Konu:Bazı Kanunlar İle Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
Yasama Yılı:2
Birleşim:99
Tarih:25/04/2012


BAZI KANUNLAR İLE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teklif, düzenleyici ve denetleyici kurumlardan BDDK'yla ilgili olarak çeşitli düzenlemeler yapmaktadır. Bizim mevzuatımızda 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na göre dokuz düzenleyici, denetleyici kurum vardır; BDDK bunlardan bir tanesidir. Bu kurumlar arasında TMSF yoktur. Her ne kadar yasal olarak TMSF düzenleyici, denetleyici kurumlar arasında sayılmasa da yapmış olduğu görev itibarıyla düzenleyici, denetleyici kurum sayılmaya uygun tarafları da vardır yani TMSF'yi de dikkate alırsak iki düzenleyici ve denetleyici kurum hakkında teklif çeşitli düzenlemeler yapmaktadır.

Düzenleyici ve denetleyici kurumlar sadece Türkiye uygulamasında ortaya çıkan kurumlar değildir. Dünya uygulamasında, özellikle piyasa ekonomisinin bütün kurumlarıyla yerleşmiş olduğu ülkelerde Türkiye'deki kurumların benzeri kurumlar mevcuttur. 1970'li yılların sonuna doğru gelindiğinde, ekonomide devletin ulaştığı o büyük hacim, büyük güç dikkate alındığında, bu ülkelerde yani ekonomide devletin büyük bir güce ulaştığı, önemli bir büyüklüğe ulaştığı ülkelerde bu güç, bu büyüklük sorgulanmaya başladı. Devlet bu kadar büyük olmalı mıdır, devlet ekonomide bu kadar rol üstlenmeli midir, mal ve hizmet üretiminde devlet rol almalı mıdır? Bu sorgulama aynı zamanda vergi yükünün olağanüstü seviyelere çıkması nedeniyle de başlamıştır. Vergi yükündeki her artış aynı zamanda kamu harcamalarında artış demektir. Dolayısıyla vergi yükünü ve kamu harcamalarını sorgulayan eğilimlerin ortaya çıkması sonucunda, 1980'li yıllarla birlikte, dünyada piyasa ekonomisinin gelişmiş olduğu ülkelerde devletin ekonomideki rolü yeniden yapılandırılmaya başlandı. Devlet mal ve hizmet üretiminden çekilmeye başladı, özelleştirme uygulamalarına hız verildi ve buna paralel olarak devletin ekonomideki aktif rolünü bir tarafa bırakması sonucu doğan boşluğu gidermek amacıyla da düzenleyici ve denetleyici kurumlar oluşturuldu. Bu kurumların ortaya çıkış nedeni -ana nedeni- budur ancak bu kurumları sadece ekonominin bütününe yönelik düzenleyici ve denetleyici kurumlar olarak görmek yanlıştır.

Sektörel düzenleyici kurumlar vardır. Örneğin, Türkiye uygulamasında, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu veya Alkollü İçkiler ve Tütün Piyasası Kurumu gibi. Öte yandan SPK gibi, Rekabet Kurumu gibi ekonominin bütününe yönelik kararları alan ve bu kararları denetleyen kurumlar da mevcuttur. Ekonomi dışındaki alanlarda da -temel hak ve özgürlükler alanında- bu kurumların dünya uygulamasını ve Türkiye uygulamasını görüyoruz. Örneğin, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bunlardan en önemlisidir, daha doğrusu Türkiye'deki tek örnektir, temel hak ve özgürlükler alanındaki düzenleyici ve denetleyici kurumdur.

Bu kurumların iki ana özelliği olmak zorundadır: Birincisi, Hükûmetin etkilerinden uzak çalışacaktır, ikincisi de ilgili olduğu, denetlediği sektörün etkilerinden uzak olacaktır. Yani bu kurumlar sadece hükûmetten uzak, hükûmetin kontrolünden, etkisinden uzak olmayacaktır, sadece bunu sağlamak yeterli değildir, aynı zamanda denetlediği sektörün etkisinden de uzak olacaktır. Yani, örnek olarak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunu esas alırsak, sadece hükûmetten değil banka sektörünün etkisinden de uzak kalmak zorundadır. Bu uzaklık sağlanırsa bu kurumlar gerçekten etkin görev yapabilirler.

Şimdi çokça tartışıldı. Bu kurum mensupları, BDDK, TMSF mensupları görevlerinden ayrıldığı takdirde, görevleri sona erdiği takdirde, bunların mevcut yasaya göre bir yıllık ücretleri, maaşları devlet tarafından ödeniyor. Bu, doğru bir uygulamadır. Yani kişiye çalışma yasağı getiriyor iseniz -ki getirmenin bir mantığı vardır- sektörün etkisinden uzak olacaktır. "Yarın ben buradan ayrılırsam hangi işi yaparım, hangi bankada görev alırım?" şeklinde bir düşünceye girmeyecektir bu kurumların yöneticileri. Dolayısıyla, bir çalışma yasağıyla beraber kendisine bir ücreti ödemek şarttır. Şimdi teklif bunu iki yıla çıkarıyor. İki yıla çıkarılabilir ve iki yıla çıkarıp bu insanların, bu kamu görevlilerinin özel sektörde çalışmasını yasaklıyorsanız, doğal olarak kendilerine bir ödeme de yapılmak zorundadır. Bu ödemenin miktarı bence, yani mevcut yapılan ödemelere göre çok önemli değil. Şimdi "15 bin lira" deniyor. Bu kurumların mensupları bu yasak olmasa bankacılık sektöründe çok daha yüksek ücretlerle iş bulabilirler. Dolayısıyla, ben rakam yönünden bir olumsuz değerlendirmeyi şahsen doğru bulmuyorum.

Şunu eleştirmek lazım burada: Bu kurumların yöneticilerine Hükûmet, çıkardığı bir kanun hükmünde kararnameyle, eşit işe eşit ücret kararnamesiyle daha az ücret ödenmesini kararlaştırmıştır. 5 bin lira seviyesine düşürmüştür bu kurumların yöneticilerinin ücretlerini. Yani BDDK'ya atanacak olan bir başkan veya TMSF'ye atanacak olan bir başkan 5 bin lira, 6 bin lira civarında bir ücret alacaktır. Bu, yanlış değerli arkadaşlar, bunu derhâl değiştirmek gerekir. Eşit işe eşit ücret kadar, yani bu uygulamada sırıtan bir başka örnek yoktur. Koskoca bankacılık sektörünü bir kuruma emanet ediyorsunuz, başındaki kişiye de üyelere de 6 bin lirayı geçmeyecek şekilde bir ücret veriyorsunuz. Bu, haksızlıktır, adaletsizliktir. Asıl tartışılması gereken budur burada. Hükûmeti, Sayın Bakanı burada ben göreve davet ediyorum. Bu kararnameyi lütfen düzeltin, bu kurumları mali haklar yönünden hak ettiği yerlere taşıyın.

Bu kurumlara son derece nitelikli arkadaşlar geliyor. Bakın, bizim komisyon raporuna ekli karşı oy yazımızda da var. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu tasarıya, teklife karşı çıktığımız, öneri getirdiğimiz bazı konular var. Bu kurumların yöneticileri için şu cümlelerimiz var "Alanlarında yetkin olan bu kişiler" diyoruz. Yine bir başka cümlemiz "Son derece kalifiye ve deneyimli olan bu kişiler" Bu kurumların yöneticileri özel sektörden gelebilir, geçmişte çok örnekleri vardır, başarılı olmuş arkadaşlarımız vardır, kamudan gelmiş arkadaşlarımız vardır, bankalar yeminli murakıplığından gelmiş arkadaşlarımız vardır, Hazine mensubu arkadaşlarımız vardır, Devlet Planlama Teşkilatı mensubu arkadaşlarımız vardır, Maliye Bakanlığından gelen arkadaşlarımız vardır, maliye müfettişi olan arkadaşlarımız vardır. Yani bir maliye müfettişi buralara gayet rahat gelebilir, buraları yönetebilir, birikimi buna müsaittir. Bir bankalar yeminli murakıbı gelebilir, bir Devlet Planlama Teşkilatı mensubu bir uzman arkadaşımız gelebilir, Hazine uzmanı gelebilir. Hazine Müsteşarlığı yapmış arkadaşlarımız vardır, bu kurumların başında olup da Maliye Teftiş Kurulundan gelip müsteşarlık yapmış arkadaşlarımız vardır, ekonominin çok temel kurumlarını yönetmiş arkadaşlarımız vardır. Bu kadar nitelikli arkadaşların olduğu bir yerde böyle 5 bin lira, 6 bin lira gibi bir ücret hesabıyla, koskoca sektörleri bu arkadaşlara emanet etmeyi yani bu ücret anlayışını bu arkadaşlara layık görmeyi daha doğrusu doğru bulmuyorum.

Bu kurumlar devlet tüzel kişiliği dışında, merkezî idarenin hiyerarşik yapısı dışında ayrı tüzel kişilikler olarak kurulurlar ve bunlar bağımsız olarak görev yapmak üzere tasarlanmışlardır ve bu nedenle de merkezî idarenin vesayet denetimine tabi değildir, daha doğrusu değildiler. Hükûmetin kasım ayında çıkarmış olduğu kanun hükmünde kararnamelerden biriyle bu kurumlar ilgili bakanlıkların, ilgili bakanların denetimine tabi kılınmak suretiyle merkezî idarenin vesayet denetimi altına alınarak özerklikleri yok edilmiştir. Her şey yanlış, bakın, yaptığınız her şey yanlış. Bu yanlışlık içinde birkaç adım atmaya çalışıyorsunuz, bu adımlar da tam yerli yerine oturmuyor tabii ki.

Ben bu vesileyle bunları ifade etme ihtiyacı duydum. Sözlerimi burada bitiriyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.