Konu:Bireysel Emeklilik Tasarruf Ve Yatırım Sistemi Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı Ve Teklifleri
Yasama Yılı:2
Birleşim:118
Tarih:12/06/2012


BİREYSEL EMEKLİLİK TASARRUF VE YATIRIM SİSTEMİ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sabahın bu saatinde herkesi saygıyla selamlıyorum.

Yaratılan algılardan biri de, ekonomi politikalarına ilişkin, Türkiye'nin toplam borçluluğunun düştüğü biçimindedir. Gerçekten, baktığımız zaman, Maastricht kriterlerine esas teşkil eden borcun yani kamu borcu bölü gayrisafi millî hasılanın aşağılara doğru düştüğünü görüyoruz. 2001 krizinin hemen ertesinde yüzde 78 olan bu oran ve 80'lere yakın olan bu oran bugün yüzde 39'lara kadar inmiştir ve orta vadeli program çerçevesinde 2014 yılında yüzde 32'ye ineceği varsayılmaktadır.

Yalnız, ekonominin toplam borçluluğunun azaldığını aynı mantıkla söyleyemeyiz. Çünkü faiz dışı fazla politikaları sebebiyle kamu borcu azaltılmaktadır ancak ekonominin borç yaratma dinamiği devam etmektedir. Bir ülke yapısal olarak cari işlemler açığı verdiği sürece ve cari işlemler açığını da borç yaratıcı kalemlerle finanse ettiği sürece o ülkenin dış borçlarının millî hasılaya oranı düşmez. O hâlde, kamu borcunun, kamu dış borcunun millî hasılaya oranı düşerken ne olmaktadır da ekonominin borç yaratma dinamiğinin üzerine toplam borçluluğu kim finanse etmektedir, kim taşımaktadır? İşte, burada işin içine özel sektör giriyor. AKP hükûmetleri dönemi boyunca özel sektörün dış borçları neredeyse 8'e katlanmıştır. Ekonomiyi bir balon gibi düşünün. Faiz dışı fazla politikalarıyla kamu sektörünün borcunu sıktıkça, kamuyu sıktıkça balonun öbür tarafı şişmekte, ekonominin borç yaratma dinamiği devam ettiği için bu borcu özel sektör üstlenmektedir.

Özel sektör borçluluğunun bu kadar yüksek hâle gelmesi ekonomide bir başka kırılganlığı daha tetiklemektedir: Özel sektör döviz pozisyon açıkları. Bu genellikle çok fazla tartışılmayan ve üstü örtülen bir durumdur. 2001 krizinde biz döviz pozisyonu açıklarını bankacılık sektöründe çok ağır bir faturayla ödedik. Bankalar ne yapıyordu 2001'den önce? Yurt dışından döviz cinsinden borçlanıyorlardı ve gelip Hazineye TL cinsinden borç veriyorlardı. Varlıkları TL cinsindendi, yükümlülükleri döviz cinsindendi. Dolayısıyla, döviz pozisyon açığı içindeydiler. 2001 krizinden sonra döviz çok yukarılara çıktığı için bankacılık sektöründeki birçok banka bu döviz pozisyon açığı yüzünden battı ve biz bunun bedelini ödedik. Daha sonra BDDK kuruldu ve BDDK'nın kayıt sistemleri ve kayıtlamaları ve sınırlamalarıyla döviz pozisyon açıkları neredeyse sıfıra yakın hâle geldi. Ancak, bu kez reel sektörün döviz pozisyon açıkları ortaya çıkmıştır.

Bakınız, bugün reel sektörün döviz pozisyon açığı 126 milyar dolardır. Başka bir anlatımla, reel sektörün döviz cinsinden varlıkları döviz cinsinden yükümlüklerinden 126 milyar dolar azdır. Yani reel sektör büyük bir kur riskiyle karşı karşıyadır. Bu, reel sektörü uluslararası gelişmelere karşı, özellikle kur riskine karşı acayip derecede kırılgan hâle getirmektedir. Döviz fiyatları çok yukarılara çıktığında ve buralarda bir miktar kaldığında reel sektör firmalarının batma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı aşikârdır. Dolayısıyla, 2001 yılında kurulan ilişki ve onun üzerinden ortaya çıkan krizin bu kez ters bir biçimde ortaya çıkma ihtimali vardır. 2001 yılında önce bankalar battı döviz pozisyonu açığı yüzünden ve bu açık yüzünden kredi kanalları üzerinden reel sektöre sirayet etti bu durum. Şimdi ise önce doğrudan doğruya reel sektörün krize girmesi ihtimali vardır ve reel sektör krizinin yine kredi kanalı üzerinden bankacılık sektöründeki bilançoları bozma ihtimali vardır.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, Türkiye'nin finansman ihtiyacı giderek artan ve cari işlemler açığından kaynaklanan bu finansman açığı ve bu finansman açığının borç yaratıcı kalemlerle karşılanıyor oluşu ve bunun da reel sektörle karşılanıyor oluşu ekonomide ciddi yeni bir kırılganlık yaratmaktadır ve bu kırılganlık, Türkiye ekonomisinin önünde, daha önceki konuşmalarımda belirttiğim kırılganlıklara ek olarak ortaya çıkan yeni, önemli, güçlü bir kırılganlık alanıdır. Ekonomi politikalarının bizi getirdiği sonuç budur.

Değerlendirmelerimi dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)