Konu:Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:3
Birleşim:60
Tarih:31/01/2013


YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA RECEP GÜRKAN (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 329 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, konuşmama geçmeden önce iki husus var belirtmek istediğim: Birincisi, ocak sonu şubat başı ülkemiz için, ülkemizi aydınlatan, ışığıyla, kalemiyle, bilimiyle, yüreğiyle aydınlatan çok değerli insanlarımızın, yurttaşlarımızın maalesef katledildiği bir haftalık periyot, farklı tarihlerde. Öncelikle, geçen hafta, 24 Ocak 1993'te evinin önünde katledilmiş olan değerli Uğur Mumcu'yu andık. Bir kez daha kendisini saygıyla, rahmetle, minnetle anıyoruz. Yine bugün, 31 Ocak 1990'da, ülkemizin yetiştirdiği en değerli hukukçulardan, bilim adamlarından Muammer Aksoy'un evinin önünde kurşunlanarak öldürülmesinin 23'üncü yıl dönümü. Muammer Aksoy'u da rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyoruz.

Yarın Genel Kurul olmadığı için onu da mutlaka belirtmek istiyorum; 1 Şubat 1979'da da yine aracının içinde hunharca vurularak öldürülen değerli Abdi İpekçi'nin ölüm yıl dönümü. Onu da rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyoruz.

Değerli Komisyon Başkanımız Sayın Nabi Avcı, son Bakanlar Kurulu değişikliğiyle Millî Eğitim Bakanı olarak atandı, kendisine başarılar diliyoruz. Türkiye'nin en zor, en büyük ve en sorunlu bakanlığıdır Millî Eğitim Bakanlığı. Bu geçmişte de böyleydi ama Nabi Hoca biraz şanslı bir insan. Niye şanslı bir insan? Konuşmamdan önce, bir öğretmenimizden bir mektup geldi, ondan bir pasaj okuyacağım, çok kısa. Arkadaşlar, diyor ki öğretmen: "Hani öğretmenler tembeldi, çalışmıyorlardı, derse geç giriyorlardı, devamsızlık yapıyorlardı, üç ay tatil yapıyorlardı, yan gelip yatıyorlardı? Hani atama bekleyen öğretmenler yem bekleyen güvercinlere benziyordu, özür grubundan, eş durumundan, sağlık durumundan atama yapılamazdı? `Her şeyi biliyordum.' diyordum da aslında hiçbir şeyi bilmiyordum. Bilseydim serbest kıyafeti, 60 aylık çocukların okula gitmesini, Alo 147'yi savunmazdım. Oysa sen işletmeciydin, bizim işimiz eğitimdi. Anlatmak istedik dinlemedin. Merak ediyoruz, Türkiye'de seni seven bir tane öğretmen var mı?" Bu sözler, eğitimciler tarafından eski Bakan Sayın Ömer Dinçer'e yazılmış bir mektubun bir kısmı.

Sayın Bakanım, umut ediyoruz ki görevinizi devrederken arkanızdan inşallah eğitimciler böyle bir mektup yazmasınlar, yazmayacaklar.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı ile Diyarbakır ilinde Selahaddin Eyyubi adında bir vakıf üniversitesi kurulmaktadır. Tabii ki bir eğitimci olarak bir eğitim kurumunun açılmasına karşı çıkacak durumumuz, karşı çıkacak hâlimiz yok. "Hayırlı, uğurlu olsun." diyoruz. Ancak, konuyu biraz daha geniş bir perspektifle ele almak ihtiyacı da var. Ülkemizde üniversitelerin sayısal artışlarını incelediğimizde, 1973-75 dönemini, 1982-92 dönemini ve en son 2006-2008 dönemini bu hususta dönüm noktası olarak kabul etmek mümkündür. 58'inci Hükûmetin programına baktığımızda ise, yeni üniversitelerin kurulmasında mevcut potansiyelleri ve olanakları da dikkate alan nesnel kriterlerin geliştirilmesi ve üniversitelerin, bölgelerindeki potansiyeller de dikkate alınarak, belirli alanlarda ihtisaslaşmalarının sağlanması açık bir şekilde ifade edilmiştir. Peki, durum nedir? Durum, maalesef tam tersidir. Yaşanan gelişmeler, hükûmet programının bu amacını gerçekleştiremediğini teyit eder niteliktedir. Bunun önemli bir göstergesi, 2006 yılında 15 yeni üniversitenin kurulması sürecinde yaşanan gelişmelerdir. Kurulması kabul edilen 15 yeni üniversite tasarı aşamasındayken YÖK'ten görüş istenir. YÖK verdiği görüşte, bu tasarıda yer alan 15 üniversiteden ancak Ordu, Tekirdağ, Uşak ve Düzce üniversitelerinin kurulmasının uygun olacağını, diğerlerinin ise daha sonraki bir zamana bırakılmasını önerir ama tabii ki üniversiteleri YÖK'ten daha iyi bilen siyasilerimiz, bakanlarımız, milletvekillerimiz vardır. YÖK görüşü hiç dikkate alınmayarak listenin tamamı Meclise taşınır ve 10 adet üniversite daha kurulmasının sinyalleri verilir. Genel Kurul görüşmelerinde milletvekillerinden gelen yeni üniversite taleplerine dikkat çeken Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, toplam 25 üniversite planlandığını ancak bütçe olanakları nedeniyle şimdilik ilk 15'ini açabileceklerini ifade eder ve bu 17 üniversite açılır. Daha sonra bir 10 tane daha üniversite açılır. Bugün geldiğimiz noktada, devlet üniversitesi sayısı 103'e, vakıf üniversitesi sayısı da 65 olmak üzere toplam 168'e çıkmaktadır.

Şimdi, önümüzde YÖK'ün hazırladığı bir taslak var. "Tasarı" demiyorum çünkü henüz Millî Eğitim Bakanlığından çıkmadı. Yıllardır bu ülkede, 12 Eylül 1980 darbesinden bu yana, o darbenin bir ürünü olan mevcut 2547 sayılı Yükseköğretim Kurulu Yasası herkes tarafından eleştirildi, bütün siyasi partiler tarafından eleştirildi ama ne hikmetse o yönetme erkini eline geçiren, yönetme gücünü yakalayan bütün siyasi iktidarlar da YÖK'ün bütün yetkilerini üniversitelerin üzerinde, akademisyenlerin üzerinde sonuna kadar kullanmaktan, bunu bir baskı unsuru olarak, bir Demokles'in kılıcı olarak kullanmaktan da hiç çekinmediler.

Üniversiteler gittikçe geri götürülüyor. "Türkiye Yükseköğretim Kurulu" adı verilen bu yeni tasarıda, baktığımızda, neredeyse "Aman, ne olur, 2547'ye dokunmayalım, böyle kalsın." diyecek bir noktaya geldiğimizi görüyoruz. Bir facia bu; eğitim adına, üniversiteler adına, akademik özerklik adına bir faciadır bu. Sayın Bakanım, inşallah buna el atarsınız. Bilim adamlarını, sadece bir sendikayı değil, geçmiş bakan döneminde maalesef tek bir eğitim sendikasının neredeyse arka bahçesi hâline getirilmiş olan Millî Eğitim Bakanlığını bütün sendikaların, bütün eğitim sendikalarının, bütün eğitim çevrelerinin, bütün bilim çevrelerinin görüşlerinin alındığı ve o bilimsel doğruların yeni tasarılara derç edileceği bir hâle getirirsiniz. Bunu sizden gerçekten bekliyoruz, bunu sizden samimiyetle bekliyoruz.

Yeni tasarıya baktığımızda -az önce arkadaşlarım da söylediler- bir araştırma görevlileri kâbusu var. Bu, hâlihazırda zaten var. Düşünün, 2 tane evladınız var. Birine diyorsunuz ki: "İkiniz de doktora yapın." Biri doktorasını bitiriyor, çeşitli nedenlerle kadro alamıyor ama 33/a'dan kamuoyunda "fakülte kadrosu" tabir edilen kadroya atandığı için üç yılda bir sözleşmesi yenilenerek, onaylanarak, uzatılarak maaşını almaya devam ediyor; unvanını alıyor ama atanamadığı için o pozisyonun maaşını falan alamıyor.

Diğer taraftan, yine aynı bilim dalında doktora yapan ama o 33/a kadrosundan torpili yetmediği için, gücü yetmediği için "fakülte kadrosu"na atanamamış araştırma görevlisi gidiyor "enstitü kadrosu" dediğimiz o 50/d, meşhur 50/d'ye göre atanıyor. Peki, ne oluyor? Doktora bitince diyorlar ki: "Ya, kadromuz yok. Sen biraz bir git, gez. İşte simit mi satarsın, garsonluk mu yaparsın, çay mı taşırsın, ne yaparsan yap; ondan sonra, biz sana kadro açılınca haber veririz." ve ülkemizin 103'ü devlet, 65'i vakıf 168 üniversitesinde onlarca, yüzlerce kadro açığı varken, diğer taraftan da o yetişmiş, pırıl pırıl vatan evlatlarını, biz, dışarıda başka mesleklere yönlendirmek durumunda kalıyoruz.

Sayın Bakan, ilk verdiğiniz demeçlerde bu serbest kıyafet uygulamasının tekrar değerlendirileceğini söylediniz. Bunu memnuniyetle karşılıyoruz. İnşallah bu durumu düzeltirsiniz. Yoksul aile çocuklarının, fakir aile çocuklarının aralarındaki eşitsizliğin okullarda da ortaya çıkmasının önüne geçersiniz.

Diğer yandan, şunu da size ifade etmek istiyorum: Sayın Dinçer tarafından bir eş durumu ataması yapıldı branş değişikliğine dayalı olarak. Adı "eş durumu" idi ama aslında branş değişikliğiydi resmî olarak. Öğretmenlere denildi ki: "Kardeşim, ya eşini seçeceksin ya işini seçeceksin." Allah aşkına, dünyanın hangi demokratik ülkesinde, hangi çağdaş ülkesinde böyle bir tercihe zorlanabilir insanlar? Böyle bir şey var mı? Bunun kendi çocuklarımıza, kendi evlatlarımıza yapıldığını bir düşünelim, isyan etmez misiniz, kızmaz mısınız, küfretmez misiniz, bağırıp çağırmaz mısınız, devlete karşı gelmez misiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP GÜRKAN (Devamla) - Sayın Bakan, "Şubatta eş durumu atamalarını düzelteceğiz." diyorsunuz. Lütfen bu insanların mağduriyetine son verin.

Teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Gürkan.