Konu:1937-1938 Yıllarında, Bugünkü Adı Tunceli Olan Dersim'de Tedip Ve Tenkil Uygulamalarının Bütün Yönleriyle Araştırılması Amacıyla, Verilen Meclis Araştırması Önergesinin Genel Kurulun Bilgisine Sunulmak Üzere Bekleyen Diğer Önergelerin Önüne Alınarak, 29/11/2011 Salı Günkü Birleşimde Sunuşlarda Okunmasına Ve Görüşmelerin Aynı Birleşimde Yapılmasına İlişkin Bdp Grubu Önerisi
Yasama Yılı:2
Birleşim:25
Tarih:29/11/2011


1937-1938 YILLARINDA, BUGÜNKÜ ADI TUNCELİ OLAN DERSİM'DE TEDİP VE TENKİL UYGULAMALARININ BÜTÜN YÖNLERİYLE ARAŞTIRILMASI AMACIYLA, VERİLEN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN GENEL KURULUN BİLGİSİNE SUNULMAK ÜZERE BEKLEYEN DİĞER ÖNERGELERİN ÖNÜNE ALINARAK, 29/11/2011 SALI GÜNKÜ BİRLEŞİMDE SUNUŞLARDA OKUNMASINA VE GÖRÜŞMELERİN AYNI BİRLEŞİMDE YAPILMASINA İLİŞKİN BDP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

1937 ve 1938 askerî harekâtı sırasında, eski ismi Dersim, sonra 1936'da Tunceli olan, o olayda hayatlarını kaybeden güvenlik kuvvetlerine ve o yöre halkına Allah'tan rahmet diliyorum, yerleri cennet olsun.

Değerli arkadaşlarım, bu iş çok acı bir olay. Geçmişte, yetmiş üç sene önce birtakım olaylar olmuş. Bu olayları devamlı gündemde tutmak kimseye de bir fayda kazandırmaz. O zaman devleti yöneten insanların zafiyetinden, birtakım sıkıntılardan dolayı ve yöre halkının bazı coğrafi yapılarından dolayı burada bir olaylar olmuş.

Şimdi, evvela şunu belirteyim: "İsyan" diyorlar. Burada o zaman isyan yok arkadaşlar. İsyan olabilmesi için, evvela isyanın bir lideri, olacak bir de gayesi olacak. Şimdi, 1937 ve 38 olaylarında Tunceli'de veya Dersim'de herhangi bir amaç yok, yani orada bir hareket, isyan etmeyi gerektiren ne bir devlet kurma şeyi vardır ne şeriat getirme temel ilkesi vardır, hiç böyle bir amaç yok. Bu isyanın bir lideri olması lazım. Şimdi, "Seyit Rıza" diye bir arkadaşımız, oradaki bir kişi var. Bu kişi, o zaman Tunceli'de doksan bir tane aşiret var, her doksan bir aşiretten bir aşiretin başkanı. Yani, o bakımdan, Seyit Rıza o zaman Dersim aşiretlerinin lideri de değildir, Dersim'in de lideri değildir. Yani, şimdi, olay, hep bilgi kirliliği nedeniyle, sağlıklı bilgiler verilmemesi nedeniyle rayından saptırılıyor.

Ben, 2010 yılında bir kanun teklifini verdim. Dedim ki: Bu iş çok acı bir olay. Gelin bu konuda, şöyle, bu 1937 ve 38 yıllarında meydana gelen olaylarda hayatlarını kaybeden, işte asılıp da mezar yerleri belli olmayan, yerlerinden göç eden insanların zararlarını tazmin edelim, bir kanun da çıkaralım, bu zararlarını tazmin edelim. Bu kanun teklifini verdim 2010 yılında. Ondan sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi o zarar gören insanların zararlarını karşılasın. Dolayısıyla bu acı olaydan dolayı böyle bir kanun kabul etmekle Türkiye Büyük Millet Meclisi o yöre halkından da bir nevi, bu bir özür  dileme anlamına geleceği için bu meseleyi kapatalım ama maalesef bu mesele Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nunCumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığına gelmesinden sonra, özellikle AKP, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun karşısında meşru vasıtalarla mücadele etme imkânını elde etmediği için, bu meselede Kemal Kılıçdaroğlu'nu vurmaya çalıştı.

Şimdi, Tayyip Erdoğan diyor ki: "İnancını ve aşiretini açıkla." Arkadaşlar, Anayasa'nın 24'üncü maddesinde diyor ki: "Kimse inançlarını açıklamaya zorlanamaz." Peki, kimse şimdiye kadar Tayyip Erdoğan'a inancını, soyunu açıkla dedi mi? Demedi. Dolayısıyla?

İkinci bir şey: AKP'nin bir hedefi var. Maalesef cumhuriyetin kurumlarından, cumhuriyetten rahatsızlar. Tabii, hedefleri, Atatürk'ü yıkmak istiyorlar. Bunu yıkmak için de ne yapmak lazım? 1937'de, 1938'de, işte, tabii ki tek parti vardı. Tek partide o zaman Cumhurbaşkanı Atatürk'tü, 37'de İsmet İnönü'ydü, sonra İsmet İnönü görevden alındı, Celal Bayar yaptı. En büyük vahşet, en büyük öldürme olayları da 38'de oluyor. Şimdi bunları hesaba, şeye getirerek cumhuriyetin kuruluşuyla hesaplaşmaya çalışıyor Tayyip Bey ve cumhuriyeti, sanki, yani, o zamanki insanlar, bu yabancı, Fransızlarla, İtalyanlarla, İngilizlerle, Yunanlılarla mücadele ederek bu memleketin bağımsızlığa kavuşturulması suçmuş gibi, onların öcünü almak peşinde birtakım hesaplar peşine gidiyor. Şimdi, yiğit olan insanın sözünün eri olması lazım. Biraz önce AKP'li milletvekili diyor: "Efendim, katliamlarda kimlerin yer aldığı belli. Başbakanlık arşivleri de açık."

Ya arkadaşlar, verilen önerge nedir? Bir kuralım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon kuralım, resmî bir hüviyeti olsun, bu Komisyon gitsin, her tarafı araştırsın. Hakikaten 38'de nasıl bir hareket meydana geldi? 38'deki Tunceli'nin durumu neydi? Bu askerî harekât niye başladı? Bu askerî harekâtta kaç kişi öldürüldü? Bunun sorumlusu kim? Bunları açıklayalım. Bundan daha doğal, bundan daha makul bir istek var mı? Şimdi bahane aramaya gerek yok. Tayyip Bey çıkıyor, "Özür dilenecekse dilerim." diyor. Tamam da özür dilemek bir şey ifade etmiyor ki. Evvela bir araştıralım, belki özür dilenecek bir şey yok, belki yok, değil mi? Yani evvela bir araştırmadan, ezbere konuşarak nereye varıyorsunuz? Arkadaşlarımız gayet haklı bir önerge vermişlerdir.

Arkadaşlar, yani, bunu kaçırmanın da gereği yok. Bu büyük bir faciadır, büyük bir insan kitlesi ölmüştür, çocuklar öldürülmüştür, kadınlar öldürülmüştür, insanlar haksız yere öldürülmüştür. Şimdi, olayla ilgili bir İhsan SabriÇağlayangil'in beyanatları var. İhsan Sabri Çağlayangil diyor ki: "Bir gün Emniyet Genel Müdürü beni çağırdı, dedi ki: `Sen -cuma günüydü- Elâzığ'a git, Harput'a, efendim, Atatürk pazartesi günü Elâzığ'a gidecek, Atatürk Elâzığ'a gittiği zaman beyaz donlular gelecekler, Atatürk'ten rica edecekler, Seyit Rıza'yı Atatürk affedecek." diyor. "Şimdi, bunun üzerine de ben gittim cumartesi günü rica ettim savcı mahkemeyi kurmadı. Ondan sonra `Ben mahkemeyi kurmam.' dedi. O raporu aldı, savcı muavinine kurdurduk. Ondan sonra hâkim kabul etmedi, sonra hâkimi de ikna ettik ve ondan sonra biz cumartesi, pazar mahkemeyi kurduk ve Seyit Rıza ve 7 tane kişiyi mahkûm ettik." diyor. Şimdi, arkadaşlar, bu olayda esas suçlu kim? Emniyet Genel Müdürü ve İhsan Sabri Çağlayangil. Yani burada kendisine birisi demiş mi ki "yahu, sen git, ondan sonra?" Yapan kendisi, kendi kendine suçunu itiraf ediyor.

Arkadaşlar, bir de şimdi, hakikaten Tunceli'de zehirli gaz kullanıldı mı, kullanılmadı mı? Şimdi, bu İhsan Sabri Çağlayangil'in gazetelerin yazdığına göre bir beyanatında böyle bir şey var. Bunu da araştıralım. Arkadaşlar, bakın, bu devlet bizim devletimiz, bu güvenlik kuvvetleri de bizim güvenlik kuvvetlerimiz, bu halk bizim halkımız. Varsa biz bunlarla hesaplaşalım ama benim gördüğüm kadarıyla bu İhsan Sabri Çağlayangil Atatürk düşmanıydı ve İnönü düşmanıydı. O bakımdan bunları da hesaba katalım. Ayrıca da İhsan Sabri Çağlayangil bu memlekette Dışişleri Bakanlığı yaptı, kendi bir kızını getirdi, bir İranlıya verdi. İran tırları beş sene Türkiye'den bedava geçti. Ben bunları biliyorum.

Arkadaşlar, yani bizim istediğimiz, bakın, o bölgenin milletvekiliyim, en büyük acıları ben yaşıyorum, her gün birtakım insanları? Ama ben de şunu istiyorum: Bu mesele bir hallolsun arkadaşlar çünkü yeni yetişen gençlere birçok yerlerde hep bu konular gündeme geliyor. O yeni yetişen gençler işte, "Geçmişimizde bize böyle katliamlar yapıldı, böyle adamlar öldürüldü, çocuklar yakıldı, kadınlar öldürüldü, bunun bir çaresini?" Bunu artık bir yerde kesmek lazım.Ben de istiyorum ki bundan sonra gençlerimiz artık yani daha yeni hedeflerle büyüsünler, artık o geçmişi unutsunlar. Bunun da unutulacak bir yolu var, Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi ismine, şanına yakışan bir büyüklükle bir kanun? Ya önce bu araştırma önergesini kabul edelim, arkasından bu araştırma önergesinde, kim, ne kadar mağdur olmuşsa onları tespit edelim, ondan sonra da bu tespitlerin üzerine bir kanunla bu işi halledelim. Başka çaresi yok.

Ha, bunu birileri politik amaç olarak kullanmak istiyorlar, gündemde tutmak istiyorlar. Arkadaşlar, yani şimdi bazı şeyler var ki politikanın üstünde. Yani ülkenin birlik ve bütünlüğü, bu ülkenin birlik ve bütünlüğü.

Şimdi, yabancılar gelmişler, Çukurca'da 37 tane PKK'lının öldürülmesinde "Gaz kullandınız." diye size söylüyorlar.

Peki, yani o zaman, bunu? Yani şimdi bir memlekette birtakım hareketler olduğu zaman, o devleti yöneten kişiler elbette ki o yasa dışı hareketleri önlemekle mükellef. E, şimdi o yasa dışı hareketleri birileri önledi diye o insanları suçlu mu ilan edeceğiz? Etmeyeceğiz. Edeceksek hepsini edeceğiz. Yani onun için, atılan adımlar, yapılan söylemler hakikaten çok tehlikeli.

Benim memleketim, yani eski ismi Dersim, yeni ismi Tunceli olan, burada ciddi olaylar olmuştur. Yani benim, işte, eşimin dedesi de maalesef, hareket bittikten sonra, oradaki bir komutan getirmiş, kesmiştir. Yani bunları biliyoruz, ama burada çok da aşiretler arası kavga var. Getirmiş, para vermişlerdir oradaki komutanlara, onlara, birtakım insanları haksız öldürmüşlerdir. Yani çok büyük vahşet olmuş. Kanun yok, hukuk yok, oradaki insanların tamamen keyfine bağlı olarak birtakım olaylar cereyan etmiş.

E, bunu, şimdi, yetmiş dört sene önce geçmiş, kimden, ne hesap soracağız arkadaşlar? Ortada kimse yok.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi o zaman tek parti. Başka parti var mı? Sizin babalarınız da, dedeleriniz de CHP'de değil miydi arkadaşlar? Tek partiydi. Adnan Menderes o zaman CHP'nin müfettişiydi, Celal Bayar Başbakanıydı. Şimdi, sonradan parti kuruldu. Yani tek parti var. Yani bunu getirip de CHP'ye bağlamanın da kimseye bir faydası yok. Onun için akıl ve mantıkla bu işi çözelim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)