Konu:Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı Ve Teklifi
Yasama Yılı:3
Birleşim:107
Tarih:21/05/2013


SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her ne kadar boş sıralara konuşmak zor olsa da mümkün olduğunca genel bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.

Yasanın ikinci bölümü birçok önemli maddeden oluşuyor ve birbiriyle de çok alakalı olmayan maddeler ama bu maddelerin üzerinde arkadaşlarım yeri geldikçe kendi düşüncelerini aktaracak. Ben, on dakikalık süre içinde, adına "varlık barışı" denilen ilgili madde ve çerçevesinde, bu yasanın en önemli maddelerinden biri olan varlık barışıyla ilgili düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım.

Sevgili arkadaşlar, son zamanlarda Türkiye ekonomisine ilişkin yapılan değerlendirmelerde oldukça olumlu bir havanın çizildiğini ve kamuoyunda da böyle bir algı yaratılmaya çalışıldığını hep beraber biliyoruz. Bir yandan kredi derecelendirme kuruluşlarının not artışları, diğer yandan IMF'e yapılacak ödemenin son taksitinin ödenmiş olmasının etkisiyle böyle bir havanın, böyle bir algının yaratılmak istendiğini biliyoruz.

Aslında, bugün konuştuğumuz varlık barışı ile ilgili yasa durumun çok iyi olmadığının bir itirafı. Hangi açıdan itirafı? Şu açıdan itirafı: Bakınız, değerli arkadaşlar, şöyle bir algı var; "Türkiye'nin borçları azaldı." Gerçekten de Maastricth Kriterlerine baktığımız zaman, kamu borcunun millî gelire oranının aşağıya doğru indiğini ve yüzde 36'lara kadar gerilediğini görüyoruz, Sayın Başbakan da sürekli olarak bunu gündeme getiriyor, "nereden nereye" derken borç stoklarından örnekler veriyor ancak ekonominin borç yaratma dinamiği devam ediyor. Neden? Çünkü, ekonomi sürekli bir biçimde cari işlemler açığı veriyor. Cari işlemler açığını finanse edebilmek için borç yaratıcı kalemlere dayanan finansman modeli ister istemez dış borç stoklarını biriktirecektir, çoğaltacaktır. Dolayısıyla, böyle bir ekonomik modelde borç stoklarının artması kaçınılmazdır. Peki, kamunun borç stokları aşağıya doğru düşüyorsa, geriliyorsa o hâlde bu boşluğu kim karşılıyor? Yani, ödemeler dengesinin finansmanı görevini kim yerine getiriyor? Elbette ki özel sektör.

Şimdi, özel sektöre ilişkin borç rakamları hakkında hiç kimse konuşmuyor, Sayın Başbakan suskun. Bakınız, ben size bir grafik göstereyim, devletin resmî rakamları, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının resmî rakamları: 2002 yılında Türkiye'de özel sektörün dış borcu 43 milyar dolar. Yani 2002 yılına kadar gelen bütün hükûmetler birikimli olarak 43 milyar dolar borç bırakmışlar. 2002 yılından sonraya baktığımız zaman, son on yıla baktığımız zaman özel sektör borcunun 226 milyar dolara çıktığını görüyoruz yani 5 kat arttığını görüyoruz. Yani, cumhuriyet tarihi boyunca yapmış olduğumuz borcun 5 katını son on yılda yapmışsınız.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Millî gelire oranı ne olmuş?

MÜSLİM SARI (Devamla) - Lütfen dinler misiniz. Bir değerlendirme yapmaya çalışıyorum.

Son on yılda bütün cumhuriyet tarihi kadar yapmış olduğumuz borcun 5 katı kadar borç yapmışsınız. Bunun sonucu olarak da reel sektör döviz pozisyon açıkları kaç olmuş biliyor musunuz arkadaşlar? 18 milyar dolardan 142 milyar dolara çıkmış son on yılda.

Şimdi, aslında varlık barışının üzerine konumlandığı nokta tam da burada. Bakın, IMF son programında, son raporunda diyor ki: "Gelişmekte olan ülkeler için -içinde Türkiye'nin de bulunduğu gelişmekte olan ülkeler için- ciddi ekonomik riskler vardır. Bu risklerden biri bu ülkelere gelen sıcak paradır, bu ülkelere gelen finansmandır." Diyor ki: "Son on yılda, gelişmekte olan ülkelere gelen finansman 5 kat artmıştır." Ya, yüzde 50 artmıştır diyor son on yılda. Türkiye'ye gelen finansman ise bundan çok daha fazladır. Yani, Türkiye ekonomisinde ciddi bir kırılganlık vardır. Şimdi, biz buna ilişkin değerlendirmelerimizi yaptığımızda, "Şirketlere ilişkin borçlar arttı." dediğimizde, Türkiye'nin ödemeler dengesine ilişkin problemlerin finansmanı üzerinden yaratılan kaynakların ciddi şekilde sıkıntılı olduğunu söylediğimizde Hükûmet çevreleri ve resmî çevreler bize hep şunu söylüyorlar: "Yahu, aslında bunlar bizim borçlarımız değil ki. Yurt dışından gelen ve borç olarak, borç istatistiklerinde yer alan rakamlar aslında bizim borçlarımız değil." Peki bunlar ne? "Bunlar, vaktizamanında yurt dışına çıkartılmış olan ve bir şekilde kredi olarak Türkiye'ye getirilen paralar." İşte tam da Türkiye'nin kırılganlıkları bu kadar yükselmişken, işte tam da şirket borçları bu kadar yükselmişken, işte tam da Türkiye'ye ciddi anlamda sıcak paraya ilişkin bir finansman kapısı açılmışken ve ciddi miktarda finansman geliyorken, tam da Amerika'da IMF bu raporu yayınlarken Sayın Babacan varlık barışından bahsetti ve bir varlık barışının geleceğinden bahsetti, varlık barışına ilişkin bir düzenlemenin yapılacağından bahsetti. Şimdi, bunun zamanlaması çok manidardır. Bunun tam da buna ilişkin risklerin tartışıldığı bir noktada gündeme getirilmesi çok manidardır. Ve biz aslında şunu söylemeye çalışıyoruz: "Ey yabancı sermaye, bizim ödemeler dengesi istatistiklerimiz açısından ya da bizim dış borç istatistiklerimiz açısından borç görünen ve kırılganlık yaratan, Türkiye ekonomisi için önemli bir kırılganlık unsuru olan paralar aslında kırılganlık unsuru değildir. Bunlar, aslında vaktizamanında bizim yurt dışına çıkarttığımız ve bir şekilde Türkiye'ye geri getirdiğimiz paralardır." demek istiyoruz aslında.Dolayısıyla, aslında burada bir itiraf var. Bu neyin itirafı? Türkiye ekonomisinin dış kırılganlığının giderek derinleşmekte olduğunun itirafıdır.

Şimdi "varlık barışı" dediğimiz kavram ya da "varlık barışı" dediğimiz düzenleme, aslında, tam da bu anlamda önemli olan bir düzenlemedir. Varlık barışı ya da bir ülkenin vaktizamanında yurt dışına çıkartılmış olan paralarının yurda getirilmesi ve ekonomiye kazandırılmasına ilişkin düzenlemeler, bu şekilde yapılan düzenlemeler bir defaya mahsus olarak yapılır, çok olağanüstü dönemler olduğunda yapılır, ciddi anlamda finansal kaynağa ihtiyaç duyduğunuz dönemlerde yapılır. Neden? O kaynaklardan yararlanmak istersiniz. Ekonominin buna ihtiyacı vardır. Şimdi, siz 2008 yılında böyle bir düzenleme yaptınız. Ama, bu düzenlemenin üzerine ikinci kez böyle bir düzenleme yapıyorsunuz. Şimdi, burada bir itiraf var.

Şimdi, ben şunu sormak isterim: Asıl olan, kazancın vergilendirilmesidir, o ülkede elde edilen kazancın ortalama vergi yükü üzerinden vergilendirilmesidir. Türkiye'de kaçtır ortalama vergi yükü? Bununla ilgili değişik hesaplamalar var; 25'tir, 27'dir, 28'dir, 30'dur, her neyse ama bu ülkede elde edilen kazancın ortalama vergi yükü üzerinden hesaplanması ve vergilendirilmesi esastır.

Şimdi, siz şunu söylüyorsunuz: "Son beş yılda, 2008 yılından sonra da Türkiye'den ciddi miktarda kaynak çıkışı oldu. Bir şekilde kayıt dışı ekonomik modellerle biz bu geliri elde ettik ama bunu takip edemedik, bunu vergileyemedik, ortalama vergi yükü üzerinden vergi alamıyoruz. Ne yapıyoruz? Bunları affediyoruz. Bunları getirsinler, yüzde 2'den vergi almaya razıyız. Yani, yüzde 2 üzerinden vergi aldığımızda bunun kaynağını sormayacağız ve bu paralara hiçbir biçimde dokunmayacağız."

Şimdi, dolayısıyla, Türkiye'de emeğiyle kazanan, gerçekten kayıt içinde bulunan ve vergisini ödeyen mükellefin ne suçu var? Yani, burada bir haksız rekabet yaratmış oluyoruz. Şöyle bir hesaplama yapılmış olsaydı biz yine bunu kabul edecektik: "2008 yılında böyle bir düzenleme yapıldı. Bu düzenlemeyle şu kadar gelir elde edildi -ki bunun rakamlarını veriyorsunuz- ancak bu düzenleme sonrasında Türkiye'de kayıt dışıyla mücadelede ciddi bir ivme kazandırıldı Türkiye'ye ve kayıt dışındaki şu kadar kaynağın kayıt içine alınması sağlandı." denmiş olsa, bunun hesapları bize verilmiş olsa, buna ilişkin bir değerlendirme yapılmış olsa biz bunu yine kabul edeceğiz ama böyle bir durum söz konusu değil. Bu konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmış değil.

Vergi barışının bir başka boyutu da kuşkusuz ki vergi düzenlemeleri üzerindedir. Bakınız, büyüme hedefi tutmayacak, yurt içi talebin canlandığına ilişkin hiçbir işaret yok. 2013 yılında yüzde 4'lük büyüme hedefinin tutturulması imkânsızdır. Yüzde 4 büyüme hedefi tutturulamadığı için de vergi hedefine ulaşılamayacak. Vergi hedefine ulaşılamayacağı için de dolaylı vergilerde bir akamet olacak. Dolaylı vergiler için başta kurguladığımız hedeflere ulaşmamız mümkün değil çünkü dolaylı vergiler, büyümeyle, ekonomik canlanmayla bire bir ilgilidir. Şimdi, siz, yüzde 4 değil de yüzde 2'lerde bir büyümeye razı olduğunuzda o zaman yüzde 2'ye denk gelen bir vergi hasılatına da razı olacaksınız demektir ve bunun doğal sonucu, vergilerin, vergi hedeflerinin tutmamasıdır. Göreceksiniz, ikinci çeyrekten itibaren Türkiye'de tutmayan vergi hedeflerini tutturabilmek için çok ciddi zamlar yapılacak önümüzdeki dönem. Başta doğal gaz olmak üzere -burada ilan ediyorum- kamu fiyatları önümüzdeki dönem ciddi bir biçimde artacak.

İşte vergi barışının, vergi düzenlemeleri açısından ya da vergi hasılatı açısından da son derece önemli bir yanı var, dolayısıyla böyle bir değerlendirmeyi de yapmak gerekir diye düşünüyorum. Ve bu vergi barışına ilişkin ne kadar kaynağın Türkiye'ye getirileceğine, bunun üzerinden ne kadar bir vergi hasılatı elde edileceğine ilişkin de -çok üzülerek söylüyorum- ne Maliye Bakanlığımızda ne Hükûmette herhangi bir çalışma yoktur, bu konuyla ilgili bütün sorularımız cevapsız kalmıştır.

Bu değerlendirmelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)