Konu:Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (s.s: 242)
Yasama Yılı:3
Birleşim:71
Tarih:27/02/2013


MERA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S: 242)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 2'nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Mera Kanunu önümüze gelince Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun muhalefet şerhini ayrıntılarıyla inceledim, kanun tasarısına baktım. Burada zorunlu hayvancılık tesislerine ilişkin orana baktım, bizim bu orana ilişkin çekincelerimizi gördüm ama bunu, olayı Artvin'e getirmek istiyorum. Buradaki yüzde 1'lik, bizim önermiş olduğumuz binde 3'lük miktarlardaki çekincelerimizi görünce, Artvin'de, özellikle Cerattepe'de çıkartılmak istenen maden, arkasından hidroelektrik santralleri ve madenlerle ilişkili çalışmaları görünce buradaki cinayetin, şu andaki yapmış olduğumuz kanun tasarısıyla karşılaştırdığımız zaman, ne kadar büyük bir boyutta olduğunu, Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ve bizi televizyonları başında izleyen, özellikle Artvin'den bizi izleyen hemşehrilerimizle paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Artvin'de -daha önce de bu kürsüde birçok kereler konuşmalar yaptım- "Cerattepe" diye başımızda bir bela var. Bu belayı başımızdan savmak istiyoruz. Bununla Artvinliler yirmi yılı aşkın süredir çok ciddi anlamda mücadele etmeye çalışıyorlar. 1989 yılında başlayan bu Cerattepe'de maden işletilmesine ilişkin mücadelede 1995 yılına gelindiği zaman mücadele bir başka boyuta taşındı.

Bakın çok değerli milletvekilleri, burada size bir fotoğraf göstermek istiyorum, burası bir Artvin fotoğrafı. Şu aşağıda görmüş olduğunuz yerleşim yeri Artvin'in şu anda kendi kent merkezi olan bir yer, şurası da Cerattepe maden sahası olarak gözüken bir yer. Burada öyle bir maden işletme ruhsatı verildi ki bu yörenin içerisinde bulunan bütün ormanlar, yaylalar, kışlaklar, her tarafta maden çıkartılabileceğine ilişkin bir ihale yapıldı. Ben, şimdi, size bir öykü anlatmaya çalışacağım.

 Şimdi, ilk başta bu olay ortaya çıktığı zaman, 1995 yılında başlayan bu süreç, 95 yılından sonra 2004 yılında bir başka şirketin? İlk önce, birinci -madeni çıkartmaya çalışan- şirket başarılı olamadı, arkasından 2004 yılından sonra ikinci bir şirket devreye girdi. İkinci şirketin devreye girmesinden sonra, biz, o dönemde Erzurum İdare Mahkemesinde- ben de avukattım- 3 avukat baro adına ve Yeşil Artvin Derneği adına bir dava açtık. Erzurum'daki görevli mahkeme yetkisizlikle Rize'ye gönderdi ve Rize'deki İdare Mahkemesinde o tarihte orada savunma yapıyorken şunu demiştik: "Rize'de de hâkimler vardır." Rize'deki hâkimler bu Artvin'de çıkarılmak istenen cinayete "Dur." dediler ve mahkeme kararıyla onları, maden çıkarmak isteyen tekelleri, tröstleri Artvin'den kovduk. Aradan yıllar geçtikten sonra başımıza bir bela daha geldi. Bütün Artvinliler bu maden çıkarma faaliyetinden kurtardıklarını, madene ilişkin Artvin'e yapılan tecavüzü durdurduklarını düşündüler ama gelinen noktada, ne yazık ki, hemen arkasından olayı bir başka boyuta taşıdılar, geçen yıl içerisinde Enerji Bakanlığı tarafından, yeniden, buradaki maden ruhsatlı alanların işletmeye açılmasına ilişkin bir ihale yapıldı.

Biz Artvin'deki bütün siyasi parti kuruluşlarının il başkanları, iktidar partisi de dâhil olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi il başkanı, Demokrat Parti il başkanı, MHP il başkanı, diğer bütün siyasi partilerin il başkanları, bütün STK'ların temsilcileriyle beraber Sayın Bakanın yanına gittik. Sayın Bakanın yanı sıra bütün siyasi partilerin genel başkanlarını da ziyaret ettik. Sayın Bakana anlattık, dedik ki: "Bakın, Artvin'de çok ciddi bir cinayet işleniyor, bu cinayeti durdurmak zorundasınız. Eğer bu ihaleyi yaparsanız  bu ihaleyi vereceğiniz şirket Artvin'de olağanüstü katliamlar yapacaktır ve kentte yaşamı ne yazık ki sona erdirecektir." Sayın Bakanın bize vermiş olduğu yanıtı, bu heyete vermiş olduğu yanıtı burada sizlerle paylaşıyorum, dedi ki: "Çok ciddi anlamda bir araştırma ve inceleme yapacağız. Artvin'in üzerindeki zenginliklerle, yani insan da dâhil olmak üzere, bunlarla beraber yer altındaki zenginlikleri karşılaştıracağız; hangi değer daha üstünse Hükûmet olarak tercihimizi ondan yana kullanacağız." Ve yapmış oldukları bu değerlendirme sonucunda, madenin şehrin üzerindeki yaşayan insanlardan daha değerli olduğuna ilişkin kanaat geldiği için ihaleyi iptal etmediler ve yeniden sözleşme yaparak ihaleye başladılar. Ben de buradan daha önce Genel Kurul konuşmalarımda Sayın Bakana sordum: "Sayın Bakan, biz Artvinlilere kaç lira değer biçtiniz?" dedim, "Bu madenle karşılaştırma yaparken bizim değer olarak, kuruş olarak kaç lira değerimiz var?" dedim, Sayın Bakan ne yazık ki buna yanıt veremedi.

Değerli arkadaşlarım, ihale şartnamesini okuduğunuz zaman göreceksiniz, bir cinayettir. Buradan birçok kereler haykırdım "İhale şartnamesi bir tane şirketi tarif ediyor." dedim. Bakın, ihale şartnamesinin bir maddesinde şöyle bir ibare var, diyor ki: "Bu madene ilişkin ihaleye girecek olan şirketin Türkiye içerisinde yılda 10 bin ton metal bakır üretecek tesise sahip olması gerekir." Ben Sayın Bakana yazılı olarak sordum, "Türkiye'de 10 bin ton metal bakır işletecek kaç tane tesis var, hangi firmaya aittir?" diye. Tahmin edebilir misiniz, kaç tane şirket var? Bir tane şirket varmış değerli arkadaşlar, bir tane şirket varmış. Böyle bir rezalet olabilir mi? İhaleye fesat karıştırma ne demektir değerli arkadaşlarım? İhaleye fesat karıştırmanın koşulları nedir? Ben hukukçuyum, çeyrek asrı aşkın süredir hukukçuluk yaptım. Bunu dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum. Vatana ihanet, ihaleye fesat karıştırmanın bütün koşulları vardır.

Bakın, bundan yıllar önce Karadeniz sahil yoluna ilişkin, yine bir bakanımız Hasan Ekinci -buradan saygıyla anıyorum- kendisi hangi kilometrenin hangi firmaya verileceğine ilişkin şartnamelere "Şöyle şöyle yapılacaktır." diye dedi, noterden tespit ettirdi ve o çıktı. Arkasından da şimdi bu ihale bir başka firma tarafından alındı. Şimdi Sayın Bakan diyor ki: "O firma almadı, bir başkası aldı." O nedenle önümüzdeki günlerdeki süreci hep beraber takip edeceğiz.

Şimdi, gelinen noktada bu sürece ilişkin yargısal süreci başlattık, Rize İdare Mahkemesinde davayı açtık. Daha önce iptal kararı veren Rize İdare Mahkemesi, bakın, daha önce buna ilişkin "Çevresel Etki Değerlendirme kararı almadan bu şekilde bir işlem yapamazsın." diyen Rize İdare Mahkemesi, aynı mahkeme, şimdi açmış olduğumuz davada yürütmeyi durdurma kararını reddetti değerli arkadaşlarım. Aynı mahkeme, bakın, dikkat edin, aynı mahkeme hukuki sebebi, konusu, şekli aynı olan davada başka bir karar verdi. Allah'tan Trabzon'da hâkimler var. Bu karara karşı Trabzon Bölge İdare Mahkemesine itiraz ettik, Trabzon Bölge İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararını kaldırdı. Geçenlerde Rize'ye hep beraber gittik, bütün Artvinliler gittiler ve Rize'deki yargılama sonucunu bugünlerde bekliyoruz. Merakla bekliyorum. Rize'den çıkıyorken de dedim: "Biz 2008'de bu kararı alıyorken `Rize'de hâkimler var.' lafına inanmak istiyorduk." Hani derler ya "Berlin'de hâkimler var." Diye. Şimdi, merak ediyorum -Türkiye Büyük Millet Meclisinde o konuşmayı inşallah olumlu şekilde yaparım- Rize'deki İdare Mahkemesinin nasıl karar vereceğini merak ediyorum değerli arkadaşlarım. İnşallah bu kaygılarımda haksız çıkarım, bu kaygılarım yersiz olur, ben de gelir özür dilerim bu kaygılarımdan dolayı. Hep beraber göreceğiz. Biz o kararı aldığımızda yargı bağımsızdı, bugün göreceğiz yargı bağımsız mıdır, değil midir.

Bir de bunun dışında, madenlerin dışında da Artvin'e ilişkin, yine, bir cinayet kapsamında olan bir başka konuyu daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Biraz önce çok değerli milletvekili arkadaşım Veli Ağbaba da bahsetti. Bakın, değerli arkadaşlarım, Artvin'de Karadeniz Bölgesi'nde hidroelektrik santralleri diye başımızda bir ikinci bela daha var. Yani biz, Artvin, 1980'li yıllardan sonra, özellikle son otuz yılda göçle başlayan bir serüveni yaşıyor. Hemen arkasından bizim şah damarımız olan, en önemli mihenk taşlarımızdan biri olan Çoruh Vadisi'ndeki enerji projeleriyle beraber Çoruh Vadisi'ni yok ettik. Çoruh Vadisi'nde 10'u aşkın proje var. Hemen arkasından dediler ki: "Efendim, Artvin'i bu sefer de madenlerle yok edeceğiz." Onunla da kalınmadı, şimdi de hidroelektrik santralleriyle başka bir Artvin yaratmaya çalışıyorlar. Biz, önümüzdeki yıllarda Artvin'i bir enerji kenti konseptinin dışında bir turizm ve eğitim kenti kimliğiyle Türkiye'ye tanıtmak istiyoruz ama ne yazık ki Hükûmetin bu konudaki tavrı bizim bu hedeflerimizle özdeşleşmiyor.

Buradan bütün Artvin adına, bütün Arhavi adına bir şeyi seslenmek istiyorum: Daha önce burada yapmış olduğum konuşmada Sayın Enerji Bakanı burada oturuyordu, dedim ki: "Sayın Bakanım, bakın, Arhavi'de Kamilet Vadisi diye bir vadi var, o vadiyi mutlaka görmeniz gerekir, o vadiyi görmeden, o vadide gezmeden, o vadideki kuş seslerini, ormanın ışıltısını duymadan karar vermeyin." Bir şey daha söyledim, "Siz Türkiye'nin hiç bir yerinde dereden su içtiniz mi hiç?" dedim. Bakın, ben Kamilet Vadisi'nde dereden su içiyorum, o kadar muhteşem bir güzellik. Yapmış olduğum konuşmadan inanıyorum ki Sayın Bakan etkilendiler. Orada bir fotoğraf da gösterdim, dedim ki: "Buradaki mesele sadece Cumhuriyet Halk Partililerin meselesi değildir, bakın Kamilet Vadisi'nde yapılmak istenilen projeye, oradaki bütün siyasi partilerin temsilcileri karşı koydular, onlar dik durmaya çalıştılar." Bakın, burada bir fotoğraf var, burada bütün siyasi partilerin temsilcileri hep beraber dediler ki Temmuz 2012'de "Arhavi'de Kamilet Vadisi'nde hidroelektrik santrali istemiyoruz." diye bütün siyasi partilerin temsilcileri var. Arhavi'nin AKP'li Belediye Başkanı da var bakın değerli arkadaşlarım bu fotoğrafta. Dedik ki: Olay artık siyaset boyutunun ötesine geçmiş, bir yaşam, bir var olma mücadelesi hâline gelmiştir. Sayın Bakandan bunu istirham ettik "Bu kararınızı vermeden evvel lütfen gelin, Kamilet Vadisi'ni görün." Çarşı her şeye karşı mantığıyla da hareket etmiyoruz değerli arkadaşlarım.

Sayın Bakan, yapmış olduğum bu konuşmadan herhâlde etkilendi ki benden sonra yapmış olduğu konuşmada çıktı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzurunda "Eğer Arhavi Kamilet Vadisi'nde yapılmak istenen bu proje çevreye zarar veriyorsa, orada yaşayan insanlara ilişkin bir problem varsa, bölgesel havza planlaması yapıldığına ilişkin -kendi kafamda tereddütler oluştuğu için- eğer böyle bir tereddüt varsa, ben de Bakan olarak bunun sözünü veriyorum, birçok kereler geldiğim -kendi ifadelerine göre söylüyorum- Artvin'e bir kere daha geleceğim, eğer orada bu tereddütler, orada bu soru işaretleri varsa, o vadiyi göreceğim, bu kararımızı yeniden değerlendireceğiz." diye söyledi.

Geçtiğimiz günlerde Sayın Bakana ayrıntılarıyla mektup yazdım: "Sayın Bakanım, sizin uygun göreceğiniz tarihte Artvinliler, Arhavililer sizleri bekliyorlar, Kamilet Vadisi'ne gelin, bu cinayeti hep beraber görelim."

Burada, şimdi, Mustafa Kemal'in mabedinden Bakana bir kere daha sesleniyorum: Lütfen, Sayın Bakanım, bu kararınızı vermeden evvel Artvin'e gelin, Arhavi'ye gelin, Kamilet Vadisi'ni görün. Bu cinayete "Dur." diyelim diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)