Konu:TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN KURULUŞUNUN 92’NCİ YIL DÖNÜMÜNÜN VE ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI’NIN KUTLANMASI, GÜNÜN ÖNEM VE ANLAMININ BELİRTİLMESİ GÖRÜŞMELERİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:97
Tarih:23/04/2012


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN KURULUŞUNUN 92’NCİ YIL DÖNÜMÜNÜN VE ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI’NIN KUTLANMASI, GÜNÜN ÖNEM VE ANLAMININ BELİRTİLMESİ GÖRÜŞMELERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başkan; sözlerime başlarken hepinizi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92'nci kuruluş yıl dönümü bu büyük ulus bayramını yürekten kutluyorum. Sokaklarda, meydanlarda, radyo ve televizyonları başında Parlamentosuyla bu onuru paylaşan halkımıza en derin saygılarımı sunuyorum. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Birinci Meclisin bütün üyelerini minnet ve rahmetle anıyor, bu çatı altında millete hizmet edenlerin anısı önünde saygıyla duruyorum.

Bir üyesi olmaktan hepimizin gurur duyduğu bu Meclis "Hâkimiyet milletindir." haykırışıyla yola çıkanların kurduğu bir Meclistir. Bu Meclis düzenleyici bir dış iradeyle değil, doğrudan milletin iradesiyle kendisini kurmuş bir Meclistir. Bir başka ifadeyle Türkiye Büyük Millet Meclisi halkın iradesinin somutlaşmış hâli olarak ortaya çıkmıştır. Bu Meclis vatan sınırlarını belirleyen Meclistir. Vatanın işgalini sonlandıran ve bağımsızlık savaşını veren, kazanan bir Meclistir. Bu Meclis sahip olduğu temsil kabiliyetiyle farklılıkları millî bir senteze dönüştüren Meclistir. Hiç şüphesiz ki bu Meclis devrimci bir Meclistir. Yani devletin şekli ve yönüne karar veren, o yönelişin gerektirdiği devrimleri birbiri ardına yapan ve hayata geçiren Meclistir. Cumhuriyet devrimi, son tahlilde, bu Meclisin eseridir.

Herkesin dikkatini çekmek isterim ki, 20'nci yüzyılın başlarında yapılan diğer bütün devrimler tarihe karıştığı hâlde, Türkiye Cumhuriyeti devrimi tarih yazmaya devam etmektedir. (CHP sıralarından alkışlar) Bunun temel nedeni, bu Meclisin "hâkimiyeti milliye" prensibine sadık kalmasıdır. Devrimlerin doğası gereği uygulamada zaman zaman yaşanan bazı acılar bu gerçeği değiştirmez. Değişimin ve dönüşümün her zaman bir maliyeti vardır. Kabul etmek gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti devrimi bu maliyeti en düşük düzeyde tutmayı başarmıştır. Yakın tarihimize ilişkin bu detay dikkatle not edilmeli ve değerlendirilmelidir.

Tarihi bir siyasi husumet devşirilecek bir alan olarak görenler bilmelidirler ki, cumhuriyet devrimiyle bu millet arasında bir siyasi kan davası hiçbir zaman olmamıştır ve bundan sonra da olmayacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bizim bir toplu sözleşmemiz var mı? Bu sorunun yanıtı bizim için çok açıktır: Evet, bizim bir toplum sözleşmemiz vardır. O sözleşme, değerli milletvekilleri, karşınızdaki duvarda yazılıdır: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." İşte bizim toplum sözleşmemiz budur. (CHP ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "Egemenlik milletindir." tezini bir felsefi kavram olarak, ister siyasi bir manifesto olarak alalım, bu tez insanlığa en büyük zihnî sıçramalarından birini yaşatmıştır. Bu öylesine üretken bir kavramdır ki çağdaş uygarlığın bütün kazanımları bu kavramdan doğmuştur ya da üretilmiştir denebilir. Çağdaş özgürlükler, insan hakları, hukukun üstünlüğü, akılcılık ve demokrasi gibi, çağdaş uygarlığın olmazsa olmazlarını oluşturan bütün kavram ve kurumlar varlığını bu iki kelimeden oluşan manifestoya borçludur. Bu aynı zamanda öylesine objektif ve gerçekçi bir meşruiyet kaynağıdır ki millet egemenliğine dayanmayan bütün devletler ve rejimler kahredici bir meşruiyet krizine savrulmuşlardır.

Bizim açımızdansa "Egemenlik milletindir." kavramı ontolojik bir anlam ifade eder. Öyle ki, çağdaş Türkiye'yi, onun bütün kazanımlarını, bugün ulaştığı düzeyi ve gelecek tasarımını millet egemenliğinden bağımsız tanımak ve tanımlamak mümkün değildir.

Daha yolun başında dile getirilen "Egemenlik milletindir." haykırışı hem işgale karşı millî bir itiraz hem de işgalcilere karşı topyekûn direnme iradesi olarak ortaya çıkmıştır.

"Egemenlik milletindir." haykırışı hem zafere ve kurtuluşa olan inancın parolası hem de zaferden sonra büyük devrimin, modern Türkiye'nin hangi temelde şekilleneceğinin habercisidir. Kurucu iradeyi formatlayan temel ilke budur.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucuları kuruluşun hemen ardından demokrasi denemelerine girişmişlerse, birtakım hak ve özgürlükleri tanımakta Kıta Avrupası'nın bile önüne geçmişlerse, genç cumhuriyeti henüz yirmi altı yaşındayken ve hiçbir zorlama olmadan çok partili demokrasiyle buluşturmuşlarsa bunun temel sebebi millet hâkimiyetine duyulan samimi inançtır.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyet devrimini çağdaşı diğer devrimlerden ayıran en temel özellik, altını çizerek ifade edeyim ki, her şeye rağmen halkın iradesinin gözetilmiş olmasıdır. Bu çok özel şartlarda ortaya çıkan birtakım uygulamaları bugünün rahatlığında yargılayanlar dönüp bir de dünyadaki diğer devrimlere bakmalıdırlar. Egemenliğin halka devriminin Avrupa'ya maliyeti iki dünya savaşıdır. Sosyalist devrimin Sovyet halklarına maliyeti 20 milyonun üstünde insan kaybıdır. Örnekleri çoğaltabiliriz. Tarihin analitik bir eleştiriye tabi tutulması başka bir şeydir -ki bunu tarihçiler zaten yapıyor- ön yargılı bir yorumla tarihten husumet devşirmek başka bir şeydir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "Egemenlik ulusundur." kavramı statik bir durumu ifade etmez, bu, ucu açık bir kavramdır. Egemenliği millete vermek her dönemde karşı karşıya olduğumuz bir sorunsaldır. Egemenlik hangi ölçüde milletin elindedir? Bu soru her dönem muhatap olacağımız bir sorudur ve bu ülkeyi yöneten herkes bu sorunun muhatabı olacaktır. Biz nasıl bizden öncekileri yargılıyorsak bizden sonrakiler de bizi yargılayacaklardır hem de aynı soru ve sorundan dolayı. Biz bunu garipsemiyoruz ve bizi çağdaş uygarlığa taşıyacak dinamiğin bu olduğunu düşünüyoruz. Unutmamalıyız ki geçmişi de yargılasanız sağlıklı bir yargılama, yönü geleceğe dönük olanıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Meclisin çatısı altında altını özenle çizmemiz gereken bir sorunumuz daha var. Halkın iradesiyle seçilen milletvekillerinin hâlâ tutuklu olmaları, onların yasama görevini yapamamaları bir demokrasi ayıbı olarak karşımızda durmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sözlerimi sonlandırmadan, geçtiğimiz 23 Nisanda da değindiğim bir başka konunun altını çizmek istiyorum. 23 Nisan, milletimizin parlamenter sisteme olan inancının sembolü olan bir tarihtir. 23 Nisan, bu milletin bir Meclisle yönetilmek için gösterdiği cesaretin ve inadın simgesidir. Kurtuluş Savaşı'nı yürüten, cumhuriyeti kuran hep bu Meclistir. Osmanlı'da ilk kurulan Meclisi Mebusandan bu yana bu Meclisin sesinden rahatsız olanlar olmuştur. Bu Meclisin yani yasamanın sesini kısmak isteyenlerin, onun yerine yürütmenin iradesini koymak isteyenlerin bilmesi gereken bir noktanın altını hep beraber çizmeliyiz. Bu Meclis, bu halk ne istibdada ne işgalcilere ne ara dönemlere boyun eğmemiş, hep sonunda yetkilerini yeniden kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşme tarihi bu Meclisin yetkilerini savunma ve genişletme tarihidir. Bugün dahi bu yüce Meclisin yetkilerine göz dikenler bu hususu hiçbir zaman akıllarından çıkarmasınlar.

Sayın milletvekilleri, 23 Nisan aynı zamanda hukukun üstünlüğünün simgeleştiği bir tarihtir. Kurtuluş Savaşı'nı verenler, bu cumhuriyeti kuranlar o zor şartlar altında dahi savaşımlarını hukuk içinde yönetme iradesini göstermişlerdir. Kurtuluş Savaşı bu Meclisin çıkardığı yasalar çerçevesinde yürütülmüştür. Cumhuriyeti kuranlar ellerinde neredeyse sınırsız güç varken dahi bu Meclisin iktidara getirdiği sınırlamalardan kaçınmamışlardır. Bu anlayış, güçler ayrılığının?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - ? yani çağdaş demokrasinin olmazsa olmazıdır. İktidar kudretinin Meclis ile hukuk ile tam ve bağımsız yargı ile sınırlandırılması hem cumhuriyetin doğal evriminin hem de günümüz demokrasi anlayışının kaçınılmaz sonucudur. 23 Nisan, bu değerlere bu demokratik ideallere sahip çıkma günüdür.

Değerli milletvekilleri, biz ne dersek diyelim, halkımız engin bir sağduyuyla elindeki değerleri biliyor. Gururla ifade etmeliyim ki, hangi dönemde kim, ne tür sapmalara neden olursa olsun cumhuriyet devrimi daima doğru istikamette yürümüştür ve yürümeye de devam edecektir. Elbette ki, Türkiye'nin temel yönelişi doğrudur ve elbette ki, Türkiye'nin bugünü dününden, yarını da bugününden farklı olacaktır ve elbette ki, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

Bu özgüvenle, bayramınızı bir kez daha kutluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.