Konu:AK PARTİ GRUBU ÖNERİSİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:58
Tarih:31/01/2012


AK PARTİ GRUBU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) -  Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önceki konuşmamda kısmen konuya değindim. Şimdi, daha ayrıntılı bir şekilde, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekillerinin önermiş olduğu İç Tüzük değişiklik teklifinin gündeme alınmasına ilişkin AKP'nin grup önerisi nedeniyle İç Tüzük değişikliği teklifine ilişkin görüşlerimizi ifade etmek istiyorum.

Demokrasimizin en temel kurumu Türkiye Büyük Millet Meclisidir. "Getirilen İç Tüzük değişikliği teklifini bir iki cümleyle nasıl özetleriz?" diye bir soru sorarsak bunun cevabı şudur: Getirilen İç Tüzük değişiklik teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisinde muhalefetin söz hakkını kısmaya yöneliktir, özeti budur. Bu eleştirilerimize karşı iktidar partisi belki çıkıp cevap verecektir, açıklama yapacaktır; hayır öyle değil, niyetimiz daha hızlı yasama, daha iyi yasama, daha kaliteli yasama gibi birtakım cümleler söyleyecektir, kulağa hoş gelen söylemlerde bulunacaktır ancak bunların hiçbirisinin gerçekle ilgisi yoktur. Ana hareket noktası iktidar partisinin çoğunluk gücüne dayanarak Parlamentoda muhalefetin söz hakkını kısıtlamasıdır, amaç budur.

İç Tüzük değişiklik teklifi usul olarak İç Tüzük'ümüzün 181'inci maddesine aykırıdır. İç Tüzük'ümüz der ki: İç Tüzük değişiklik teklifleri milletvekilleri tarafından yapılır. Yani siyasi parti gruplarına İç Tüzük konusunda bir değişiklik teklif etme yetkisi verilmemiştir. Neden verilmemiştir? Çünkü İç Tüzük birçok maddesinde siyasi parti gruplarından söz eder, örneğin siyasi parti gruplarının normal bir yasama sürecinde kanun tasarı ve teklifleri görüşülürken önerge verme hakları vardır ama İç Tüzük'e ilişkin değişiklik teklifinde siyasi parti gruplarının herhangi bir yetkisi yoktur. Amaç, İç Tüzük gibi Meclisin çalışmalarını düzenleyen çok temel bir hukuk normunun olabildiğince uzlaşmayla hazırlanmasını sağlamaktır ama AKP'nin İç Tüzük değişiklik teklifine baktığımızda, milletvekillerinin değil, 5 grup başkan vekilinin grup başkan vekili sıfatıyla imzasını taşıdığını görüyoruz. Bir kere, hareket noktası, başlangıç noktası İç Tüzük'e aykırı yani demokratik değil.

Demokrasiyi, Adalet ve Kalkınma Partisi, çoğunluk yönetimi olarak algılıyor. Demokrasi, bu kadar basite indirgenecek bir kavram değildir. Demokrasi, sivil toplumla birlikte düşünülmesi gereken bir kavramdır. Sivil toplum, devletin dışındaki alanı düzenleyen ve çağdaş demokrasilerde, gelişmiş, köklü demokrasilerde kamuya ilişkin kararların, yönetime ilişkin kararların, yasamaya ilişkin kararların tartışıldığı alandır ve uzlaşmanın arandığı alandır. Sivil toplum, iknaya dayanır, uzlaşmaya dayanır.

"Neden demokrasi Batı toplumlarında gelişmiştir?" diye  bir soru sorarsak bunun cevabı "Batı toplumlarında sivil toplumun tarihi eskidir." olarak ortaya çıkar. Sivil toplum hangi ülkelerde, hangi toplumlarda çok daha köklü ise, çok daha eski bir geleneğe, geçmişe sahipse o toplumlarda demokrasinin bugün çok daha güçlü olduğunu görüyoruz. O nedenle, demokrasi, başlangıçta Batı medeniyetinin bir ürünü olarak ortaya çıkmış, daha sonra Doğu toplumları, diğer toplumlar da bu güzel aracı, bu güzel yönetim şeklini kendilerine almışlardır.

Demokrasinin sivil topluma dayanması, güçlü bir sivil topluma dayanması, devlete dayanmaması, demokrasinin güçlü olmasının en büyük nedenidir. Demokrasinin güçlü olmadığı ülkelerde devlet güçlüdür, sivil toplum değil,  devlet her şeyi belirler. Türkiye, sivil topluma geçmek isteyen, sivil toplumu daha güçlü kılmak isteyen bir demokrasi tecrübesi, bir demokrasi süreci yaşarken Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarlarıyla birlikte maalesef bu süreç kesintiye uğramıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi demokrasiyi münhasıran çoğunluk yönetimi olarak algılayan bir anlayışa sahiptir, bu İç Tüzük değişiklik teklifi bunu getirmektedir.

Bugün medeni ülkelerdeki, daha doğrusu gelişmiş demokrasilerdeki demokrasinin kökenine baktığımızda liberal, demokratik kavramlardan, değerlerden güç aldığını görürüz. Özgürlük, eşitlik bunun en temel kavramıdır. Şimdi bugün AKP böyle bir demokrasiyi savunduğunu belki söylüyor, söyleyecektir ancak gerçeklerle hiçbir şekilde bunun bir ilgisi yoktur. Liberalizm yasaların ne olması gerektiğine karar veren doktrinin adıdır. Demokrasi yasaların ne olması gerektiğine nasıl karar verileceğinin öğretisidir. Şimdi, bu anlayışı, yani liberal demokrasinin demokrasilere temel olmuş bu anlayışını AKP bir kenara atmaktadır. Sosyal demokrasi buna bir boyut daha getirir.

Evet, yasaların ne olması gerektiğine nasıl karar verileceğinin sağlanabilmesi için o toplumlarda "özgürlük", "eşitlik" gibi iki temel kavramın olması gerekir. Eşitlik sadece siyasal eşitlik değildir aynı zamanda bireylerin, insanların ekonomik eşitsizliklerinin de giderilmesi gerekir ki toplumda gerçek anlamıyla bir siyasal eşitliği sağlayabilelim. Şimdi, siyasal eşitlik bu anlamda sadece bireylere, insanlara tanınan hak ve özgürlükler veya yasalar önünde herkesin eşit olması demek değildir. Siyasal eşitlik aynı zamanda insanların, bireylerin, yurttaşların karar alma sürecine katılması demektir. Çoğunluk yönetimi bu nedenle bugünün demokrasileri için, gelişmiş demokrasiler için tek hareket noktası, tek referans noktası olamaz. Meşruiyet, bir hukuk düzeninin, bir hükûmetin, bir siyasal sistemin meşruiyeti aynı zamanda o sistemin, o hukuk kurallarının temelinde sadece halkın yer alması değil yani sadece halkın bu kurallara tabi olması değil, aynı zamanda bu kuralların konulmasında da halkın söz sahibi olması demektir, bu sürece herkesin katılması demektir. Şimdi, İç Tüzük Değişiklik Teklifi muhalefete "Sus." diyor, "Konuşmayacaksın." diyor. Yani burada biz Danışma Kurulu önerileri getiriyoruz. Topluma, siyasi partilere, iktidar partisine bir mesaj veriyoruz; faili meçhuller komisyonunu kuralım, Türkiye'nin diğer sorunlarına ilişkin çeşitli araştırma komisyonları kuralım, bazı yasa tasarılarına veya tekliflerine öncelik verelim. Bunları muhalefetin bu kürsüden ifade etmesinde ne gibi bir sakınca vardır ki iktidar partisi muhalefetin söz hakkını kısıtlamak istiyor? Böyle bir demokrasi anlayışı olabilir mi? Yani sadece parmaklara dayanarak, parmakların çoğunluğuna dayanarak bu demokrasiyi Türkiye Büyük Millet Meclisinde sağlamaya çalışmak çoğunluğun tahakkümü demektir. Eskiden kral veya diktatör ilahî iradenin temsilcisi olarak bir güç kullanırdı ve meşruiyetini böyle ortaya koyardı. Şimdi, kral veya diktatör yerine çoğunluğu koyarsanız, "Çoğunluğun her dediği meşrudur." derseniz ve çoğunluk, çoğunluğuna güvenerek sınırsız ve mutlak bir iktidarı kullanırsa kral veya diktatörden hiçbir farkı olmaz, hatta daha tehlikelidir. Kral veya diktatörün kendi öz gücü dışında halktan gelen bir desteği yoktu. Çoğunluk, muhalefeti susturmak için arkasındaki halk desteğini de bir gerekçe olarak kullanacaktır. Demokrasiyi derinleştiren, demokrasiyi demokratikleştiren hiçbir demokraside çoğunluk bu şekilde kullanılmaz, çoğunluk bu şekilde anlaşılmaz.

"Değerli arkadaşlar, bu İç Tüzük, bundan böyle, Parlamentoyu, tamamen bir oy makinesi ve imalathane haline getirecek bir İç Tüzüktür. Bu İç Tüzük'ün arkasındaki akıl, sosyal, demokratik ve siyasal akıl değildir; süreçlerin erdemine inanmayan bir akıldır, süreçlerin yaratıcılığına, üretkenliğine inanmayan bir akıldır. Bu İç Tüzük değişiklik teklifi parmaklara güvenmektedir ancak parmakların aklı yoktur." Bu cümleler, son cümlelerim, 26 Ocak 2001 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanağından aldığım cümlelerdir, sizin bir arkadaşınız tarafından söylenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Bunları Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna ithaf ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.