Konu:TÜRKİYE’DE MEDYANIN AYRIMCI, ÖTEKİLEŞTİREN VE CİNSİYETÇİ YAKLAŞIMI HAKKINDA ALINACAK ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN, GENEL KURULUN BİLGİSİNE SUNULMAK ÜZERE BEKLEYEN DİĞER ÖNERGELERİN ÖNÜNE ALINARAK, 16/11/2011 ÇARŞAMBA GÜNKÜ BİRLEŞİMDE SUNUŞLARDA OKUNMASI VE GÖRÜŞMELERİNİN AYNI BİRLEŞİMDE YAPILMASINA İLİŞKİN BDP GRUBU ÖNERİSİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:19
Tarih:16/11/2011


TÜRKİYE’DE MEDYANIN AYRIMCI, ÖTEKİLEŞTİREN VE CİNSİYETÇİ YAKLAŞIMI HAKKINDA ALINACAK ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA VERİLMİŞ OLAN MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGESİNİN, GENEL KURULUN BİLGİSİNE SUNULMAK ÜZERE BEKLEYEN DİĞER ÖNERGELERİN ÖNÜNE ALINARAK, 16/11/2011 ÇARŞAMBA GÜNKÜ BİRLEŞİMDE SUNUŞLARDA OKUNMASI VE GÖRÜŞMELERİNİN AYNI BİRLEŞİMDE YAPILMASINA İLİŞKİN BDP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYLA AKAT ATA (Batman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin lehine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bir grup önerimiz var. Medyanın ayrımcı, ötekileştiren ve cinsiyetçi yaklaşımı ve dili hakkında bir araştırma yapılması, bu yaklaşımın doğurduğu sonuçların incelenmesi ve medyada nefret söyleminin ortadan kaldırılması için hukuki altyapının hazırlanması vesilesiyle hazırladık bu grup önerimizi.

Sizlerin de hepinizin tanıklık ettiği üzere, son bir ay içerisinde, Van depreminin öncesinde ve Van depremiyle de açığa çıktığı üzere, medyanın kullanmış olduğu dilin toplumda bazı yansımaları var. Van depremi sonrasında açığa çıkan durum gösterdi ki toplumun tüm kesimleri esasında bu dilin yansımasından rahatsız, siyasi partiler de rahatsız siyasi parti liderlerinin, özellikle de Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanının, Sayın Bahçeli'nin kamuoyunun vicdanını da rahatlatan bir açıklaması oldu. Tüm siyasi parti liderleri bu konuda kendilerini açıklama yapmak durumunda hissettiler açığa çıkan sonuçlar itibarıyla.

Çok açık ve net ki medyanın kullanmış olduğu dil üzerinde siyasetçilerin ciddi bir etkisi var. Evet, Montesquieu'den beri yasama, yürütme, yargı yetkisi var ama bugün itibarıyla medya ve sivil toplum örgütleri dördüncü, beşinci güç. Siyaseten kendinizi var etmek istediğinizde medyayı bir araç olarak kullanabilirsiniz ama bugün gördük ki, medyada siyasetçinin kullanmış olduğu dilin ve medyayı da kendi amaçları uğrunda kullanmasının toplumdaki yansıması ve açığa çıkardığı sonuçlar öyle kapanması çok da kolay yaralar açığa çıkarmıyor. Öyle yaralar çıkabilir ki açığa, yarın öbür gün değil bizler -ki bizler her koşulda belki konuşabiliyoruz ama- bizim çocuklarımız, gençlerimiz birbirleriyle konuşamayacak bir duruma gelecekler. Medyanın bu yönlü bir etkisi var üzerinde. Bizler, medyanın toplum üzerindeki etkisinin görülüp, özellikle siyasetin bu konuda bazı tedbirler alması gerektiğini düşünüyoruz. Şimdi, bu noktada defalarca kez kaygılarımızı dile getirdik ama ben bugün Sayın Başbakanı dinledim, Eşi Vefat Eden Kadınlar İçin Sosyal Yardım Programı toplantısında. Sayın Başbakan, evet, Van depremi sonrasında bir açıklama yaptı; özellikle, sosyal medyada paylaşılanlar, kamuoyuna yansıyanlar, kutu kutu gönderilen çöplük ve taşlar, bunlar üzerine herkesin vicdanı rahatsız oldu ve bir açıklama yaptı ama bugün Sayın Başbakan, tekrar: "BDP'li vekiller sefahat içinde yaşıyorlar, istismar ediyorlar." ve son noktada da "Biz anaları ağlatmayacağız." beyanı.

Şimdi, biraz gerçekçi olmak lazım, biraz topluma dokunmak lazım, biraz toplumdan nemalanmak lazım, ona göre siyaset yapmak lazım. Bizler, toplumun uzlaşma noktalarının çok da büyük olduğunu düşünmüyoruz, "çok" diyebileceğimiz konularda uzlaşma zeminimiz yok bizim ama kadın sorunu bunlardan biridir. Defalarca kez, bir önceki yasama döneminde de biz çağrı yaptık, dedik ki: "Kadın sorunu, kadına yönelik şiddet sorunu, kadının yaşadığı sorunlar partiler üstü ele alınması gereken bir konudur. Belki birçok konuda bir araya gelemeyebiliriz ama kadın konusunda bir araya gelebiliriz. Bizim için bir çıkış noktası olabilir. Bu konuda, bu zemindeki buluşmamız toplumsal birçok sorunun çözümünde araç olarak kullanılabilir." Ama Sayın Başbakan kalkıyor, tam da 25 Kasımın arifesinde, böyle önemli bir toplantıda tekrar, bir diğer siyasi partiyi hedef alarak ve toplumu da bu şekilde yönlendirerek bir konuşma yapıyor. Bunun neresi akılcıdır? Bunun neresi topluma hizmet eder?

Dün bu salonda yaşananlar var. Herkesin duyduğu rahatsızlıkları, dün akşamdan itibaren biz dinledik ama şunu ifade edelim: Evet, şiddet, yaşamdan bir bütün çıkartılmalıdır, adına ne derseniz deyin. Eğer şiddete karşı mücadele ediyorsanız, eğer şiddeti savunmuyorsanız, o zaman bir gerekçe de bulmazsınız şiddete, "Ben buna karşıyım." dersiniz, üzüntünüzü dile getirirsiniz ama bugün yaşadığımız bu değil.

Bakın, ben de son bir yıl içerisinde defalarca kez devlet kaynaklı şiddete maruz kaldım ama bunun karşısında, bu salonda oturanlar ya da Türkiye'nin bir bütünü, işte, kalkıp "Ya kadına yönelik bir şiddet var?" Şimdi, burada bir samimiyet testi de söz konusu. İşte, ben yıllarca kadına yönelik şiddetle ilgili çalıştım. Gidiyorduk, katledilen kadınların, mağdurların aileleriyle de görüşüyorduk, zaman zaman faillerle de görüşüyorduk anlayabilmek için biz. Hak etmişti çünkü namusunuzu kirletmişti. Hak etmişti çünkü sözünüzü dinlememişti. Hak etmişti çünkü ayağını çok uzatmıştı. Bunlar bir gerekçeydi, kadına yönelik şiddet için. Şimdi, bize sokak ortasında uygulanan şiddet için de: Evet, bunlar hak etmişti çünkü özgürlük, eşitlik talebi var. Çünkü bunlar hak etmişti çünkü kendilerine oy veren seçmene sırtlarını dönmelerini istiyorsunuz, onların yanında yer aldılar; yer almasınlar, o zaman şiddete maruz kalmazlar.

Şimdi, açık söyleyelim, hiç kimse bir diğeriyle bunu tartışmayacaktır. Hepimizi buraya getiren toplumsal ihtiyaçlar, talepler ve ideoloji vardır, kimse bunlara sırtını dönerek burada siyaset yapamaz, biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Ama dün burada ifade edilenler için şunu söyleyeyim: Değerli milletvekilleri, sizin için söylenirse, inandığınız uğruna, ölümü göze aldığınız birtakım değerler adına sizin için aksi söylendiğinde ne hissediyorsanız biz de o kadarını hissediyoruz, ne eksiği ne fazlası. Ama şu da bir gerçek: Şimdi, böyle bir şiddet var ortada, AKP de şunu yapıyor: Siyasi iktidar şiddeti gerekçelendirmek ki olası mıdır, dün Sayın Bahçekapılı da "Benim grup başkan vekilime yönelirseniz ben de bunun karşılığını veririm." dedi. Ya kadının kadınla bulaşacağı bir noktada, bu noktada, bu noktadan hareket edersek verilene hiçbir anlam veremediğimiz açıktır, ortadadır. Ama bunun üzerinden Barış Demokrasi Partisinin kadına yönelik şiddet konusundaki tavrını yargılamak çok ahlaki değildi, çok da doğru değildi.

Bakın, bizler, yaşamın her alanında, savaş ortamında büyüdük, ne yaşadığımızı biliyoruz, hangi şiddet ortamının hangi sonuçları doğurduğunu da çok iyi biliyoruz ama buna rağmen, şiddetin açığa çıkarmış olduğu sonuçlarla mücadele ediyoruz. Bakın, bu savaş uzadıkça kirlenecek. (AK PARTİ sıralarından "Ne savaşı?" sesleri, gürültüler) Arkadaşımız, "kirli savaş" diyor. Evet, bu savaş uzadıkça kirlenecek değerli arkadaşlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sen hangi tarafındasın bu savaşın? Sen hangi taraftasın?

AYLA AKAT ATA (Devamla) - Bizler, çok açık söyleyelim, bizler sorunun siyasetin çözümü tarafındayız. "Siyaseten çözüm" diyorsanız biz buradayız, tarafımız bu ama sizin o tarafta olmanız için daha sanırım çok mesafe geçmesi, çok yer geçmesi gerekiyor.

Bir diğer boyutu?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Savaşın neresindesiniz?

AYLA AKAT ATA (Devamla) - Savaşın tam ortasındayız, orada çocukluğumuz oldu. Yani sıkıyönetim, olağanüstü hâl, savaş yılları tam da ortasında büyüdük, tam da savaşın ortasında. Şimdi, "Çocuklarımız savaş ortamında büyümesin ve savaşın ağır sonuçlarını yaşamasın." diye uğraşıyoruz, bunun için mücadele ediyoruz.

Diğer bir boyutu: Arkadaşlar, şimdi, evet, bu ülkede yaşanan 12 Haziran seçimleri sonrasında şiddet tırmandı ve bunun sonuçları açığa çıktı, sivil ölümleri yaşandı. Hepimiz üzüntü duyduğumuzu açıkladık, bunlara karşı sessiz kalmanın vicdani bir muhakemesinin olamayacağını kamuoyuna deklare ettik. Ama yapılmaması gereken neydi? Bunlar üzerinden siyaset yapmaktı, sivil ölümler üzerinden siyaset yapmaktı. Yani insanlar ölüyorsa siyaseten çözüm bu kadar kendini dayatmış?

SONER AKSOY (Kütahya) - İnsanlar ölmüyor, PKK öldürüyor.

AYLA AKAT ATA (Devamla) - ?ama burada kapalı oturumlar yapıp senin ağzından tek kelime çıkmıyor, siyaseten çözüm getirmiyorsan, arkasından da bırakın elinde silah olan güvenlik güçlerini sivil insanlar yaşamını yitirdiğinde bile bunun üzerinden siyaset yapıyorsan burada ciddi bir sorun var demektir. Bunu yapmamak lazım, bundan bir an önce vazgeçmek lazım; aksine, ölümler dursun diye elinizi taşın altına koymak lazım. Burada sözüm sadece siyasi iktidara değil. Bu sorun Türkiye'nin sorunu; o yüzden MHP'nin de sorumluluğu var, CHP'nin de  sorumluluğu var.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Sizin yok mu?

AYLA AKAT ATA (Devamla) - O yüzdendir ki, biz, bu sorun bu Parlamentoda çözülür, siyaseten çözülür, atılacak adımlarla çözülür, demokratikleşmeyle çözülür, diyoruz. Sorunu açığa çıkaran nedenler neyse o nedenleri doğru tespit ettikten sonra çözüm için mesafe kat edebiliriz arkadaşlar. Bizler de "Hani ne yapılıyor?" diye sorulunca söylüyoruz arkadaşlar; biz savaş bitsin diye uğraşıyoruz, biz bu savaşta daha fazla ölüm yaşanmasın diye uğraşıyoruz. Bundan daha fazlasını söyleyen varsa tabii ki her platformda kendileriyle tartışmaya hazırız.

Yine, arkadaşlar şunu ifade edelim: Şimdi içinde yaşadığımız toplum çok kimlikli, çok dinli, çok kültürlü bir toplum. Şimdi, bu toplumda siz tek tipleştirmeye giderseniz vallahi bazı söylemleriniz havada kalıyor, Sayın Başbakanın olduğu gibi. Mesela, Medeniyetler İttifakında İspanya'yla birlikte bizim eş başkanlığımız var. Ya kendi toplumumuzda bu ülkenin Zerdüşti vatandaşları var, benim ilim Batman'da Ezidi Kürtler var, çok büyük katledilmişler,  Ezidi Kürtler bu ülkede yaşıyor ama dün bu salonda onları da hiçe sayarak ifade edilen sözler var. Yapmayın bunu. Kültür Bakanı oradaydı, oturuyordu. Bu ülke çok kültürlü; bunu görerek, bunu bilerek, herkese de saygı duyarak çözüme gidebilirsiniz.

Bir diğer boyutu arkadaşlar: Şimdi, bugün Başbakan söylemiş, çok önemli, güzel bir söz; diyor ki: "Toplum kadınla değişir, kadınla dönüşür. Kadınların değişimi ve dönüşümü eğer olumsuz yöndeyse biliniz ki o toplum uçuruma doğru yol almaktadır." Tam da bu noktadayız arkadaşlar. Dün Sayın Bahçekapılı bunun örneğini ortaya koydu. Kadın, toplumun değişim, dönüşüm gücüdür arkadaşlar. Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez diyoruz ama kadının da özgürlük bilinciyle buluşması öyle çok kolay değildir. Ortada beş bin yıllık bir egemenlik varsa beş bin yıllık da bir ezilmişlik vardır. O beş bin yıllık ezilmişlik de bir feodalizm getirir, egemenlik de.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen sözünüzü bağlayınız.

AYLA AKAT ATA (Devamla) - Kadın hem kendini değiştirip dönüştürecek, o feodalizmle mücadele edecek hem de erkeği değiştirip dönüştürecek. Eğer şiddetin devamında fayda görenler varsa şiddete gerekçe üretmeye devam edebilirler ama biz bunda bir fayda görmüyoruz. Toplumdaki tüm eşitsizliklerin kaynağının kadın-erkek eşitsizliğinden kaynaklandığını düşünüyoruz, mücadele etmek için de her türlü ortak platformda buluşmaya hazırız. Bu platformları da içinde buluşulamaz hâle getirenlere karşı da hiçbir noktada sessiz kalmayacağız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)