Konu:Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:3
Birleşim:62
Tarih:06/02/2013


TERÖRİZMİN FİNANSMANININ ÖNLENMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı'nın 3'üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, bununla bağlantılı olan, özellikle özel yetkili mahkemelerle devam eden bir süreci sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sıkıyönetim mahkemeleriyle başlayan, arkasından devlet güvenlik mahkemeleriyle devam eden, arkasından özel yetkili mahkemelerle devam eden bir olağanüstü yargılama sürecinden geçiyoruz. Arkasından, bu mahkemelerin, kapatıldığı iddia edilen "terörle mücadele mahkemeleri" adı verilen bölgesel ağır ceza mahkemeleri ile devam eden bir süreç içerisindeyiz. Özel yetkili mahkemelerde bile, yani ihtisas mahkemeleri olması gereken mahkemelerde bile ne yazık ki olağanüstü yargılama yöntemleri kullanılmaktadır. Bu olağanüstü yargılama yöntemlerinde adil yargılamanın ihlal edildiğine ilişkin? Birtakım kurallar var, birtakım esas kurallar ihlal ediliyor, onları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bunlardan bir tanesi: Özel yetkili mahkemeler her ne kadar kapatılmış olsa da ne yazık ki fiilen devam etmektedir. Soruşturmanın gizliliğine ilişkin ihlaller? Ne yazık ki kamuoyuyla paylaşılmakta. Polis, soruşturmayı yapan polis elindeki bütün bilgi ve belgeleri kendisine yandaş olarak görmüş olduğu, yakın olarak görmüş olduğu bütün medyayla paylaşmaktadır. Bu nedenle, "soruşturmanın gizliliği" diye bir kural ne yazık ki yok edilmiş bulunmaktadır.

Bunun haricinde, "masumiyet karinesi" diye? En önemli karinelerden bir tanesidir. İnsan mahkemelerin önüne çıktığı zaman hüküm giymedikçe, Yargıtaydan geçip onanmadıkça kişiyi masum kabul etmemiz lazım. Ne yazık ki, medya organlarında kişileri çarşaf çarşaf kamuoyunun önünde sergilemekteyiz.

Delillerin niteliği bakımından, "sahte delil" diye bir olayı, dijital verileri? Ne yazık ki, Türkiye kamuoyu özellikle 2000'li yıllarda, 2002 yılından sonra sahte delillerle, dijital verilerle insanları yok etme yöntemlerini izledi.

Bunun haricinde ise "gizli tanık" diye bilmiş olduğumuz bir yöntem var. Bunu buradan, Meclis kürsüsünden birçok kereler haykırmamıza rağmen, ne yazık ki, bu konuda dilimizden gelen bu anlatım tarzımız karşı taraftan yeterli yanıtı bulamadı. Düşünebiliyor musunuz -her zaman söylüyoruz- terör örgütünün en önemli elebaşlarından birinin gizli tanık olduğu bir yargılamada bu ülkenin Genelkurmay Başkanı "terör örgütünün başı" diye yargılandı. Şimdi ben buradan soruyorum: Genelkurmay Başkanı aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerinin başıdır. Biz Genelkurmay Başkanını terör örgütünün başı diye yargılıyorken, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerini de bir terör örgütü olarak tanımladık. Anayasa'nın 104'üncü maddesini incelediğimizde göreceksiniz ki Türk Silahlı Kuvvetlerinin Onursal Başkanı Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanıdır. Yani bunu yargılıyorken, bir yandan da Cumhurbaşkanını da aynı kılıfa mı koyuyoruz değerli arkadaşlarım? Bunu buradan sizlere sormak istiyorum.

Bunun haricinde, uzun tutukluluk sürelerini birçok kereler dile getirdik. Parlamentoda görev yapan birçok arkadaşımız, ne yazık ki, bugün bu uzun tutukluluk sürelerinden muzdariplerdir. Yasama görevini yapamayan arkadaşlarımız var, bu ülkenin aydınları, diğer kişileri; ne yazık ki yargılama yöntemleri içerisinde uzun sürelerdir tutuklu olarak yargılanmaktadırlar. Terörle Mücadele Yasası'nda özel yetkili mahkemelerde on yıla kadar olan uzun tutukluluk süreleri var. Bunu nasıl anlatabiliriz?

Bakın, bugün basına düşen bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum: Özellikle yeni yapılan mahkemelerde, adliyelerin arkasında "Adalet mülkün temelidir." diye bir söz vardı, şimdi bugün basından öğreniyoruz ki onun altından Mustafa Kemal'in imzasını çıkartıyorlar. Ben onlara şunu önermek istiyorum: Özellikle özel yetkili mahkemelerde bu yargılamayı yapan hâkimler, arkalarındaki "Adalet mülkün temelidir." yazısını indirsinler, "Adalet zulmün temelidir." yazsınlar ancak böyle yakışıyor bu Türkiye'ye. Eğer bu yargılamaları böyle yapıyorsanız, bu şekilde yapabiliriz diye düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bize hukuk fakültelerinde şunu öğrettiler değerli arkadaşlarım: "Şüpheden sanık yararlanır." Ama gelinen noktada, şimdi, öyle bir yargılama yapıyoruz ki şüpheden hâkim yararlanıyor, şüpheden savcı yararlanıyor. Burada şunu anlatmaya çalışıyorum: Yani bu objektif yargılamanın, tarafsız ve adil yargılamanın kurallarını hâkimler, savcılar bile ihlal ediyorlar. Şimdi biz burada özel kurullarla bu yargılamayı yani terörün finansmanını sağlayacağız diye ilgili bürokratlara bu görevi vermeye çalışıyoruz. Ne diyorlar? Bakın, burada bu ülkenin cumhuriyet savcıları vardı, burada birçok kereler çıkıyorsunuz, Mahmut Esat Bozkurt'u Türkçüdür, ırkçıdır diye eleştiriyorsunuz ama Mahmut Esat Bozkurt'un bir sözü var, ben altına imza atıyorum, diyor ki: "Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafaka bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz." Bunu söylüyor Mahmut Esat Bozkurt. Şimdi ben buradan söylüyorum: Bugün bu soruşturmaları yapan, olağanüstü yargılamalarda görev yapan cumhuriyet savcıları, Mahmut Esat Bozkurt'un bu sözlerini okuyarak mı soruşturma yöntemleri yapıyorlar yoksa kendilerine verilmiş olan bir görevin gereğini mi yapıyorlar? Şunu anlatmaya çalışıyorum: Özel yetkili mahkemelerin yapmış olduğu yargılamalar adaletsiz yargılamalardır, adil yargılamanın kurallarının ihlal edilmiş olduğu yargılamalardır ama bütün bunlar varken yargılama kuralları ihlal ediliyorken biz yeni bir canavar yaratmaya çalışıyoruz. Diyoruz ki bugün yargı erkinin içerisinde bulunmadığı, ceza yargılamasının vereceği karar ihdasıyla ortaya çıkması gereken gerçekleri ne yazık ki bunun kenarına koyuyoruz, bir memurlar kuruluyla, bürokratlar kuruluyla biz terörün finansmanını önleyeceğimizi zannediyoruz. Bunun bir hayal olduğunu hep beraber göreceğiz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bayraktutan.