Konu:YARGI HİZMETLERİNİN ETKİNLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI VE BASIN YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİ HAKKINDA KANUN TASARI VE TEKLİFİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:129
Tarih:01/07/2012


YARGI HİZMETLERİNİN ETKİNLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI VE BASIN YAYIN YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİ HAKKINDA KANUN TASARI VE TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYLA AKAT (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının ilgili maddesiyle -73'üncü maddesi- ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerine söz hakkı aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri bu tasarıyla TMK'nın 2/2'deki "Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır." kısmı kalacak ama "örgüt mensupları gibi cezalandırırlar" kısmı çıkacak. Tabii, bu maddenin bir de muadili var Türk Ceza Kanunu'nda. Orada da "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır." diye bir hüküm var. Şimdi, işin özü burada esasında, örgüt üyesi gibi cezalandırılmakta değil, örgüt üyesi sayılmakta yani siz, örgütün bir parçası olmayacaksınız, hiyerarşik anlamda bir bağınız olmayacak, organik anlamda bir bağınız tespit edilmeyecek ama örgütün üyesi olacaksınız! Ki, Türk Ceza Kanunu'ndaki ile Terörle Mücadele arasındaki genel kavramı biz "şiddet" olarak koyarsak eğer, bu durumda, bugün cezaevlerinde bulunan binlerce BDP üyesi, yöneticisi, belediye başkanı, vekili, çoğu bu madde kapsamında yargılanıyor, örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt üyeliğinden yargılanıyor.

Bu durumda BDP örgüt oluyor, BDP'nin yöneticileri de örgüt üyesi oluyor çünkü bu madde direkt bize uygulanıyor. Üyelerimize, yöneticilerimize, belediye başkanlarımıza ve hatta vekillerimize. Birçoğumuzun hakkında şu an Mecliste bekleyen fezlekeler Türk Ceza Kanunu'nun 220'ye 6'ncı maddesinden düzenlenmiş durumda ve TMK'da da bunun muadili var. İşte şimdi burada "Terör örgütü mensubu gibi cezalandırılırlar." hükmünü kaldırıyoruz.

Bu hüküm yani Terörle mücadele Kanunu'nun 2/2 maddesi kökten kaldırılmalı. Böyle bir hukuk garabetine bir an önce son verilmeli. Bunun TCK'daki karşılığı olan 220'ye 6'ncı maddesi de hakeza yine aynı tasarının 104'üncü maddesinde bir paragraf açılarak bir an önce kaldırılmalı.

Aksi hâlde ne oluyor değerli milletvekilleri? Defalarca bu kürsüden ifade ettik, Türkiye birinci oluyor. Tabii, bu Türkiye'nin eğitimde, sağlıkta, turizmde birinci olması değil, bilim, kültür, teknolojide birinci olması değil, içinde en çok terörist barındıran ülke olmaktaki birinciliği.

Eğer bu maddeler var olursa Terörle Mücadele Kanunu'nda ya da Türk Ceza Kanunu'nda, Türkiye'nin bundan sonra alacağı mesafe bugünkünden daha da kötü olacak. Çünkü var olan özel yetkili ağır ceza mahkeme sayısını da bu tasarıyla artırıyoruz. Eğer yüzde 300'lük bir artış olacaksa aynı şekilde demek ki bugün bu maddeden yargılanan insanların sayısında da yüzde 300'lük bir artış olacak. Açık ve net olan budur.

Peki, biz bir tercih yapacak mıyız? Bir önce konuştuğum maddede de ifade etmiştim, Türkiye'nin yapması gereken bir tek şey var: Özgürlükler ve güvenlik algısı arasındaki tercihini yapması. Eğer biz bu koşullarda tercihimizi sürekli güvenlikten yana koyarsak başımıza gelecek olan budur. Bu maddeleri çıkaran, bu hukuk garabeti maddeleri çıkaran bir ülke olacağız, yine bu maddelerden yüzler değil, binler değil, on binlerce insanı yargılayan bir ülke olacağız. Hakeza burada, Türkiye'de şu Parlamentonun üyesi olan arkadaşlarımızın da bu maddelerden yargılandığını düşünürsek, seçilmiş milletvekili arkadaşlarımızın da bu maddelerden yargılandığını düşünürsek durumun ne kadar vahim olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalırız ama burada bir tercih söz konusu ve AKP bu tercihi yaptı. Ne zaman yaptı? 12 Eylül referandumunda yaptı. Bu tercih neydi? Özgürlükler değil. "Biz bunu çok iyi tespit ettik, gereğini de yaptık, bundan sonra da birlikte yaşamayı ve mücadele etmeyi bırakmaya hazırız?" Ve siz mücadele etmeyi bıraktınız, bu yasalarla birlikte yaşamayı tercih ettiniz. Bu konularda dünyada düşünce, ifade özgürlüğünü en çok sınırlandıran ülke olmakta birinci olma noktasında bu gerçekle birlikte yaşamayı tercih ettiniz ve bu tercihinizin sonuçlarını şimdi bu tasarıya böyle ne idüğü belirsiz düzenlemeler koyarak gidermeye çalışıyorsunuz.

Bir insan örgüt üyesi değil ama onu örgüt üyesi sayacaksınız ama örgüt üyesi gibi cezalandırmamakla da ona lütfetmiş sayılacaksınız! Var mı böyle bir şey? "Cezalandırdınız da ne oldu?" diye şimdi soralım. Cezaevindeki doluluk oranı sizin döneminizde yüzde 200 arttı. Cezalandırdınız da ne oldu? İnsanlar sokağa mı çıkmadı? İnsanlar düşüncelerini mi ifade etmedi? Özgürlüklerden mi bahsetmedi? Eşit, özgür yaşamı mı savunmadı? Daha fazla savundu ve sizin bunu görebilmeniz için bir tek şeye bakmanız gerekiyor, o da cezaevlerine. 75'inci maddede de bunu değerlendireceğiz.

Saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akat.