Konu:BDP GRUBU ÖNERİSİ
Yasama Yılı:3
Birleşim:5
Tarih:09/10/2012


BDP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz cuma günü, bu Mecliste bir tezkere kabul ettik; biz etmedik, sizler ettiniz. Ama bu tezkerenin kabulü sırasında yapılan görüşmeleri gizli tuttuk, kapalı yaptık. Kapalı görüşme anlaşılabilir bir şeydir. Kapalı görüşmede hükûmet gelir, Meclise, milletvekillerine, başkalarıyla paylaşmalarında sakınca olan, umumun bilmesi gerekmeyen, en azından şu sırada umumun bilmesi gerekmeyen güvenliğe ilişkin, ayrıntılı, açık fakat gizli tutulması gereken bilgileri verir. Ben buradan açıklamak istiyorum ki, bizim geçtiğimiz cuma günü -sanırım hepiniz de bunda mutabıksınızdır- yaptığımız görüşmede bize gizlilik içeren hiçbir bilgi verilmedi, gazete malumatı dışında bir şey görüşmedik. O zaman düşünüyor insan, niçin kapalı oturum yapıyoruz, niçin konuştuklarımızı insanlarla paylaşmıyoruz, halkımızla paylaşmıyoruz. Acaba, bizim itiraz gerekçelerimiz duyulmasın diye mi? Çünkü biz ne için itiraz ediyoruz? Biz itiraz ettiğimiz için bize "Hesabını veremez." diyenler oldu, Sayın Başbakan başta. Neyin hesabını veremeyeceğiz? Tezkere kabul edilmiş, "hesap" diye bir şey yok ki ortada, tezkere kabul edilmiş, geçmiş. (CHP sıralarından alkışlar) Ama, o tezkere yüzünden bir savaş çıkarsa, o tezkere yüzünden insanlarımız ölmeye başlarsa, cenazeler Türkiye'ye gelirse onun hesabını tezkereye olumlu oy verenler verebilecekler mi?

Şimdi, biz başından beri Suriye'deki olayları kınıyoruz. Suriye Hükûmetine diyoruz ki: "Bunu yapamazsın kendi vatandaşına, kendi vatandaşına baskı uygulayamazsın, dünya değişiyor, 21'inci yüzyıldayız." ama Suriye rejimi bu baskıyı uyguluyor. Baskıyı uygulayınca bizim oraya girmemiz gerekiyor mu? Bizim onları yatıştırmak, bugün Mısır'ın yaptığı gibi, dörtlü bir toplantı, beşli bir toplantı? Biz daha büyüğünü teklif etmiştik. Biz dedik ki: "Türkiye'de bir toplantı yapalım. Bunun içerisine herkes gelsin, İran da gelsin, hatta Suriye'nin tarafları da gelsin, kabul edenler gelsinler, bunları anlaştırmaya çalışalım." Bunu yapacak yerde, biz müdahale etmeye kalkıyoruz. Biz baştan beri buna karşıyız. Biz diyoruz ki: "Türkiye'nin geleneksel tutumu istikrar oluşturucudur, memlekette ve dışarıda. İstikrarı oluştururken de ara bulur, anlaşmazlıkları yatıştırmaya çalışır, sonuna kadar erteler sert hareketi." Biz sert hareketi erteleyecek yerde, çatışan taraflardan bir tanesinin yanında yer aldık, arkasından tezkereyi kabul ettik.

Görüyorum, birçok arkadaşımız, tezkereyi kabul etmekten dolayı huzursuz. Tezkereyi niye kabul ettiklerini izah etmek için gerekçeler aranıyor, bulunuyor ama tezkereye gerek var mı arkadaşlar, biz kendimiz bir düşünsek. Bakın, diyoruz ki: Angajman kurallarını genişlettik. Angajman kurallarını ağırlaştırdık. "Angajman kuralları" dediğimiz nedir? Herkes kafasına göre, uluslararası hukuka aykırı, meşru müdafaanın sınırlarını aşan kurallar koyup da  "Şuradan şu olursa, buradan kuş uçarsa ben orayı bombardımana veririm." diyebilir mi? Diyemez. Angajman kurallarının belirli bir oluşumu vardır, o çerçevede angajman kuralları uygulanır ve angajman kuralları uluslararası hukuka uygun olmak zorundadır. Biz de böyle yaptığımıza inanıyorum ben. Güçlü angajman kuralları koyduk ve çok küçük hareketleri tahrik sayacak angajman kuralları koyduk. Bu angajman kuralları caydırıcı olmak için yetmiyor mu?

Biz, 1990'ların sonunda, Suriye'nin PKK'ya fiilen verdiği desteği, PKK'yı kullanışını sonlandırmak için tezkere mi çıkarttık arkadaşlar? Birlik intikali yaptırttık, sınırda birlik yığılması yaptırttık. Türkiye'nin gücü zaten belli, tezkere mezkere çıkmadı. Şimdi çıkarttığımız tezkereye ne diyoruz? Diyoruz ki bunun savaş amacı yok, caydırıcı, bir manası yok. Peki, savaş amacı yok, caydırıcı, bunu niye söylüyoruz? O zaman tezkerenin ağırlığı nedir, blöf mü yapıyoruz arkadaşlar? Blöf yapıyorsak, blöf olduğunu söylediğimiz blöf, blöf olur mu? Çok garip bir politika uyguluyoruz.

Bakın, dikkat edin, Türkiye'nin Suriye politikası, ne yazık ki Orta Doğu'da Türkiye'yi Suriye gibi bir memleket hâline getiriyor. Acayip ilişkiler, değişik örgütler, kim idüğü belirsiz savaşan taraflar? Biz bir de angajman kurallarını uyguluyoruz diye, misilleme yapıyoruz, misliyle misilleme yapıyoruz diye taraflardan bir tanesinin de bütün imkân ve kabiliyetlerini o bölgede imha ediyoruz. Dolayısıyla, kendi silahlı kuvvetlerimiz vasıtasıyla bu savaşa katılıyoruz.

Arkadaşlar, bu konuyu iyi düşünmemiz lazım. Bakın, bu memleket hepimizin, hepimiz bu memleketin iyiliğini istiyoruz. Biz, bu memleketin iyiliği için bu Suriye konusunu gerçekten baştan, yeni baştan gözden geçirmemiz lazım. Yetki bizde değil ama yetki sizde ama memleket hepimizin. Bunu düşünün. Dışişleri Bakanınız akıllı bir insan. Otursun, düşünsün, böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir savaş çıkarsa bunun hesabını nasıl vereceksiniz?

Bakın, biz bu tezkereye oy vermedik, tezkereye oy vermedik çünkü biz "Bir savaş kışkırtması yapıp arkama adam takabilirim." diye düşünebileceğini dahi düşünüyoruz şimdi artık Dışişleri Bakanının. Türkiye çok yalnız kaldı ama "Ben bir harekete başlarsam istim arkadan gelsin, belki bana yardıma gelirler." diye düşünüyorsa çok yanılıyor. Herkes, bu konuda Türkiye'yi -eski tabirle- teenniye davet ediyor.

Sizlere, bizim eski bir meslektaşımız, saygın bir büyükelçi ve Adalet ve Kalkınma Partisinin kurucularından birinci Dışişleri Bakanınız Yaşar Yakış'ın dün, Bugün gazetesine vermiş olduğu mülakatı bir okumanızı tavsiye ediyorum. Yaşar Yakış bölgede tecrübeli bir insandır, Bakanlıkta saygın olan bir insandır, iyi bir bakanlık yapmıştır; daha sonra da başka vazifelerde bulunduktan sonra siyasetin içerisinde devam ediyor ama açık bir şekilde bunu nasıl gördüğünü söyledi. Sizin arkadaşınız, sizin partinizin kurucusu. Lütfen Yaşar Yakış'ın bu ikazlarına kulak verin. Diyor ki: "Eğer Türkiye, Suriye'nin içerisine girerse bütün etrafı düşmanla çevrilmiş bir ortamda çıkışı çok zor olur, başarıyla çıkışı ise imkânsıza yakın olur. Çıkış stratejisi olmayan giriş yapılmaz." Bunların hepsini anlatmak çok zaman alıcı şeyler ama hepiniz bunları biliyorsunuz arkadaşlar.

Suriye politikası, fevkalade yanlış bir politika. Orta Doğu politikasının da doğru olduğu şüpheli. Orta Doğu politikasında da bilinçli mi hareket ediliyor onu da çok anlamış değilim. Bakın, size bir misal vereyim: Şimdi, geçtiğimiz günlerde partinizin, Adalet ve Kalkınma Partisinin kongresi yapıldı; görkemli bir kongre oldu. Kongreye birçok yabancı davet edildi. Bu yabancıların içerisinde Filistin Hamas teşkilatının siyasi sorumlusu Halid Meşal vardı. Halid Meşal geldi, güzel ama 1980'lerde Sabra ve Şatilla Katliamı'nda 3.500-4.000 Filistinliyi kesen Lübnanlı Hristiyan Falanjistlerin başkanı Emin Cemayel de oradaymış. Emin Cemayel'in orada olması bir şey değil, bilfiil katliama katılıp Ariel Şaron'la beraber bu katliamda rol oynayan Samir Caca da oradaymış. Bu nasıl iş arkadaşlar, bu bilinçli mi yapılıyor, bilinçsiz mi yapılıyor? Katliamı yapanlar orada, katliama uğrayanlar orada, hepsi misafir statüsünde.

Bu politikaları gözden geçirmek lazım. Böyle bir politika olmaz. Türkiye'nin dış politikası şimdiye kadar hep ağırlıklı, sağlam bir politikaydı. Dışişleri Bakanlığı -bakmayın "monşer" derler, bilmem başka şeyler söylerler, hiç alakası yoktur- son derece fedakâr, son derece dayanıklı, son derece çalışkan ve birikimli insanlardan kuruludur. O insanları dinleyin. O insanlar bunları söylüyordur mutlaka, söylememeleri mümkün değil ama "Her şeyi ben biliyorum." diye ortaya çıkarsanız olmuyor. Ama her şeyi siz bilmeyince de bu noktaya geliyoruz. Türkiye, bugün? Dış basını okuyun çok rica ediyorum. Dış basında bakın ne diyorlar: Angela Merkel gibi bir insan -ki Angela Merkel'in politikaya girişi on sene, daha önce Doğu Almanya'da yetişmiş bir insan- Türkiye'yi itidale davet ediyor. Türkiye itidale davet edilmesi gereken bir ülke mi arkadaşlar? Bu bizim ağrımıza gidiyor, sizlerin gitmiyor mu?

Bu Suriye konusunu bizim çok geniş bir şekilde ele almamız lazım diye düşünüyorum. Sadece bu konuyla ilgili değil, Suriye konusunu ileriye dönük olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi hakiki bir kapalı oturumda, her şeyin açık konuşulacağı bir kapalı oturumda? Bizim elimizde bilgi yok, kimse bizimle bilgi paylaşmıyor ama biz o bilgiyi kendi imkânlarımızla bulabildiğimiz kadar buluyoruz bölgeden, ama doğruları söylediğimiz zaman, neymiş? "Esad taraftarı." Biz niye Esad taraftarı olalım arkadaşlar? Bizim Esad'la bir ünsiyetimiz, yakınlığımız hiç olmadı. Hükûmetinizin başlangıç dönemlerinde çok oldu sizlerin, siz daha iyi tanıyorsunuz Esad'ı. Esad'ın babasını da biliyorsunuz.

Ama biz mesela Faruk Şara'yı da biliyoruz. Faruk El Şara'yı "güvenilir adam" dediğimiz zaman, Bingöl'de, 1993 yılının Mayıs ayında 33 tane erimizin şehit edilmesinin bizzat fiilen emrini veren adam olarak o zamanlar Faruk El Şara'nın adı geçiyordu. Fırat sularını, 550 metreküp/saniyede verdiğimiz Fırat sularını bir anlaşmaya bağlamak için, anlaşma noktasına gelip oradan döndüğü için, bunun intikamı için yaptığını o sırada gazeteler yazdı, açın bakın.

Bu Suriye konusunu çok iyi ve hakikaten el birliğiyle, içtenlikle beraber tartışmalıyız diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.