Konu:CEZA MUHAKEMESİ KANUNU İLE CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
Yasama Yılı:3
Birleşim:56
Tarih:23/01/2013


CEZA MUHAKEMESİ KANUNU İLE CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 365 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın birinci bölümü üzerine BDP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 1'inci maddesiyle CMK'nın 202'nci maddesine dördüncü fıkra ekleniyor. "Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanık iddianamenin okunması ve esas hakkında mütalaanın verilmesi üzerine savunmasını kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir." hükmü getiriliyor.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı, bu düzenleme nedeniyle "ana dilde savunma hakkının tanındığı tasarı" olarak anılmaya başlandı ama bizler biliyoruz ki, az önce CHP Grubundan hatip de ifade etti, bu konuya biraz değinmek gerekiyor. Bu salonda, şu an, eğer hukukçu kimliğiyle bizleri dinleyenler varsa ve başta da Sayın Bakanımız, ana dilde savunma hakkının yasal zeminde mevcut olduğunu ama cumhuriyet tarihi boyunca bir inkâr dolayısıyla ve yine bunun kabul edilmediği tutumu dolayısıyla bugüne kadar bir gasp durumunun söz konusu olduğunu belirtmek gerekiyor. Niye yasal bir statüsü var? Tam da biraz evvel sayın hatibin ifade ettiği gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu anlaşması olarak kabul edilen Lozan Anlaşması'nın 39'uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereği. Bu dördüncü ve beşinci fıkraları okuyalım, daha sonra da buradaki hukukçuların ya da siyasi partilerin kendi yorumlarıyla sürece yaklaşmasının önüne geçip bilim insanları bu konuda ne diyor, ona bakalım.

Bir, 39'a dördüncü fıkra diyor ki:" Her hangi bir Türk uyruğunun gerek özel, gerekse ticari ilişkilerinde din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır.

Beşinci fıkrası ise "Devletin resmî dili bulunmasına rağmen, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır." diyor. Bunun, şu an tartışmakta olduğumuz, Türkiye kamuoyuna da yine kavga görüntüleriyle yansıyan tasarının, esasında, şu an mevcut Anayasa'mızın 90'ıncı maddesi gereğince yasallığını koruduğunu, varlığını koruduğunu ama bu hakkın tanınmamış olması gereğiyle, siyasetçiler tarafından ve yine yargı kurumları tarafından, bugün, ülkede, özellikle "KCK" adı altında yürütülmekte olan siyasi soykırım dosyası dolayısıyla ülkenin gündemine bir kriz olarak yargılamaları aşma noktasında geldiğini ifade edelim.

Şimdi, bilim insanları bu 2 maddeyi nasıl okuyorlar? Diyorlar ki:

1) Türkçeden başka bir dilde konuşan Türk uyruklarının mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilme hakkı 39/beş fıkra tarafından, devletin bir resmî dilinin mevcut olduğu hususunu dikkate alarak düzenlemiştir. Devletin resmî dili vardır ama buna rağmen, bu hak verilmiştir.

2) "Uygun düşen kolaylıklar"dan kasıt en başta bir tercüman teminidir.

3) "Kendi dilleri"nden kasıt tarafların ana dilidir. Duruşma dilini, resmî dili ne kadar iyi anlarsa anlasın veya konuşursa konuşsun, ilgili tarafın kendini en iyi ifade edebileceği dil ilke olarak ana dilidir. Bu husus, "savunma hakkı" gibi en önemli hususun duruşma sırasında en iyi biçimde icra edilmesini sağlamak gerekçesiyle düşünülmüştür.

4) Madde 39/beş Türkiye Cumhuriyeti'nde Türkçeden başka bir dili sözlü olarak dahi olsa resmî dairelerde kullanma hakkının tek örneğidir. Ayrıca, ana dili resmî dil Türkçeden farklı olanlara bir pozitif hak getirmesi açısından, gayrimüslimler dışındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına pozitif hak getirmesinin de yine tek örneğidir.

5) Madde 39/beş hükmü 12 Eylül askerî darbe rejimi başta olmak üzere Türkiye'de zaman zaman ihlal edilmiş olmakla birlikte, hiçbir biçimde değiştirilemez. Niye? Çünkü yine Lozan Anlaşması'nın 37'nci maddesi hükmüyle, Türkiye, madde 39'un da arasında bulunduğu kimi Lozan maddelerini hiçbir biçimde değiştirmemeyi çok kesin ifadelerle taahhüt etmiştir.

Gerçeklik bu, Anayasa'mızın 90'ıncı maddesi açık, ortada; buna rağmen, yapılan gasp da ortada, inkâr da ortada. Nasıl inkâr ediliyor? Tabii ki hukuk tanımayan tavır devam ediyor.

Biz, tasarının 1'inci maddesinden sonra gelen hükümlerle ilgili arkadaşlarımız önergelerimizle ifadelerini ortaya koyacaklar ama bu 1'inci maddenin ilk madde hükmü tasarı içeriği boyutuyla kimin için yapılmış? Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilenler için yapılmış. Bunu kim takdir ediyor? Hâkim takdir ediyor. Peki, hâkimler objektif mi davranıyor? Hayır. Bu madde olmadan önce hatta 2004 düzenlemesi olmadan önce de meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmediği kesin olan hatta sorulan her soruya "evet", "hayır" şeklinde cevap veren insanların bile Türkçe bildiği varsayıldı ve ona da "adil yargılanma" dendi. Bu konuda AHİM'e giden de çok dava var. Ama sonuç itibarıyla, o "evet", "hayır"lardan bir adil yargılama yapıldığına inanan bir zihniyet var. Bu zihniyet terk edilecek mi, edilmeyecek mi, mesele burada. Kaldı ki eğer biz hukuk eliyle hukuksuzluk yapmaya devam etmeyeceksek ki şimdiki durum o? Nasıl oluyor? Hâkimler soruyorlar, ana dilde savunma yapma talebiyle karşılaşınca iyi hâl uygulamıyorlar. Ana diliyle değil de Türkçe savunma yapanlara da iyi hâl uygulanır noktaya geldi. Yine mahkeme tutanaklarına ne düştü? Ana dilinde savunma yapmak isteyenler için "Bilinmeyen bir dilde, mahkeme dışı bir dilde savunma yapma talebinde bulunuyor." denildi. Bu nedir? Bu, yıllardır yani cumhuriyet tarihi boyunca var olan inkârın resmî tutanaklara geçmiş hâlidir. Artık, bu inkâr tutanaklardadır; artık, bu yok sayma hukuku tutanaklardadır, tutanaklara geçmiştir ve bugün ya da yarın tabii ki bu değişecektir.

Sayın Bakan, bu hak tercihe bağlı bir hak olarak kullanılabilecek ek bir imkân olmamalıdır, herkes için uygulanabilmelidir. Herkes bu haktan yararlanabilmedir ki adil bir yargılama hukukunun da gereği yerine getirilmiş olsun.

Yine, bu hakkın sadece iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilme aşamasında kullanılması tabii ki mevcut hukukumuzun temel ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır. Niye? Çünkü, hepimiz biliyoruz, bu salondaki bütün hukukçular biliyor, yargılama bir bütündür. İddianamenin okunması ya da esas hakkında savunma aşaması diye bir usul yoktur. Yargılama bir bütündür ve bu ne zaman başlar? Soruşturmanın başlaması evresinden başlar kovuşturmanın sonuna kadar devam eder. Bu hak tanınacaksa bu aşamaların tamamı için söz konusu olabilmelidir.

Yine değerli arkadaşlar, tasarı, söz konusu hakkı sadece sanığa tanımıştır ama biz biliyoruz ki yargılamanın sanık ve şüpheli dışındaki süjeleri de vardır, bunların da bu haklardan yararlanması söz konusu olmalıdır.

Tabii yine en netameli konulardan biri, Sayın Bakan, bu düzenlemede bu haktan yararlanmak isteyenin talebi tercümanı kendi tutması, onun parasını da kendisinin ödemesi şartıyla kabul ediliyor. Şimdi bu durumda ne oluyor? Savunma hakkı temel bir hak, kişinin ana dilini kullanma hakkı da var. Siz en temel insan hakkı olarak kabul ediyorsunuz savunma hakkını ama "Sen bu özgürlükten yararlanmak için önce hakkını satın almalısın." diyorsun. Peki burada o satın alma işlemini yapan mı yoksa bunu bir satma, alma, verme ilişkisi hâline dönüştüren mi kusurlu? Hangisi daha onurlu bir yaklaşım onu ele almak gerekiyor.

Diğer bir boyutu, yargılamanın sürüncemede bırakılması kavramına gelince, bu da son derece subjektif bir tanım. Kime göre? Hâkime göre mi? Bu hâkimler bugüne kadar temel hak ve özgürlükler konusunda hangi gün sınırları genişleten bir yaklaşım içerisinde oldular? Bugün cezaevlerindeki tutuklu sayısına baktığımızda bu uygulamanın bir içtihattan kaynaklı olduğunu hepimiz bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Bu içtihatların sahipleri, yani Yargıtayın ilgili daireleri ve Ceza Genel Kurulu, yani sokakta yürüyen her vatandaşı terörist ilan eden, bu şekilde sıfatlandıran, bu şekilde yargılayan zihniyet, yargılamanın sürüncemede kalıp kalmamasına, bu konudaki takdir yetkisini temel hak ve özgürlükler lehine mi kullanacaktır? Hayır.

Son olarak şunu belirtelim: Yani bizim bilmediğimiz, Allah'ın emretmediği ya da hukukun yazmadığı bir kardeşlik ve eşitlik tanımı mı var? Nasıl kardeşlik oluyor bunun adı? Nasıl eşitlik oluyor? Biz unutmadık. Ne Malazgirt'i unuttuk ne Çaldıran Savaşı'nı unuttuk ne de cumhuriyetin kuruluş yıllarını unuttuk. Hatta cumhuriyet kurulduğu yıllarda burada bizler Meclisi savunurken Lozan'a giden ekibin nasıl etnik azınlık tanımını oradaki tartışma zemininden çıkartıp sadece dinî azınlıklara hak verdiğini de unutmadık ama şunu belirtiyoruz: Biz unutmadık, mücadelemiz devam ediyor; inkâr ve imhaya karşı, asimilasyona karşı mücadelemiz devam ediyor olacak. Niye? Çünkü varlığımızı koruyoruz. Sizler de diliniz, kimliğiniz, kültürünüz üzerinde bir tehdit olduğunda en az bizim kadar mücadeleci olacaksınızdır, bundan eminiz ama hiçbir zaman Kürtler kadar stratejik dönemlerde, stratejik ittifaklar kurduğunuz bir halk söz konusu olmayacaktır. Şimdi, 4'üncü bir şansınız var, şimdi 4'üncü bir döneme giriliyor. Bu dönemde bu stratejik ittifak ya gerçekleştirilecek ya da siz geçmişinden ders çıkarmayan bir halk olarak daima çocuk kalmak gibi süreci yaşayacaksınız. Biz, bu konuda dün  olduğu bugün de temel hak ve özgürlüklerden yana herkesin kabul ettiği bir eşitlik ve özgürlük tanımından yana tavrımızı ortaya koyup geliştirme devam edeceğiz. Önergelerimiz var diğer maddelerle ilgili bunları geliştirmeye devam edeceğiz buradaki, yargılama konusuyla ilgili.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Lütfen, bu ayrımcı dili kullanmayın "siz biz" diye ayırmayın, bu ayrımcı dili kullanmayın. 

AYLA AKAT (Devamla) - Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Bu ayrımcı dili kullanmayın lütfen.

AYLA AKAT (Batman)  - Sataşmadan dolayı söz verecekseniz devam edeyim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.