Konu:Bireysel Emeklilik Tasarruf Ve Yatırım Sistemi Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı Ve Teklifleri
Yasama Yılı:2
Birleşim:118
Tarih:12/06/2012


BİREYSEL EMEKLİLİK TASARRUF VE YATIRIM SİSTEMİ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bundan önceki konuşmada cari işlemler açığına ilişkin değerlendirmeleri belirli bir noktaya getirmiştik. Şimdi,  buradan devam edelim isterseniz.

"Cari işlemler açığı en nihayetinde döviz açığıdır." dedik ve "Cari işlemler açığının ulaştığı seviye, bunun finansmanı kadar önemlidir." dedik.

Şimdi, Hükûmetin şöyle bir yaklaşımı vardı geçmiş dönemlerde: Biz muhalefet olarak "Yahu, cari işlemler açığı çok hızlı bir şekilde artıyor, buna önlem almak gerekir." dediğimizde, hep resmî çevreler bize şunu söylediler: "Biz cari işlemler açığından korkmuyoruz." Niye korkmuyorsunuz? "Çünkü biz tüketmek için değil, üretmek için mal ve hizmet ithalatı yapıyoruz." Nereden anlıyorsunuz? "Çünkü bizim ithalatımızın dörtte 3'ü ara malı." Ara malı ne? "Başka mal ve hizmetler üretmek için kullanılan, kendisi de üretilmiş olan mallar. Dolayısıyla biz ara malını ithal edip, bunu üretim döngüsü içinden geçirip bir mamul madde elde edeceğiz ve elde ettiğimiz mamul maddenin bir kısmını da ihraç edeceğimiz için, ihracatımız ile ithalatımız arasındaki makas kapanacak, orta ve uzun vadede bizim dış ticaret açığımız kapanacak. O yüzden, biz, cari işlemler açığından korkmuyoruz." diye bir masal dinletiyorlardı bize resmî çevreler.

Şimdi, bu bakış açısının altında aslında çok büyük bir itiraf var ve çok tehlikeli bir şey söylüyoruz. Söylediğimiz şey şu: Türkiye'nin üretim dinamikleri, aslında ithalat yapabilme kabiliyetlerine bağlanmıştır çünkü ithalat yapabildiğiniz sürece büyüyebiliyorsunuz. Ekonominin yumuşak karnı bu ve cari işlemler açığını tehlikeli noktaya getiren şey de bu. Şöyle bir ekonomik model düşünün: Üretim yapacaksınız, üretim yapmak için ihtiyaç duyduğunuz ara malı ithal ediyorsunuz. O hâlde üretiminiz ithalat yapabilme kabiliyetinize bağlı. İthal ettiğiniz ara malları üretim döngüsüne sokup bir mamul madde elde ediyorsunuz ama üzerine koyduğunuz yurt içi katma değer çok düşük olduğu için ihracatınız ithalatınızı kavrayamıyor ve yetişemiyor, sonuçta dış ticaret açığı vermeye başlıyorsunuz.

O hâlde denklem nasıl kuruluyor? Büyüyebilmek için dış ticaret açığı vermek zorunda olan bir ekonomik modeldir bu ve bu en nihayetinde cari işlemler açığına gidiyor. Dolayısıyla, büyüyebilmek için cari işlemler açığı vermek zorunda olduğunuz bir ekonomik modelle karşı karşıyasınız. Bu, benim bilebildiğim kadarıyla, dünyada hiçbir ülkede yok. Her ülke cari işlemler açığı verebilir ancak büyümek için cari işlemler açığı vermek zorunda olan başka bir ekonomik model yoktur dünyada.

Daha tehlikeli olan şey de şu: Cari işlemler açığını finanse edebilmek için borç yaratıcı kalemlerden ya da kısa vadeli kaynaklardan medet umuyorsunuz. O zaman bizim büyüyebilme dinamiklerimiz en nihayetinde yurt dışından borçlanabilme kabiliyetimize bağlanıyor ve bu borçlarımızın da çoğu kısa vadeli borçlar. O hâlde yine denklemi uzatacak olursak, büyüyebilmek için kısa vadeli fon girişlerine ve kısa vadeli kaynağa bağlı bir ekonomik model kuruyorsunuz. Böyle bir ekonomik modelin üzerine kapanan siyasetin de ne kadar kırılgan olduğunu ve ne kadar dışa bağımlı olduğunu ayrıca tartışmak istemiyorum.

 Cari işlemler açığı Türkiye ekonomisinin yumuşak karnıdır ve bu yumuşak karın onun büyüme modelinin sakatlığından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla biz bir büyüme modeli ya da cari işlemler açığı yaratmayan bir büyüme modeli tasavvur ediyorsak, o hâlde bizim 24 Ocak 1980 kararlarından beri kurgulayageldiğimiz büyüme modeline Türkiye'nin gerçeklerine uygun birtakım müdahaleler yapmaktan başka çaremiz yok. Yurt içi tasarrufları arttırmak istiyorsak ya da cari işlemler seviyesini bulunduğu noktadan aşağıya indirmeye çalışıyorsak böyle bir modeli Türkiye'nin önüne koymalıyız. İlginç olan nokta şudur: Bu, AKP hükûmetlerinin belirlediği ve keşfettiği bir büyüme modeli değildir ancak AKP hükûmetlerinin elinde derinleşen bir sorundur bu çünkü Türkiye ekonomisinin 1 birim büyüme başına düşen cari işlemler açığı sürekli artmaktadır. Bakın, Türkiye ekonomisi geçmiş dönemde de yüksek büyüme dönemleri yaşadı. Örneğin 2005-2007 arasında. 2005 ve 2007 arasında yüzde 7,1 büyüyen Türkiye ekonomisinin verdiği cari işlemler açığı daha sonraki yüksek büyümelerde verdiği cari işlemler açığından azdır. Dolayısıyla bu süreç sürekli derinleşmektedir ve Türkiye ekonomisinin büyümek için vermek zorunda olduğu cari işlemler açığı sürekli olarak büyümektedir. Bu sürdürülemez ve bu hızla sürdürülemez bir noktaya doğru gidiyor.

Ben sözlerime yine burada son veriyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sarı.