Konu:2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Ve 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
Yasama Yılı:3
Birleşim:37
Tarih:11/12/2012


2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ERDEM (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsanın yaratılışında var olan yardımlaşma duygusu tarihin derinliklerinden günümüze kadar devam etmektedir. İnsan olan yerde sevgi, insan olan yerde kardeşlik, bu duygulardan kaynaklanan kaynaşma, paylaşma ve dayanışma duygusu her zaman olagelmiştir.

Vakıf, bir malın ya da mülkün satılmaması kaydıyla bazı özel şartlar çerçevesinde bir hayır işine tahsis edilmesi anlamını ifade etmektedir. Çok çeşitli alanlarda, çeşitli hizmet kollarında vakıf kurulmuştur ve hâlâ kurulmaya da devam etmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü İnternet sitesinden aldığımız bilgiye göre, yüce dinimiz İslam'ın vakıf konusundaki ilk uygulamasını Hazreti Ömer (RA)'ın Hayber'in fethinde kendi hissesine düşen vakıf malıyla alakalı olduğunu görüyoruz. Orada bugünkü vakıf müessesesinin kullanılmasına bir örnek teşkil etmek üzere satılmamak, hibe edilmemek, başkalarına veraset yoluyla intikal edilmemek suretiyle vakıf emlakinin başkalarına vakfedilmesi hususu bu belgede ve uygulamalarda bize bildirilmiştir.

Vakıflar insanlar arası ilişkilerde paylaşma ve kaynaşma duygusunu getirirken, aynı zamanda insanlara sevgi ve muhabbeti de telkin etmektedir. Yüce dinimiz İslam'ın paylaşma konusundaki emir ve tavsiyelerinin vakıflaşma konusunda çok önemli katkıları olmuş ve bu bizim tarihimizde, bizim kültürümüzde bir vakıf medeniyetinin oluşmasına da vesile teşkil etmiştir.

Vakıflar, genel müdürlük olarak Osmanlıdan cumhuriyete intikal edilen süreçte Şer'iye ve Evkaf Vekâleti, daha sonra da Başbakanlık ve daha sonra da Vakıflar Genel Müdürlüğü Yasası'yla bugünkü işlevini sürdürmeye başlamıştır. Vakıflar ve onların bünyesinde bulunan eserler, aynı zamanda bir sadaka-i câriyye olarak, ebedî olduğuna inandığımız ölüm ötesi hayatın anlamlı olmasına ve insanın, bir anlamda, öldükten sonra da dünyada yaşamasına vesile olmaktadır.

Sayın milletvekilleri, herkes hayatta ebedî olma arzusuyla yaşar. Bu dünyada ebediyetin ululuklarına ve mutluluklarına ulaşamayanların hayatlarının sonunda yeniden bu duyguyu yaşatabilmesi, baki kalan bu kubbede hoş bir sada bırakabilmesi bizim kültürümüzde vakıf müessesesiyle olmuştur. Özü, ruhu, kapsamı, manevi kazanım olan vakıf eserlerinin zaman zaman farklı araç ve amaçlara kullanıldığı ve neticede maksadının dışına çıkarıldığı ifade edilse de özü itibarıyla hayri bir kurum olarak vakıflar varlığını devam ettiregelmiştir.

Günümüzde de Türk milletinin manevi değerleri ile inanç ve sadakatinin ürünü olarak vakıflar kurulmakta ve hayri hizmetler bu anlamda devam etmektedir. Bunun yanında, Türk milletini içten kemirmek, onun sahip olduğu birlik ve dayanışma ruhunu zayıflatmak amacıyla vakıflar kurulmakta ve maalesef bugün ülkemizin sosyal dokusunu kemiren ve onu bir kangrene dönüştüren hizmetlere vesile olmaktadır. Bunun yanında, sekülerliğin, dünyanın nimetlerinden yararlanmanın bir aracı olarak da vakıflara tevessül edenler olmakta ve bunlar kendi çıkarları için vakıf kurabilmektedirler. Bütün bunlara rağmen, vakıf kültürü bizim inancımızdan kaynaklanmakta, tarih ve medeniyetimizi süslemekte, asıl önemi ise Türk milleti için tarihî bir övünç vesilesi olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kurum ve eserlere Türk ve Müslüman olduğunu söyleyen ve bunu siyasi istismar vesilesi yapmayan herkesin sahip çıkması gerekmektedir. Ne hazindir ki, ülkemizde çeşitli dönemlerde, çeşitli gerekçelerle ecdat yadigârı kutsallarımız gereken ilgiyi görememiş, eserlerin pek çoğu hâk ile yeksan olmuş ve tarihe mal olmuştur. Aynı şekilde günümüzde de çeşitli istismar uygulamalarına karşılık vakıf emanetlerimiz sahip oldukları bunca maddi ve manevi değere rağmen kaderleriyle baş başa bırakılmıştır.

AKP Hükûmetinin bazı restorasyon çalışmaları yanında ecdat yâdigarı vakıf eserlerimize gereken ilginin gösterilmediği, bunun yerine, çeşitli uluslararası güç merkezleri ve mahfillerin dayatması mı yoksa kendi zihniyetlerinin bir ürünü mü olduğunu bilmediğimiz vakıf eserlerine daha ayrı ve daha özel bir ilgi gösterildiği ve bununla gayrimüslim vakıflarına özel bir ihtimam dikkati çekmektedir.

Ülke sınırlarımız içerisinde Sümela, Akdamar kiliselerinin restorasyon çalışmalarına Hükûmetin ilgisi oldukça düşündürücüdür. Ermenilerin gönlünü kazanmak, rızasını almak için, Akdamar ibadete kapalı olmasına rağmen günümüzde bu ibadet uygulamasına başlanmış ve olağan bir hâle getirilerek ülke dışından da bu dinin mensupları bu ibadete iştirak ettirilir hâle getirilmiştir. Sümela Manastırı ile Rumların gönlü kazanılmış, rızası kazanılmış; kilise açılışı, gelenekselleşen bir ibadet günü olarak Fatih Sultan Mehmet'in Pontus Rum İmparatorluğu'nu yıktığı 15 Ağustos gününe denk getirilmiş ve böylece tarihimizden, ecdadımızdan ve bizim mirasımızdan, bir anlamda intikam alınmasına vesile olunmuştur. Kurtuluş Savaşı esnasında Ermenilerin neler yaptığı bilinmezmiş gibi, Diyarbakır'da Ermeni Surp Giragos Kilisesi'ne özel bir ilgi gösterilmiş ve 1914 yılında, minareden yüksek olduğu için ecdat tarafından top mermileriyle yıkılan çan kulesi bugün yeniden tamir edilmiş, restore edilmiş ve Osmanlı döneminden bugüne bu ifade kullanılamazken, bugün Türk milletinin beyninde nâkus inlemesine vesile olmuştur; üstelik çan da Türkiye'den değil Rusya'dan, Moskova'dan getirilmek suretiyle "Bu ne zillettir ki nâkus inlesin beyninde Osman'ın, / Şenâatlerle çiğnensin o muazzam kabri Orhan'ın!" düsturuyla, Türk milletinin beyninde bir nâkus, bir çan sesi dinlettirilmeye başlanmıştır. Bilmiyorum ama herhâlde 5 Kasım 2012 tarihinde yeniden hizmete açılan bu kilise, öyle tahmin ediyorum ki AKP'li milletvekillerini eğer üzmediyse memnuniyetine de vesile olmuştur.

Başta Kıbrıs olmak üzere, bütün Ege adaları, Girit, Rodos ve benzerleri, büyük çoğunluğu itibarıyla Osmanlı vakıf emlaki olmalarına rağmen bugün onlar üzerine hiç sahip çıkılmamakta, onlarla ilgili gereken önem verilmemektedir. Batı Trakya yıllarca Müslüman Türk milletinin tebaası olmasına ve oradan dönmeyi düşünmeyen ecdadımızın oralara, tarihe mal olacak vakıf eserleri bırakmasına rağmen, bugün maalesef bu eserlerle ilgili herhangi bir ciddi çalışma, hatta ve hatta envanter çalışması bile yapılamamaktadır.

Sayın milletvekilleri, 28 Ağustos 2011 tarihinde Tarım Bakanlığıyla alakalı olarak çıkarılan kanun hükmündeki bir kararnamenin zeyli olarak azınlık vakıf mallarının iadesi bu millet için de, Türkiye Cumhuriyeti devleti için de bir züldür. Şu anda burada bulunan Sayın Başbakan Yardımcısının "1974 yılında gasbettiklerimizi iade ediyoruz." derken acaba bizim elimizden gasbedilenlerin alınmasıyla ilgili herhangi bir çalışması, herhangi bir gayreti veya en azından vicdani bir burukluğu var mıdır, yok mudur; onu kendi takdirlerine bırakıyorum.

İstanbul Büyükada'da Şehzade Sultan Mehmet'in mukataalı arazisi olan Darüleytam'ın kalkıp da Bartolomeo'ya bir tepsi üzerinde tapusunun hediye edilmesi, Osmanlıya olan saygının, ecdada olan muhabbetin bir ürünü olsa gerektir diye düşünüyorum.

Vakıflarla ilgili veya ülkemizin diğer alanlarıyla ilgili olan bu bütçenin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar).

Aslında bir de beddua okuyacaktım ama sürenin azizliğine uğradım.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Erdem.