Konu:Bazı Kanunlar İle Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
Yasama Yılı:2
Birleşim:98
Tarih:24/04/2012


BAZI KANUNLAR İLE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu kanun teklifinin 2'nci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun düşüncelerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, müsaadenizle bir tespit yapmak isterim. Burada yapmayı düşündüğümüz düzenleme sıradan bir sektörün yönetimine ilişkin bir düzenleme değil. Bu düzenleme, 1,2 trilyon liralık bir büyüklüğe sahip olan bir sektörün düzenlemesi, gayrisafi millî hasılamızın neredeyse yüzde 100'üne yaklaşan bir sektörün düzenlemesi ve bu sektör, bu büyüklüğünün yanı sıra ekonomiye etkileri bakımından da üzerinde önemle durulması gereken bir sektör.

Parasal akımlarla reel akımlar arasındaki ilişki koptuğunda ya da finansal akımlar yeterince kontrol edilemediğinde veya düzenlenemediğinde Türkiye ekonomisinin ne duruma geldiğini biz aslında 2001 kriziyle hep beraber yaşadık. Daha sonra BDDK kuruldu ve BDDK kurulduktan sonra gözetim ve denetim daha işlevsel hâle getirilmeye çalışıldı ve böyle bir işlevsellik içinde Türkiye'de, dünyada önemli çalkantılar olsa bile, bankacılık sisteminde çok ciddi sorunlar yaşamadan günümüze kadar geldik çünkü 2001 krizinde biz bunun çürük domateslerini sektörde ayıklamıştık. Dolayısıyla, bunun bedelini 2001 krizinde ödedik, kimin ödediği de belli. Dolayısıyla, bu düzenlemeyi yaparken, bankacılık sektörüne ilişkin bir düzenleme yaparken daha ciddi olmamız gerekir, daha özenli olmamız gerekir, bu sektörü diğer sektörlerden ayırmamız gerekir. Buna ilişkin düzenlemeleri kılı kırk yararak gözden geçirmemiz gerekir, düzenlememiz gerekir, bunu çok önemsiyorum fakat böyle bir düzenlemenin, bu sektörü yönetmekle, denetlemekle ve düzenlemekle görevli olan bir kurumun yöneticilerinin atanma usullerine ve görev sürelerine ilişkin yapılacak bir düzenlemenin bir Hükûmet tasarı yerine bir kanun teklifiyle gündeme getirilmiş olmasını da doğru bulmuyorum. Birçok sebepten dolayı. Elbette ki her milletvekilinin kanun teklifi sunma hakkı vardır, kendi düşüncelerini Parlamentoya yansıtma hakkı vardır ancak bu kadar önemli bir sektörü düzenlerken, bu kadar önemli bir sektörün gözetimini ve denetimini göz önünde bulundururken bunun bir kanun teklifi olarak değil de bir Hükûmet tasarısı olarak gelmesi daha isabetli olurdu birçok sebepten dolayı.

Birincisi, bir hükûmet tasarısı olarak gelen bir düzenlemenin, kanun yapma iradesinin, bütün kurumların, ekonomiyle ilgili söz söyleyecek bütün kurumların görüşlerinin, fikirlerinin, muhalefetle beraber yansıtıldığı bir belge hâline dönüşmesi açısından son derece önemlidir. Dolayısıyla bunu, ekonomiyle ilgili söz söyleyecek her kurumun bununla ilgili ne düşündüğünün araştırılması, incelenmesi, görüşlerinin alınması ve bu görüşler çerçevesinde ortak aklın oluşturulması açısından son derece önemsediğimi belirtmek isterim. O yüzden bunun bir tasarı olarak gelmesi gerekirdi.

İkincisi: Bu kadar önemli bir konu görüşülürken ve bu kadar önemli bir sektörün yönetimiyle ilgili söz söylerken bunun bir tasarı olarak değil de, bir hükûmet tasarrufu olarak değil de bir kanun teklifi olarak gündeme getirilmesi, ister istemez, Hükûmetin bakanlarının bununla ilgili bir söz birliği yapmadığına ilişkin bir algıya da gündeme getirmektedir. Dolayısıyla, merak ediyorum: Hükûmetin sayın bakanlarının hepsi bu teklifin arkasında mıdır? Burada dile getirilen bütün görüşleri aynen savunmaktalar mıdır? Buradaki iradeyi aynen paylaşıyorlar mı? Eğer paylaşmıyorlarsa lütfen düşüncelerini açıklasınlar, eğer paylaşıyorlarsa da bu konu bir tasarı olarak gündeme getirilsin, bunu son derece önemsediğimi söylemek istiyorum.

Bir başka nokta: Teklifin tamamına baktığımız zaman dikkatimizi çeken bir başka nokta bunun tutarsızlıklarla dolu olduğudur. Daha önce yapmış olduğunuz düzenlemeyle 2 kez seçilebilen bir başkanın altı yıllığına tek 1 kez seçilmiş olmasını karara bağlarken aradan bir zaman geçtikten sonra neden yeniden eskiye dönülmüştür? Neden "5 kez seçilsin" ve "2 kere seçilsin"e dönüşmüştür? Bunun hiçbir rasyonalitesi yoktur. Plan ve Bütçe Komisyonunda da bunları tartıştık ama bunun neden böyle olduğuna ilişkin bir akılcı yaklaşım, bir düşünce sevk edilmiş değil. Neden beş yıl? Neden altı yıl değil beş yıl ya da neden yedi yıl, neden üç yıl? Bununla ilgili bir düşünce var mı? Bunun rasyonalitesi var mı? Bunun mantığı var mı? Bunun ne olduğu bizlerle paylaşılırsa belki biz de muhalefet olarak kendi düşüncelerimizi yansıtabiliriz, belki biz de size katılabiliriz. Bunda neden eskiye dönüldüğünü ve altı yıldan neden beş yıla dönüldüğünü gerçekten anlamakta çok zorlandığımı belirtmek istiyorum.

İnsanın aklına ister istemez başka birtakım sorular geliyor ve yasa taslağı, daha doğrusu bu kanun teklifi ister istemez kişiye özel bir kanun teklifi olduğu algısını yaratıyor. Birtakım insanların -ki adı da bundan önceki konuşmacılar da söyledi, ben o yüzden bunları söylemeyeceğim- o kişinin yeniden bir kurumun başına getirilmesi için yapılan bir düzenleme olduğu intibası yaratıyor insanda ister istemez. Şimdi bu her şeyden önce o kişilere de hakarettir, o kişileri de töhmet altında bırakan bir yaklaşımdır, dolayısıyla bundan vazgeçilmesini öneriyorum ya da böyle bir düşünce varsa bile bunun rasyonalitesinin tüm toplumda, tüm kamuoyunda Meclisin huzurlarında paylaşılmasını öneriyorum. Neden altı yıl, neden beş yıl, neden yedi yıl değil neden üç yıl? Neden 2 kez seçilmeli, neden 3 kez seçilmemeli? Bunların anlatılmasında fayda olduğunu düşünüyorum.

Bir başka önemli nokta, kurumdaki görev süresi sona eren Başkanın ve Kurul üyelerinin kurumdan almış oldukları tüm ücretlerin iki yıl boyunca alınmaya devam ediliyor oluşudur. Şimdi, bakın, burada çok açık bir tercih vardır. Hükûmetin siyasal tercihlerinin, hükûmetin sosyal tercihlerinin ve hükûmetin ekonomik tercihlerinin yansıtıldığı belgelerdir bütçeler ve hükûmetler iradelerini yasa metinlerinin ruhuna giydirirler. Yasa metinlerine baktığımızda, hükûmetin hangi toplumsal kesimlere ilişkin bir tercihte bulunduğunu anlarız. Dolayısıyla yasalar son derece önemli. Bütçeler, aktarılan kamu kaynakları son derece önemli çünkü bütçeler, aktarılan kamu kaynaklarının hangi toplumsal kesimlere aktarıldığını bize gösterir. Şimdi, bu Mecliste yaklaşık altı aydır çeşitli kanun teklifleri, tasarıları görüşüyoruz, bunları karara bağlıyoruz. Bu kanun tasarı ve teklifleri geniş toplumsal kesimleri ilgilendiren teklif ve tasarılar. Hükûmet geniş toplumsal kesimleri ilgilendiren tekliflere genellikle cimri yaklaşırken, geniş toplumsal kesimlerin gelirlerini ilgilendiren teklifleri görmezden gelirken, daha çok, bir avuç insanın ya da başka insanların gelirlerini artıran ya da onlara kamu kaynağı aktaran tekliflere karşı son derece iyi bakıyor.

Şimdi, burada, bu teklifle beraber, bu teklifin ilgili maddeleriyle beraber, kamu görevi sona ermiş olsa bile, bir kişinin kamudan almış olduğu kaynakları -ne kadarsa bunlar- iki yıl boyunca almaya devam edeceğini tartışıyoruz biz. Bakın, bu, kamu bürokrasisinin hiçbir yerinde yok. Bu, Türkiye'nin demokrasi geleneğine de uygun olmayan bir husustur ve ilginç olan nokta da şudur: Yeni atanacak olan BDDK Başkanı ve kurul üyeleri yapılan yasal değişiklik sebebiyle 6.500 lira civarında maaş alacakken, şimdi, bu yasayla beraber, geçmiş kurum başkanlarının almış oldukları maaşı aynen almaya devam edeceklerini hüküm altına bağlıyoruz. Yani 14.500 lira civarında bir maaşı bir yıl boyunca daha, ayrılsa bile görevinden, BDDK Başkanına ve kurul üyelerine vermeyi taahhüt ediyoruz. Yeni başkan 6.500 lira maaş alacak, eski başkan hiç çalışmadığı hâlde ve görev süresi sona erdiği hâlde 14.500 lira maaş almaya devam edecek. Bu, hem kamu kaynağının aktarılması açısından abesle iştigal bir durumdur hem de eşitlik açısından doğru değildir. Dolayısıyla bu düzenlemenin de arkasında olmadığımızı ve bunu şiddetle eleştirdiğimizi belirtmek istiyorum.

Sonuç itibarıyla, bir kamu kaynağının bir elden alınarak başka bir ele aktarıldığı bu yaklaşımın Türk kamu bürokrasisi açısından da, onun işlevselliği ve gelenekleri açısından da doğru olmadığını sözlerime eklemek istiyorum.

Bu düşüncelerle herkesi saygıyla selamlıyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.