Konu:Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (s.s.:82)
Yasama Yılı:2
Birleşim:25
Tarih:29/11/2011


ASKERLİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:82)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bedelli askerliği düzenleyen kanun tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Sözlerime başlarken sizi saygıyla selamlıyorum.

Yine, konuşmama başlamadan önce ameliyat olan Sayın Başbakana şifa diliyorum, sağlık diliyorum, bir an önce normal yaşamına kavuşmasını diliyorum.

Muharrem ayı nedeniyle matem orucu tutan vatandaşlarımızın oruçlarının ve yaptıkları ibadetlerinin kabulünü de Allah'tan diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün bedelli askerlikle ilgili kanun tasarısını görüşeceğiz. Bu konu ilk olarak Cumhuriyet Halk Partisinin Mart 2011 tarihinde konuya ilişkin bir kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermesiyle birlikte kamuoyunun gündeminde çok güçlü bir şekilde yer aldı. O tarihten bu yana da biz bu konuyu tartışıyoruz. Nihayet Hükûmet, geçen hafta 22 Kasım 2011 tarihinde konuyu düzenleyen bir kanun tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine sundu. 22 Kasımda Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan bu tasarı sunuluşunu takip eden ikinci günde Millî Savunma Komisyonunda ele alındı yani geçen hafta Perşembe günü. Millî Savunma Komisyonunda süratle görüşülerek çoğunluk oylarıyla, iktidar partisi oylarıyla kabul edildi ve aynı tasarıyı bugün burada görüşmeye başlamış bulunuyoruz.

Geçen hafta komisyonda yapılan görüşmelerin İç Tüzük hükümlerine ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin geleneklerine aykırı olarak gerçekleştirildiğini ifade etmeliyim. Gerek İç Tüzük'e göre gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisinin yerleşmiş geleneklerine, teamüllerine göre bir konuya ilişkin bir kanun tasarısı veya teklif komisyonların gündemine alındığında, o konuyla ilgili veya ilişkili olan başka tasarı veya teklif de komisyon gündemine alınır ve görüşmeler bunların hepsinin birleştirilmesi suretiyle yapılır. Ancak Sayın Komisyon Başkanı bu gelenekleri, İç Tüzük hükmünü bir kenara bırakarak, Cumhuriyet Halk Partisinin Mart 2011'de verdiği, bu yasama döneminde yenilediği, yine bir milletvekili arkadaşımızın vermiş olduğu bir başka teklifi Hükûmet tasarısıyla birleştirme yoluna gitmemiş, bu yönde Komisyonda ortaya konulan önerileri elinin tersiyle bir kenara itmiştir. Bunun demokrasiye aykırı olduğunu ifade etmeliyim.

Bedelli askerlik konusu, Hükûmet tasarısındaki gibi değil, ama eşitlik ve adalet ilkelerine uygun bir şekilde Cumhuriyet Halk Partisinin sahibi olduğu bir konudur. Bu konu görüşülürken Komisyonda, siyasi düşüncelerle Cumhuriyet Halk Partisini ve onun tekliflerini bir kenara bırakmak, partizanlık yapmaktır.

Sayın Komisyon Başkanının bürokrasideki tutumuna ve duruşuna uygun bulmadığım bu tutumu Genel Kurulun bilgisine sunmayı bir görev sayıyorum. Ben Komisyon Başkanının koltuğunda Sayın Başbakanın gölgesini gördüm, bunu üzülerek ifade etmek zorundayım.

Değerli milletvekilleri, bu konuyu, yani bedelli askerlik konusunu iyi değerlendirebilmek için birkaç konuyu dikkatinize sunmak istiyorum. Neden bedelli askerlik Türkiye'nin gündeminde vardır, bugüne kadar kaç kez bedelli askerlik düzenlemesi yapılmıştır ve askerlik sistemimizdeki sorunlar nelerdir, buna yönelik sorunlar nelerdir, bunun üzerinde durmayı yararlı görüyorum.

Bugüne kadar 3 kez bedelli askerlik düzenlemesi yapılmıştır, 87, 92 ve 99 yıllarında olmak üzere.

Bedelli askerliğe ihtiyaç duyulmasının temel nedeni askerlik süresinin uzunluğudur. Türkiye'de askerlik süresi uzundur. Bugün on beş ay askerlik süresi, öğrenim, daha doğrusu öğrenimlerini bitirip askerlik çağına gelmiş gençlerimiz için askerliği bir cazibe unsuru olmaktan çıkartmaktadır. İnsanlar mezuniyetlerinden sonra, okullarından sonra iş kuruyor, güç kuruyor, iş sahibi oluyorlar, evleniyorlar, hayata atılıyorlar, uzmanlık sınavlarına giriyorlar, lisansüstü eğitim yapıyorlar, çalışma hayatında, sosyal hayatta yer alıyorlar ve bir anda bu yerlerini boşaltıp çok uzun bir süre askerliğe gitmeleri sorun olabiliyor. Demek ki, ana sorun Türkiye'de askerlik süresinin uzunluğundadır. Bu süreyi Türkiye gözden geçirmek ve çağın, Türkiye'nin ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden düzenlemek zorundadır.

Yürürlükteki Askerlik Kanunu, 1927 yılında yürürlüğe girmiştir, 1111 sayılı Kanun. Bu kanun, temel hükümleri, temel anlayışı itibarıyla yürürlüktedir ancak şunu da ifade edeyim ki, genç cumhuriyetin ilk yıllarında attığı ilk adımlardan birisi askerlik süresini düşürmek olmuştur. 1927 yılında kabul edilen bir kanunla çeşitli sınıflarda farklı askerlik süreleri benimsenmiş olmakla birlikte, piyade ve nakliye sınıfında askerliği cumhuriyet on sekiz aya indirmiştir. Bakın, yıl 1927; Türkiye'de askerlik süresi on sekiz aya inmiştir, belli bir sınıftı ama olsun, önemli bir adımdır. Cumhuriyetin o isyanlarla dolu ilk yıllarında, cumhuriyetin yeni olduğu ilk yıllarında bu adım son derece önemli ve anlamlıdır. Bugün, evet, terörle mücadele ediyor Türkiye, böyle bir gerçeğimiz var ama Türkiye on beş ay askerliğe daha 2000'li yıllardan sonra gelmiştir. 2000'li yıllara kadar uzun zaman on sekiz ay ve daha yüksek askerliklerle devam etmiştir. Savaş yıllarında, olağanüstü dönemlerde bütün bunlar tabii artabilir.

Askerlik Kanunu'nu insanımızın ihtiyaçları ile devletin güvenlik ihtiyaçları arasında bir denge kuracak şekilde yeniden düzenlemeliyiz. Bugün bir birikim var. Basına yansıyan haberlerden bu birikimin yani bedelli askerlikten yararlanabilecek düzeyde olan sayının 465 bin kişi olduğu ifade edilmektedir. Bu birikimin ana nedeni tabii ki, askerlik süresinin uzunluğudur ama güncel nedeni iki tanedir; birincisi, Sayın Başbakanın konuya ilişkin beklenti yaratan sözleri, ikincisi de daha önce üç kez bedelli askerlik düzenlemesi yapılmış olmasıdır.

Sayın Başbakan 12 Eylül 2010 Referandumu'ndan bir gün önce bir televizyon programında kendisine bedelli askerlik konusuna ilişkin bir soru yöneltilince "Referandumdan sonra inşallah." demiştir; bir umut vaat etmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, 16 Mart 2011 tarihinde bedelli askerliğe ilişkin teklifimizi verdiğimizde ki, ondan altı gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu'nu kabul etmişti. Terörle mücadelede profesyonel birlikler oluşturulacaktı, yeni bir adım atılmıştı. Böyle bir tabloda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, o teklifi tereddütsüz verdik. Ancak parası olmayanı da gözeten, parası olmayanın bedel ödemediği ve yaş sınırının o günün şartlarında "1 Ocak 1983'ten önce doğmuş olanlar" denilerek, aşağı yukarı yirmi sekiz yaşa çekildiği bir düzenlemeydi bu.

Bizim bu önerimizden bir gün sonra, Sayın Başbakan bugünlerde kamuoyunda çokça dillendirilen ve konuşulan o meşhur konuşmasını yaptı. Bu konuşmadan birkaç cümleyi, bildiğiniz o birkaç cümleyi tekrar bilginize sunmak zorundayım. Sayın Başbakan 17 Mart 2011 tarihinde şunları söylemişti kendisine "Cumhuriyet Halk Partisinin Bedelli Askerlik Projesi hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusu yöneltilince Sayın Başbakanın cevabı: "Böyle proje mi olur? Ayaküstü, yolda giderken proje mi açıklanır?" Bizim projemizi beğenmedi Sayın Başbakan. Olabilir; daha iyisini yapma iddiası olan kişiler bir başkasının ortaya koyduğu projeyi beğenmeyebilir. Devam ediyor Sayın Başbakan: "Bizim şu anda gündemimizde böyle bir durum yok. Ben şahsen böyle bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem çünkü parası olan var, olmayan var. Parası olan bastıracak parayı askerlikten kurtulacak, parası olmayan gidecek askerlik yapacak. Kimlerle görüştüysem, kenar köşedeki, izbe yerlerdeki vatandaşım, onlar bu işe hiç sıcak bakmıyor. Biz yola çıkarken kimsesizlerin kimi olarak çıktık. Çok ısrar edilirse, bu konu çok gündemde tutulursa, seçimden sonra anayasa değişikliği paketi içine bunu koyarım, referanduma götürürüm." diyor.

Evet, şimdi, üzülerek Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunu belki üzeceğim. Şunu söylemek istiyorum: Değerli arkadaşlar, şimdi, bizim projemizi Sayın Başbakan beğenmedi, "Böyle bir proje mi olur?" Şimdi, Sayın Başbakanın, Hükûmetin getirdiği bu proje, proje midir? Diyor ki Sayın Başbakanın projesi: "30 bin lirası olan parayı verir, askerlikten kurtulur." Yirmi bir gün askerlik de yok. Şimdi, bizimkine,  ayaküstü, yolda giderken açıklanan proje gözüyle bakıyor Sayın Başbakan. Aradan sekiz ay geçmiş, sekiz ay sonra bir proje açıklıyor Sayın Başbakan: "Parası olan askerlik yapmayacak, 30 bin lirası olan, 30 bin liraya tezkereyi alacak, 30 bin lirası olmayan askere gidecek." Bizim güzel atasözlerimiz var, onu biraz çevirerek ifade etmek istiyorum: "Alavere dalavere, vatandaş Mehmet askere."

SIRRI SAKIK (Muş) - Kürt Mehmet?

ALTAN  TAN (Diyarbakır) - Yok, yok? Kürt Mehmet?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Alavere dalavere, vatandaş Mehmet askere.

SIRRI SAKIK (Muş) - Allah'tan kork! "Kürt" kelimesini bile telaffuz etmekten korkuyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, eşitlik şudur: Eşitlik, aynı hukuksal durumda olan kişilere aynı kuralların uygulanmasıdır. Bu bir anayasal kuraldır. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında bunu çok güzel açıklamıştır. Yani, maddi gücü aynı olanlara aynı kuralı uygulayabilirsiniz. "Ben, 30 bin lirada herkesi eşitledim." derseniz, bunun adı "eşitlik" değil, bunun adı "Parası olanlara bir imtiyazın verilmesidir." Bakın, iyi bir düzenleme, baştan böyle bir mantık yürütülmek suretiyle zedelenmiş olmaktadır.

Biz, bir kere, bedelin makul bir seviyeye inmesini öngörüyoruz. Bizim önerimiz, teklifimizde ortaya koyduğumuz öneri -yine, bugün önergelerle, şimdi söyleyeceğim ve diğer önerilerimizi sizlerin takdirine sunacağız- şuydu: "Yıllık geliri 12 bin lira veya onun altında olan veya hiç geliri olmayan vatandaşlarımız hiç bedel ödemeden bu olanaktan yararlansınlar." 12 bin liranın bir hesabı vardır, yoksulluk hesabını yapmışızdır, TÜİK'in yoksulluk araştırma sonuçlarına dayalı bir hesaptır bu. Şimdi, "Parası olmayan benden değildir." denebilir mi arkadaşlar? Yani "30 bin liran yoksa benim vatandaşım değilsin." anlayışı burada ortaya çıkıyor. Bu düzenlemenin sizlerin içine sinmediğini ben tahmin ediyorum.

Bizim Siyasal Bilgiler Fakültesinde bir hocamız vardı, Profesör Safa Reisoğlu, bize ilk derste şunu demişti: "Sevgili öğrenciler, bir şeyin kanuna aykırı olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız kanunu bilmeniz şart değil, bir şeyi mantığa vurursunuz, mantığınıza uygunsa o kanuna uygundur, mantığınıza aykırı geliyorsa o kanuna aykırıdır." Bakın, çok basit bir kural, doğru bir kural. Şimdi, mantığa vuruyoruz, parası olmayan askere gitsin, on beş ay askerlik yapsın, parası olan gitmesin; bu olmaz değerli arkadaşlar, gelin bunu düzeltelim.

30 bin lira ayrıca çok yüksek bir rakam. Biz "12 bin liranın altındakiler bedel ödemesin, 12 bin lirayla 25 lira arasında geliri olanlar 7.500 Türk lirası ödesin, yıllık geliri 25 bin liranın üzerinde olanlar da 15 bin TL ödesin." dedik. Bakın, en son bedelli askerlik düzenlemesinde ödenen rakam yani 99 yılında yapılan Türk lirası cinsinden ödemeyi bugüne getirdiğimde döviz cinsinden, avro cinsinden 7.300 avro, aşağı yukarı bizim rakamlar, 87'de 2.700 avro alınmış, 92'de 2.400 avro alınmış, 99'da 7.300 avro. Gelin, bu rakamlar etrafında bir düzenleme yapalım. Bizim rakamlarımızı beğenmeyebilirsiniz, başka bir rakam konuşabiliriz ama parası olmayan insana bu imkânı tanıyalım. Ekonomide krizler yaşıyoruz, insanlar işlerini kaybediyorlar, servetlerini kaybediyorlar. Beni vatandaşlarımız arıyor, mail gönderiyor, size de geliyor bunlar, eminim.

Bakın, ayrıca 30 bin lira değil, şimdi, vatandaşımız bundan yararlanmak için bankaya gidecek, kredi alacak. Bankalardan buna ilişkin kredilerin faizlerini aldım. Ne ödeyecek vatandaşımız? 30 bin liralık askerlik kredisi alırsa vatandaşımız, imkânı yok, parası yok, beş yıl vadeli bu krediyi alırsa, 50 bin lira ödeyecek geriye, faiziyle beraber 50 bin lira. Yani birisine "30 bin lira" diyoruz; iş adamının çocuğuna, zengin, varlıklı insanların çocuğuna, şarkıcılarımızın çocuklarına, futbolcularımızın çocuklarına, kendilerine, bunların hepsine diyoruz ki: "30 bin lira." Parası olmayana da yolu gösteriyoruz, siz gösteriyorsunuz, Hükûmet gösteriyor daha doğrusu, diyor ki: "Bankaya git, kredi al imkânın varsa." Ama o kredinin maliyeti toplam 50 bin TL. Yani orada da bir adalet yok, bakın adaletsiz.

İkincisi, yaştır. Daha evvel 1987 düzenlemesinde herhangi bir yaş sınırı öngörülmemiş. 1992 yılında öngörülen yaş yirmi sekiz, 1999 yılında öngörülen yaş yirmi yedi. Bakın, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşla bir istikrar var 1987'yi saymazsak. Demek ki, bu civarda bir yaş, otuz yaş değil ama. Bunun biraz aşağı çekilebileceğini düşünüyorum. Burada popülizm yapmayalım, Türk Silahlı Kuvvetlerinin asker ihtiyacını gözetelim, bu dengeyi kuralım. Ama yani bunu ay farkıyla kaçıranlar var, üç ay, beş ay farkıyla kaçıranlar var. Gelin, bunu biraz daha aşağı çekelim. Bunu da beraber kararlaştırabiliriz, tümünün üzerindeki görüşmelerden sonra ara veririz veya yemek arasında oturur bu önergeleri müştereken şekillendirebiliriz.

Üçüncü konu da yirmi bir günlük askerlik konusudur; kaldırılıyor. Bunu da doğru bulmuyoruz. Bedelli askerlik talep eden gençlerimizle konuştum, Bedelli Askerlik Platformuyla görüştüm. "Bizi rencide etmeyin. Biz bedelimizi ödeyerek askerliğimizi yirmi bir gün de olsa yapmak istiyoruz. Biz o üniformayı giymek istiyoruz." diyor gençlerimiz. Bu imkânı, bu onuru niye onlardan alıyoruz değerli arkadaşlar? Daha evvel bunları koymuşuz, yirmi bir gün askerliği koymuşuz. Yani bu, şu mudur: "Ya zaten torpilliler doğru dürüst yerlerde askerlik yapmıyorlar, daha doğrusu zahmetli yerlerde askerlik yapmıyorlar. Bunlar torpilli, bir de bununla uğraşmayalım, gelmesinler bari askere." Böyle bir mantık mı var? Böyle bir şey olamaz.

Şehitlerimizin çocuklarını gelin, yaş kaygısı olmadan buraya katalım; bunlardan, o aile bir şehit vermiş, gelin, yaş ve bedel olmadan o şehit ailelerimizin çocuklarını buraya katalım.

Gazilerimizin çocukları için bir başka kolaylığı düşünelim, bunu da burada şekillendirebiliriz değerli arkadaşlar. Bu üç konuda bizim bu tasarıya temel itirazımız var. Burada bunları düzeltebiliriz. Bizim amacımız bu tasarıyı iyileştirerek toplumun beklentilerine, milletin vicdanına oturur, yakışır bir hâle getirmek, yaraşır bir hâle getirmektir. Amacımız hakikaten üzüm yemektir. Gelin, bunu iyileştirelim, bunu hep beraber çıkaralım. Bu şekliyle devam ederseniz, bu şekliyle devam eden, bu şekliyle yasalaşmasında ısrar edilen bir tasarıya maalesef destek verme olanağımız bulunmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, yine, Sayın Başbakan o zamanki önerisinde şunu söylemişti: "Ben bunu referanduma götürürüm." Biraz önce hatırlattım.

Şimdi, sormak istiyorum: Hakikaten Sayın Başbakanın o cümlelerinden Hükûmet vaz mı geçmiştir, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu vaz mı geçmiştir? "Parası olan var, olmayan var." diyor Sayın Başbakan. Evet, Sayın Başbakanın cümleleriyle söylüyorum, parası olan var, olmayan var. Peki, bunu referanduma götürmeyi düşünüyor musunuz? Bu kadar adaletsiz bir tasarının milletin takdirine, oylarına sunulmasını düşünmüyor musunuz? Yoksa buradan yüz seksen derece farklı bir noktada mısınız? Bundan rahatsız olduğunuzu biliyorum, gelin, burada bir sağduyu gösterelim, bunu düzeltelim değerli milletvekilleri.

Sözlerimi burada bitiriyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)