Konu:2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Yasama Yılı:3
Birleşim:38
Tarih:12/12/2012


2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Hazine Müsteşarlığımızın, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumumuzun, Sermaye Piyasası Kurulumuzun 2013 bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya 2008-2009 yıllarında girdiği küresel ekonomik ve finansal krizden hâlâ çıkabilmiş değil. Bu kriz safhalar değiştirerek, fazlar değiştirerek devam ediyor. Özellikle gelişmiş ülkelerdeki sorunlar gün geçtikçe derinleşiyor. Bugün, Avrupa Birliğine baktığımızda pek çok ülkede ciddi bankacılık sorunlarının ve çok yüksek kamu borç sorunlarının olduğunu görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri'nin şu anda kamu borcu millî gelirinin yüzde 100'ünü geçmiş durumda. Yine önümüzdeki dönemle ilgili Avrupa Birliğinde, Amerika Birleşik Devletleri'nde ve hatta 3'üncü büyük ekonomi olan Japonya'da nasıl bir ekonomi politikası uygulanacak diye sorduğunuzda maalesef bunun cevabını da göremiyorsunuz, ciddi bir kararsızlık, ciddi bir belirsizlik söz konusu.

Özellikle bu yıl gelişmekte olan ülkelerde de bu krizin etkilerini görmeye başladık. Çin'de, Hindistan'da, Brezilya'da büyüme rakamları aşağı doğru revize edildi. Aslında geçen senenin bu dönemiyle bugünü şöyle bir mukayese edecek olursak dünyanın büyümesi, gelişmiş ülkelerin büyümesi, gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranları hep aşağı doğru revize edildi. İşte, böylesine bir derin krizde, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana dünyanın gördüğü en derin krizde Türkiye ekonomisi çok şükür pek çok alanda gayet güzel bir performans sergiliyor.

ALTAN TAN (Diyarbakır) - Büyüme hızı kaç oldu büyüme hızı? 1,6.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bunda tabii Türkiye'deki siyasi istikrarın ve güçlü bir siyasi iradenin çok önemli etkisi var, payı var ama bizim uyguladığımız ekonomi politikaları da gerçekten iyi sonuçlar almamıza çok önemli katkıda bulundu. Kriz öncesinde, 2008 öncesinde yapmış olduğumuz pek çok reform, bankacılık reformu, kamu mali yönetim ve kontrolüyle ilgili reform ve özellikle sosyal güvenlik ve sağlık alanında yapmış olduğumuz reformlar, bütçe açığımızı düşürmüş olmamız, kamu borç stokumuzu düşürmüş olmamız, bütün bunlar bizi krize güçlü bir yapıyla beraber getirdi. Şu anda krizin en önemli iki sorun alanı: Kamu borcu ve bankacılık. Türkiye, her iki alanda da güçlü bir şekilde bu döneme girdi. Zaten bunun içindir ki bu krizin etkisi Türkiye üzerinde oldukça sınırlı kaldı.

Sadece kriz öncesinde yaptıklarımız değil, kriz döneminde yaptıklarımız da Türkiye'yi ayrıştırdı. Bir yandan ihracatımızın yarıdan fazlasını yapmakta olduğumuz -ki 2009 itibarıyla durum öyleydi- Avrupa Birliği, bir yandan özellikle finans ve ticaret konusunda karşı karşıya kaldığımız zor dış konjonktür ama öte yandan dönemin gereği uyguladığımız politikaları beraberce düşündüğümüzde çok şükür güzel sonuçlar elde ettik. Kriz döneminde Avrupa'da pek çok ülke kamu harcamasını artırarak, kamu açıklarını artırarak, daha fazla borçlanarak krizi aşmak yönünde kararlar alırken, biz, tam tersine bir yol izledik. Biz dedik ki: "Devlete güven esastır. Biz kamu açığımızı da, bütçe açığımızı da düşürmeye devam edeceğiz ve borç stokumuzu da düşürmeye devam edeceğiz." 2009'da açıkladığımız Orta Vadeli Program'ın asıl can alıcı noktası budur ve bu programı açıkladıktan sonra -ki şu anda üçüncü yılındayız o programın- Türkiye'de kamu borç stoku düşmeye devam etti ve Türkiye'deki bütün güven göstergeleri yükseldi.

Son iki yıldır özellikle iç tüketim ağırlıklı bir ekonomik yapıya karşı da tedbirler almaya başladık. 2010'da, 2011'de çok yüksek büyüme oranları gördük, doğru ama bu büyümenin içerisinde özellikle iç tüketim hele hele halkımızın bankalardan kredi çekerek, harcayarak bu şekilde oluşturmuş olduğu büyüme bizi açıkçası korkuttu. Dolayısıyla daha istikrarlı, daha sağlam bir zeminde yürüyebilmek adına bankalarımızla ilgili tedbirler aldık, para politikasıyla ilgili tedbirler aldık ve bu yıl geçen yıla göre iç tüketim hemen hemen başa baş gidiyor ve bu yılın büyümesi de ağırlıklı olarak dış talep ağırlıklı bir büyüme. Zaten bunun içindir ki ekonomimizde çok önemli ve başarılı bir yeniden dengeleme sürecini yaşamış olduk 2012 yılında. Enflasyon geçen sene yüzde 10'un üzerinde kapanmıştı biliyorsunuz, şu anda kasım sonu itibarıyla yüzde 6,37'ye inmiş durumdayız. Cari açık geçen sene yüzde 10'u görmüştü, bu yıl inşallah yüzde 7 civarında bir cari açık göreceğiz.

Büyümeye gelince: 2010-2012 büyüme rakamına baktığımız zaman Türkiye'nin, bu, Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri içerisindeki en yüksek büyüme oranını bize gösteriyor. 2013'te de yüzde 4'lük hedefimiz, yine Avrupa Birliği'nin, Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olacağını gösteriyor bu rakam bize.

İstihdam konusunda da güzel sonuçlar elde ettik. 2009 krizinin o en derin günlerinden bu yana Türkiye'de toplam çalışan sayısı 4 milyon kadar arttı ve Uluslararası Çalışma Örgütü ILO üyeleri içerisinde Türkiye, işsizlik oranını en hızlı düşüren ülke olarak ilk sırada yer alıyor bu dönemde.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de bir yandan toplam ekonomi büyürken, kişi başına düşen millî gelir büyürken bir yandan da bu gelirin daha adil bir şekilde dağıldığını görüyoruz, bu da istisnai bir durum. OECD'nin geçen sene aralıkta açıkladığı gelir dağılımı raporuna göre Türkiye tüm OECD ülkeleri içerisinde gelir dağılımını en hızlı düzelten ülke. OECD ülkelerinin çoğunda gelir dağılımı hızla bozulurken Türkiye gelir dağılımının düzeldiği az sayıda ülke grubu içerisinde ve bu grup içerisinde de bir numaralı sırada yer alıyor, gelir dağılımını en hızlı düzelten ülke olarak. Zaten mutlak yoksulluk göstergelerine baktığımız zaman da bunu görüyoruz. Bakın, bizim artık 2,15 doların altında geliri olan bir nüfusumuz, çok şükür, kalmadı. 4,3 doların altındaki nüfusumuza bakıyoruz: 2002 yılında yüzde 30,3'tü en son TÜİK'in birkaç gün önce açıkladığı rakamda bu yüzde 2,79'a indi ve Türkiye inşallah 2015 yılı itibarıyla Dünya Bankasının sınıflamasına göre yüksek gelirli ülke grubuna girecek. Biliyorsunuz, 4 grup ülke var dünyada: Az gelirli ülkeler -orta gelirli ülkeleri ikiye ayırıyoruz- alt orta gelir, üst orta gelir, bir de yüksek gelir. Şu anda Türkiye üst orta gelir ülke grubunda ve inşallah 2015'te Dünya Bankası sınıflamasına göre yüksek gelirli ülke grubuna Türkiye girecek. Son hazırladığımız Orta Vadeli Program'ın rakamları da, hedefleri de bunu gösteriyor.

Bütün bunlar olurken bir yandan da Türkiye'nin kamu maliyesi yapısı hızla güçlenmeye devam ediyor. Bakın, 2009'dan bugüne kadar pek çok ülkede kamu borcu hızla artarken, borçların millî gelire oranı hızla artarken Türkiye'de 2009 sonunda kamu borcunun millî gelire oranı yüzde 46; bu yılı, inşallah, yüzde 36'yla bitiriyoruz yani krizin ortasında, dünyanın hemen hemen her yerinde borçlar artarken bizim borcumuz millî gelire oran olarak tam 10 puan düşüyor bu üç yıl içerisinde.

Gelelim kamunun net dış borcuna: Bu, çok önemli değerli arkadaşlar yani toplam kamu sektörü, merkezî hükûmetle, belediyelerle, tüm KİT'lerle beraber toplam kamunun dış borcu net olarak neydi, şu anda ne? "Net" diyorum çünkü biz bu net borç hesabında kamunun elindeki döviz varlıkları düşüyoruz, döviz borcundan döviz varlıklarını çıkarttıktan sonraki net rakamı buluyoruz.

Bakın, yıl 2002, Türkiye'nin 54,1 milyar dolarlık net kamu dış borcu var, 54,1 milyar dolar, eldeki varlığı düştükten sonra kalan rakam. Bu yılın ikinci çeyreği itibarıyla -ki en son elimizde o veriler var- bu yılın haziran sonu itibarıyla bu rakam sıfırın da altına düşmüş, 1,9 milyar dolar artıdayız, yani şu anda toplam kamunun döviz varlıkları döviz borcunun daha üzerine çıkmış durumda. Net dış borcu -çok şükür- sıfırlamış, hatta artıya dönmüş durumdayız. Bakın, daha, dünkü hazinenin borçlanma ihalesinde "yüzde 5,77" gibi tarihin en düşük borçlanma oranı oldu iç piyasada. Yine, bundan yaklaşık bir hafta önce 2041 vadeli dış borçlanmada faiz yüzde 4,35, tarihin en düşük borçlanma faizi bu, 2041 tarihli. 2041 tarihli Amerikan hazinesinin kendi parası cinsinden borçlanmasına bakıyoruz, bizim sadece 1,6 altımızda. Yani bugün, Alman hazinesiyle, Amerikan hazinesiyle, Türk hazinesinin borçlanma faizleri arasındaki farklar, tarihî düşük seviyelere inmiş durumda, ki biz buna "risk primi" diyoruz. Şu anda Türkiye'nin risk primi, tarihî düşük seviyelerde.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bunları aslında yaparken bir yandan da, biz, geçmişin yüklerini, geçmişin sıkıntılarını temizleyerek, ödeyerek geldik. Bakın, sadece batan özel bankalar ve zarar eden kamu bankaları sebebiyle bizim kendi Hükûmetimiz döneminde ödemiş olduğumuz borç rakamı 111 milyar TL, 111 milyar TL, eski parayla 111 katrilyon. Kendi Hükûmetimiz döneminde batan bankalar için düzenlenmiş özel tertip senetler vardı -bunu, o günleri takip eden arkadaşlar bilir- özel tertip devlet iç borçlanma senetleri, bunların hepsini ödedik, 2010 sonunda tamamladık, ödediğimiz rakam 111 milyar TL. Bu, nominal olarak rakamları topladığımızda çıkan rakam.

Bir de şöyle bakarsak: "Bunu biz ödemeseydik, yani o gün o bankacılık krizi yaşanmasaydı, Türkiye'nin borcu nerede olurdu?" diye bir hesap yapacak olursak -ki bu rakamı ödediğimiz günle karşılaştırıyoruz ve hazine faiziyle bugüne getiriyoruz- bulduğumuz rakam 231 milyar TL. Yani eğer bankacılık krizi olmasaydı, bu bankaların memlekete bu kadar yükü olmasaydı -kamu bankaları artı özel bankalar- bugün bizim iç borcumuz 231 milyar TL daha aşağı olacaktı. Bütün bu geçmiş krizlerin de faturasını ödeyerek çok şükür bu sonuçları elde etmiş durumdayız.

Kamu bankalarından söz edince, bakın, Ziraat Bankası, Halk Bankası bunlar görev zararlarıyla beraber anılan ve her yıl hazineden aldıkları destekle yürüyen bankalardı. Biz kendi dönemimizde ne Ziraat Bankasına ne Halk Bankasına tek kuruş kaynak aktarmadık. Ama şunu yaptık: Ziraat Bankası ve Halk Bankası kâr ettiler, fazla kaynaklarını temettü olarak hazineye ödediler; rakam tam 16 milyar TL. Üstelik,                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                     bunun yanında kâr edip maliyeye kurumlar vergisi ödediler; bu dönemde toplam 10 milyar TL. Bir dönemin zarar eden bankaları para kazanıyor, maliyeye kurumlar vergisi ödüyor 10 milyar, hazineye kâr payı ödüyor 16 milyar, bu dönem içerisinde.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin bu ekonomik performansı uluslararası çevreler tarafından da çok yakından takip ediliyor ve destekleniyor. Bakın, biz 2009'da dünya finans camiasının en geniş kapsamlı toplantısı olan, yaklaşık 15 bin kişinin katıldığı Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu yıllık toplantılarına ev sahipliği yaptık. Tam 186 ülkeden bakan ve merkez bankası başkanı ülkemize geldi, âdeta bir ekonomi ve finans fuarı olarak adlandıracağımız bu toplantının ev sahipliğini yaptık. Bunu alabilmek için, biz 2006 yılında tüm ülkelerin oyunun yüzde 90'ını aldık. Yüzde 85 limit var, eğer yüzde 85'lik oyu alamazsanız, o ülkeler size destek vermezse bu toplantıların ev sahipliğini yapamıyorsunuz. Biz yüzde 90 oyla bunu aldık.

Bu yıl OECD'nin dönem başkanlığına seçildik. Mayıs ayında yapılan OECD Bakanlar Toplantısında Türkiye olarak biz Bakanlar Toplantısı'nın başkanlığını yönettik. 2015 için G-20 dönem Başkanlığına seçildik. İnşallah, 2015 yılı boyunca Türkiye tüm G-20 ülkelerinin Başkanlığını yapacak ve G-20'nin bütün zirveler ve bakanlar toplantıları Türkiye'de yapılacak.

Yine, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasının yıllık toplantılarının 2013 yılında İstanbul'da yapılmasını sağlayacak kararları aldırdık, bu seçimi de gerçekleştirdik. Bütün bunlar, âdeta, dünya kamuoyunun Türkiye'yi nasıl algıladığının, Türk ekonomisini nasıl gördüğünün en önemli göstergeleri.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benden önceki konuşmacıların değindiği birkaç konudan da hızlı şekilde bahsedip, daha sonra sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Türkiye'de tüketici kredileri artmıştır, doğru, ama şu anda tüketici kredilerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 20'dir. Avrupa Birliğinde bunun ortalaması yüzde 66'dır. Ancak Türkiye'yle ilgili belki dikkat edilmesi gereken husus, bu yüzde 20'ye biz çok hızlı vardık. Zaten onun içindir ki, 2011 yılının ortasından itibaren kredilerle ilgili sınırlama ve daha ölçülü bir düzenlemeyi getirmiş olduk.

Yine, BDDK'yla ilgili bir soru vardı "Yeni lisanslar mı verilecek, banka sayısı artacak mı?" diye.

Değerli arkadaşlar, biz, bu konuda çok açığız. Türkiye'de, artık, yeni banka lisansları verilecek doğru ama bir; çok güçlü bir sermaye yapısı, iki; çok güçlü bir itibarla ancak bu mümkün olabilecek ve güçlü bir sermaye, artı çok çok temiz bir geçmiş, çok çok temiz bir itibar olmadıktan sonra Türkiye'de bankacılık lisansı almak mümkün olmayacak. Nasıl bugüne kadar mümkün olmadıysa, bizim dönemimizde bundan sonra da mümkün olmayacak.

IMF'yle ilgili, IMF borcuyla ilgili bir konu vardı Sayın Oral'ın değindiği, ona da son olarak değinip, sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Biz, 2005 yılında Uluslararası Para Fonu'yla yeni bir stand-by anlaşması yaptık, doğru. Ama bu stand-by anlaşması boyunca kullandığımız krediler ödediğimiz rakamın hep altındaydı; dolayısıyla biz, kendi iktidarımız boyunca IMF'e hep net bir borç ödeyici olduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Ben tekrar hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.