Konu:Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Ve Teklifleri
Yasama Yılı:2
Birleşim:114
Tarih:31/05/2012


AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarıyla ilgili olarak bu bölümde yapacağım konuşmada bir genel değerlendirme yapmak istiyorum. 22'nci madde vesilesiyle kürsüye çıktığımda, 22'nci maddede konut teslimlerini esas alarak yapılan düzenlemenin doğru olmadığını ve bu düzenlemenin inşaat sektörünü, dolayısıyla da büyümeyi olumsuz etkileyeceğini ifade etmiştim.  Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin de, özellikle taşınmazın bulunduğu yer itibarıyla belirleme yapma yönünde Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin de uygun olmadığını, ucu açık, belirsiz bir yetkiyi Bakanlar Kurulunun kullanması hâlinde bunun Anayasa'ya aykırı olacağını burada bir kez daha ifade ediyorum.

"Bulunduğu yer itibarıyla." diye ucu açık bir yetki Bakanlar Kuruluna verilemez. Anayasa'nın 73'üncü maddesi açıktır, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ancak kanunla konulur. Bunlara ilişkin olarak herhangi bir şekilde indirim, istisna ve kanuni oranlarda herhangi bir şekilde indirim yapılması yönünde bir düzenleme yapılacak ise bu gayet açık, sınırları belli bir şekilde Bakanlar Kuruluna bir yetki verilmek suretiyle yapılabilir. Verilen yetki bu çerçevede Anayasa'yla uyumlu değildir.

Tasarının birinci bölümünde yer alan bir maddede yapılan bir düzenlemeyle ibadethane yapımı için yapılan harcamaların gelir vergisi matrahından düşülmesine imkân tanındı. İkinci bölümde benzer bir madde var. O da, yine ibadethane yapımı için yapılacak harcamaların kurumlar vergisi matrahından indirilmesini düzenliyor.

Değerli arkadaşlar, elbette dinimiz, bütün insanların inancı önemlidir. İnancı olmayan insanların o düşüncesi de önemlidir. Demokratik bir devlette, laik bir devlette bunların hepsi önemlidir ve inanan insanların ibadetlerini özgürce, inandığı şekilde yerine getirmesi gerekir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca 80 bin cami yapılmıştır demeyeyim, 80 bin cami Türkiye'de hizmette vardır. Elbette Osmanlı imparatorluğu döneminden gelen camiler var, cumhuriyet döneminde yapılan camiler var. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yapılan bütün camiler vatandaşların katkısıyla yapılmıştır yani bir hayır işidir bu, bir sevaptır. Vatandaş her yerde bu yardımı yapar, bu yardımlarla camiler inşa edilir. Bugüne kadar bu konuda herhangi bir sıkıntı yaşanmamıştır yani bir hayır işlerken "Bu hayrın bir bölümünü devlete fatura edeyim." anlayışı dinimize de uygun değildir, vatandaşın hayır ve sevap anlayışına da uygun değildir. İkincisi: Laik bir devlette devlet, bütçesinden ibadethane yapımı için kaynak ayırmaz. Ha vergileri toplayıp bunu  bir ibadethane yapımı için tahsis etmişsiniz ha da bu vergilerin bir bölümünü mükellefe, vatandaşa bırakarak "Bu ibadethaneyi sen yap." demişsin. Bunun ikisi de doğru değil arkadaşlar, ikisi de doğru değil yani her iki açıdan da bu düzenlemenin sakıncalı olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bunun bir ihtiyaçtan kaynaklandığı kanaatinde de değilim. İstanbul'da yapılacak bir iki cami için, özellikle iş adamlarının belki katkı koyup yapacağı bir iki cami için onlara yönelik bir vergi istisnası getirilmektedir. Camilerin yapımında bugüne kadar vatandaşımızın bir sıkıntısı olmamıştır, yapmıştır. İhtiyaç varsa bundan sonra da yapılacaktır. Böyle olduğu hâlde sadece İstanbul'da, nokta hedef tarif edilemediği için, bir iki camiyi esas alarak genel bir düzenleme yapmayı doğru bulmuyorum. Bu düzenleme bir ilktir. Lütfen insanlarımızın inancı arkasına saklanarak, inancına sığınarak ve laiklik ilkesini bir kenara atarak bu düzenlemeleri yapmayalım. Bunlar doğru değil.

Değerli arkadaşlar, birkaç konuyu daha gündeme getirmek istiyorum. Şimdi bu tasarıda birçok vergi kanununun birçok maddesi değiştirilmektedir. Önemli değişiklikler var. Ufak tefek gibi gözükmekle birlikte gerçekte sonuçları çok önemli olacak değişiklikler var. Birincisi, tasarının 22'nci maddesiyle Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 28'inci maddesinde yapılan değişikliktir. Orada esas alınan emlak vergi değeri ölçüsü doğru bir ölçü değildir. Emlak vergi değeri yanıltıcıdır. Yani kural olarak belki objektif bir ölçüdür, evet, en objektif olan ölçü yine odur ama örnek veriyorum: Üsküdar ilçesindeki vergi değeri Boğaz'ın Avrupa Yakası'ndaki Yeniköy'deki vergi değerinden yüksektir. Şimdi siz Yeniköy'deki konutu vergilemek için bir ölçü koyacaksınız, esas alacağınız vergi değeri Üsküdar'daki konutu da vergileyecek. Ankara'da Gaziosmanpaşa'daki vergi değeri, bazı sokakların veya caddelerin vergi değeri Yenimahalle'deki, Keçiören'deki bazı sokak ve caddelerin vergi değerinden düşüktür. Şimdi vergi değerine yaslanarak bir objektif ölçüye yaslandığınızı düşüneceksiniz ama buradan varacağınız sonuç yanıltıcı olacaktır.

Şunu diyebilirsiniz: "Biz Bakanlar Kuruluna yetki alıyoruz. Eğer öyle sonuçlar çıkarsa, kullanmayız." Ama bence bunu baştan inceleyip ölçüyü ona göre koymak gerekir. Söylediğim gibi katma değer vergisi bu tip oran farklılaştırmalarıyla lüks tüketimi vergileyecek bir araç değildir, doğru bir yer değildir. Esas olan, o lüks konutları, pahalı konutları alan kişilerin kazançları üzerinden devletin gelir vergisini veya kurumlar vergisini hakkıyla alabilmesidir. Bu yapılamayıp da gelip öbür tarafta "Katma değer vergisiyle bunu telafi edeyim." derseniz bu doğru olmaz.

Yine, tasarının 30'uncu maddesinde yapılan düzenlemenin hem Anayasa'yla problemi olduğunu, Anayasa'ya aykırı olduğunu hem de doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Biraz önceki arada Maliye Bakanlığındaki arkadaşlarımıza, Sayın Maliye Bakanına bunu anlattım, çok özetle anlattım ama onlar da kendi düzenlemelerinin doğru olduğunu ifade ettiler. Ben bir kez daha onun neden Anayasa'ya aykırı olduğunu ifade edeyim.

Bir kere, tasarının 30'uncu maddesiyle Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nun (III) sayılı listesinde değişiklik yapılarak bu listede yer alan sigara ve tütün mamulleri ile kolalı gazozlar da dâhil olmak üzere alkollü içeceklerin özel tüketim vergisinin artırılmasına imkân tanınıyor. Bu ürünlerde, sigarada, alkollü içkilerde bir maktu vergi vardır, asgari maktu vergi vardır yani: "Bir sigara paketinin vergisi şundan, şu kadar liradan aşağı olamaz." Şimdi bu maddeyle 2'nci bir vergi getiriliyor, yeni bir maktu vergi. Hükûmet böyle bir tercih yapmış. "Sigarada paket başına, o paketin içindeki her bir sigara için var olan maktu verginin yüzde 20'sini geçmemek üzere yeni bir maktu vergi belirleyeceğim." diyor ve bu yeni belirlenecek maktu vergiyle birlikte asgari maktu vergiyi de TÜFE'ye bağlayarak her altı ayda bir bunu TÜFE oranında artıracak. Böyle bir, hasılatı güvence altına alma ve vergiyi güncelleme kaygısıyla yapılan düzenleme. Söylüyorum ve iddia ediyorum: Sayın milletvekilleri, bu şekilde bir düzenlemeyle, torba bir yetki maddesiyle Bakanlar Kurulu sigara ve diğer ürünlerde bir maktu vergi belirleyemez. Maktu vergiyi, kanun koyucu, o verginin hangi üründe, hangi tutarda alınacağını bir liste olarak belirleyerek, kanuna bunu ekleyerek yapabilir. Bakın, benzer bir düzenleme 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nun ilgili maddesinde -12'nci maddesinin iki numaralı fıkrasının (b) bendinde- 2002 yılında yapılmıştı. Kanun 1/8/2002 tarihinde yürürlüğe girdiğinde, 3 sayılı listede yer alan nispi vergileri dikkate almak suretiyle, bu nispi vergilere karşılık gelecek şekilde her bir ürün için maktu vergi tutarı belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştı. Bu, yapılmak istenene kıyasla daha masum bir düzenleme, en azından listedeki bütün ürünlerin karşısında "yüzde 49, 50, 51" gibi oranlar yazılı "Bu oranın karşılığı kaç kuruş, kaç liraysa bu tutarı maktu vergi olarak Bakanlar Kurulu belirleyebilir." demiş. Bu yetkiye dayanarak Bakanlar Kurulu karar aldı, o nispi vergileri maktu vergiye çevirdi, Bakanlar Kurulu kararı yayınlandı. Bakanlar Kurulu kararına karşı Danıştayda dava açıldı, Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi. Dava gerekçesi: "Bakanlar Kurulunun bu yetkisi yok." Gerekçe bu. Danıştay da buna hak verdi. Maliye Bakanlığı bu sorunu aşmak üzere yeni bir Bakanlar Kurulu kararı çıkardı çünkü Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verince hemen yeni bir Bakanlar Kurulu kararı çıkarıldı, o Bakanlar Kurulu kararına karşı da Danıştayda dava açıldı, Danıştay yine yürütmeyi durdurma kararı verdi. Anayasa'ya aykırı. Evet, o zaman ne yapıldı? 30 Ağustos 2004 tarihinde 5228 sayılı Kanun'la maktu vergi tutarları Özel Tüketim Vergisi Kanunu'na bir liste hâlinde eklendi. En son 2011 yılında çıkarılan 6111 sayılı Kanun'la bu listeler eklendi. Şu an o maktu vergiler kanunda yazılı. O vergilerle ilgili olarak, Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nun ilgili maddesi Bakanlar Kuruluna şu kadara kadar artırma, şu kadara kadar indirme yetkisi verdiği için, o miktarlar veya oranlar dâhilinde, Bakanlar Kurulu Anayasa'nın 73'üncü maddesine uygun olarak bu yetkiyi kullanıyor. Şimdi getirilen düzenleme, yeni maktu vergi düzenlemesi bambaşka bir şey diyor. Diyor ki: "Sigaranın o maktu vergisini alacağım, onun yüzde 20'sini geçmemek üzere her bir ürün için Bakanlar Kurulu vergi koymaya, bu vergiyi farklılaştırmaya yetkili." Sayın Bakan, yapamazsınız, bakın, Anayasa'ya aykırı. Zamanınız var, ben düzeltmenizi öneririm ama tabii ki siz kendi düzenlemenizin doğruluğunu savunabilirsiniz, onun arkasında durabilirsiniz.

Şimdi, bizim katma değer vergimiz güzel bir vergidir, Avrupa Birliğine uyum vergisidir, 1985 yılında çıkmıştır. Hâlâ uyum açısından problemleri olan bir vergidir ama genel tüketim vergisidir ve Türk vergi sisteminin amiral vergisidir diyebiliriz. Vergisiydi? Vergi hasılatı iyiydi, bütçedeki yeri iyiydi fakat bugün geldiğimiz noktada katma değer vergisinin verimliliğinin düştüğünü görüyoruz. Bir verimlilik hesabı yaptım, yüzde 0,34. Avrupa Birliğinin neredeyse en düşük verimliliğe sahip katma değer vergisi Türkiye'de. Doğru değil.

Katma değer vergisinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranına bakalım: OECD ortalamasının biraz üzerinde belki ama OECD ülkelerinde katma değer vergisi uygulamayan ülkeler var, başka tüketim vergileri uyguluyorlar, onlar ölçü olamaz. Amerika Birleşik Devletleri gibi, Japonya gibi, başka ülkeler de olabilir. Şimdi, Avrupa Birliği ülkelerini aldığımızda, gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak düşük. Bu "Vergiyi artırın." anlamında değil. Oranımız yüksek, oran yüzde 18. Yüzde 18'lik orana rağmen hasılat, verimlilik düşmüş ise katma değer vergisinde problem var demektir. Katma değer vergisini yeniden ele almak gerekir. "Vergi reformu" dediğimiz zaman bütün bunları konuşmak gerekir.

Şimdi, "vergi reformu" kavramını hükûmetler çok sık kullanır, çok hoş bir kavramdır ama hiçbir hükûmet vergi reformu yapamaz. 2002 yılında tüm vergi gelirleri ve bütçe gelirlerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 22 idi, şimdi de yüzde 22, değişen bir şey yok. Oranlarımız yüksek, istihdam üzerindeki vergi yükü yüksek ama buna rağmen bir türlü vergi reformu yapamıyoruz.

Zamanım yeterli olmadı ama bu tasarıyla ilgili temel birtakım sorunları ve genele ilişkin birtakım görüşlerimi ifade etme imkânı buldum, sözlerimi burada bitiriyorum. Bitirirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.