Konu:Chp Grubu Önerisi
Yasama Yılı:2
Birleşim:104
Tarih:09/05/2012


CHP GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devlet tiyatrolarının yaşadığı sorunların saptanması, sanatçıların sorunlarının araştırılması, devlet tiyatrolarının dünyadaki örnekleriyle kıyaslanması konusunda vermiş olduğumuz araştırma önergesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum.

Cumhuriyetin en önemli kazanımlarından biri olan devlet tiyatroları, altmış üç yıllık geçmişi ile "tiyatronun yaygınlaşması, daha fazla izleyiciye ulaşması, genç yazarların teşvik edilmesi, klasik eserlerin, akademik tiyatronun desteklenmesi" gibi konularda çok değerli hizmetler vermiştir. On iki ilde var olan kadrosu, yaklaşık altmış sahnesiyle cumhuriyet Türkiyesi'nin de kültürel hafızasıdır devlet tiyatroları.

Son yıllarda, maalesef, iktidar, devlet tiyatrolarına yönelik olarak da, genel anlamda sanata yönelik olarak da son derece eleştirel bir söylem geliştirmiştir. İlk olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Şehir Tiyatrolarının Sanat Yönetmeliği'nin değişmesiyle başlayan, daha sonra da devlet tiyatrolarının özelleştirileceğinin deklare edildiği söylemleri sanatçılar ve sanatseverler tarafından son derece kaygı verici olarak değerlendirilmiştir.

Sayın Başbakan maalesef sanatçıyı ve sanatı yok saymakta ve hedef aldığı herkese yaptığı gibi bu kesimi de itibarsızlaştırmaya, bir nevi değersizleştirmeye çalışmaktadır.

Değerli milletvekilleri, maalesef Sayın Başbakan sanatla ilgili birçok konuda doğruları söylemiyor. Ben şimdi size bunları tek tek aktarmaya çalışacağım. Örneğin, Sayın Başbakan sanatçıların milleti aşağıladığını söylüyor. Şimdi sorarım size: Bu sanatçılar ki Anadolu'nun dört bir yanına gidiyorlar, bu sanatçılar ki gittikleri yerlerde eğer bir tiyatro sahnesi yoksa düğün salonlarında, düğün salonu yoksa köy meydanlarında, eğer uygun bir ortam yoksa bir kır kahvesinde bile eserlerini icra etmeye çalışıyorlar. Bu kişiler mi kibirli, bu kişiler mi milleti aşağılıyor? Sayın Başbakan maalesef sanatçıların emeklerini yok saymakta ve onları kırıp dökmekte. Sayın Başbakan gene sanatçıları "despot aydınlar" olarak tanımlamakta fakat kendisi despotça davranmakta.

Hükûmetin sanatla ilgili konularda karar alırken muhataplarına "Sen kimsin? Siz kimsiniz?" diye sesleniyor olması, sadece ve sadece otoriter rejimlerde görülebilecek bir davranış biçimidir değerli arkadaşlar. Ben de buradan Sayın Başbakana sormak istiyorum: Sanatçılar önce insan, sonra da sanatçı. Peki siz kimsiniz Sayın Başbakan?

"Doğrular söylenmiyor." demiştim. Bir başka söylem de şöyle: "Gelişmiş ülkelerde devlet eliyle tiyatro olmaz." deniliyormuş. Şimdi ben bu konuyu hakikaten araştırdım, merak ettim, birtakım sivil toplum örgütleriyle görüştüm, sanatçılarla bir araya geldim, bazı kitaplar edindim, bu kitapları okudum ve birazdan size sayacağım ülkelerde sanatın ve tiyatronun devlet eliyle desteklendiğini açıklayacağım. Bu ülkelerin gelişmiş ülkeler olup olmadığının takdirini sizlere bırakıyorum.

Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya, İsveç, Norveç, Danimarka, İspanya, İtalya, Portekiz, Çin, Japonya? Liste daha uzayıp gidiyor ama herhâlde dünyanın en güçlü on ekonomisini saydığımız için çok da devam etmeye gerek yok diye düşünüyorum.

Ha, eğer Sayın Başbakan bu ülkelerin gelişmiş ülke olduğunu bilmiyorsa o zaman bunu anlatma görevini de sizlere veriyoruz, bu sorumluluğu sizlere veriyoruz değerli milletvekilleri.

Avrupa'nın kasaba ölçekli kentlerinde dahi opera, tiyatro ve bale salonlarına rastlanmaktadır ki bu da aslında sanatın devlet eliyle desteklenmekte olduğunun çok önemli bir göstergesidir.

Sanata devlet desteği Avrupa'da daha çok kurumsal yapılar üzerinden yürümektedir. Örneğin İngiltere'de devlet, sanatı desteklemek için bir kurum kurmuştur fakat bu kuruma asla ve asla müdahale etmemektedir.

Yine, Sayın Başbakanın yeni döndüğü İtalya'da devlet sanata ilişkin tüm mali giderlerin yarısını karşılamaktadır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya'da her yer yıkık dökükken ilk yapılan binalar tiyatro ve konser salonları olmuştur değerli arkadaşlar.

Yine, neoliberal politikaların en vahşi uygulayıcısını yani Margaret Thatcher dönemini hatırlayın, o dönemde hemen hemen her şeyi özelleştirmiştir fakat Margaret Thatcher tiyatrolara dokunmamıştır. Hatta ve hatta o dönemde tiyatroların bütçesi yükseltilmiş, aksine, devlet desteği artırılmıştır.

Yani özetle, dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde sanata ve sanatçıya destek vardır.

Yine, Sayın Başbakan "Tiyatroları özelleştireceğim. İstediğiniz oyunlara sponsor oluruz. Buyurun, işte özgürlük!" diyerek âdeta sanatla ve sanatçıyla da dalga geçmektedir.

Bir başka söyleminde ise "Hem belediyeden maaş alacaksın hem de yönetime istediğin gibi verip veriştireceksin." demektedir Sayın Başbakan.

Buradan size hatırlatmak istiyorum değerli arkadaşlar: Sanat eleştireldir. Sanat topluma ayna tutar. Ha, eğer Sayın Başbakan o aynadaki görüntüden memnun değilse o zaman kendisini değiştirsin, aynayı kırıp dökmesine hiç gerek yok, buradan bunu da sizlere iletmiş olayım değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başbakan sanatçılara "Hem tiyatrodan maaş alacaksın hem dizide oynayıp para alacaksın, nemalanacaksın." diyor. Bu da son derece yanlış bir söylemdir.

Bir kere kanun -kanunu araştırdım- kesinlikle sanatçıların dizilerde oynamasını engellemiyor, asli görevlerini aksatmadıkları sürece dizilerde oynayabiliyorlar. Ancak sanatçılar dizilerde oynadığı için herhangi bir yerde bir perdenin açılmadığına dair bir örnek verebilir misiniz bana? Ben size söyleyeyim: Böyle bir örnek yok değerli arkadaşlar. Maalesef bu da doğru olmayan bir söylemdir çünkü sanatçı için sahnesi onurudur, namusudur ve her zaman perde zamanında açılır; bu bir düsturdur.

Yine Başbakan "Bunlar sanatı sanat için yaparlar, toplum için değil." diyerek yüz yıl önceki tartışmaya girmiştir maalesef. Bu tartışmanın mecrası hiç şüphesiz siyaset arenası değildir. Sayın Başbakana şunu da söylemek lazım: Lütfen popülist politikalarla sanat dünyasını maniple etmeye çalışmayın. Sanatçılara "yarım porsiyon aydın" yakıştırması yaparak onları aşağılamaya çalışmayın. "Yarım porsiyon aydın" tanımı Başbakanın sözlerinden kuvvet alıp yüzeysel, popülist sanat tartışması yapanlara yakışmaktadır ancak.

Devlet tiyatroları ülkemizde tiyatronun omurgasını oluşturmaktadır. Eğer devlet tiyatrolarını yok ederseniz halka klasikler ulaştırılamaz, büyük Anadolu turneleri yapılamaz. Gene devlet tiyatrolarının yok olması aslında özel tiyatroların da yok olması anlamına gelmektedir çünkü devlet tiyatrolarında bir izleyici kitlesi oluşur ve o daha sonrasında özel tiyatrolara gider. Dolayısıyla tiyatrolarına, sanatına sahip çıkmayan, sanatçılara "ideolojik aktörler" diyerek aşağılamaya çalışan zihniyet insanların kendisinden farklı düşünmesine tahammül edememektedir. Sanatı baskı altında tutan, sanatçısını yok sayan, tiyatrolarını yok etmeye çalışan, sanatı "terörün iş birlikçisi" olarak tanımlayan, sanatçının ekmeğini yok sayıp "ucube" demekten çekinmeyen, sanata tüküren İktidar tüm varlığını, eleştireni yok etmek üzerine kurmuştur.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi sanatın ve sanatçının özgürlüğünün ve özerkliğinin yanındadır. Sanat teslim olmaz, sanatçı asla teslim olmaz. Tiyatro ile izleyicisi arasına asla giremeyeceksiniz. Hatırlayın, Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde toplanan kalabalık sizlere nasıl bağırmıştı "Tiyatroma dokunma!" diye. Aslında, bu çığlık, baskıcı iktidarın sanat karşısındaki yenilgisinin ilk sesiydi, bunun devamı gelecek değerli arkadaşlar.

Onun için, ben, vermiş olduğumuz araştırma önergesi konusunda lehte oy vereceğinizi umut ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Nazlıaka.