Konu:CEZA MUHAKEMESİ KANUNU İLE CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
Yasama Yılı:3
Birleşim:57
Tarih:24/01/2013


CEZA MUHAKEMESİ KANUNU İLE CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önemli bir tasarının son maddesini görüşüyoruz. Son madde vesilesiyle Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini biraz daha sizlere açıklamak istiyorum.

Şimdi, 1982 Anayasası, vatandaşların kendi aralarında Türkçe dışındaki bir dille konuşmasını da yasaklamıştı. Hatırlanacaktır, o dönem, 80'li yıllarda, bir anne baba, Kürtçe konuşan bir anne baba, cezaevindeki yakınını ziyaret ettiğinde onunla Kürtçe konuşamamıştı. Bu kadar yasakçı bir anayasaya sahiptik ve dönemin sosyal demokrat partisi Sosyaldemokrat Halkçı Parti meşhur 1989 raporunu düzenledi. Bugün için bile Kürt sorununun çözümünde referans olabilecek bir kaynaktır. Ve o dönem, Sayın Deniz Baykal, Sosyaldemokrat Halkçı Partinin de Genel Sekreteridir. Bugün ismi bir milletvekili tarafından militarizmle yan yana getirilmeye çalışılan Sayın Deniz Baykal, özgürlükçü bir anlayışla o raporun altına imza atmıştır ve Sayın Deniz Baykal, 1991 yılında, Türkçe dışındaki dillerle konuşma yasağının kaldırılması için kanun teklifi vermiştir. Bu kanun teklifi ancak 2001 yılındaki Anayasa değişikliğiyle yasalaşabilmiştir ve 2001 yılındaki Anayasa değişikliğinden bu yana, ta 2009 yılına kadar Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı bu konuda hiçbir adım atmamıştır. Türkçe dışındaki dillerle -başta Kürtçe olabilir, diğer diller olabilir- seçim propagandası yasağının önündeki engel ise ancak 2009 yılında kaldırılabilmiştir. Siyasi Partiler Kanunu'nda benzer düzenlemenin yapılması yönündeki Cumhuriyet Halk Partisinin kanun teklifi ise iki yıldır Türkiye Büyük Meclisinde beklemektedir.

Sayın Deniz Baykal'ın "asli kurucu irade", "tali kurucu irade" gibi bir anayasa kavramı etrafında, entelektüel bir tartışma çerçevesinde ifade ettiği bir görüşü militarizmle yan yana getirmeyi, ben, anayasa hukukunu yeteri kadar bilmemek olarak değerlendiririm.

Bu teklife, bu kanun tasarısına geliyorum. Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ, Cumhuriyet Halk Partisini bu "yasakçı zihniyet" şeklindeki bir ifadeyle değerlendirmeye çalıştı. Hemen söyleyeyim: Bizim bu konudaki kanun teklifimizle Hükûmetin tasarısı arasında önemli bir fark var. Hükûmetin tasarısı yargılama aşamasında iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesinden sonra sanığa sadece sözlü savunma için kendini daha iyi ifade edebileceği bir dilde savunma hakkı verirken bizim teklifimiz sadece sanığa değil tanığa da Türkçe dışındaki bir dille kendisini ifade etme olanağını tanımaktadır. Yetmiyor, biz kapsamı biraz daha genişletiyoruz, diyoruz ki: Soruşturma aşamasında da bu kişiler bu haktan yararlansınlar. Hükûmet tasarısında soruşturma aşaması kapsamda değildir. Cumhuriyet Halk Partisinin ihtiyaçlara uygun, sosyal demokrat bir partinin insanı ve onun haklarını, özgürlüklerini merkeze alan yaklaşımına uygun bu kanun teklifini Sayın Bekir Bozdağ yeterince, en iyi ihtimalle yeterince incelememiştir, anlaşılan -en iyi ihtimalle öyle diyorum- hiç okumamıştır; kulaktan dolma bilgilerle gelmiş burada değerlendirme yapıyor.

Sayın Bakan, lütfen, kanun teklifini alın, okuyun. Ve ben size soruyorum: Neden soruşturma aşamasında siz bu hakkı vermiyorsunuz, savcılık aşamasında yani? Savcı ifade alacak ama orada bu hakkı vermiyorsunuz vatandaşa. Peki, bu, o vatandaşın sahip olması gereken bir hak değil midir? Cumhuriyet Halk Partisini yasakçı zihniyetle suçlayanlar önce kendi yasakçı anlayışlarına baksınlar. "Bizim uygun gördüğümüz kadar özgürlük, bizim uygun gördüğümüz kadar demokrasi" anlayışı, bu ülkenin, bu halkın layık olduğu bir demokrasi anlayışı değildir. Bu anlayışı reddediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.