Konu:BDP GRUBU ÖNERİSİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:101
Tarih:02/05/2012


BDP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RIZA TÜRMEN (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, faili meçhuller Türkiye'nin kanayan bir yarasıdır. Faili meçhullere baktığımız zaman sadece 1990-2011 yılları arasında 1.901 faili meçhul cinayet vardır ortada. Faili meçhullerin bu kadar çok olmasının yanında bir de tabii çok geniş bir mağdur ailesi topluluğu vardır. Bu kaybolan kişilerin aileleri yaşamaktadır ve bu kişiler büyük bir güvensizlik, büyük bir korku ve belirsizlik içinde yaşamaktadırlar. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bunlara bir mesaj vermek, olumlu bir mesaj vermek zorundayız. "İnsan Hakları Komisyonu var, İnsan Hakları Komisyonu baksın." deniyor. Bu aynı şey değildir efendim, İnsan Hakları Komisyonu şimdiye kadar hiçbir şey yapmamıştır bu konuda, kamuoyuna hiçbir mesaj verememiştir. Zaten bu faili meçhuller, diğer insan hakları ihlallerinden daha başka özellikler taşıyan, başka türlü bir soruşturma tekniğine ihtiyaç gösteren olaylardır. "İnsan Hakları Komisyonu vardır." diye bunu geçiştirmek aslında faili meçhul cinayetleri göz ardı etmekten başka bir şey değildir.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak 7 tane önerge verdik Meclis araştırması açılsın diye. Bunlardan 1 tanesi geçen döneme ait, 6 tanesi bu döneme aittir. Bu önergelerin, bu Meclis araştırması komisyonu açılması önergelerinin hepsi AKP oylarıyla reddedilmiştir.

Faili meçhullerin Türkiye'ye verdiği zararları görmek istiyorsanız bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına bakmak yeterlidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında bu konuda Türkiye aleyhine alınmış pek çok sayıda ihlal kararı vardır. Türkiye bu konuda devlet olarak kendi üstüne düşeni yerine getirmediği için çok sayıda, büyük miktarlarda tazminat ödemiştir ve bunu ödemeye devam etmektedir. Tabii, faili meçhullerin üstüne gitmediğimiz için, faili meçhulleri sadece 1990'ların başındaki bir olay, geçmişe ait bir olay olarak görmek de yanlış olur. Üstüne gidilmediği için bugün de faili meçhuller devam etmiştir. İşte, en son örneği Hrant Dink olayıdır.

Şimdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına baktığınızda faili meçhullerle ilgili bazı önemli ipuçları görürsünüz. Bizim yapacağımız soruşturmayı da bu bakımdan yürütmek gerekir. Bir kere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde eğer devletin sorumluluğunu iddia ediyorsanız, devlet tarafından öldürüldüğünü iddia ediyorsanız bunu somut delillerle göstermek zorundasınız ama faili meçhuller bakımından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararını değiştirmiştir. Eğer devlet denetiminde uzun süre kalmış bir kişi varsa ve bu kişiden hiçbir haber alınamıyorsa uzun süre, burada karine bu kişinin devlet tarafından öldürüldüğüdür. Bunun tersini ispat etme yükümlülüğü devlete düşmektedir. Devlet kendi denetiminde -gözaltında ya da tutukluyken- kaybolan bu kişinin kendisi tarafından öldürülmediğini gayet somut delillerle kanıtlamak zorundadır.

Devletin bir başka yükümlülüğü şudur: Devlet, faili meçhul karşısında etkili bir soruşturma yürütmek zorundadır. Etkili bir soruşturma, hemen başlatılan, derhâl başlatılan ve her türlü incelemeyi kapsayan, tanık dinlemeyi, kroki çizmeyi, balistik muayeneyi, otopsi raporlarını, barut izlerini, her türlü şeyi kapsayan bir soruşturmadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine verdiği kararların pek çoğu Türkiye'nin etkili bir soruşturma yürütmemesinden kaynaklanmıştır. Türkiye böyle bir soruşturma yürütmediği için, soruşturma dosyaları genellikle boş kaldığı için orada mahkûmiyet kararı çıkmıştır. Yani burada kimin öldürüldüğü de önemli değildir, kim öldürülürse öldürülsün fakat devletin yükümlülüğü bunu aydınlatmayı, bu kişileri yargı önüne çıkarmayı amaçlayan, oraya yönelik bir soruşturmanın yürütülmesidir. Oysa, Türkiye'deki uygulama tam tersinedir, etkili soruşturma yürütülmemiştir, üstelik devlet kol kanat germiştir, faili meçhul cinayetler halının altına süpürülmüştür. Bu nedenle, işte, bugün mağdur ailelerin ıstırabı çok büyük boyutlarda devam etmektedir. Bu nedenle bugün hâlâ bu konu canlı olarak yaşamaktadır. Geçmişe ait bir cinayet değil, hâlâ canlı olarak yaşayan bir olayla karşı karşıyayız.

Devletin bir başka yükümlülüğü, faili meçhullerle ilgili, bu gibi olaylarla ilgili zaman aşımına meydan vermemektir. Zaman aşımına meydan vermemek için devlet otoriteleri, yargıçları, güvenlik otoriteleri her türlü özeni, her türlü dikkati göstermek zorundadırlar. Bizde ise tam tersi olmaktadır; devlet zaman aşımına uğramayı önlemeyi değil, zaman aşımına uğramayı teşvik etmektedir, bunun için yol açmaktadır. Yani ya efendim görevliler bir türlü yargı önüne çıkarılamamaktadır ya da yargılanacak bulunamamaktadır ya da bulunsa bile yargı öylesine uzun sürmektedir ki cezadan kurtulmaktadır. Tabii, devletin bu tür tutumu faili meçhulleri de teşvik etmiştir. Yani bilinmektedir ki, devlet memuru bir suç işlediği takdirde bu suçu ceza almadan atlatabilecektir. Bu bilincin yerleşmesi, bu anlayışın yerleşmesi devlet otoritesi bakımından, insan hakları bakımından çok büyük bir yanlıştır, çok büyük bir gedik açmaktadır Türkiye'nin insan hakları profilinde.

Bundan sonra ne yapmak lazım? Bundan sonra yapılacak şeyler bellidir, bir araştırma komisyonu kurulması lazım. Bu araştırma komisyonu, Meclisin İnsan Hakları Komisyonundan farklı çalışacak, teker teker bütün faili meçhulleri dinleyecek, teker teker bunların üstüne gidecek, bu olayların neden ortaya çıkarılmadığını, bu olayların altında ne yattığını ortaya çıkaracak tarafsız bir komisyon olmalıdır. Bu komisyonun nasıl kurulacağı konusu ayrı bir çalışma konusudur, bunu da görüşebiliriz, bu konuda da inceleme yapabiliriz, bunun için bir ön çalışma yapabiliriz ama böyle bir komisyona ihtiyaç vardır. Böyle bir komisyonu İnsan Hakları Komisyonu var diye elinizin tersiyle bir tarafa itmek insan hakları karşısında büyük bir duyarsızlık göstermektir. Eğer insan hakları konusunda bir duyarlılık varsa, eğer her şey siyasetten ibaret değilse Türkiye'de, eğer Anayasa'nızda "Türkiye, insan haklarına saygılı bir devlettir." diyorsanız bu faili meçhul cinayetlerin üstüne gitmek zorundasınız, bunun için bir komisyon kurmak zorundasınız.

Türkiye başka neler yapabilir? Türkiye, örneğin, Birleşmiş Milletler Kayıplar Sözleşmesi'ne taraf olabilir. Türkiye bu sözleşmeye taraf olmamıştır. Niye taraf olmamıştır? Belli değildir ya da bellidir. Bu gibi sözleşmelere taraf olursanız çünkü, birtakım yükümlülükler üstlenirsiniz, faili meçhuller konusunda daha başka türlü bir tutum almak zorunda kalırsınız, o yüzden taraf olmamaktadır. Onun yanında, Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi statüsüne taraf olmalıdır. Türkiye niçin bütün dünyanın, bütün Avrupa'nın taraf olduğu Uluslararası Ceza Mahkemesi statüsüne taraf olmamaktadır? Bunun hiçbir izahı yoktur. Bunun yanında, tabii, mutlaka zaman aşımının bu gibi olaylarda uygulanmamasını sağlaması gerekir Türkiye'nin. Bunun için bir kanun değişikliğiyle bu gibi olaylarda zaman aşımına yer olmadığının kabul edilmesi çok yararlı olacaktır.

Faili meçhul cinayetler bakımından şöyle bir durum daha vardır: Bunun mağdurları soruşturmanın etkisiz olduğunu öğrendiklerinden altı ay içinde her zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidebilirler. Ne zaman öğrenmişlerse savcıya bir dilekçe verip, savcıdan "Hiçbir şey olmuyor." diye cevap aldıktan sonra altı ay içinde her zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeleri imkânı vardır. Onun için cinayetlerin, faili meçhullerin geçmişte kalmış olması bugün hâlâ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yolunun tamamen kapandığı anlamına gelmez ama önemli olan şudur: Türkiye, insan hakları konusunda, bu Meclisimiz insan hakları konusunda duyarlı bir Meclisse, eğer siyasi partilerimiz bu konuda bir endişe taşıyorsa, bir kaygı taşıyorsa böyle bir araştırma komisyonunun kurulmasına mutlaka ihtiyaç vardır.

Bütün bu nedenlerle, Barış ve Demokrasi Partisinin verdiği Meclis araştırması yolundaki önergeyi desteklemekteyiz.

Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Ben teşekkür ederim Sayın Türmen.