Konu:YARGI HİZMETLERİNİN ETKİNLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI VE BASIN YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİ HAKKINDA KANUN TASARI VE TEKLİFİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:129
Tarih:01/07/2012


YARGI HİZMETLERİNİN ETKİNLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI VE BASIN YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİ HAKKINDA KANUN TASARI VE TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYLA AKAT (Batman) - Tamam? Teşekkürler Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan tasarının 75'inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, cezaevleriyle ilgili problem hâliyle bugün ülkenin gündeminde. En son Urfa'da yaşanan var. Ama daha büyük önemle dikkat çekilmesi gereken bir husus şu ki: Cezaevleri, özellikle bölgedeki cezaevlerindeki doluluk oranı -Sayın Bakan da burada- yüzde 300'lere vardı. Belki ülkenin genelindeki rakam yüzde 200'leri gösteriyor ama bölge cezaevleri yüzde 300'lere vardı.

Şimdi, birtakım kısmi önlemler alınıyor. Nedir bu önlemler? Bölge cezaevlerinden özellikle Karadeniz ve Ege'de Şakran'a özellikle kadınlar ve yine Sincan'a son olarak kadınlar sevk edilerek bir şekilde doluluk oranı düşürülmeye çalışılıyor. Bu bir çözüm mü? Hayır. İki ayrı şeyi barındırıyor içerisinde. Birincisi, sevk edilenler, sevk olarak özellikle Karadeniz cezaevine gönderilenler için şöyle bir problem var: Gidenlerin ailelerinin yaşamış olduğu güvenlik problemleri var. Her türlü provokasyona açık bir durumla karşı karşıyayız.

İkincisi ve daha önemli olan, direkt bir insan hakları ihlali var ki ilçeden ile çocuğunu ziyarete gelemeyen aileler, en az 400, 500, 600, 700 kilometre uzaktaki cezaevlerine gitmek durumunda kalıyorlar. Ne ekonomik durumları buna müsait ne de sosyal koşulları buna müsait. Ve bu ne anlama geliyor? Direkt aile görüş hakları ellerinden alındı anlamına geliyor. Peki, cezaevlerindeki doluluk oranıyla mücadele etmenin yöntemi bu mu olmalı? Hayır, bu olmamalı. Biraz evvel de söylemiştim, cezaevlerini doldurarak insanların düşüncelerini ifade etmelerinin önüne engel koyamıyoruz. Artık cezaevlerinin -ki Türkiye'de tutukevi kalmadığının altını çizmek gerekiyor- Türkiye'deki şu an bütün cezaevlerinin tutukevi olma niteliğinden uzak olduğunun tekrar altını çizelim. Cezaevine giren, bir defa cezasını yatıp çıkma temelinde giriyor. Türk Ceza Kanunu'nun özellikle katalog suçlarda belirtilen hükümlerde yapılan düzenlemelerle cezaevinde bulunan arkadaşlar için bu durum böyle.

 Peki, cezaevlerinin bir caydırıcılığı mı kaldı? Hayır, kalmadı. Bugün eğer doluluk oranı yüzde 300'lere vurduysa, her toplumsal olayda, her demokratik eylemde gözaltıların sayısı günbegün artıyorsa ve buna rağmen insanlar demokratik hak ve özgürlüklerini talep etmekten bir adım geri noktaya gelmiyorsa bugün bizim tartışmış olduğumuz ve değiştirilmesini arzu etmiş olduğumuz hükümlerin, düzenlemelerin toplumsal yaşamda, toplumda bir karşılığı olmadığını gösterir. Toplum bu yasalara rağmen susmuyor, toplum bu yasalara rağmen hak ve özgürlük talebinden vazgeçmiyor, toplum bu yasalara rağmen demokratik eylem inisiyatifinden vazgeçmiyor. Hâlâ sokakta. Niye? Çünkü haklı. Evet, sizin 326 milletvekiliniz var; evet, sizin elinizde her toplumsal eylemde kullandığınız tazyikli su var, coplar var, yine biber gazları var ve bunlar insanların yaşamlarına mal oluyor ama sokağa çıkan insanların da arkasında oldukları tek şey var, o da haklı olduklarıdır. Bu haklılıktır ki cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300'lere varmıştır ama hâlâ kendilerini ifade edebilecekleri kanalların açık olması için mücadele etmektedirler. İşte ayın 14'ünde Diyarbakır'da yine bir dev miting yapılacak. Biliyoruz ki bu etkinlik de -en demokratik eylem, etkinliktir miting- bunlar da yine antidemokratik yasalarla, kararlarla engellenebilir ki bugün, bir siyasi partinin aldığı karardır ama yarın bir bakacağız, yine Diyarbakır'ın Valisi bunu engelleme, bunun yasaklama kararını alma gücünü kendinde bulacak. İşte sorun tam da buradadır arkadaşlar. Ne bu yasalarla ne de yereldeki idarecilerin vermiş olduğu yasaklama kararlarıyla, toplum evinde oturmuyor, sokağa çıkmaktan vazgeçmiyor, demokratik hak ve özgürlüklerini haykırmaktan vazgeçmiyor çünkü haklı. İşte bu haklılık noktasında ortak zeminde tartışmak, işte bu Parlamento çatısı altında çözüm bulmak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, bizim sadece cumhuriyet tarihine dayanan bir geçmişimiz yok. Cumhuriyet tarihinin öncesine dayanan, ta 1071'lerden bugüne gelen bir birlikteliğimiz var Türk ve Kürt toplumu olarak. Ancak şu da bir gerçek ki: II. Mahmut döneminde başlayan merkezîleşme eğilimleriyle beraber Kürtler isyan etmeye başladılar. Ve 29'uncu isyanın sonuçlarını tartışıyoruz.

Eğer bugün cezaevlerindeki doluluk oranı buysa, evet, bu isyanın bir sonucudur. Ve yine altını çizmek gerekiyor: "Son otuz yıllık savaş nerede başladı?" sorusuna cevap aradığımızda direkt Diyarbakır Cezaevine dönüyoruz, diyoruz ki: Orada yapılan zulüm, orada yapılan işkence, evet, bugünleri beraberinde getirdi.

Peki, biz niye geçmişte denenmiş ama sonuç alınamamış bir yöntemde ısrar ediyoruz? Madem Diyarbakır Cezaevindeki zulüm, işkence bugünü getirdiyse son otuz yıllık savaşı, maddi, manevi kayıpları getirdiyse, peki, biz neden bunda ısrar ediyoruz? Niye bölgedeki cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300'e varıyor? Bu insanların birer ailesi yok mu, yakınları yok mu? Sadece cezaevindeki kişi sayısıyla mı çarpıyorsunuz? Hayır, cezaevindeki kişi sayısı değildir; bunların her birinin bir ailesi, akrabası, tanıdığı var ve hepsi o cezaevi kapılarında politikleşiyorlar. Ben 1980'de dört yaşındaydım, cezaevi kapısına sadece ağabeyim için gittim ama bugün cezaevi kapısında bekleyenlerin arzu ve isteği benim otuz yıl önceki durumum gibi değildir, böyle bir gerçeklik yok. Otuz iki yıl öncesi gibi değildir, çok daha tehlikeli bir durumla karşı karşıya Türkiye ve şimdi bunun önlemini almak durumundayız.

İşte bu yasalarla alacağız diye düşündük; bu yasalarla, işte yargı paketleriyle en azından düşünce, ifade özgürlüğünün önünü açacağız, örgütlenme özgürlüğünün önünü açacağız, insanlar hak ve özgürlük mücadelesine inanacaklar, siyaseten sonuç alabiliyoruz diye buna inanacaklar, arzu edecekler diye düşündük ama gördük ki bu tasarıda böyle bir şey yok. Eğer bizim, topluma vereceğimiz güven buysa, toplumda, var olan siyasete güveni artırmak için yöntemimiz buysa, ciddi bir yanlış ve yanılgı içerisindeyiz.

Burada bugün yaşananlar, bu akşam yaşananlar için, en azından, Sayın Grup Başkan Vekilinin -Sayın Canikli'nin- bu kürsüden iki kelime söylemesi gerekirdi. Çoğunluğun adaleti eğer buysa, Türkiye'deki yönetimin şekli de buysa, bizim bir adım mesafe almamız mümkün değil, ama yarın karşı karşıya olduğumuz tehditleri, yarın karşı karşıya olduğumuz gerçekliği bugünden görebilip sonuç almak durumundayız.

İki şey söyleyeceğim, birincisi şu: Geçmişini bilmeyenler daima çocuk kalmaya mahkûmdurlar ama bizde bir söz var, Türkçeye çevirince ne kadar anlam kaybeder bilmiyorum ama, şöyle der: "Kulağından tutup seni bütün dünyayı gezdiririm." Öbürü de ona der ki: "Ama sen de benimle birlikte gezersin." Bu yolun hep beraber ortak yolcusuyuz. O yüzden, yapılan muamelenin, yapılan uygulamanın sadece bölgede Kürt toplumunda bir sonucu olmayacak, aynı zamanda Türkiye için bir sonucu olacak.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.