaklığa Türkiye'nin üye olmasını Türkiye'nin gündemine taşımıştır. Bu, ancak ve ancak otoriter anlayışa sahip kişilerin, yöneticilerin, siyasetçilerin Türkiye'nin önüne koyabileceği bir hedeftir. Bu bir müzakere taktiği bile olamaz. Avrupa Birliği karşısında "Ben Şanghay Beşlisi'ne gidip üye olacağım." derseniz sizin esasen demokrasi ve özgürlük gibi bir hedefinizin olmadığını herkes anlamış olur. İyi bir sınama oldu, bu ortaya çıktı. Bu anlayışın bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine dikte ettirmek istediği bir teklifi görüşüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün KİT Komisyonunda aynı anlayış, Cumhuriyet Halk Partili KİT Komisyonu üyelerinin üzerine baskı uygulamıştır. KİT Komisyonundaki milletvekillerimizin denetim görevini gereği gibi yapabilmesi amacıyla talep ettiği bilgiler, raporlar kendilerinden esirgenmiştir. O yönetimi, oradaki bu uygulamayı, o tutumu Cumhuriyet Halk Partisi olarak kınıyoruz.

Sürem burada bitiyor, o nedenle sözlerimi sonlandırıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)