Konu:Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Ve Teklifleri
Yasama Yılı:2
Birleşim:114
Tarih:31/05/2012


AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLİM SARI (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu geç saatte herkesi saygıyla selamlıyorum.

Son birkaç haftadır, belki biraz daha tarihi geri çekecek olursak son birkaç aydır ardı ardına Türkiye'deki en önemli yapısal sorunlardan biri olan yurt içi tasarruf oranlarının düşüklüğü ya da en önemli yapısal problemlerin başında gelen cari işlemler açığının yüksekliği ve bunlara ilişkin çözüm önerileri konusunda birtakım yasalar gelmeye başladı. Bunların bir kısmı bölük pörçük olsa da ya da bütünlükten uzak olsa da en azından böyle bir farkındalığın oluşmasını kutlamak isterim. Çünkü gerçekten çok uzun zamandan beri ve çok öteden beri Türkiye'nin en önemli probleminin Türkiye'nin uyguladığı ekonomik politikalar olduğunu, bunun ta 24 Ocak kararlarına kadar götürülebileceğini, özellikle 2001 krizinden sonra uygulanan ekonomik bakış açısının, politikaların Türkiye'deki bu yapısal sorunları giderek daha da derinleştirdiğini biz söylüyorduk ancak Hükûmet genelde bunları göz ardı etti ve bunlara ilişkin değerlendirmelerde bulunmamayı tercih etti. Dolayısıyla böyle bir farkındalığın oluşmuş olmasını ve bu konunun gündeme geliyor oluşunu ve buna ilişkin birtakım çabaların ortaya çıkıyor oluşunu tebrik etmek istiyorum. Fakat bu aynı zamanda bir itiraf, bu geç kalmış bir durum çünkü "Türkiye'deki  en önemli problem cari işlemler açığıdır, cari işlemler açığının gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 10'dur, Türkiye'de yurt içi tasarrufların millî gelire oranı yüzde 13'e inmiştir." demek AKP'yi kurtarmıyor. Çünkü bundan önceki on yıllık dönem boyunca Hükûmeti yöneten, hükmeden ve ekonomik politikaları yöneten AKP'ydi. Dolayısıyla, durumun malumu, malumun ilamından başka bir anlam ifade etmiyor bu. Bunu bir itiraf olarak görmek istiyorum. Son on yıldır uygulanan ekonomik politikaların getirdiği nokta olarak görmek istiyorum ve bunu bir itiraf olarak kabul ediyorum. Ama geç de olsa böyle bir farkındalığın oluşuyor oluşunu, oluşmuş olmasını ve buna ilişkin birtakım çabaların gündeme getiriliyor oluşunu da olumlu karşıladığımı belirtmek istiyorum. Ancak bunların yine bir bütünlükten yoksun olduğunu da söylemek gerekir. Türkiye'nin teşvik sistemini ve modelini, cari işlemler açığının millî gelire oranını düşürecek şekilde ya da nitelikli ve kaliteli istihdam yaratacak şekilde ya da küresel ölçekte rekabet edebilecek bir ekonomik anlayış ve bir üretim modeli oluşturacak şekilde ele almanın bir topyekûn yeniden yapılanma olacağını, eğitim sisteminden istihdam sistemine kadar, sağlık sisteminden sosyal güvenlik sistemine kadar çok geniş bir yelpazeyi içerdiğini ve bütün bunların hepsinin bir genel ve bütüncül bir çerçeve içinde ele alınması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Şimdi, 258 sıra sayılı yasanın üzerinde söz aldığım 33'üncü maddesine gelecek olursak: Bu madde, aslında, amme alacaklarının tahsilini hızlandırmak üzere kamuya bir yetki veren, onun elini güçlendiren bir madde olarak düşünülmüş. Aslında bu 6183 sayılı Kanun'un geçici 8'inci maddesinde vergi alacakları ve diğer alacaklar için tespit edilmiş olan düzenleme, Sosyal Güvenlik Kurumu için paralel bir düzenleme biçiminde düşünülmüş fakat burada bir önemli husus var, onu dikkatlerinize sunmak istiyoruz: Şimdi, bu geçici 8'inci maddede, 6183 sayılı Kanun'un geçici 8'inci maddesinde, "Kurumların vergi borçlarına karşı gösterdikleri mülkiyeti kendilerine ait olan taşınmazlar, genel bütçeye dâhil idareler ve katma bütçeli idarelerce ihtiyaç duyulması hâlinde devralınmaktadır." diyor. Dolayısıyla, burada bir ihtiyaç ölçütü geliştirilmiş ve ihtiyaç kavramı aslında idareye geniş bir takdir yetkisi veren bir kavram değil, bir durumun tespit edilmesi için objektif nitelikli sayılabilecek -kısmi de olsa objektif nitelikli sayılabilecek- bir kriteri tanımlıyor. Dolayısıyla, SGK borçları için Sosyal Güvenlik Kurumuna da benzer bir yetki veren ve buna paralel bir düzenlemenin de yine bu ihtiyaç kavramıyla anlamlandırılmasının ve irtibatlandırılmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz ve dolayısıyla "kurum tarafından uygun görülenler" yerine "ihtiyaç" ibaresinin burada yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Aksi takdirde, bu, idareye çok geniş bir yetki vermek anlamına gelir ve ihtiyaç duyulmadığı hâlde bazı gayrimenkullerin SGK'nın portföyüne katılması anlamına gelir. Bunun tahsilatı zorlaştıracağını düşünüyoruz ve bir gayrimenkuller yığınına SGK'yı çevirebileceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla, önerinin bu şekilde, ilgili yasanın bu şekilde değiştirilmesi ve "kurum tarafından uygun görülenler" yerine "ihtiyaç" şeklinde değiştirilmesini öneriyoruz ve önergemize destek bekliyoruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Sarı, çok teşekkür ediyorum.