Konu:Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
Yasama Yılı:2
Birleşim:124
Tarih:26/06/2012


TÜRK TİCARET KANUNU İLE TÜRK TİCARET KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ticaret Kanunu'nda değişiklik öngören kanun tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şöyle kısa bir gezinti yapmak istiyorum bu tasarıyla ilgili olarak. Türk Ticaret Kanunu'nun kabulüne ilişkin günlere giderek o günlerden bazı görüşleri, bazı görüntüleri sizlere tekrar anlatmak istiyorum.

Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu ile bunların uygulanmalarına ilişkin iki kanun, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Tebligat Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun 2011 yılında en son 13 Ocak tarihinde görüşülerek kabul edildi. Bu görüşmelerin, bu saydığım altı kanuna ilişkin görüşmelerin başlangıcı 11 Ocak tarihidir. Yani, 11 Ocak tarihinde bu görüşmelere başlandı ve 13 Ocak tarihinde bu altı kanun kabul edildi, toplam 2.725 maddeden oluşan bir pakettir. Bunu özellikle ifade ediyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bütün siyasi parti gruplarının uzlaşmayla gerçekleştirdiği, çok önemli bir düzenlemedir. Temel yasa olarak görüşülmeye kalkışılmış olması hâlinde dahi görüşülmesi günlerce, haftalarca, belki aylarca sürebilecek olan bir yasalar topluluğundan söz ediyorum. Hani, zaman zaman Genel Kurulda tartışmalar oluyor "Uzlaşma gerçekleştirilebilir mi, gerçekleştirilemez mi? Muhalefet partileri iktidar partisinin, Hükûmetin tasarılarına, tekliflerine destek verir mi, vermez mi?" sorusunun cevabı burada. Demek ki Parlamento gerektiği zaman tüm toplumu ilgilendiren konularda gerekli uzlaşmayı sağlayabiliyor, bu çok önemli.

Şimdi, bu hafta görüşeceğimiz iki tane torba kanun tasarısı var. Ben buradan rica ediyorum ve ifade ediyorum: Lütfen şu uzlaşmayı göz önüne alalım, o iki tasarının eğer sağlıklı bir şekilde yasalaşmasını istiyor isek, böyle günlerce süren tartışmalara konu olmasını arzu etmiyor isek Cumhuriyet Halk Partisinin, belki diğer muhalefet partilerinin de bu konudaki görüşlerine lütfen kulak verin. Gelişigüzel bir şekilde, o tasarının tüm maddelerine karşıyız şeklinde bir anlayış ortaya koymuyoruz ama belli maddelerinde rezervimiz var, doğru bulmuyoruz, bunlar AKP hükûmetleri döneminde yasalaştırılmış olan düzenlemelerin tersine çevrilmesine yönelik düzenlemelerdir de, bunları yanlış buluyoruz. Bakın, onları yarın öbür gün görüşeceğiz. Buradan rica ediyorum, bu konularda bir uzlaşmayı gerçekleştirebiliriz. Yani uzlaşma tabii ki herkesin bir adım atmasıyla olur. İktidar partisine de Hükûmete de burada adım atmalarını tavsiye ediyorum. Aynı şeyi yargı paketinde gerçekleştirebiliriz. Üçüncü yargı paketini biz grup önerisi olarak getirdik; evet, çıkaralım istiyoruz onu, yasalaşsın istiyoruz ama orada bizim doğru bulmadığımız, sizin hukukçularınızla konuşmanız hâlinde muhtemelen onların da doğru bulmayacağı, onların da doğruya kulak vereceği bazı özel birtakım problemli maddeler var. Bunları el birliğiyle gelin, konuşalım, görüşelim, Parlamentonun bu son haftasını daha rahat bir yasama faaliyetine konu edelim.

Şimdi, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'nın yasalaşmasına ilişkin kısa bir bilgiyi verdim, bu çerçevede başka bilgiler de verdim. Türk Ticaret Kanunu'nun hazırlığı çok uzun bir zaman almıştır, ta 57'nci Hükûmet dönemindeki, o koalisyon Hükûmeti dönemindeki hazırlıkla başlar. O dönemin Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk'ün kurmuş olduğu bir komisyonla bu çalışmalar başlamıştır, Profesör Doktor Sayın Ünal Tekinalp bu çalışmalara öncülük etmiştir, bu yükü omuzlamıştır daha doğrusu. Uzun yıllar süren bir çalışma olmuştur. Adalet Komisyonları -yani "komisyonlar" derken çeşitli yasama dönemleri itibarıyla olduğu için çoğul ifadesini kullandım- bu konuda çalışmıştır, muhtelif Adalet Bakanları buna emek vermiştir, Adalet Komisyonu başkanları emek vermiştir, milletvekillerimiz emek vermiştir. 22'nci Dönemde bir görüşme sağlanmıştır ama 23'üncü Döneme geldiğimizde, 23'üncü Dönemde bir yanlış işlem yapıldı, 23'üncü Dönemin Adalet Komisyonunda bu tasarı görüşülmedi, doğrudan Genel Kurula geldi.

Genel Kurul aşamasında tüm siyasi partiler bir araya geldik, bazı düzeltmeleri yapmanın gayreti içerisinde olduk ama 23'üncü Dönem Adalet Komisyonundan geçmemiş olması, hakikaten önemli bir eksiklik olarak ortaya çıktı. Sonuçta 23'üncü Dönem görüşmelerinde, belli mutabakatlar çerçevesinde bu tasarıları yasalaştırdık ve 6102 sayılı Kanun kabul edildi.

O dönem Sayın Bekir Bozdağ burada Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekiliydi. Yürürlük için, altı ay sonra yürürlüğe girmesi yönünde bir düzenleme yapılmıştı. Ben özellikle öneride bulundum "Altı ay sonra yürürlüğe koyarsak, bu tasarıda sorunlu bazı hükümler var, bunları yeterince tartışmadık, o nedenle altı ayda bunları belki yetiştiremeyebiliriz, altı ayın bitimine doğru Meclis zaten tatile girecek o zaman, gelin bu süreyi biraz daha uzatalım, üzerine bir yıl daha koyalım." dedik, bir buçuk yıl oldu. Ancak üzüntü verici olan, bir buçuk yıl bitmek üzere, şimdi bir hafta sonra, 1 Temmuzda Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girecek ve biz bu değişiklikleri son haftaya sıkıştırdık, bu doğru olmadı.

Gerçekte Türk Ticaret Kanunu'nda değişmesi gereken çok daha fazla madde var. Bunların önemli bir bölümünü, ben, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'nın tümü üzerindeki görüşmeler, daha doğrusu bölümlere ilişkin görüşmeler sırasında, 13 Ocak 2011 tarihinde ifade ettim.

İfade ettiğim konular şunlardı: Birincisi, denetim kapsamı oldukça geniştir. Türkiye'deki şirket sayısının çokluğuna baktığımızda, bu denetimin getirdiği maliyeti bu şirketler kaldıramaz. Denetim, elbette çok önemlidir, mutlaka önemlidir. Şirketler sadece sahiplerinin malı değildir, onun pay sahiplerinin malı değildir; şirketler, aynı zamanda,  bu şirketlerin bir bölümü halka açık olduğu için o borsada yatırım yapmış olan kişilerin malıdır. Yine bu şirketler, alım satım ilişkisinde bulunduğu kişilerin de üzerinde haklarının olduğu kurumlardır. O nedenle, denetim önemlidir. Saydam, doğru tabloların kamuya mutlaka açıklanması gerekir. Denetimin özünden taviz vermemek kaydıyla ama bu kapsamı da yani KOBİ dediğimiz küçük ve orta boy işletmeleri biraz bu denetimin dışına almak suretiyle rahatlatmak gerekir. Bunu ifade ettim.

Yine, İnternet sitesi kurma yükümlülüğünün KOBİ'lere büyük bir yük getireceğini ifade ettim. Bu desteği, KOBİ'ler bunu kuramaz, onların İnternet sitesi kurma yükümlülüğünün gereğini Sanayi ve Ticaret Bakanlığı üstlensin -o zamanki adıyla- KOSGEB üstlensin, bu desteği onlara versin; KOBİ'ler bunu yapamaz çünkü yapabilen KOBİ'ler olabilir, yapamayan KOBİ'ler olabilir ve ekonominin yüzde 96, yüzde 97 ölçeğinde KOBİ'lere dayandığını düşünürsek, KOBİ'lerin çok büyük bir bölümü zaten zor ayakta kalan aile işletmeleridir, onların bir de İnternet sitesi kurma gibi bir yükümlülükle karşı karşıya bırakılmaları doğru değildir.

Ceza hükümlerinin yeteri kadar tartılmadığını, tartışılmadığını ifade ettim çünkü cezadan amaç nedir? Bir müeyyideyle belli bir amaca ulaşırsınız. Müeyyidenin, cezanın caydırıcı olması gerekir ama ulaşılmak istenen amaç ile cezanın miktarı arasında bir denge olmaz ise o zaman cezadan beklenen amacı gerçekleştirmiş olmayız. O nedenle "Bunu bir daha ele alıp düzenlemekte, gözden geçirmekte yarar var." dedim.

Daha başka birçok şeyi söyledim, bunları tek tek burada sayarak zamanınızı almak istemiyorum. O zaman neye değindiysek onları şimdi, bugün bu teklifte veya Hükûmet tasarısında daha doğrusu görüyoruz. Bunların önemli bir bölümüyle Cumhuriyet Halk Partisi olarak mutabıkız, belki bir iki konuda biraz daha farklı görüşlerimiz var.

Yine, bu tasarıda yer almayan ama yer almasını düşündüğümüz birtakım düzenlemeler de var. Kanunun hazırlığına, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun hazırlığına destek vermiş olan bütün bilim adamlarına, başta Sayın Profesör Doktor Ünal Tekinalp olmak üzere hepsine teşekkürü bir borç bilmesi lazım Parlamentonun. Ben Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bu teşekkürü ifade ediyorum.

Yine, 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu bu Kanun'la yürürlükten kalmış olacak 1 Temmuz itibarıyla. O Kanun'u hazırlayan Profesör Hirsch'i rahmetle anmak gerekir. Kendisi Almanya'dan Türkiye'ye gelip, Ankara ve İstanbul üniversitelerinde uzun yıllar başta ticaret hukuku olmak üzere çeşitli konularda ders veren ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kabul etmiş, vatandaşlığa geçmiş ve onunla gurur duymuş olan bir profesördür. Gerçekten kendisini rahmetle ve şükranla anmak gerekir.

Eleştirileriyle bu tasarıya, yasaya, 6102 sayılı Kanun'a yön vermiş olan, destek vermiş olan bilim adamlarını yine teşekkürle anmak gerekir.

Bu tasarıdaki üzüntüm şudur: Profesör Doktor Sayın Ünal Tekinalp bunun hazırlığına katılmamıştır. Kendisi sanıyorum doğru bulmadı bu değişikliği ama her ne olursa olsun Sayın Ünal Tekinalp bu çalışmalarda olup, olumsuz dahi olsa kendi görüşlerini bu tasarıya yansıtabilseydi, onlar Parlamento için çok yol gösterici olurdu. Onun olmamasını bir eksiklik olarak görüyorum.

6762 sayılı Kanun, dönemine göre son derece ileri çözümler getirmiş olan bir kanundu. Ancak elbette hukuk dinamik bir kavramdır; ihtiyaçlar değişir, ekonomi değişir, ekonomide, toplumda yeni ihtiyaçlar ortaya çıkarsa kanunların da buna paralel olarak değişmesi gerekir. Gayet doğaldır, kanun değişecektir ve 6762 sayılı Kanun yerine gelen 6102 sayılı Kanun, son derece modern kurumları da getirmiş olan bir kanundur. Tek kişilik şirketler bunun çok önemli bir örneğidir. Gerçekten, Avrupa Birliğinde uzun yıllardır olan ama Türkiye'de olmayan bu şirket türünün Türk hukukuna kazandırılmış olması başlı başına önemli bir olaydır; sanayiye, küçük yatırımcılara nefes aldıracak bir olaydır.

Değerli milletvekilleri, tasarıda olmasını arzu ettiğimiz ama olmayan bir iki düzenlemeye de değinmek istiyorum. Faiz konusundaki düzenleme tereddüt yaratacak niteliktedir. Belki yorumla "Burada bir sorun yok." denebilir ama zaman içerisinde, yargının bu konuda vereceği kararlar çok farklı olabilir. Özellikle temerrüt faizindeki yazım, gerekçeleri dikkate aldığımızda, problem yaratacak türdendir. O maddeyi yeniden ele alıp yazmakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Yine, Türk Ticaret Kanunu'nun 340'ıncı maddesi, şirket ana sözleşmelerini, daha doğrusu, yeni Kanun'daki adıyla şirket esas sözleşmelerini düzenliyor. Şirket esas sözleşmesi maddesi, bugüne kadar Türk hukukuna girmiş ve yerleşmiş olan anlayışın tam tersi bir anlayışı yansıtıyor. Bizim hukukumuzda, Borçlar Kanunu'nda "sözleşme serbestisi" ilkesi vardır yani bir sözleşme, tarafların iradesine göre, serbestçe kurulabilir, koşulları serbestçe belirlenir. Borçlar Kanunu'nda bunun tek istisnası vardır, bir maddede istisnası vardır; sözleşme, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve şahsi haklara aykırı olmayacak. Bunun dışında, taraflar serbestçe tayin edebilir. Tabii ki devletin, zaman zaman, sözleşme özgürlüğüne müdahale ettiği alanlar vardır. Örneğin, asgari ücretten daha aşağı bir ücretle kişiyi çalıştıramazsınız. Ama, 340'ıncı madde diyor ki -Türk Ticaret Kanunu da bu sözleşme serbestisinin üzerine oturan bir kanundur- 340, bunun tam tersi bir anlayışla, sözleşme serbestisinin tersi bir ilkeyi benimsiyor: "Sözleşme, bu Kanun'un ancak izin verdiği hâllerde, bu Kanun'da belirtilen hâllerden, daha doğrusu Kanun'da belirtilen hâllerden sapabilir." diyor. Bu, bizim iş adamımızın yaratıcılığını öldüren bir düzenleme. Bırakalım, iş adamımız, bugüne kadar özgür bir şekilde nasıl bu sözleşmeleri kurabilmişse o şekilde kursun. Bu, yatırımcıyı, iş adamını, şirket kurucularını tek tip sözleşmeye yönelten, onların yaratıcılığını öldüren bir maddedir. Kanunun gerekçesine baktığımızda bunun Alman hukukundan alındığı söyleniyor. Alman hukukunda öyle olabilir ama bizim hukukumuz farklıdır, bizim ekonomimizin dinamikleri farklıdır. Yaratıcı bir iş adamımız vardır, yaratıcı bir özel sektörümüz vardır, kanunların yapması gereken bu yaratıcı, dinamik özel sektörün önünü açmaktır. 340 bunun tersi bir anlayışta bunu burada ifade ediyorum.

552'nci maddedeki düzenleme Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisiyle düzeltilmiştir, orada bir yanlışlık yapılmıştı. "Halka açılma" kavramı 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na göre sadece SPK'nın denetimine tabi olan şirketlerde mümkündür, oysa Türk Ticaret Kanunu'nun 552'nci maddesi SPK'nın denetimine tabi olmayan diğer şirketlerin de halka açılmasına izin veren bir şekildeydi. Bu, yeni Kombassan'lar demektir, yeni şirketler demektir, halkı, küçük yatırımcıyı, tasarruf sahibini kandırabilecek şirketlerin ortaya çıkması demektir. Nitekim o madde tamamen tersine çevrildi, tam tersine, bir müeyyideyle, hapis cezası müeyyidesiyle müeyyidelendirildi. Hükûmet tasarısında bu müeyyide biraz azdı, Komisyonda yükseltildi ama Sayın Bakandan ve tüm partilerden bir kez daha bu müeyyideyi gözden geçirelim, orada caydırıcılık ölçeğinden, ölçüsünden vazgeçmeyelim, caydırıcı olacak şekilde, tabii ki ölçülülük ilkesine uygun olarak o maddeyi bir kez daha kaleme alalım...

Bağımsız denetimin kapsamı, İnternet yükümlülüğünün kapsamıyla paralel hâle getiriliyor. Bu kapsamı Bakanlar Kurulu belirleyecek. Tabii ki Bakanlar Kurulunun belirleyeceği kapsam önemli. "Bunu KOBİ'leri dışarıda tutmak suretiyle Bakanlar Kurulu belirleyebilir." şeklinde bir izlenim aldık. Tabii ki Bakanlar Kurulunun nihai iradesini bilmiyoruz, ancak eğer irade bu şekildeyse o zaman KOBİ tanımıyla belki oynamamak, KOBİ tanımını olduğu gibi muhafaza etmek gerekir. Çünkü tanımı bu şekilde veya Bakanlar Kurulu kararının sınırını bu şekilde çizdiğimiz takdirde yaklaşık 800 bin civarındaki faal şirketin sadece 15 bini bu kapsama girecektir. 15 bin şirket ekonominin çok büyük bir kısmı demektir, sayıyı küçümsemeyelim ama onu daha daraltacak şekilde bir düzenlemeyi doğru bulmayız. Bunlar önemli düzenlemeler.

Şirketin borçlanması, şirketten borç para alma, borç para verme şeklindeki düzenlemeler yine yeni bir şekle kavuşturuldu. Ancak şunu Komisyonda ifade etmiştim, bir kez daha burada ifade ediyorum: Şirketten ayın olarak borçlanma konusundaki yasak kalkmış durumda. Nakit olarak, daha doğrusu pay sahiplerinin üçüncü dereceye kadar yakınlarının borçlanmasına ilişkin yasak bu. Pay sahipleriyle ilgili herhangi bir sorun yok, oradaki ölçüler biraz daha farklı. Ona biraz sonra değinirim, belki Sayın Bakan da değinir. Ayın olarak borçlanma serbest bırakıldı, gerekçesi de şu: Örneğin, şirket bir otomobil satıyorsa veya beyaz eşya ticaretinde bulunuyorsa pay sahibinin yakınları o kampanyalı otomobil satışından yararlanabilsin. Gayet makul, doğru ancak oradaki otomobil satışı hâlinde o kişinin, yani otomobili alan pay sahibinin veya yönetim kurulu üyesinin yakını şirkete nakit mi borçlanmıştır, ayın mı borçlanmıştır? Bunu bir daha konuşalım, yani burada sanki otomobili alıyor ama bir nakit borçlanma söz konusu. Hâlbuki niyet orada şu: Nakit borçlanma yasak, niyet nakit para çekmesin şirket kasasından. Ama bunu bir daha bir düşünelim, burada bir sorun olmasın.

Onun dışında, denetimle ilgili bir başka düzenleme yapılıyor. "Denetim kurulunun raporunun olumsuz olması hâlinde şirket yönetim kurulu istifa eder." şeklinde çok ağır bir hüküm vardı. Bu, hakikaten şirketleri çok zora sokacak. Örneğin, halka açıksa veya kamuya belli bilgilerini duyurma yükümlülüğünde olan bir şirketse gerçekten bu süreç dahi onu piyasada çıkarmaya yol açabilir. O düzeltildi ama o düzeltilmiş hâlinde de belki bir sorun var. Onu bir daha, amaçtan herhangi bir şekilde taviz vermemek kaydıyla ele almakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Yine, muhasebe konusunda şunu söyleyeyim: Bu konuda iktidar partisiyle farklı düşünüyoruz. Bu kanun şunu esas alıyor: Vergi kanunlarına göre tutulan muhasebeyi esas alıyor. Türkiye'de 1950'li yıllardan bu yana mali tablolar vergi öncelikli olarak düzenlenir, vergi kanunları bunu yönlendirmiştir ama o zaman "sermaye piyasası" diye bir kavram yoktu, "muhasebe" kavramı bu kadar öne çıkmış değildi. Doğru olan, bu anlayışı bırakıp uluslararası muhasebe standartlarına göre şirketlerin muhasebe tutmasıdır, vergi kanunlarına göre vergi idaresine, Gelir İdaresine verilecek mali tablolar, bilançolar, ayrıca onun hükümleri dikkate alınarak revize edilir, o şekilde düzeltilebilir. Bu yönde önergemiz olacak, bunu da sizlerin dikkatine, takdirine sunacağız.

Sürem sanıyorum bitti. Sözlerimi bitirirken hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.