Konu:BİREYSEL EMEKLİLİK TASARRUF VE YATIRIM SİSTEMİ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:118
Tarih:12/06/2012


BİREYSEL EMEKLİLİK TASARRUF VE YATIRIM SİSTEMİ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLİM SARI (İstanbul) - Komisyon niye katılmadığını anlatırsa biz de niye çıkarmamız gerektiğini anlatırız. Bütün önergeleri reddediyorlar ama nedenini söylemiyorlar değil mi? Aynı mantık.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) - Verdiğin önergeyle ilgili konuş.

MÜSLİM SARI (Devamla) - Tekrar saygılar sunuyorum.

Bundan önceki konuşmalarımda Türkiye ekonomisinin yapısal kırılganlıklarını anlatmaya çalıştım ve önümüzdeki yol haritasını anlatmaya çalıştım. Gerçekten de zorlu bir döneme giriyoruz. Bu zorlu dönem tek başına dünyadaki konjonktürle açıklanamaz. Eğer dünyadaki konjonktürle açıklanıyor olsaydı Türkiye'deki gelişmelerin Türkiye'ye benzer diğer ülkelerdeki gelişmelerle aynı olması beklenirdi ama böyle olmuyor. Mesela, 2008 yılında Türkiye dünyadaki diğer gelişmekte olan ülkeler gibi küçüldü ama onlardan çok daha fazla ve çok daha sert bir biçimde küçüldü. O hâlde Türkiye'nin diğer gelişmekte olan ülkelerden ayrıksı, kendine özgü bir hikâyesi var. İşte, bu, Türkiye ekonomisinin deminden beri anlatmaya çalıştığım yapısal sorunlarıyla ilgili ve önümüzdeki dönem bu yapısal sorunların derinleşerek devam edeceği bir patika var önümüzde. Bu patikayı görüp bu patikaya uygun politikalar üretmek Hükûmetin birincil görevidir diye düşünüyorum.

Elbette ki bu sorunların tamamı, tüm yönleriyle AKP hükûmetlerinin uyguladığı politikaların sonuçları da değil dolayısıyla AKP hükûmetlerine haksızlık etmek istemem. Aslında bu, 1980'lerden beri kurgulanagelen bir ekonomik anlayışın, bir bakış açısının, bir modelin sonuçları.

Bu modelin içinde üç tane temel kırılma yılı var. Bunlardan biri 24 Ocak kararlarıdır. 1980 yılında bu model inşa edilmiştir. İkincisi, 32 sayılı Karar'dır. 1989 yılında Türkiye'nin uluslararası finansa açılmasıdır. Üçüncüsü ise 2001 kriziyle beraber derinleşen bu IMF destekli istikrar programlarıdır ve bu dönem, üçüncü dönem AKP Hükûmetine denk düşüyor ve AKP hükûmetleri bu dönemde bu sorunları ağırlaştırarak devam ettirmiştir. Dolayısıyla yapılması gereken, Türkiye'nin bu yapısal problemlerini merkezine alan orta ve uzun vadeli bir program oluşturmaktır ve bu program üretim süreçlerine radikal müdahalelerden geçer. Çünkü 24 Ocak kararlarıyla beraber kurgulanagelen bu sistem, Türkiye'nin bütün potansiyelini gerçekleştirmesi ve bütün potansiyelinin ortaya çıkartılması açısından yetersiz kalmıştır. Türkiye'nin en fazla övündüğü ve övünmesi gereken bol insan gücü yeterince kullanılamamıştır. Türkiye toplam faktör verimliliğinden yeterince faydalanan bir ülke olmamıştır ve Türkiye'de tasarruf hacimleri, yurt içi tasarruf hacimleri sürekli düşmüştür, yatırım harcamaları da sürekli düşmüştür. Dolayısıyla, bütüncül bir biçimde, sadece ekonomi de değil; eğitimle, sosyal güvenlikle ve demokrasiyle yani bunun yönetim biçimine kadar kümülatif bir programı bütüncül bir biçimde ortaya koymak, orta ve uzun vadede Türkiye'nin gündemine taşımak gerekir.

Şimdi, bu programın kanımca üç tane temel hattı olmalı ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak böyle bir programın olması gerektiğine inanıyoruz. Bu aynı zamanda bizim bütün bu sorunlara ve bütün bu ekonomik problemlere verdiğimiz cevap ve çözüm önerilerini de kendi içinde içeriyor. Bu aynı zamanda yapıcı çözüm ve alternatif üreten bir muhalefet anlayışının da bir uzantısı. Şimdi bunlardan birkaç tanesini sizinle paylaşmak istiyorum. Bizim bu ekonomik modele müdahalemiz ve bu ekonomik sorunların, Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarının çözümüne ilişkin önerdiğimiz üç ayaklı bir çerçeve var. Bir: Mikro çerçeve yani mikro politikalar alanı var; bu doğrudan doğruya üretim süreçlerine müdahale etmekle ilgilidir. İkincisi makro çerçevedir yani para ve maliye politikalarının bu mikro çerçeveye uygun bir biçimde yeniden dizayn edilmesidir ve üçüncüsü de bir sosyal koruma çerçevesidir. Bu sosyal koruma çerçevesi, bu topyekûn değişim ve dönüşüm sürecinin olası risklerini mümkün olduğu kadar azaltan ve bu sistemin meşruiyetini vicdanlarda, sosyal meşruiyetini toplumun her kesimine indiren ve sosyal dışlanmışlıkla mücadeleyi aktifleştiren bir sosyal koruma çerçevesidir. Bu çerçevenin her birine ilişkin detayları da bundan sonra anlatacağım. Sabrınız için teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)